One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

Hem Özgürlük Hem Gül

By Baraka Kültür Merkezi

8Mart

8Mart8 Mart 1857'de kız kardeşlerimiz daha iyi iş koşulları olması ve eşit işe eşit ücret talepleriyle grev yaparken canlarından oldu. Bu günü kadınlara sadece gül vererek ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü pembe bir kadınlar günü olarak bize sunmaya ve bu günün önemini unutturmaya çalışanlar hala aynı. Kapitalizm 8 Mart'ı tekeline almış, bu mücadele gününü kampanyalar, 'kadınlara özel' hediye çekilişleri gibi ucuz numaralarla çirkinleştiriyor. Ayrıca yapılan reklam filmleri ya kadınların ev işleriyle uğraşması gerektiğini söyleyen, onlara ev içi hizmetle ilgili hediyeler almanız gerektiğini telkin eden reklamlar ya da kadınların her zaman diğer hemcinsleriyle yarış içinde olması, hep bakımlı, güzel, zayıf bir vücuda sahip olması gerektiğini söylüyor. Ya çalışan ve her zaman başarınızla bir yerlere gelmeye çalışan ama iş yerinde rekabet, mobing, taciz, hamile kalıp işten atılma korkusu ile mücadele eden ama aynı zamanda da tüm bu karmaşanın içinde her zaman bakımlı güzel ve güler yüzlü olmak zorunda olan bir kadınsınız ya da ev içinde tüm emekleri, hem ev halkı hem toplum hem de devlet tarafından görmezden gelinen bir kadınsınız. Hangi reklam filmi size uygunsa onu sizler için sunuyoruz diyor kapitalizm. Sizce kadınlar hala zor koşullarda mücadeleler vermiyor mu? Bu mücadeleler uğrunda öldürülmüyorlar mı? Kadınlar öldürülüyor, her gün 'sevdikleri', 'sevildikleri' insanlar tarafından aşk, kıskançlık gibi bahanelerle öldürülüyor, ya da hiç tanımadıkları insanlar tarafından öldürülüyor. Peki ya ölümden kurtulup kaçabilen kadınlara noluyor? Devletin görevi olan, onların sığınabileceği bir sığınma evi var mı? Tecavüze uğruyorlar ve bunu kanıtlamak için en az tecavüz kadar travmatik kontrollerden geçmek zorunda kalıyorlar sonra yine sığınabilecekleri bir yer bulamıyorlar. Kadınların muhafazakarlaştırma politikalarıyla eve ve kendi içlerine kapatılması, ev yüküyle ezilirken ataerki eş ve krizle mücadele etmeye çalışmaları ne kadar kolay olabilir? Kadınların özel sektörde az maaşa ve güvencesiz çalıştırılması ama aynı zamanda ev işleri ve çocuklarla ilgilenmek zorunda olması adaletli mi? Devletin ücretsiz kreşleri neden yok? Seks köleliğinin var olması neden hükümetleri rahatsız etmiyor? Kadınları yalnızlaştırarak, baskılayarak, susturarak, metalaştırarak, değersizleştirerek ne yapmaya çalışıyorlar? Soruların cevaplarını biliyoruz ne yapmamız gerektiğini de biliyoruz, susmayacağız! Sesimizi birlikte yükseltmek için, kadının ve tüm toplumun özgürleşmesi için, muhafazakar baskılara dur demek için, erkek şiddetine karşı sesimizi yükseltmek için, krizin yüküne isyan etmek için, eşitliğin, özgürlüğün, birliğin olduğu bir dünya için 8 Mart Cuma günü 17.30'da Citroen ışıklarında buluşalım.

Baraka Kültür Merkezi’nden 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü Bildirisi

By Nazen Şansal

126428426_708205079821719_8849085543224914103_n

126428426_708205079821719_8849085543224914103_n

 Bundan 60 yıl önce dünyanın uzak bir ülkesinde bir ailenin üç kızı birden faşistlerce acımasızca tecavüz edilip, katledildi… Bu cümle sanki çok uzun yıllar önce yaşanmış ve tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir hikâye gibi duyulsa da aslında kadınların yaşıyor olduğu şiddet yüz yıllar önce başlamış ve ne yazık ki bugün de hâlâ devam etmekte. Şiddeti uygulayanlar aynı insanlar olmasa da şiddeti meşru gören zihniyet aynı. Kadına yönelik şiddet, kontrol edilemeyen öfke sonucu ortaya çıkan bir şiddet türü olmadığı gibi kişisel bir mesele olmanın da çok ötesindedir. Temelinde güç ve çıkar ilişkilerinin yattığı cinsiyet eşitsizliğinin yol açtığı, erkek egemen zihniyetten doğan toplumsal bir sorundur. Bugün ülkemizde de olduğu gibi bu durum sadece aile içindeki şiddetle sınırlı değil kamusal alanda da söz konusudur. Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel değil aynı zamanda cinsel, psikolojik ve ekonomik şekillere bürünüp hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Günümüzde şiddet kapitalist sömürü, sosyal adaletsizlik, milliyetçilik, ırkçılık, homofobi, militarizm, yoksullaşma ve gericilikten beslenmekte. Dolayısıyla bizler bu geniş cepheden gelen saldırılara hep birlikte her alanda örgütlü bir şekilde karşı durarak mücadele etmeliyiz. Tabii ki tüm sorunlarımız, yılda bir kez 25 Kasım’da sokakta yürümekle çözülmeyecek ama şunu iyi biliyoruz ki; kararlılığımızı ve örgütlülüğümüzü pekiştirmek, şiddet görüp sindirilmiş tüm kız kardeşlerimize ilham olabilmek, bizi yok sayan, itaat ve biat etmeye zorlayan herkese dayanışmamızı ve gücümüzü göstermek adına 25 Kasım Çarşamba günü saat 18:00’da Kumsal Park’ta buluşacağız. 25 Kasım Organizasyon Komitesi’nin düzenlediği yürüyüş ile Meclis’e yürüyecek ve taleplerimizi bir kez daha haykıracağız. Sen de bize katıl! Her alanda bu mücadeleyi sürdürebilmek için sana ihtiyacımız var!  

“Ataerkil Kapitalizmin Maskesini Düşürüyoruz, Mesafe Koyuyoruz, Bu Sömürü Düzenini Yıkıyoruz!”

By Zekiye Şentürkler

resim

Yıllardır başımıza bela olan ataerkil kapitalizm, pandemi döneminde biz kadınların yaşamını daha da güçleştirdi. Kimimiz şiddet gördüğümüz eve kısıldık, kimimiz işsiz kaldık, kimimiz tüm ailenin hizmetçiliğini 7/24 üstlenmek durumunda bırakıldık, kimimiz patronun katmerlenen sömürüsüne mecburen boyun eğdik. Koronanın yükü bizim omuzumuzda ama mutfaktaki tencere ne hükümetin ne de patronların umurunda! Hayat gittikçe pahalılaşırken asgari ücret yerinde sayıyor. Hasta veya karantinada olup işe gidemeyenler, iş güvenceli olan şanslı bir kesimden değilse maaşını alamıyor, yoksulluğa mahkum ediliyor. Sağlık çalışanı kız kardeşlerimiz, "beyaz melekler" bir yandan hükümetin basiretsizliği bir yandan da hastanelerimizdeki imkansızlıklar içinde sürdürüyor kutsal görevini. Gece kulüpleri, hükümetin ve pezevenklerin, kadınların insan haklarını ihlal etmeleri yetmezmiş gibi, seks işçilerinin/kölelerinin sağlığını da tehlikeye atarak, bu dönemde dahi en son kapanan, ilk açılan ve hiç denetlenmeyen yerlerden biri oluyor. Bir yandan muhafazakarlaşma dayatılıp lüzumlu-lüzumsuz camiler yapılırken, artan şiddet vakalarına rağmen sosyal hizmetlere ve sığınma evine bütçe ayrılmıyor. İzolasyon ve yalnızlık yavaş yavaş tüm toplumu sarıp sarmalıyor ve bu da kolektivitenin ve dayanışmanın gücünden korkan sistemin işine geliyor. Kısacası maske-mesafe-hijyen diye bas bas bağıran pandemi dönemi aslında patriyarkal kapitalizmin maskesini düşürüyor. Kadınların, kendilerini iki kez ezen bu sisteme, daha bir mesafelenmesini sağlıyor. Ve eşitsiz cinsiyet rollerinin hijyen sağlama görevini verdiği biz kadınlar, maskesini düşürüp mesafe koyduğumuz ataerkil kapitalizmi yıkıyoruz! 8 Mart'ta sokağa çıkıyoruz! 17.30'da Pronto çemberinde buluşup "artık yeter!" diye haykırıyoruz. Çünkü koronanın aşısı var ama ataerkinin ve emek sömürüsünün mücadele dışında bir ilacı yok! Baraka Kültür Merkezi

8 Mart’ta Kadınlar Sokaklarda Haykırdı: “Saray Değil Sığınmaevi”

By Zekiye Şentürkler
8 Mart Organizasyon Komitesinin (Kadın Eğitimi Kolektifi, Bağımsızlık Yolu, Baraka Kültür Merkezi, GÜÇ-SEN, HAK-SEN, KTOEÖS, TDP, TDP TOCEK, TDP GENÇLİK), pandemi koşullarına uygun bir şekilde düzenlediği 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü yürüyüşü, Lefkoşa’da maskeli ve mesafeli bir şekilde gerçekleştirildi. Pronto çemberinden başlayıp Meclis önünde biten yürüyüşün başında Ekmek ve Güller adlı şiir okunarak kadın […]
❌