One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Yesterday — August 24th 2019Your RSS feeds

İzcan: Türkiye’deki AKP MHP iktidarının baskı ve şiddet politikalarını kınar, demokrasi kavgası veren Türkiye haklarına en geniş dayanışmamızı vurgularız.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Türkiye’deki AKP- MHP iktidarının Diyarbakır, Mardin ve Van Belediyelerine kayyum atanmasını ve ardından direniş gösteren sivil halka uygulanan polis şiddeti ve zulmünü kınadıklarını ve demokrasi mücadelesi veren Türkiye halkları ile en dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak, “ Türkiye’de MHP destekli AKP iktidarı kendi halkına zulüm eden faşist bir diktatörlüğe dönüşmüştür” dedi.

“ Kendi halkının iradesine saygı duymayan AKP iktidarı baskı ve zulüm uygulayarak halk iradesini hiçe saymaktadır” diyen İzcan, Halkların Demokratik Partisi ve diğer demokrasi güçlerinin verdiği demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesine destek verdiklerini ve Türkiye halklarıyla dayanışma içerisinde olduklarını ifade etti.

“ AKP iktidarı uyguladığı baskıcı yöntemlerle Türkiye’yi iç savaşın eşiğine getirmiş, Sünni İslam yayılmacı terör örgütlerine verdiği destekle de dış politikada saygınlığını yitirmiş bir iktidar haline gelmiştir” diyen İzcan, “ Kıbrıs’ın Kuzeyinde hükümet edenler ve parlamentoda bulunan partiler Ankara’ya biat etme yarışına girerek ne umut etmektedirler. Kendi halkına böyle bir zulmü uygulayan bir iktidarın sizin halkınıza merhamet edeceğini mi düşünüyorsunuz ” diye sordu.

Barış, demokrasi yanlısı olduğunu iddia eden bazı parti ve sivil toplum örgütlerinin sessiz kalarak Türkiye’de yaşanan zulüm ve baskıya ortak olduklarını ifade eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Kıbrıs’ın Kuzeyindeki demokrasi güçleri, sivil toplum örgütleri ve sendikalara çağrımız kendi partisel, zümresel ve kişisel çıkarlarını korumak adına büründükleri sessizlikten bir an önce uyanmaları ve üzerlerindeki ölü toprağını atarak Türkiye halkları ile dayanışma içerisinde demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmeleridir. Türkiye demokratikleşmeden, özgürleşmeden Kıbrıs’ın kuzeyinin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi mümkün değildir” dedi.

 

Baraka Kültür Merkezi’nden Özerk Tiyatro Talebi ve Yaşar Ersoy’a Destek

By Nazen Şansal

2

2

Baraka Tiyatro Ekibi, Devlet Tiyatroları önünde sokakladığı bir oyun ile özerk ve özgür tiyatro talebini dile getirdi. Sol Anahtarı elemanlarının da yer aldığı müzikli oyunda, özgürce şarkı söyleyen gençler, siyasi atama olan yasakçı bir müdürün sansürüne ve baskısına maruz kalarak sanatlarını diledikleri gibi yapamaz hale geldiler. Ardından, oyuncular Ataol Behramoğlu’nun “Bu Yangın Yerinde” isimli şiirini okudu. Tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a destek Oyun sonrası, Baraka aktivisti Nazen Şansal tarafından yapılan açıklamada, Devlet Tiyatroları’nın hükümetlerin değil halkın değerli bir kurumu olduğu vurgulanarak, siyasi atama ile yönetilmesine, yasakçı ve baskıcı zihniyetlere,  özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş-geçmiş hükümetlere ve tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a hadsizce dil uzatanlara “TEPKİ” gösterildi.

1

Basın açıklamasının tam metni şöyle: Burada bir yangın yerinin yanı başındayız şimdi… 20 yıl önce kül olan Devlet Tiyatrosu’nun yanındayız! 20 yıldır sahnesizliğe mahkum edilen, siyasi hesaplarla, kişisel çıkarlarla istisnasız her hükümet döneminde müdahale edilen, her şeye rağmen inatla üreten tiyatro sanatçılarının ve emekçilerinin yanındayız. Çünkü Devlet Tiyatrosu, kendi politik görüşüne göre müdür atayıp burayı yönetmeye soyunan, kendini “patron” ilan eden başbakanların, kültür bakanlarının değil, halkın bir kurumudur.  Nereli olduğu veya nereden geldiği fark etmeksizin, halkların kardeşliğine kucak açmalı ve hizmet etmelidir. Biz tiyatro severler olarak tiyatromuzun, küllerinden yeniden doğmasını arzuluyoruz. Ama nasıl? Özerk olarak, özgür olarak… Atanmış siyasilerin değil, sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin kolektif kararlarıyla yönetilmesini istiyoruz. Tüm sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin geleceği garanti altında, güvenceli çalışabilmesini ve böylece kimsenin baskısına maruz kalmadan özgürce üretebilmesini istiyoruz. İşte bu nedenle; Yıllardır Özerk Tiyatro Yasası yapmayan tüm hükümetlere tepkimizi gösteriyoruz! Halkın yanında görünüp, sanatın özgürlüğünden bahsedip Devlet Tiyatrolarını aynı yapısal sorunlarla baş başa bırakan CTP-TDP-HP-DP dörtlüsüne tepkimizi gösteriyoruz! Evrensel olan ve ifade özgürlüğünü de içeren sanatı sadece kendi dar çerçevesinden gören milliyetçi, gerici, baskıcı, yasakçı, sansürcü Ulusal Birlik Partisi’ne ve ırkçı, bölücü Yeniden Doğuş Partisi’ne tepkimizi gösteriyoruz! Sanatın özgürlüğüne, yani özüne, varlık sebebine el uzatanlara; bu halkın yetiştirdiği en değerli sanatçılarımızdan Yaşar Ersoy ustaya hadsizce dil uzatanlara tepkimizi gösteriyoruz! 3 4 5 6  

Eski Sokak Eski Çocukluk- Sezgin Keser

By Şifa Alçıcıoğlu

yakantop

Argasdi'nin 55. sayısıyla çocukluğunuza uzanmaya ne dersiniz? Syakantopezgin Keser'in kaleminden "Eski Sokak Eski Çocukluk"... Hayat her canlının yaşadığı bir süreçtir. Başlar, ilerler ve biter. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde, iyi ya da kötü koşullarda, bazılarımızın sadece kendi için, bazılarımızınsa kendinden çok başkaları için yaşadığı, durmayan ve değişen bir süreçtir. Yedisinde neysek yetmişinde o olmayız. Çünkü yedisinde içinde bulunduğumuz koşullarla yetmişinde içinde bulunduğumuz koşullar bir değildir. Yedisinde neoliberal politikaların kıskacında varlığını sürdürmeye çalışan bir ada ülkesindeyken yetmişinde sosyalizmin yaşandığı bir ada ülkesinde olabiliriz. Bugün toplu ulaşımın sağlanması kavgasını verirken, elli yıl sonra uzay ve zaman yolculuklarına tanık olabiliriz. Değişim kaçınılmazdır. Nerede o eski bayramlar, bizim zamanımızda çocuk olmak başkaydı gibi hasret ve sitem içeren sözlerimiz, bir yandan değişimin kaçınılmazlığını bir yandan da geçmiş ve bugünün karşılaştırmasını yaptığımızı gösterir. Geçmişle bugün arasında yaptığımız karşılaştırmada, belki eskiden sahip olduklarımıza, yaşadıklarımıza duyduğumuz özlemden, belki de bugünkü değişime ayak uyduramayışımızdan geçmişin daha iyi olduğunu düşünürüz. Mesela eskiden çocuk olmakla bugün çocuk olmayı ele alabiliriz. Özellikle 90’lar çocukluğunun ardından 2000’li yıllarla çocukların yaşantısında büyük farklılıklar olmuştur. Son 20 yıl içinde artan dijitalleşme ve sanal yaşam çocukların bilgisayar, telefon, tablet gibi araçlarla sayısız sanal oyunlara ve sınırsız bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Evinde otururken istemediği kadar oyuna sanal ortamdan ulaşan bir çocuk için sokakta oyun oynamak uzak bir seçenek haline geldi. 80’li, 90’lı yıllarda okul sonrasında sokağa çıkılır ve akşam hava kararana kadar saklambaç, seksek, körebe, yakar top gibi oyunlar oynanırdı. Günümüz çocuklarının sahip olduğu sanal oyun araçlarının yerine bilye, yo-yo, topaç, sevdiğimiz çizgi karakterlerin figürlerinin üzerinde olduğu taso gibi eşyalar eski yılların oyun araçlarındandı. Sokak sadece çocukların yaşamında değil yetişkinlerin yaşamlarında da büyük etkiye sahiptir. Yaşadığımız mahallede sokaktaki yaşamı ne kadar canlı tutarsak o mahallede birlikte yaşadığımız insanlarla komşuluk ilişkilerimiz o kadar gelişir, dayanışma ruhumuz güçlenir ve kolektif olarak bir şeyler yaratmanın keyfini yaşarız. Sokakta oynayan çocukların varlığı sadece o çocukları yalnızlaşmaktan kurtarıp arkadaş edinmelerini sağlamaz, o mahalle sakinleri için de samimi bir yaşam ortamı yaratır. Dolayısıyla eski çocuklukları bugünün çocukluğundan daha çok sevmemiz 90’ların sonuyla sokaktaki hayatın azalıp, evlerde ve kapalı mekanlarda kendimize dönük bir yaşam şeklinin etkin olmaya başlamasındandır. Çalışma saatlerinin uzadıkça uzadığı, evlerimizi sadece geceleri yatmak ve dinlenmek için kullandığımız bir dönemdeyiz. Küçük yaştan çocukları akademik kariyere hazırladığımız, sadece anne babaların değil çocukların da günlük sekiz saat mesai yaptığı bir düzen içerisinde kendine dönük bir yaşama yöneldiğimiz koşullarda, çocukların sokaklarda edinilen arkadaşlık, kardeşlik bağlarının oluştuğu, düşe kalka yaralar bereler içinde öğrendiği ve eğlendiği günlerin bizler için nostalji olarak hatırlarımızda kalması kaçınılmazdır. Çocukların sokaktan uzaklaşmalarındaki tek etken teknolojik gelişmeler değildir, mahallelerde oyun alanlarının kalmaması da bir etkendir. Eskiden top oynadığımız boş arsalar artık sermayenin kar hırsının kurbanı durumunda. Her yer asfalt yollar, evler, apartmanlarla doldurulmuşken, yeşil alanlar yaratılmazken çocukların güvenli bir şekilde oynayabilecekleri parklar yok derecede azdır. Hatta insanların bir araya gelebileceği, çocukların birlikte eğlenebileceği parklar bile bütün günün koşuşturmasının yarattığı bıkkınlığı yaşayan yetişkinler tarafından mahallelerde istenmez olmuştur. Hal böyleyken, sabahtan akşama çalışan bireylerin, çocuklarını, güvende hissetmedikleri sokaklara bırakmamaları, aile büyüklerine emanet etmeleri, özel kreşlere göndermeleri daha akılcı görünebilir. Teknolojik gelişmeler, çocukların sokaktan uzaklaşmasının, bireyselleşmesinin, yalnızlaşmasının sebeplerinden biriyken bir yandan da bu gelişmelerin doğru oranda ve şekilde kullanıldığında çocukların gelişimine büyük faydalar sağlayabileceğini de gözden kaçırmamak gerekir. Sanal ortamın yarattığı bilgiye kolay erişim, daha hızlı öğrenebilen çocukların yetişmesini sağlıyor. Tabletlerle, telefonlarla, bilgisayarlarla daha fazla uyaranla karşılaşan çocukların algısı daha açık oluyor ve birden fazla şeyle ilgilenen çocuğun zekası ve becerisi de artıyor. Çocukluğunu 2000’lerden önce yaşayanların her oyun için farklı materyalleri vardı; bugün ise çocukların sahip oldukları teknolojik cihazlarda becerilerini geliştirebilecekleri, yeteneklerini keşfedebilecekleri sayısız oyun ve program bulunmakta. Her dönemin koşullarının farklılığı dönemsel olarak çocuklukların da birbirlerinden farklı olmasına yol açmaktadır. Günümüzün 80’lere, 90’lara göre değişen ekonomik, politik ve kültürel koşulları eski zamanlardaki sokak hayatını yok etse de çocukların ileri teknolojinin esiri olmadığı, tam gün akademik eğitimle boğulmadıkları, sosyal varlıklar olan biz insanların ihtiyaç duyduğu başka insanlarla etkileşimini, dayanışmayı deneyimleyerek öğrenebilecekleri alanların oluşturulması günümüz çocukluğunu da keyifli, değerli ve hatırlanır kılacaktır.  
Before yesterdayYour RSS feeds

Baraka’dan Devlet Tiyatroları Önünde TEPKİ Oyunu

By Nazen Şansal

görsel

Baraka Kültür Merkezi olarak, Özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş geçmiş hükümetlere, sanata yasak koyan Devlet Tiyatroları müdürüne ve onu atayan baskıcı zihniyete TEPKİmizi gösteriyoruz! Bu amaçla 22 Ağustos Perşembe saat 18.00’de Devlet Tiyatroları önünde (Okullar Yolu) kısa bir oyun ve şiir sokaklayacağız. Tiyatroya gönül veren tüm sanatçılar, sanatın özgürlüğüne inanan tüm halkımız ve duyarlı örgütler davetlidir.

görsel

   

13. Baraka Yaz Kampı Gerçekleştirildi

By Kamil İpçiler

67840485_2711948248815534_482600632960679936_n

Baraka Kültür Merkezi tarafından bu yıl 13.sü düzenlenen yaz kampı Tatlısu’da (Akatu) gerçekleştirildi. 2-4 Ağustos tarihleri arasında, Tatlısu Belediyesi tarafından işletilen Zambak Tatil Köyü’nde Baraka aktivistlerine ve dostlarına açık olarak düzenlenen çadır kapmında, tüm yıl boyunca yaşanan yoğunluk ve yorgunlukların ardından katılımcılar bir yandan hep birlikte dinlenip eğlenirken diğer yandan da yeni bir üretim ve mücadele sürecine hazırlanmak için enerji depoladılar.
Baraka Tiyatro Ekibi tarafından yapılan tiyatro atölyesinden Sol Anahtarı Müzik grubunun konserine; satranç ve tavla turnuvalarından spor oyunlarına değin bir dizi etkinliğin yeraldığı 2 günlük çadır kampında ayrıca “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki” konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirildi. 67428810_2709048875772138_4744532771391668224_n 67523906_2709048785772147_2251227827120635904_n 67697339_2709048665772159_6512989210536837120_n 67840485_2711948248815534_482600632960679936_n 67931796_2709048605772165_935731987769982976_n

Baraka Tiyatro Ekibi: Baskılar Bizi Yıldıramaz!

By Şifa Alçıcıoğlu

_DSC0321

_DSC0321Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu’nun yeni sezonunda, yazar ve yönetmenliğini tiyatro sanatçısı Yaşar Ersoy tarafından yapılması planlanan “Yangın Yerinde Kabere” isimli oyunun, yeni atanan devlet tiyatrosu müdürü tarafından yasaklanması bizlere bir kez daha göstermiştir ki siyasi atamalarla yapılan bu görevlendirmeler olduğu sürece baskıcı ve sansürcü sorunlar yaşanmaya devam edecektir. Esas yapılması gereken, devletin tiyatrosunun özerk bir yapıya kavuşturulmasıdır.
Baraka Tiyatro ekibi olarak, ihtiyaç duyduğumuz her anda desteğini yanında hissettiğimiz, gerek atölye çalışmalarımızda gerekse oyun zamanlarında engin tecrübesini ve kıymetli zamanını bizlere ayıran usta oyuncu Yaşar Ersoy’un yanında olduğumuzu bir kez daha yinelemek isteriz. Ekibimizin kapıları sanata, sanatçıya ve Yaşar Ersoy gibi yıllarını bu mücadeleye ayırmış bir üstada her zaman açıktır.
Yıllardır yaşanan politikalar göstermiştir ki baskı ve sansür korkunun ürünüdür. Ülkemizde son yıllarda yaşanmaya başlanan kitap yasaklama, tiyatroya sansür gibi konular muhafazakar ve yasakçı zihniyetin şekil bulmuş halidir. Korkuyorlar, toplumsal olayları mizahi dille anlatan oyundan korkuyorlar, sanatın değiştirme gücünden korkuyorlar! Yaşar Hocamızın da dediği gibi “ sanatın evrensel gücü, onu sınırlamaya çalışan her türlü politikadan daha güçlüdür”
Devlet Tiyatrolarının özerk bir yapıya bürünmesi gerektiğinin, siyasi atamalar yerine sanatçılar tarafından yönetilmesi gerektiğinin altını bir kez daha çizerken, sanatın ve tiyatronun bir özgürleşme aracı olduğunu da hatırlatırız. Baskılar bizi yıldıramaz!
Baraka Tiyatro Ekibi (a)
Şifa Alçıcıoğlu

İzcan: Sanata zincir vurmak mümkün değildir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarında sanatçılardan oluşan “ Repertuar Kurulunu” lav etmesi, 15 Ağustos 2019 tarihinde provalarının başlayacağı “ Yangın Yerinde Kabare” oyununun sakıncalı bulunarak yasaklanmasının, yasakçı ve sansürcü zihniyetin göstergesi olduğunu vurgulayarak kabul edilmez olduğunu belirtti.

Sanat baskıcı rejimlerde sisteme karşı başkaldırıyı, özgürlüğü, demokrasiyi temsil eder.

“ Sanat baskıcı rejimlerde sisteme karşı başkaldırıyı, özgürlüğü, demokrasiyi temsil eder” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Suya sabuna dokunmayan ısmarlama oyunlar düzenleyerek sanat icra etmek mümkün değildir” dedi.

“Statükocu politikacıların sanata zincir vurma çabası aslında toplumu rehin tutma siyasetinin devamıdır” diyen İzcan, “ Yaşananlar ülkemizde demokrasinin olmadığının bir şamar gibi yüzümüze çarpmasıdır” dedi.

Aldığınız bu çağdışı kararı düzeltin.

UBP- HP hükümetine aldıkları bu çağ dışı kararı düzeltme çağrısında bulunan İzzet İzcan, “ Sanat ve düşünceye konan yasaklar karşısında toplumun tüm duyarlı kesimlerinin aktif biçimde tavır koyması kaçınılmazdır” dedi.

 

 

 

Çocuk Edebiyatı Üzerine Düşünceler ve Tavsiyeler- Nazen Şansal

By Şifa Alçıcıoğlu

dragon-kitap-kiz-cizim

Argasdi'nin 55. sayısından "Çocuk Edebiyatı Üzerine Düşünceler ve Tavsiyeler" isimli makaleyi Nazen Şansal'ın kaleminden sizlerle buluşturuyoruz. Yazı; çocukların tablet, kitap döngüsünde yaşadıklarını sorgularken, acaba ne okutsak ne okutmasak diyen ebeveynlere de güzel tavsiyelerde bulunuyor. Argasdi'ye Baraka Kültür Merkezi lokalinden, bölgenizdeki Khora Kitabevlerinden, gazete bayiilerinden ve argasdi2006@gmail.com adresinden de ulaşabilirsiniz. 14-Kedisine-kitap-okuyan-çocuk Çocukluk çağı, yaşam boyu sürecek olan pek çok alışkanlığın başladığı bir süreç... Bu dönemde her ebeveynin çocuğuna aşılamayı arzuladığı, bu amaçla çeşitli yöntemler denediği, kah başardığı kah başaramadığı bir alışkanlık var ki küçük yaşta edinilmesi insanı, yaygınlaşması ise toplumu değiştirebilir; kitap okumak...Bu satırların yazarının bir edebiyat sever olmakla birlikte, pedagog veya eğitimci olmadığını ancak çocuk yetiştirirken ona sunacağı neredeyse her şeyi -ateşi çıkınca içireceği Calpol'a kadar- önce kendi deneyimleyen bir kişi olarak, öznel değerlendirmesini okurla paylaştığını baştan belirtelim. Bırak o tableti de biraz kitap oku! İçinde yaşadığımız ileri teknoloji çağında, sadece çocukların ve gençlerin değil, her yaştan kişinin vaktinin önemli bir kısmını telefon, tablet, bilgisayar gibi araçlarla geçirdiği hepimizin malumu ve kanımca bu çağın gerekliliğidir. Çocukların, oyun ve iletişim amaçlı kullandıkları telefon ya da tabletleri ellerinden bırakıp kitap okumalarını söylemek ise biz yetişkinlerin acizliğidir. Zaten hiçbir sonuç vermediği de aşikardır. Homo ludens (*), gerçek veya sanal alemde oynayacaktır, oynamalıdır da... Unutmayalım ki bugün kitap dediğimiz, bilgi, anlatı ya da edebiyat aracı, bir zamanlar kil bir tabletten ibaretti. Bazılarımız hatırlayacak ki televizyon yaygınlaştığında radyonun ve kitabın biteceği sıklıkla yazılır, söylenirdi. Oysa öyle olmadı... Kitaplar, kendilerinden başka herhangi bir şeyle mukayese edilmeye ihtiyaç duymadan hala hayatımızdalar. Belki gelecekte şekil değiştirip yine bir tür tablete dönüşecekler ama ne iyi ki hayatımızdan kolay kolay çıkmayacaklar.Doğaları gereği merak ve keşif duygusuyla dolup taşan çocukların, nitelikli çocuk edebiyatı eserleriyle buluşmasının koşulları yaratıldığında ise tarihe karışan kitap değil, oyun tableti olacaktır. Calpol'un tadına bakmak Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmanın, örnek olmaktan, onu kitap edinebileceği kitabevlerine ve kütüphanelere götürmek veya kitaplar alıp evde görebileceği yerlere bırakmak gibi pek çok yolu vardır elbet. Her ebeveynin ve çocuğun yöntemleri, ilgi alanları, kitap beğenisi, dolayısıyla okuma serüveni birbirinden farklıdır. Bu serüvende en önemli noktalardan biri çocuğu iyi bir edebiyatla buluşturabilmektir. İyi bir çocuk edebiyatı, ona yaşam boyu sürecek derin bir dostluğun kapılarını aralarken, kötü kitaplar bu arkadaşlığı daha başlamadan hazin bir sonla bitirebilir. Yetişkinlere düşen çok önemli bir sorumluluk; çocuklarımızın yaşlarına, ilgi alanlarına, dil gelişimlerine, sosyal ve kültürel çevrelerine uygun kitapları seçmelerine yardımcı olmaktır. Bu sebeple bir nebze olsun çocuk edebiyatından anlamalı ve Calpol'u çocuğa içirmeden önce tadına bakmalıyız. Çocuk edebiyatından beklentimiz Çocuk edebiyatı; çocuğun gelişim özelliklerini dikkate alan, onların hayal dünyalarına hitap eden, anlama, kavrama ve yorumlama yeteneklerine katkıda bulunan, onları eğlendiren yazılı ve sözlü eserlerin bütünüdür. Kullanılacak edebi metinler çocuğu biçimlendiren, onu nesne olarak görmeyen, insan yerine koyan ve yaşadıklarını, kaygılarını anlatan, kendini anlatabilmesine köprü oluşturabilecek nitelikte olmalıdır. Çocuğa verilecek metinlerdeki dilin, ana dilin zenginliklerini, imkanlarını yansıtacak yeterlilikte olması gerekir. İyi bir çocuk edebiyatının yalnızca eğitici ve öğretici olması yeterli değildir; aynı zamanda onun edebi değer taşımasına, estetik zevk ve düşünce içerisinde kaleme alınmasına ihtiyaç vardır. (**)

dragon-kitap-kiz-cizim

Öğreten adam ve oğlu Leman dergisi okurlarının hatırlayacağı gibi Kaan Ertem'in "Öğreten adam ve oğlu" başlıklı bir köşesi vardı. Baba, oğluna "Bak evladım" diye başlayan çeşitli hayat dersleri verir, uzun uzun anlatır, oğlu ise sessizce dinler, bir şey diyemezdi. Ama kafasının üzerindeki baloncuktan anlardık ki, bundan çok sıkılıyor, babasını gerçekte dinlemiyor hatta dalga geçiyordu. Çocukların kendilerine doğrudan öğretilemeye çalışılan şeylere tepki gösterdiklerini herkes gözlemlemiştir. Bu sebeple çocuk kitaplarında eğitici ve öğretici olma kriterini aramamak hatta didaktik kitaplardan özellikle kaçınmak gerekir. Bir kitabın sayfalarının arasında kaybolmak, başka dünyalara yelken açmak inanılmaz bir özgürlüktür ve eğitim ya da öğüt verme kaygısı bu çocuksu özgürlüğün önüne geçmemelidir. Ne okutsak, ne okutmasak? Masalların genelde yetişkinlere hitap ettiği, kadın-erkek ilişkilerini ön plana aldığı ve şiddet içerdiği; kısaltılmış klasik romanların ise orijinalinin ana fikrini ve sanatsal derinliğini her zaman yansıtamadığı dikkate alınarak onlarca çocuk edebiyatı türü içinden seçimler yapılabilir. Son yıllarda sevilen fantastik veya bilim kurgu türleri, çocuğun gerçeklikten kopacağı gibi bir endişe duymadan tercih edilebilir. Çünkü çocuklar gerçekle oyunu kolayca ayırabildikleri gibi kitabın kurgu dünyasıyla kendi gerçekleri arasında çok hızlı bir geçiş yapabilme becerisine sahiptir. Çizgi romanlarda özellikle dikkat edilmesi gereken ise yaşa uygunluk ve şiddetin dozajıdır. Çocuğun kitabını sevdiği bir yazar, tarzını ya da çizimlerini beğendiği bir yayınevi varsa mutlaka takip edilmeli, diğer kitapları da edinilmelidir. Bütün bunlardan ayrı olarak bilhassa bazı çocuk kitaplarının çocuğu bir tüketim unsuru olarak kullandığı ve çocuklar üzerinden ticari kaygılar taşıdığı görülmektedir. Popüler filmlerin veya bilgisayar oyunlarının konu edildiği bu gibi kitaplar zaten çocuk edebiyatı anlamında bir nitelik de taşımamaktadır. Çocuğu eğlendiren, ona hayal kurabileceği alanlar yaratan, onu yaratıcı düşünmeye sevk eden amaçlar dışında, edebiyatla verilen ideolojik hedefler çocuğun özne olmasından ziyade onu nesneleştiren bir anlayıştır. Ülkemizde de Hala Sultan, Vakıflar gibi kurumlar aracılığıyla çocuk ve genç yaşta kişilerin, bilimsel olmayan hatta muhafazakarlığa yol açabilecek kitaplarla buluşturulduğu da görülmektedir.   Bu yazının sonuna kadar okuma sabrı gösteren çocuk edebiyatı severlere, binlerce harika kitap arasından birkaç önerim ise şöyle:   - Notabene Yayınları'ndan anti prensesler ve anti kahramanlar serisi, uyanış öyküleri serisi ve genç okurlar için, Sınıfta İsyan Var   - Günışığı Kitapları'ndan Çıtır Çıtır Felsefe serisi   - Ülkemiz yazarlarından Sonay Yakup Yakupsoy'un hayvan özgürleşmesini aşılayan, Sultan ve Uzunayak   - Bu Senin Bildiğin Peri Masallarından Değil, Sheri Radford, Güldünya Yayınları   - Yıldırım Türker çevirisinin keyfiyle Tostoraman, Süpürgede Yer Var mı? ve Nohut Oda bakla Sofa   - Roald Dahl'dan Charlie'nin Çikolata Fabrikası ve Matilda   - Vladimir Tumanov'dan Kraliçeyi Kurtarmak ve Haritada Kaybolmak   - Mıstık Seni Anlamıyoruz (Noktalama İşaretlerinin Öyküsü), Tülin Kozikoğlu   - Rengarenk fil Elmer'in farklılıklar üzerine öyküleri       (*) Akıllı telefonunuza sorunuz!   (**) Türkiye Eğitim Dergisi 2016, Günümüz Çocuk Edebiyatı Yazarları ve Eserleri Üzerine Bir İnceleme, Suat UNGAN, Elif DEMİR  

İzcan: Liderler 3’lü görüşme ve 5’li uluslar arası konferans kararını almalıdır.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan Kıbrıs’ta ayrılıkçı politikalar güden kesimlerin “ Hiçbir modeli dışlamıyoruz” şeklinde yapılan açıklamalarla görüşme sürecini zora sokmaya çalıştıklarını belirterek, BM zemininde yürütülen görüşmelerin  BM kararları temelinde ilerlediğini ve bunun da federal Birleşik Kıbrıs olduğunu vurgulayarak bundan başka yol olmadığını söyledi

İki liderin bunları dikkate alarak kararlı adımlar atmasını talep eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gün yapılmakta olan liderler zirvesinde BM genel Sekreteri Antoni Gutterres’in de dahil olacağı 3’lü görüşme ve 5’li uluslar arası konferansın kararının alınmasını istedi.

Esas düşman statükodur.

Kıbrıs Türk toplumunun çarpık kapitalist sömürü düzeni altında ezildiğini belirten İzcan, “ Neredeyse bütün sektörler iflas etmiş,  yolsuzluk diz boyunu aşmış ve üretim durmuştur” diyerek “ Bütün bunların temel nedeni dünyadan izole olmuş, Kıbrıslı Türkleri rehine durumuna düşürmüş statükodur” dedi.

“ Statükoyla işbirliği yaparak kurtuluş olmaz” diyen BKP Genel Başkanı izzet İzcan, eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.

Çocukluk: Dün, Bugün, Yarın- Fatih Bayraktar

By Şifa Alçıcıoğlu

62203618_370170110300061_8622636554596122624_n

Çocukluğun dünü, bugünü ve yarınını inceleyen makalemiz Fatih Bayraktar'ın kaleminden satırlara dökülürken, Roma döneminden itibaren dünyanın farklı coğrafyalarında çocukların yaşadığı zulümleri de gözler önüne seriyor. Argasdi'ye ulaşmak için gazete bayiilerini, bölgenizdeki Khorakitabevlerini ve baraka Kültür Merkezi lokalini ziyaret edebilirsiniz. 62203618_370170110300061_8622636554596122624_nÇocukluk deyince zihnimizde ilk beliren genellikle küçüklük, kırılganlık, masumiyet gibi kavramlardır. Bu bize çocuklukların korunması/gözetilmesi gereken bireyler olması gerektiğini hatırlatır. Oysa çocukluk tarihi bu durumun oldukça yeni olduğunu gösterir bize. Roma İmparatorluğu çocuk istismarının zirvesiydi; Orta Çağ Avrupası çocuk ihmalinin… Kapitalizmin yükselmeye başladığı 1800’lü yıllarda çocuk işçiliği son derece doğal karşılanıyordu. Madenler, plantasyonlar çocuklarla doluydu. Paylaşım savaşları en çok çocukları öldürdü. Sonrasında gelenler de… Oysa kabile toplulukları bugün kendine modern(!) diyen birçok toplumdan daha fazla koruyordu çocuklarını. Kızılderililerde bir çocuk doğduğunda kabiledeki tüm erkekler onun babası, kabiledeki tüm kadınlar onun annesi olurdu. Çocuk hakları beyannamesi neden ortaya çıkmıştı? Modern dünya, çocuklarını kendiliğinden ve doğallığında koruyamadığı için… Bu noktada kimdi ilkel? Kimdi ileri? Üstelik iki paylaşım savaşı arasında imzalanan bu beyannameye rağmen bugüne kadar milyonlarca çocuk öldürüldü savaşlarda. UNICEF’in raporuna göre 9 yıldır süren Suriye savaşında yalnızca 2018 yılında ölen çocuk sayısı 1106. Son on yıldaki savaşlarda ise 10 milyonu aşkın çocuğun öldüğü bildirilmekte. Açıktır ki kapitalist dünya çocukları koruyamamakta. Kar hırsı, şirket çıkarları, devletlerin ve hükümetlerin güvenlikleri çocuklardan çok çok daha önemli… Bakın çocuk işçiliğine; Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada yaşları 5 ile 17 arasında değişen 218 milyon çocuk çalışıyor. Bunun 73 milyonu ölüm riski yüksek işlerde çalıştırılıyor. 1800’lü yıllardan 2000’li yıllara ne değişti? Kapitalizmin motivasyonu değişmediğine göre hiçbir şey. Kıbrıs’ın kuzeyinde yalnızca 2018 yılında 18 yaş altı iki çocuk inşaatlarda çalışırken düşerek iş cinayetine kurban gitti. Bakın çocuklara silah verip insan öldürtenlere; Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kolombiya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Irak, Mali, Myanmar, Nijerya, Filipinler, Somali, Sudan, Suriye ve Yemen, ordularına 18 yaş altı çocukları alan ülkeler. Hindistan, Pakistan, İsrail, Filistin, Libya ve Tayland paramiliter silahlı güçlerde çocukları kullanan ülkeler. Hani demiştik ya Roma İmparatorluğu çocuk istismarının zirvesiydi… Bugün çocuğun doğrudan cinsel istismarı anlamına gelen çocuk pornografisinin yasal olduğu onlarca ülke var dünya üzerinde. Üstelik bu endüstri(!) 1980’lerden beridir gittikçe gelişmekte. Yani dünyanın neoliberal politikalarla yönetilmeye başlandığı ve muhafazakarlaşmanın arttığı bir dönemde! Açıktır ki kapitalist dünya, çocukları yasalarla koruyamamanın ötesinde onları öldürmekte, onları katil yapmakta, onları emek anlamında da cinsel anlamda da sömürmekte… Var mıdır bundan daha büyük bir iki yüzlülük?  Çocuk haklarını hukuksal anlamda tanıyan Türkiye’de 2017 Mayıs ayında çocuk istismarının önlenmesi için hazırlanan araştırma önergesi, neoliberal ve muhafazakar AKP milletvekillerinin oy çokluğuyla reddedildi. Aynı milletvekilleri 15 yaşındaki çocukların evlenmesinin önünü açan, tecavüzcüleri tecavüz ettikleri kişiyle evlendirerek affeden yasalara imza attılar. Var mıdır bundan daha büyük bir yasal (!) istismar? Sözün özü ne geçmiş aydınlıktı ne de bugün aydınlık çocuklar için. Ama hayat direnmektir… O yüzden geçmişi bilerek, bugünü analiz ederek yarına odaklanmalı insan. Sinikliği, bizden bir şey olmazcılığı elimizin tersiyle itip değişimi kendi hayatımızdan başlatmalıyız. Boğuştuğumuz sorunları kendi kabuğumuza çekilmek için değil mücadelemizi bilemek için kullanmalıyız. Bireysel olanın değil örgütsel olanın etki yaratabileceğini unutmamalıyız. Çocuklar da dahil tüm canlılar için daha adil bir düzenin sağlanması için talepkar olmalıyız. Kadınların, LGBTI bireylerin, hayvanların, göçmenlerin, azınlıkların maruz bırakıldığı şiddetle; çocukların maruz kaldığı şiddet dinamiklerinin ne kadar benzeştiğini, bunların aynı kaynaktan beslendiğini fark etmeli ve mücadelemizi bu kaynağa karşı örgütlemeliyiz. Parasız ve kaliteli eğitim talep ederken korkutmayan, güçlendirici, toplumsal cinsiyet rollerinden arınmış ve hak odaklı bir eğitim de talep etmeliyiz. Ne güzel anlatmıştı büyük usta o güzel şiirinde; Güzel günler göreceğiz çocuklar Motorları maviliklere süreceğiz Çocuklar inanın, inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz, güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Hani şimdi bize Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır, Yalnız cumaları, yalnız pazarları Hani şimdi biz bir peri masalı dinler gibi seyrederiz Işıklı caddelerde mağazaları, Hani bunlar 77 katlı yekpare camdan mağazalardır. Hani şimdi biz haykırırız Cevap: Açılır kara kaplı kitap: Zindan Kayış kapar kolumuzu Kırılan kemik, kan Hani şimdi bizim soframıza Haftada bir et gelir Ve, çocuklarımız işten eve Sapsarı iskelet gelir Hani şimdi biz İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar Güneşli günler göreceğiz Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar Işıklı maviliklere süreceğiz Çocuklar inanın, inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz      

İzcan: İki liderden beklentimiz, federal çözümün önünü açmalarıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiyadis’in 9 Ağustos tarihinde bir araya gelecek olmalarının önemine dikkat çekerek, iki liderden, Kıbrıs’ta çözümün önünü açacak 3’lü zirve ile, 5’li konferansın kararını almalarını istedi.

“Daha fazla oyalamaya gerek yok” diyen İzcan, liderlerin ilk yapacakları işin, “Geçmiş uzlaşıları teyit ederek, Birleşik Federal Kıbrıs’ı hayata geçirmek olmalıdır” dedi.

Yeni güven yaratıcı önlemler konusunda da kararların alınmasının sürecin ilerlemesine katkı yapacağını dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, başta Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay olmak üzere, çözüm karşıtı kesimlerin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın elini ayağını bağlama çabalarını şiddetle ret ettiklerini vurguladı.

“Yeni Denktaş ve Eroğlu’ların türediği görülmektedir” diyen İzzet İzcan, önemli olan, Kıbrıs Türk toplumunun çözüm ve barış iradesidir.  Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ise bu iradeyi hayata geçirmek için yetki aldığını hatırlatarak gereğinin yapılmasını talep etti.

 

Sokak Hayvanları ve Çocuklar-Emel Cicibaba

By Şifa Alçıcıoğlu

161_4092kisalar-03

Argasdi'nin 55. sayısından çocuklar ve sokak hayvanlarına dair makalemizi "çocukluk" dosyasından sizlerle paylaşıyoruz. Argasdi'ye Baraka Kültür Merkezi lokalinden, bölgenizdeki Khora Kitabevlerinden ve gazete bayiilerinden 10 TL karşılığında ulaşabilirsiniz. 161_4092kisalar-03Daha ufacık bir bebekken başlıyor etrafımızla iletişime geçme ve öğrenme, serüvenimiz. İzleyerek, deneyerek ve yanılarak öğrenen çocuklar şüphesiz ki yetişkinlerden daha açık bir algıya ve çok daha fazla merağa sahiptir. Tam da bu nedenle etraflarında olup bitenleri gözlemleyerek büyüyen çocuklara nasıl örnek olacağımız, ileride şekillenecek karakterleri için belirleyicidir. Ülkemizin kuzey yarısında sokaklardaki hayvan popülasyonu oldukça fazladır. Ayrıca var olan barınakların birçoğu çok yetersiz ve olması gereken barınak standartlarında değildir. Av köpekleri yaşlanıp “işleri bitince” sokağa salınmakta, bazı kişiler bir hevesle alıp bakamadıkları hayvanları dışarı bırakmaktadır. Tüm bunlar çok büyük ve çözülmesi gereken sorunlar değilmiş gibi hala daha pet shop’larda hayvan satışı yapılmaya devam edilmekte ve satılan hayvanların akıbetinin takibi yapılmamaktadır. Tabii ki bunlar devlet politikası haline gelmeli ve sadece insanların değil hayvanların mutluluğunu ve özgürlüğünü garanti altına alan adımlar atılmalı. Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nin hazırladığı ve Meclis’te görüşülmeyi bekleyen Hayvan Refahı (Değişiklik) Yasası bunun örneklerinden bir tanesidir. Fakat bundan öte toplumumuz, ta çocuk yaştan doğanın bir parçası olduğumuz ve tüm doğaya saygı gösterilmesi gerektiği, empati gibi unsurlar ile gerek özel gerek sosyal yaşamlarında dönüştürülerek, sokak hayvanları konusunda daha duyarlı olmalıdır. Erken çalan okul zili Birçok çocuk daha iki yaşından itibaren kreş ile okul hayatına adım atıyor ve bu süreç 17 yıl boyunca devam ediyor. Gününün çoğunu okulda geçiren çocukları, dönüştürmek bu kadar olasıyken onları sadece akademik başarıya odaklayan müfredatlar değiştirilmeli. Çocukları ve gençleri, onların sosyal yönlerine olumlu katkı sağlayacak ve hayvanlarla zaman geçirebilecekleri bir müfredatla eğitmeliyiz. Bir sokak hayvanını sahiplenmek ve onunla temizliğinden yürüyüşüne, yemeğinden sağlığına ilgilenmek çocukları sorumluluk bilinci olan bireyler olarak yetiştirecektir. Sorumluluk almayan ve topu sürekli olarak başkalarına atan politik durumumuz da zaten ülkemizde bu bilincin ne kadar eksik olduğunu ve bunun nasıl sonuçlar doğurabileceğini gösterir niteliktedir. Sokak hayvanlarının sorumluluğunu tam anlamıyla üzerimize almak ve bunu yerine getirmediğimiz durumlarda yaptırımlarla karşılaşmak bir süre sonra olayların asıl sorumlularını işaret edebilmemizi sağlayacaktır. Yani bir köpeği “sahiplenip” onu bir kulübeye kapatan, daha sonra tuvalet ihtiyacını karşılasın diye sokağa salan bir birey aslında hayvanların parka alınmamasının, sokaklara zehir atılmasının, hayvan pisliğine kinlenip sokaktaki hayvanların aç bırakılmasının, dolayısıyla bu hayvanların saldırganlaşıp başka canlılara saldırmasının ve bunun cezasının vurularak ya da zehirlenerek yine o hayvanlara kesilmesinin dolaylı yoldan sorumlusudur. İşte tam bu noktada saygı kavramının eksikliği kendini belli eder. Kendi evi, bahçesi kirlenmesin diye hayvanını sokağa salan ya da köpeğini ortalık yere dışkılatıp temizlemeyen bir insanın ne çevre bilinci ne empati yeteneği ne de başkalarına saygısı vardır. İnsan eliyle yaratılan bu kaosun faturası da her zaman sokak hayvanlarına kesilmektedir. Okullarda sokak hayvanları ile ilgili dersler ve eğitimler olması, yeni nesillerin bu gibi konularda birbirlerine ve hayvanlara karşı sevgi, saygı ve sorumluluk duygusuyla yetişmesi için önemlidir. Doğru örnek olabilmek Geleceğimizin çocuklar olduğu ağızlara sakız olmuş durumda iken çocuklarımızı daha iyi bireyler olma yolunda dönüştürecek adımlar çok aza indirgenmiştir. Sokak hayvanları, çocukların sadece akademik başarısını önemseyen bu sistemin doğru ilerletmediği dönüşüm sürecinin sonuçlarını ağır bir şekilde yaşamaktadır. Aileler çocuklarına doğum günlerinde pahalı hayvan satın alarak, sokakta aç bir canlı gördüklerinde doyurmaktan ziyade öteleyerek, sokak hayvanları için “pistir, dokunma”, “ısırabilir yaklaşma” diyerek yanlış örnek oluyor. Çocuklar bunları deneyimleyerek kendilerinin hayvanlardan üstün, onları istedikleri an alıp istedikleri an kurtulabilecekleri birer nesne olduklarını öğrenerek büyüyorlar. Oysa pek çoğumuz gözlemlemişizdir ki küçük yaştaki çocuklar, yetişkinler tarafından korkutulmadan, yönlendirilmeden veya baskı altına alınmadan önce temiz-kirli, sahipli-sahipsiz, pahalı-ucuz ayırt etmeden tüm hayvanlara sevgi ve merhametle yaklaşır, onları kucaklar, onlarla yemeğini paylaşır. Çünkü çocukluk doğa ile bütünleşik olmanın çok daha yoğun yaşandığı bir dönemdir. İşte bu noktada çocuklarımıza nasıl örnek olduğumuz çok önemlidir. En geniş yelpazede devlet, en dar yelpazede ise aileler çocukları eğitirken, insanın da bir tür hayvan olarak doğanın bir parçası olduğunu, kentte yaşama sorumluluğu ile çevre bilincini ön planda tutmalıdır ki etrafına saygılı, sorumlu ve empati yapabilen insanlar yetiştirebilelim. Çünkü sokak hayvanlarının içinde bulunduğu bu kötü durumun sorumlusu bizden başka kimse değildir.  

29.07.19 İzcan: Ekonomik Protokol dediğiniz, Kıbrıs Türk toplumunun yok edilmesidir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,  ekonomik protokol adı altında Kuzey Kıbrıs’ta uygulanan sistemin Kıbrıs Türk toplumunu yok edip, sermaye düzenine hizmet etmek olduğunu belirtti.

Böyle bir paket baskıcı, otoriter bir rejim yaratmadan uygulanamaz.

AK partinin Türkiye’de uyguladığı ve Türkiye ekonomisini iflas noktasına taşıyan modelin, ekonomik protokol adı altında hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getiren İzzet İzcan, “Böyle bir paket, baskıcı, otoriter bir rejim yaratılmadan uygulanamaz” dedi. “Temel hak ve özgürlüklere saldırılmasının nedeni budur” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan,  “Özelleştirme adı altında kamuya ait kurumlar AKP sermayesine peşkeş çekilecek, tasarruf adı altında insanımızın cebine el atılacak ve üretimin en büyük destekçisi olan kooperatifler yok edilecektir” dedi.

Hiçbir ekonomik mücadele siyasi mücadeleden ayrı düşünülemez.

“Hiçbir ekonomik mücadeleyi siyasi mücadeleden ayrı düşünemeyiz” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Ankara’nın, Kuzey Kıbrıs’ta kurduğu kukla rejimi ret etmeden başarı sağlanamaz” dedi.

Barış, demokrasi ve özgürlük kavgası esastır.

Barış, demokrasi ve özgürlük kavgasının esas olduğuna dikkat çeken İzzet İzcan, ekonomik pakete karşı olduğunu söyleyen siyasi parti ve sendikaların mevcut rejimi benimseyerek ekonomik haklarını korumalarının mümkün olmadığını vurguladı.

Direne direne kazanacağız.

“Yaşananlar, Kıbrıs Türk kimliğini ve varlığını yok etme siyasetidir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, mücadelenin ancak direne direne kazanılabileceğini belirtti.

“YOLDA” ALBÜMÜ ARTIK SOUNDCLOUD’DA ÜCRETSİZ

By Mehmet Adaman

Sol Anahtarı - Yolda Albüm Kitapçık Baskı-1

Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı'nın son albümü "YOLDA" artık soundcloud'da. Albümü dinlemek için ücretsiz indirebilirsiniz. Sol Anahtarı'nın geçtiğimiz yıllarda çıkarmış olduğu "Kıbrıs Bizim" ve "Başka Bir Şarkı" albümleri de yine soundcloud üzerinden ücretsiz indirilebiliyor. Dinlemek veya indirmek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz. https://soundcloud.com/sol-anahtar-1/sets/sol-anahtari  

Beleşe Deniz- Plajlar Halkındır Hareketi’nden Eylem Çağrısı

By Nazen Şansal

acapulco eylemi

11701104_427064957465926_997126706766618001_n

Bu pazar haksızlığı pazara çıkaralım; "Beleşe deniz" için Acapulco'da buluşalım! Bu yıl sıcakların her zamankinden fazla kendini gösterdiği bir yaza merhaba dedik. Fakat bir ada ülkesinde yaşamanın avantajı olan dört bir yanımızın denizle çevrili olması bize bu yıl maalesef keyiften çok acı getirdi. Otellerin, gemilerin ve büyük işletmelerin atıklarından, düzensiz ve plansız kentleşmeden dolayı beleşe versen girilmeyecek duruma gelen Girne sahillerinde yine de "Beleşe Deniz" hakkını kullanmak isteyen vatandaşlardan fahiş ücretler istenmeye devam ediliyor. Denizlerdeki kirlilik oranı, kirli denizlerde bulunan ve Caretta kaplumbağalarının azalmasıyla da çoğalan deniz anası popülasyonunun kıyılarımızda artması ile kendini gösteriyor. Yani bizden aldıkları para yetmezmiş gibi denizlerimizi kirletmeye ve denizdeki doğal yaşamı katletmeye devam ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi deniz ile çevrelenmiş bir ülkede yaşarken insanların sahil güvenliği ile alakalı yeterli bilgiye sahip olmaması, plajlarda eğitimli cankurtaranların bulunmaması ve yerel yönetimler ile devletin vatandaşları bilgilendirmemesi ve güvenlik artırıcı önlemler almaması maalesef can kayıplarıyla sonuçlanıyor. Bunun yanı sıra, 10 yıldır sürdürdüğümüz mücadelede mahkeme huzurunda kazanılmış haklarımız olmasına rağmen pek çok otel ve işletme "Beleşe Deniz" hakkımızı gaspetmeye, kanun tanımamaya ve kendi istediği gibi davranmaya devam ediyor. Tüm bunlara karşı sesimizi yükseltmek, deniz facialarında hayatını kaybetmiş vatandaşlarımızı anmak ve haklarımıza sahip çıkmak için 28 Temmuz Pazar saat 16:00’da Acapulco önünde buluşarak önce basın açıklamamızı yapıyor sonra da beleşe denize giriyoruz. Tüm halkımızı davet eder; basın emekçilerinin ilgisini rica eder; polismizi de Anayasayı uygulamak ve Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası'nın gereğini yapmak üzere göreve çağırırız.  Beleşe Deniz - Plajlar Halkındır Hareketi acapulco eylemi

Mehmet Rıfat Ilgaz- Tahsin Oygar

By Şifa Alçıcıoğlu

rifat-ilgaz-cocuklariniz-icin

Argasdi'nin 55. sayısının bellek sayfasında, romanları şiirleri yanında rifat-ilgaz-cocuklariniz-icinözellikle çocuk kitaplarıyla tanıdığımız Mehmet Rıfat Ilgaz'ı konuk ettik. Çocukluk olarak belirlediğimiz dosyamızda, büyük ustayı saygıyla anıyoruz... 1917’de Kastamonu’da doğdu Rıfat Ilgaz. 1930’da Muallim Mektebi’ni 1936’da ise Gazi Enstitüsü edebiyat bölümünü tamamladı. Soyadı kanunu ile kendisine, doğduğu bölgedeki çok sevdiği Ilgaz dağını soy isim olarak seçti. İlk önce çeşitli ilkokullarda daha sonra ise İstanbul’a tayini çıkınca ortaokul ve liselerde Türkçe öğretmenliği yaptı. Türkiye’de toplumcu gerçekçi edebiyatın önemli temsilcilerinden olan Rıfat Ilgaz felsefe eğitimi de almıştır. Sait Faik Abasıyanık ve Nazım Hikmet ile de çalışma fırsatı bulan Ilgaz, 1942’de “Yürüyüş Dergisi”ni çıkardı. 1944’te “Yarenlik” isimli ilk şiir kitabını yayımladı. Bu kitabındaki “Sınıf” şiirinde zengin bir çocuğun şımarıklığı ve fakir bir arkadaşının çaresizliğini anlatan şair, “yoldaş” kelimesini kullanarak “komünist propaganda yapmak” ve “zenginlere karşı halkı kışkırtmak” suçlarından altı ay hapse mahkûm edildi, kitabı da toplatıldı. Cezasını yattıktan sonra çok sevdiği öğretmenliğe bir süre daha devam eden Ilgaz, baskılar sebebi ile mesleğini bırakıp gazeteciliğe başlamak zorunda kaldı. Bir röportajında öğretmen olarak, nasıl olur da yazdıklarından dolayı hapis yattığı sorulunca şöyle demiş: “Çocukları okutmaktı ilk işim ikincisi yazdığımı çocuklara okutmak”. İnat ve inançla doğru bildiklerini savunan ve bunları öğretmekten geri durmayan bir adam… Rıfat Ilgaz’ın hayat görüşü ve çocuklara bakışını daha iyi anlamak için “Çocuklarım”  şiirine bakmak faydalı olacaktır. “Yoklama defterinden tanımadım sizi, Benim haylaz çocuklarım Sınıfın en devamsızını Bir sinema dönüşü tanıdım Koltuğunda satılmamış gazeteler Dumanlı bir salonda…” Yoksulluk çeken, geçim derdi ile ezilen yanlarını da gördü çocukluğun o ve bir öğretmen olarak çocuklarının gündelik yaşamlarındaki sorunlarını kendine dert, eserlerine kaynak etti. Bundan hiç çekinmedi. Yaşadığı dönemin yanlışlarını ve dolayısı ile eğitim sisteminin noksanlıklarını gözler önüne sermekten geri durmadı. Bunu yaparken kör göze parmak sokarak veya salt propaganda yaparak değil, estetik, yalın ve de anlaşılır bir şekilde eserler üreterek ortaya koydu. Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte ünlü “Marko Paşa” isimli siyasi mizah dergisini çıkarttılar. Bu dergi de kapatıldı. Fakat yılmadan tekrar tekrar başka isimlerle dergiyi çıkartmaya devam ettiler. (Malûmpaşa, Merhumpaşa, Bizim Paşa, Yedi-Sekiz Paşa, Hür Markopaşa, Öküz Mehmet Paşa vb…) Rıfat Ilgaz 1953’te “Devam” isimli  şiir kitabını çıkardı. Bu kitabı da toplatıldı ve altı buçuk yıl hapse mahkûm edildi. Daha sonraları herkesin çocukluğuna dokunan “Hababam Sınıfı”nı yazdı. Ertem Eğilmez’in yönetmenliğinde çoğumuzun çocukluğuna giren Hababam Sınıfı ilk yayımlandığında Rıfat Ilgaz’dan özellikle bahsedilmemiş ve buna çok içerlemiş yazar. Yıllar sonra oğlu Aydın Ilgaz’ın anlattığı gibi, Rıfat Ilgaz’ın hem isminin yazılmamasına hem de çok sevdiği Tarık Akan’ın Damat Ferit diye romanda olmayan bir karakteri oynamasına içerlermiş. Sonraları Tarık Akan özür dileyip “Romanı okumadım o yüzden oynadım” demiş ve kendini Rıfat Ilgaz’ın yazdığı “Karartma Geceleri” romanının filminde oynayarak affettirmiştir. Hababam Sınıfı Rıfat Ilgaz için bir eğitim sistemi eleştirisidir. Özellikle çocuklara verdiği değeri çeşitli üretimleri ile hissettiren Rıfat Ilgaz’ın, çocuk edebiyatı alanındaki üretimleri de oldukça fazladır. ("Bacaksız Kamyon Sürücüsü", "Bacaksız Okulda", "Bacaksız Paralı Atlet", "Öksüz Civciv", "Küçükçekmece Okyanusu", "Cankurtaran Yılmaz", "Kumdan Betona").  12 Eylül faşizmi yaşanırken 70 yaşında idi ve yine tutuklandı gözleri bağlanarak çeşitli aşağılanmalara maruz kaldı. Hiç yılmadı anılarını yazarken yine dalga geçti yaşadıkları ile. Yaşamını İstanbul’da kaybeden Rıfat Ilgaz için yakın çevresi Madımak olaylarına çok üzüldüğü ve kalbinin bunu kaldıramadığını söyler. Hemen hemen hepimizin hayatına dokunan bu değerli yazarın en azından Hababam Sınıfı romanını okumak boynumuzun borcu. Ne dersiniz?   Kaynaklar: www.evrensel.net/haber/356440/rifat-ilgaz-kimdir-eserleri-nelerdir www.biyografya.com/biyografi/12758

Baraka Bağımsız Kıbrıs İçin Sokağa Çağrı Yaptı

By admin
Baraka yaptığı açıklama ile Bağımsız Kıbrıs için sokağa çağrı yaptı. Açıklamada, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da ülkemizdeki tüm işgallere karşı çıkmak, TC’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde Devam »

İzcan: AB çatısı altında iki devlet politikası hayaldir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs’ta felaketlerin başlangıcı olan askeri darbenin yıldönümü olan 15 Temmuz tarihinde, hâla ırkçı ve milliyetçi demeçlerle gerginlik siyasetinin sürdürüldüğünü belirterek, bu gidişin  Kıbrıs’ı felaketten başka bir yere taşımayacağını vurguladı.

Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay’ın “İki toplumlu federasyonun vadesi doldu” şeklinde  demeçler vererek, iki ayrı devlet politikasını savunmasının kabul edilmez olduğunu belirten İzzet İzcan, “İşinize geldiği zaman Kıbrıs’ın hidro karbon yatakları iki topluma aittir diyerek pay isteyeceksiniz, işinize geldiğinde de Maraş konusunda olduğu gibi,  Kıbrıs Rum tarafı muhatabımız değildir diyerek siyaset yaptığınızı zannedeceksiniz” dedi.
Gizli buluşmalarla taksimci politikaların ileriye götürülmeye çalışıldığını belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AB çatısı altında iki devlet politikasının hayal olduğunu belirterek, geleceğin ortak vatan mücadelesi ve Federal Birleşik Kıbrıs’ta olduğunu vurguladı.

 

     

Devlet Aklından Hukuk Devletine – Cansu N. Nazlı

By Nazen Şansal
Argasdi’mizin “Çocukluk” temalı yeni sayısı bayilerdeki yerini almışken, “Adalet” temalı eski(meyen) sayımızdan bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.  Toplumsal yaşamımıza ismen girmese de, cismen varlık gösteren bir olgudur Devlet Aklı. Bu yüzden ilk duyduğunuzda yabancı gelse de, basitçe tanımlayıp örneklendirince hemen tanıyacağımız bir tutuma karşılık gelir. Devlet Aklı, üstün otoritenin (yani devletin) çıkarlarının bütün diğer bireysel, toplumsal […]

İzcan: Mobil telefonların Kıbrıs’ın her iki tarafında çalışmaya başlamasını selamlıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, mobil telefonların Kıbrıs’ın her iki tarafında kullanılmaya başlanmasını selamladıklarını belirtti

“BKP, bölünmüş adamızı birleştirme yönünde atılacak her türlü adıma destek olacaktır” diyen İzzet İzcan, “Gelinen aşamada, önümüzde duran öncelikli görev, görüşme sürecinin Guterres Belgesi çerçevesinde başlamasıdır” dedi.

Görüşme süreci bir an önce başlamalıdır.

Adanın etrafında bulunan hidro  karbon yatakları ile ilgili yaşanmakta olan sondaj çalışmalarının toplumlar arası gerginliği artırdığı, milliyetçi ve şoven politikalara hizmet ettiğini dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, görüşme sürecinin bir an önce başlatılarak her şeyin masada görüşülmesinin tek çıkar yol olduğunu vurguladı.

Kıbrıs, Kıbrıs halkına aittir.

“Kıbrıs,  kuzeyi ve güneyi, denizi ve karası ile Kıbrıs halkına aittir” diyen İzcan, mevcut statükonun çözümün önünde en büyük engel olduğunu belirtti.

Birleşik Federal Kıbrıs mümkün olan tek çözümdür.

Kuzey Kıbrıs’ın, Monako veya Tayland modeli veya Dışişleri ve Savunma alanında Türkiye’ye bağlı, diğer alanlarda özerk olmalıdır şeklindeki çözüm önerilerinin halkı oyalayıp yeni oldu bittiler yaratmayı hedeflediğini vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “BM kararları ve AB hukuku temelinde Birleşik Federal Kıbrıs, mümkün olan tek çözümdür” dedi.

TC’nin kktc Elçisi İşsiz Kaldı

By admin
TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yayımladığı  “Kıbrıs İşlerinin Koordinasyonu” genelgesinin ardından, kktc ile ilgili koordinasyon işlerini yürütmek üzere TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın görevlendirilmesi üzerine TC’nin kktc elçisinin Devam »

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bugün saat 17:00’de KANAL T’de, Okan Veli Şafaklı ve Deniz Gürgöze’nin hazırlayıp sunduğu programa katılarak, gündemdeki son siyasi konuları değerlendirecektir.

Baraka’nın “Teknoloji” Değeri Güncellendi

By Kamil İpçiler

baraka hemen şimdi

Baraka Kültür Merkezi’nin kuruluşundan bu yana kolektif olarak oluşturduğu ve eylem ve etkinliklerinde, kültürel mücadelesinde temel prensip olan değerleri, yeniden ele alınarak güncelleniyor. Baraka’nın “teknolojiye” ve “teknolojik gelişmelere’’ bakışını ele alan “Teknoloji” başlıklı değeri, Baraka’nın her hafta ve herkese açık olarak gerçekleştirdiği Cuma toplantılarında kolektif olarak tartışılıp güncellendi… Değerin güncellenmiş hali şöyle: Teknoloji: Baraka’ya göre teknoloji en basit anlamda bir ihtiyacın karşılanma koşullarının kolaylaştırılmasıdır. Bu bağlamda teknolojinin niteliğini onu yaratan ihtiyaçların niteliği belirler. Baraka teknolojiyi tarih boyunca olduğu gibi bugün de geliştiği ve kullanıldığı oranda toplumların doğayı ele alış biçimlerinin, üretim süreçlerinin ve toplumsal ilişkilerinin bir göstergesi olarak algılar. Kapitalizm koşulları altında üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan egemenler teknolojik gelişimi kendi ihtiyaçları, yani egemenliklerini korumak, geliştirmek ve daha fazla kar elde edebilmek için yönlendirmektedirler. Günümüzde ileri teknoloji, toplumun tüketim alışkanlıklarının yönetilmesi, gözetim ve tüketim toplumunun büyük şirketlerin menfaatine gelişmesi için de kullanılmaktadır. Baraka bunun, teknolojinin gelişme eğiliminin toplumsal fayda anlamında olmasını engellediğini düşünmekle birlikte, ortaya çıkan teknolojik gelişimin de ezilenlerin kurtuluşu ve insanlığın ihtiyaçları anlamında kullanılabileceğini hesaba katmaktan yanadır. İnsanlığın yararına olacak bir teknolojik gelişmenin de tam tersine sömüren sömürülen ilişkileri olduğu sürece egemenlerin çıkarları doğrultusunda kullanılabileceğini de bilir. Bu sebeple Baraka, teknolojik gelişmelerin yarı dinsel bir hayranlık veya kutsal bir hare ile çevrelenmesini olumlu bulmadığı gibi, teknoloji düşmanlığına da karşıdır. Baraka kapitalizmin etkisi altında teknolojinin gelişme eğiliminin genel olarak bireysel kurtuluş, kar amacı ve egemenlerin çıkarları  tarafından motive edilmekte olduğunu düşünür. Aksine sosyalist bir sistemde teknolojik gelişme eğilimi, toplumsal yarardan,  ekolojik hassasiyetten motive olacağından genel olarak teknolojik gelişmeler insanlığın yararına olacaktır. Ancak yaşanan reel sosyalizm deneyiminin teknolojiyi tıpkı kapitalizm gibi ekolojik hassasiyetleri gözetmeden kullanması, bugünün sosyalistleri olan bizlere önemli bir derstir. Hem bugün hem de geleceğin toplumunda, teknolojik süreçler salt teknokratların inisiyatifine bırakılmamalıdır. Teknoloji halkın kontrolüne, bilgilenmesine, değiştirmesine açık, doğa ile uyumlu, toplumun demokratik yönlendirmesi altında ve yaratıcılığı teşvik edici bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ayrıca herkes için eşit bir şekilde ulaşılabilir olmalıdır. Baraka her zaman, her türlü teknolojik gelişimin iyi olduğunu savunmaz. Bunun tam tersi olan teknolojinin tümüyle reddini de onaylamaz. Baraka emekçi kesimlerin yararına ve ekoloji öncelikli olan teknolojiyi savunur.

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Avrupa Sol Partisi Yürütme Kurulu toplantısına katılıyor.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün,  6 Temmuz’da Almanya’nın Berlin şehrinde yapılacak olan Avrupa Sol Partisi Yürütme Kurulu  toplantısına katılmak üzere yarın Almanya’nın Berlin kentine hareket ediyor. Toplantıda, bölgemiz ve ülkemizdeki son siyasal gelişmelerle ilgili sunum yapacak olan Sonüstün, burada bulunduğu süre içerisinde diğer ülke temsilcileri ile temaslarda bulunacaktır.

Sonüstün pazar akşamı yurda dönecektir.

İzzet İzcan: Barış ve istikrarın önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Taşkent yakınlarına düşen S-200 füzesinin, herhangi bir can kaybına sebep olmamasından duyduğu memnuniyeti açıklayarak, halkımıza geçmiş olsun dileğinde bulundu.

“Kıbrıs’ın  etrafının ateş çemberine döndüğü, enerji savaşlarının yaşandığı bir bölgede yaşıyoruz” diyen İzzet İzcan, “Yaşananlar barışın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir” dedi.

Filler savaşırken fareler ezilmeye devam ediyor.

“Anglo-Amerikan emperyalizminin,  enerji bölgelerini yeniden dizayn  etmek için yaşama geçirdiği Büyük Ortadoğu Projesi, milyonlarca insanın yaşamına mal olmuş, ülkeler parçalanmış ve milyonlarca insan yerinden yurdundan olmuştur” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Filler savaşırken fareler ezilmeye devam ediyor”  dedi.

Kıbrıs’ta barış ve istikrarın önemine dikkat çeken İzzet İzcan,  gün 24 saat savaş tamtamı çalan milliyetçi kesimlerin yaşananlardan dersler çıkarması temennisinde bulundu.

 

Kültür-Sanat-Politika Dergisi “Argasdi”nin 55. Sayısı “Çocukluk” Dosyası ile Çıktı

By Nazen Şansal

64969036_10155460918072395_1133188230120734720_n

 

 64969036_10155460918072395_1133188230120734720_n

Üç aylık kültür-sanat-politika dergisi “Argasdi”nin 55. sayısı çıktı. 16 yıldır kesintisiz olarak yayımlanan ve her sayısında özel bir dosya konusunu ele alan derginin yeni dosya konusu ise “Çocukluk” “Her şey herkese, kendimize hiçbir şey” mottosuyla Baraka Kültür merkezi’nin 16 yıldır çıkardığı dergi, ülke gündemini mizahi ve eleştirel bir üslupla değerlendiren “Memleketin Ahvali”; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini konu alan “FeministİZ”; şiir sayfası “Lyricus”; kitap, film ve müzik yazılarının yer aldığı sanat sayfalarının yanı sıra “Çocukluk” temasını farklı boyutlarıyla işleyen bir dosya içeriyor. Tarih içinde çocukluk olgusunun gelişimini ve değişimini inceleyen “Çocukluk: Dün, Bugün, Yarın”; içimizdeki çocuğu kaybetmemeyi salık veren “Hayır, Beni Terk Edemezsin”; okuma alışkanlığı ve çocuk kitaplarını ele alan “Çocuk Edebiyatı Üzerine Düşünceler ve Tavsiyeler”; 80’lerin ve 90’ların çocukluğunu anlatan “Eski Sokak Eski Çocukluk”; istismar hakkında bilgi veren “Çocuk İstismarının Psikolojik Boyutu”; hayvan sevgisini aşılayan “Sokak Hayvanları ve Çocuklar” gibi yazılar dosyayı oluşturmakta.  Ayrıca dergide çocuklarla yapılan röportajlar ve çocukların yaptığı resimler de yer almakta. “Ne Sınıfa Kaçış, Ne Sınıftan Kaçış” başlıklı yazıda ise ülkemize Baraka Kültür Merkezi’nin konuğu olarak gelen Kaos GL aktivisti ve Praksis dergisi Yayın Kurulu üyesi Remzi Altınpolat’ın, LGBTİ+ ve Sınıf Mücadelesi konulu konuşmasının özeti okuyucuya sunulmakta. Argasdi dergisi 10TL okur katkısı ile Lefkoşa, Mağusa, Omorfo Khora Kitabevlerinden ve marketlerden temin edilebilir.

Sonüstün: Gençlerimiz, yobazlığın öğretildiği Çanakkale kampından uzak durmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Türkiye’de AKP eliyle yürütülen laiklik karşıtı faaliyetlerin, Kuzey Kıbrıs’ta eğitim sistemi aracılığı ile hayata geçirilmeye çalışılmasının kabul edilmez olduğunu vurguladı.

Salih Sonüstün, “Kuran kursları, toplu iftarlar ve Hala Sultan İlahiyat Koleji aracılığı ile yürütülen çalışmaların, bilimsel demokratik eğitim sistemini ortadan kaldırmak, düşünen ve üreten bir gençlik yetişmesini engellemeyi hedeflemektedir” dedi.

20 Temmuz – 10 Ağustos tarihleri arasında yapılması planlanan Çanakkale kampının, haremlik selamlık şeklinde planlandığına dikkat çeken BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün,  gençlerimizi, yobazlığın öğretildiği bu tür gerici kamplardan uzak durmaya çağırdı.

Bu tür faaliyetlerin Anayasa ve  Milli Eğitim yasamıza aykırı olduğuna dikkat çeken BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, KTOEÖS’nın yaptığı uyarıları doğru ve yerinde olduğunu, özellikle öğretmenlerimizin bu tür faaliyetlere alet olmamasını istedi.

 

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 21:00’de ADA TV’de Derviş Doğan’ın programına katılarak gündemdeki konuları değerlendirecektir.

Maraş peşkeş çekilemez.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin Maraş açılımı diye ortaya koyduğu görüşlerin kabul edilemez olduğunu, esas amacın toplumun gündemini meşgul ederek, çözümsüzlük sürecinden faydalanmak olduğunu belirtti.

“Başbakan Ersin Tatar’ın, Maraş las Vegas olacak, Türkiye’deki yatırımcıları Maraş’a davet ediyorum, görüşme sürecine ancak 2 devletli çözüm masaya gelirse döneriz şeklindeki açıklamaları fetihçi bir zihniyetin ürünüdür, ve esas amacı ortaya koymaktadır” diyen İzcan, bu yaklaşımların Kıbrıs Türk toplumuna hiç bir faydası olmayacağına dikkat çekerek kınadıklarını belirtti.

“BM Güvenlik Konseyi aldığı 550-789 nolu kararlarla Maraş’ın iskana açılmasını yasaklamıştır” diyen İzcan, UBP- HP hükumetinin Maraş’ta envanter çalışması yapacağız, Osmanlı Vakıf Mallarını tespit edeceğiz sonra da Türk yönetiminde iskana açacağız açıklamaları uluslararası hukuka aykırı ve dünyayala alay eden yaklaşımlardır” dedi.

Gelinen aşamada yapılması gerekenin Guterres  belgesi temelinde görüşme sürecinin yeniden başlatılması olduğunu vurgulayan İzcan, “ Dışişleri Bakanı Özersay’ın parti liderlerini bilgilendirme adı altında yaptığı çalışmalar abesle istigaldir” dedi.

Ankara hükumetlerinin her kriz döneminde oldu bittiler yaratarak statükoyu kalıcılaştırma peşinde olduğunu belirten İzcan, “ Bunu da Kıbrıs’taki temsilcileri aracılığı ile hayata geçirmeye çalışmaktadırlar” dedi

İzcan: Seni tanımak bir onurdur Dimitris Yoldaş.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan başkanlığındaki BKP heyeti, PEO Genel Merkezi’nde katafalka konan Kıbrıs Cumhuriyeti eski başkanı ve yıllarca AKEL Genel Sekreterliği yapmış Dimitris Hristofyas’ın  naşını ziyaret ederek saygı duruşunda bulundu.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan basına yaptığı açıklamada, hayatını Kıbrıs halkının eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesine adayan Dimitris Hristofyas’ı kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz diyerek,  ailesi,  AKEL üyeleri ve barış yanlısı tüm Kıbrıslılara baş sağlığı diledi.

“Dimitris yoldaşa olan borcumuzu,  adamızı birleştirerek ödeyeceğiz” diyen İzzet İzcan, “Seni tanımak, seninle birlikte siyaset yapmak hepimiz için onurdur” dedi.

Önümüzde duran öncelikli görevin tek halk, tek vatan inancına bağlı kalarak Birleşik Federal Kıbrıs’ı hayata geçirmek olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs’ın yetiştirdiği bir değer olarak daima kalplerimizde yaşayacağını vurguladı.

 

Soruyorum Size Adalet Nedir? – Pınar Piro

By Nazen Şansal

soruyorum size adalet nedir

  Yeni sayımız "Çocukluk" dosyası ile matbaaya girmeye hazırlanırken "Adalet" dosyamızdan bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz... Argasdi... Bu topraklarda üreterek direnmek için oku, okut, yay!

soruyorum size adalet nedir

Şimdi çıksak sokağa ve sorsak önümüze çıkan kişilere: “Siz adaletli bir insan mısınız?” diye, hemen herkes “evet” diyecektir muhtemelen. “Evet, ben hayatımda herkese adil davranmaya özen gösteririm. Kimseye haksızlık yapmam. Haksızlığa uğratılmayı da kabul etmem, hakkımı ararım.” Ve ardından bir soru daha sorsak: “Peki sizce adil bir toplumda mı yaşıyoruz?” diye… Yine hemen herkes benzer cevapları verecektir: “Hayır, maalesef toplumumuz herkese adil davranmıyor.” Peki nasıl oluyor da herkesin kendini adalet timsali gördüğü bu sistemde toplumsal adaletten söz edemiyoruz? İşte tam da bu yüzden; sistem yüzünden. Çünkü adalet sadece bireysel değil toplumsal bir olgudur. İnsanların kendi hayatlarını sadece kendi istemleri doğrultusunda var olacak bir adalet anlayışında yaşamaları da adil bir topluma ulaşmanın önündeki en büyük engeldir. Ve bunun yani insanların önce ve hatta bazen sadece kendi haklarını gözetmelerinin sebebi de, içinde yaşadığımız ya da yaşamaya çalıştığımız, birilerinin diğerinin üzerine basarak hayatta kalabildiği sistemdir. Adalet nedir? Adalet, bir toplumda birey haklarını sağlama istemi, hakkın egemen olması durumudur. Çağlar boyunca filozofların adalet hakkında çeşitli görüşleri olmuştur. Kimine göre adaletin özünde bireyin kendini koruma içgüdüsü bulunurken, kimine göre adalet dostluktan beslenir. Kimine göre adalet, adaletsizlikten korkulduğu için uğruna mücadele edilen bir amaçtır. Adalet için güç gerektiğini düşünen filozoflara göre de, güçsüz iktidar adaletsiz, adaletsiz güç zorbadır. Adaleti açıklamaya çalışırken ortaklaşılan eşitlik ve özgürlük kavramları, zamanlara, durumlara ve kişilere göre değiştiği için de herkes adalet olgusunun altını farklı biçimlerde doldurmuştur. Bizce adalet nedir? Toplumu oluşturan her bir birey olarak haklarımızın peşine düşmemiz gayet doğaldır. Ancak kabul etmek gerekir ki, kendi haklarını arayan insanların birçoğu, o hakkı elde ederken geriye kalan insanların haklarına ne olduğunu pek de fazla umursamayıp gemisini kurtaran kaptan olmayı seçmektedir. Oysa kişilerin her zaman ve sadece kendi haklarını arayıp, temas ettikleri kişilerle olan ilişkilerinde adalet sağlamakla yetinmesi, toplumun geri kalanını daha da büyük bir karmaşaya itmektedir. Adalet, herkes için ulaşılabilirse, birisi hakkını elde ederken öteki ezilmiyorsa ancak adalettir. Hak vermek, ezen için lütuf, hakkı elde etmek de ezilen için başarı ise bu hiç de adil bir durum değildir. İş bulamayanın kötü koşullarda çalışmak zorunda kalması ve üstüne üstlük geçinecek maddi yeterliliğe de ulaşamaması ama bunun yanında topluma hiçbir faydası olmayan kişilerin para içinde yüzercesine refaha ulaşması sınıfsal adaletsizliğin en büyük göstergesidir. Adil toplumda öyle bir sistem yaratılmalıdır ki, ağır iş yükünün altına giren işçiler evine ekmek götürüp götüremeyeceğini, çocuğunun okul masraflarını nasıl karşılayabileceğini kara kara düşünmek zorunda kalmadan, o yükün altından keyifle kalkabilmelidir ve bu iş yükü toplumun her kesimince paylaşılabilmelidir. Sendikalı çalışanlar haklarını arama mücadelesinde sesini yükseltip sokakları doldururken, sendikasız işçi çalıştırmanın da yasak olmasını savunmalı ve bunun için gerekeni yapmalıdır. Mahkemelerde yargılanan hiçbir kimse, karşısındakinin sermayesi altında ezilmemelidir. Şiddet uygulayan kişi bilmelidir ki, esas güç özgürce yaşama hakkını savunmaktır ve adalet insanların birbirine zarar vermeden yaşaması için vardır. Bir de Themis var ki herkes için anlamı başka. Tıpkı adalet gibi... Themis, Uranüs ve Gaia’nın kızıydı ve kendisi de bir tanrıçaydı; adalet ve düzen tanrıçası… Mevsimlerin, yılların, sanatların düzenini sağlayan, yaşamla ölüm dengesini kuran bir tanrıçaydı. Themis heykeli ise adaletin simgesi haline geldi. Ancak günümüze kadar gelen Themis, mitolojidekiyle birebir aynı değildir. Örneğin Eski Yunan’da kara bir giysi içinde olan ve bir elinde asası bulunan Themis’e, kılıç ve terazi Rönesans Dönemi’ndeki ressamlarca yakıştırılmıştır. Themis’in elindeki terazi, adaletini ve onu ölçülü şekilde dağıtmasını temsil etmektedir. Diğer elindeki kılıç ise adaletin keskinliğini ve gücünü yansıtmaktadır. Göz bandı ise adalet dağıttığı kişileri görmemesini, yani tarafsızlığını ve objektifliğini simgelemektedir. Bu da mitolojide olmayan ve yorumcular tarafından eklenmiş bir nesne. Bazen heykellerde ayağının altında bir kitap ve bacağına dolanmış bir yılan görürüz. Kitap, adaletinin kurallardan dayanak aldığını gösterir. Yılan ise haksızlıkları ve kötülükleri temsil eder ve Themis tarafından ezilir. Oysa günümüzde bizlere sunulan adalet hiç de heykelin anlattığı gibi değil. Adaletin gücünü sadece parası olanlar kullanabiliyor. Kitaplarda yazan yasalara ulaşmak olabildiğince zor, zaten bu kitapların pek çoğu da ezilenin değil ezenin kurallarını yazıyor. Ve hakkını arayanının ayağına dolanan yılanın başını ezecek bir hak hukuk yargı sistemimiz de yok. Şimdi çıksam sokağa ve sorulsa bana... Adalet, sadece mahkeme koridorlarında aranacak bir hak değildir. Hatta adaleti hukuk sisteminde aramak günümüzde yapılacak en büyük hatalardan biri haline gelmiş durumdadır. Adalet, eşit iş yapanların eşit ücret edinmesidir. Adalet, aynı evi, aynı yolu, aynı sokağı, aynı parkı kullananların birbirinin farkında olması ve iyi kötü her şeyi adil paylaşmasıdır. Adalet her çocuğun ücretsiz ve kaliteli eğitim alabilmesidir. Adalet, her bireyin refah içinde yaşayabileceği bir ülkeyi sadece bir hayal olmaktan çıkarabilmektir. Adalet, herkes için sağlanabildiğinde, işte o zaman başka bir dünya ellerimizde şekillenecektir.   Pınar Piro pınarpiro@gmail.com   Kaynaklar: https://www.insanokur.org/felsefeye-gore-adalet-nedir/ https://www.wannart.com/adaletin-simgesi-tanrica-themis

Kıbrıs’ta barış yaşamını için yitiren tüm yurtseverler gibi Dimitris Hrisofyas da saygı ve sevgiyle anılacaktır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Cumhuriyeti Eski Cumhurbaşkanı ve AKEL Eski Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın ölümü nedeniyle yayınladığı mesajda, Hristofyas ailesine baş sağlığı dileyerek üzüntülerini dile getirdi.

Dimitris Hristofyas’ın ölümünün federal birleşik kıbrısa inanan tüm Kıbrıslılar için büyük bir kayıp olduğunu dile getiren İzcan, barışa inanan kesimlerin tek halk tek vatan kavgasına sahip çıkarak mücadeleyi devam ettireceğini vurguladı.

“ Dimitris Hristofyas, özgür ve bağımsız Kıbrıs mücadelesine yaşamını adamış, Kıbrıslıların kardeşliğine inanmış, tüm Kıbrıslıların insan haklarına saygı göstermiş ve Kıbrıs Türk toplumuna sevgi ve şefkatle yaklaşmış bir lider olarak anılacaktır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs’taki yurtseverlere düşen görevin taksimci ve enosisçi fanatiklere karşı kararlıkla mücadele etmek olduğunu belirtti.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan Kıbrıs’ta barış yaşamını için yitiren tüm yurtseverler gibi Dimitris Hrisofyas’ı da saygı ve sevgiyle anacaklarını belirterek, Dimitris Hristofyas’ın kaybından dolayı başta ailesi, AKEL ve tüm ilerici halkımıza başsağlığı dileriz dedi.

 

AKP hükümetinin Kıbrıs’ta uyguladığı şantaj ve ilhak politikasıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın devre dışı bırakılması, 4’lü koalisyon hükümetin ani bir manevrayla bozdurulup UBP- HP hükümetinin kurdurulması, Kudret Özersay’ın ön plana çıkarılması ve Maraş’ın KKTC hükümeti tarafından açılacağının açıklanmasının altında yatan ana sebebin AKP Hükumetinin ilhak politikasını ileriye götürme isteği olduğunu belirterek, “ AKP hükümeti şantaj politikasını öne çıkararak Kıbrıs sorununun çözümünü engellemek ve Güney Kıbrıs’taki taksimcilerle de işbirliği yaparak Kıbrıs’ın kuzeyinde ilhak politikasını ileri götürmeyi hedeflemektedir” dedi.
Nisan 2020’de gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik adımlar atıldığına vurgu yapan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan,  “ Kudret Özersay’ın  Sn Akıncı’yı devre dışı bırakma ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösterilip Cumhurbaşkanlığını elde etme misyonuyla öne çıkarıldığı açıktır” diyerek, “ Bozulan nüfus ve mülkiyet yapısıyla, BM kararlarını ret eden tavır ve tutumlarla hedeflenen görüşme masasını torpillemektir. Maraş açılımı ile ilgili yapılan açıklamalar görüşme sürecini bitirmek için yapılmış açıklamalardır” dedi.
Federal çözüm yanlısı güçlerin hem Türkiye’deki demokrasi güçleri hem de Güney Kıbrıs’ta federal çözümden yana olan siyasi hareketlerle birlikte bir cephe altında mücadele etmesinin tek çıkış yolu olduğuna işaret eden İzcan, “ Kıbrıs Türk demokrasi güçleri ve federal çözüm yanlılarının tek seçeneği bir an önce bir araya gelerek, Güney’de ve Türkiye’deki demokrasi güçleriyle birlikte cephe siyasetini yükseltmeleridir. Bundan başka çıkış yolumuz yoktur” dedi.
“ Acil olan en geniş demokratik birliği oluşturmaktır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, demokrasi güçlerine çağrıda bulunarak, “ Ya şimdi bir araya gelir yurdumuza barış ve çözümü getirir, uluslararası tolumun bir parçası oluruz. Ya da Kıbrıs Türk toplumunun kimlik ve varlığının yok oluşa sürüklenmesini seyrederiz. Yarın çok geç olabilir” dedi.

Hasanbulliler Destanı – Şifa Alçıcıoğlu

By Nazen Şansal

bulli

  Argasdi yeni sayımız "Çocukluk" dosya konusu ile hazırlanırken, son sayımızdan "Kültür" sayfası yazımız...

bulli

 

Sıcak ve kurak, tefeciliğin ve hırsızlığın ayyuka çıktığı bir yıl: 1877… Kıbrıs’ın en uzak topraklarında, dağlık ve ormanlık bölgeleriyle ulaşımın çok zor sağlandığı, *Şeher’den ve ticaretten uzak bir bölge: Baf… Yoksulluğun ve cahilliğin pençesine düşmüş bir halkın kahramanları: Hasanbulliler… İşte böyle bir zamanda bir destanın yazılma hikayesi başlar: Kuş, civciv ya da tavuk manasına gelen (pouli) Bulli lakaplı kardeşlerin yaşadığı Baf kazasına bağlı Mamonya köyünden kıvılcımlanan, kimilerine göre eşkıya, kimilerine göre birer kahraman olan Hasanbulliler’in bitmeyen şarkısı böylece çalınmaya başlar kulaklarınıza… Hasan Ahmet Bulli, kendisine atılan iftira ve yalancı tanıkların ifadesiyle mahkumiyet cezası alınca, bu yapılan haksızlığa dayanamaz ve kendisini tutuklamaya gelen zaptiyelerin ellerinden kaçarak, dağlara sığınır. 18 ay süren bu kaçak yaşantısında, onu yakalamak için bölge polislerinin yanında Lefkoşa’dan da on kişilik bir zaptiye ekibi gelir. Ancak onu yenen ve zaptiyelere yakalanmasına neden olan şey o yıllarda Kıbrıs’ın en büyük hastalıklarından biri olan sıtmadır. Sıtmaya yakalanan Hasan, tutuklanır ve bir onbaşıyı öldürmekten yargılanıp idama mahkum edilir. Ama cezası daha sonra ömür boyu hapse çevrilir. Bu sırada abilerinin ardından Kaymakam lakaplı ortanca kardeş Mehmet Ahmet Bulli ve küçük kardeş Hüseyin Ahmet Bulli (Gavunis) de bir kavgada bıçakladıkları birinin ölmesi üzerine dağlara çıkarlar. Kardeşlerinin zor durumda olduğunu haber alan büyük kardeş Hasan Bulli, onlara yardım için Büyük Han’da bulunan hapisaneden kaçmaya çalışırken vurulup öldürülür. Destanın kalan kısmını Hasanbulliler’in kardeşleri Mehmet yani Kaymakam ve sarı yüzlü olduğu için kavun anlamına gelen Gavunis lakaplı Hüseyin ve arkadaşları yazacaktır. *** Kaymakam der, aslımızı sorarsanız Mamonya, Bakınız bize ne yaptı bu dünya Biz ne Hanya biliriz ne de Konya Talha’nın garazı varıdı bize İsterdi ille versin bizi İngilize Hüseyin Bulli der, ben Hüseyin Bulliyim hem firavun Merhametim yoktur, kim olsa kıyarım Hatır bilmem, her arzumu yaparım Öldüm teslim olmadım İngilize … (1)   Kıbrıs’ta artık farklı bir devir vardır. Soğuk tavırları, küçümseyici bakışlarıyla adaya ayak basan İngilizler, “bozulan” düzeni yeniden sağlamak için asi ilan ettiği bu gençlere karşı acımasız bir şekilde savaşmayı kafasına koymuştur. Ne var ki İngilizlerin yarattığı bu sömürü düzenine karşı halkın tarafı da bellidir. Cinayet, hırsızlık, kadın kaçırma gibi adi suçlar işlemiş olmalarına rağmen, ister korkudan, ister hayranlıktan deyin, onlara karşı saygı duyan halk, yardımda bulunmaktan asla çekinmemiş ve hiçbir zaman onları ele vermemiştir. Dönemin polis komutanı, Kareklas, Hasanbullilerle ilgili hazırlamış olduğu kitapçıkta şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu rapor, Hasanbulliler ve arkadaşlarının suç faaliyetlerinin tüm hikâyesidir. Limasol ve Baf sınırındaki köylerde ve ayrıca bunlara komşu olan köylerde, onların işlemediği bir tür suç ya da yaptıkları kirli bir iş olmayan hiçbir köy yoktur. Eminim ki, köylerin çoğunda sadece erkekler değil, kadınlar ve çocuklar dahi onları desteklemekte idiler ve onlar köyde bulunduğu sırada polisin gelmekte olduğu görüldüğü zaman, ya köydeki erkekler, kadınlar ya da çocuklar koşarlar, onlara haber verirler ve kaçaklar tedbirlerini alırlardı.” Fakat Mehmet Talha adında birisinin kurduğu tuzak sonucunda İngilizler tarafından yenilgiye uğratılırlar. Rumca yazılan ve Hasanbullileri gaddar ve zalim bir şekilde gösteren destanda olay şu şekilde anlatılmaktadır: Çevirdiler martinleri birbiri ardına Küçükleri Hüseyin’i o saattan benzettiler kalbura Soruşturma için götürdüler Kasaba’ya Hısımları çekerdi saçlarını yola yola İş gelsin bir yere, asılmaya kalsın On üç ay hem da beş gün durmadan savaştılar (2) *** 1900’lü yılların başında Lokman Hekim olarak bilinen, Dr. Hafız Cemal tarafından yazılan Türkçe destan, dellal olan Aynalı tarafından okunmakta idi. Yazıldıktan tam bir asır sonra 2000 yılında “Dance of Cyprus” dans grubu tarafından tiyatral bir şekilde sahneye taşınan Hasanbulliler destanı, Tahsin Oygar ve Hüseyin Saltan tarafından bestelenen sözlerle yeniden hayat bulmuştu. 2012 yılında ise Sol Anahtarı tarafından “Başka Bir Şarkı” isimli albümden bizlere seslenme fırsatı yakalamışlardı adeta… Bazen adaletsizliğe isyan duygusuyla halkın zihninde kahramanlar ortaya çıkar ve tıpkı yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot, zenginden alıp fakire veren Robin Hood gibi zorba bir dünyada masalsı bir kahramanlık yaratırlar. Oysa gerçek kahramanlar içimizden çıkanlardır. Onlar ki bu memlekete emek veren, onuruyla mücadele edenlerdir. İlk kez Kıbrıs adasının dışına çıkıp hemşirelik eğitimi alan Türkan Aziz ve adı resmi tarih kitaplarına geçmeyen kadın kahramanlar yanında Kıbrıs’ın tarihine damga vuran ve özellikle İngiliz Sömürge Yönetimi’nin düzenine karşı kendi “adalet” anlayışlarını getiren, isimlerine destanlar düzülen Hasanbulliler, Arap Ali, Gavur İmamlar vardır!   Şifa Alçıcıoğlu Sifalcicioglu@gmail.com   *Şeher: Lefkoşa   (1)  Hasanbulliler Destanı, Dr. Hafız Cemal, okuyan dellah Aynalı. (2)  Hasanbullilerin Türküsü, Hristodulos Çapura, Türkçe’ye çeviren: Burhan Mahmudoğlu   Kaynak: Bir Zamanlar Kıbrıs’ta, Ahmet Haşim Gürkan, Galeri Kültür Yayınları. https://www.youtube.com/watch?v=pCXTB6SX5JI Hasan Bulliler Destanı- Sol Anahtarı

Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar) Kitabı Lefkoşa Kitap Paylaşım Kutularında

By Nazen Şansal

1

1

Baraka aktivisti Şifa Alçıcıoğlu’nun yazdığı ve Argasdi kitaplığından çıkan Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar), Lefkoşa’nın çeşitli yerlerindeki kitap paylaşım kutularına bırakıldı. Dileyen okurun ücretsiz olarak ulaşması hedefiyle paylaşılan kitap, her yaştan okuyucuya hitap ediyor. Baraka Kültür Merkezi’nin Kültür Dairesi’nin katkılarıyla bastığı kitabın içeriğinde çocuk oyunlarımızdan ovalarımızda yetişen yabani bitkilere, özgür Kıbrıs eşeklerinin tarihinden goncoloz hikayelerine, değişen ölçü birimlerinden kaybolan mesleklere kadar çok çeşitli temalarda araştırma yazıları yer alıyor. Ayrıca kitapta Mehmet Altuner ve Mustafa Korkut’un arşivinden eski Kıbrıs fotoğrafları da bulunmakta. Kitabın bırakıldığı paylaşım kutuları: Arabahmet Kültür Evi karşısı, Barış Manço Parkı, Dr. Fazıl Küçük Parkı, Kermiya Parkı ve Lefkoşa Belediyesi vezne önü. 2  4

Polis teşkilatı baştan aşağı mercek altına alınmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, ülkedeki polis teşkilatının baştan aşağı mercek altına alınarak, yeniden yapılanması gerektiğini vurguladı.

“Ülkede suç patlaması yaşanırken, elindeki soyguncuları kaçıran, çete ihbarlarını değerlendirmeyen ve işlenen cinayetleri aydınlatamayan bir polis teşkilatına ihtiyacımız yoktur” diyen Salih Sonüstün, İranlı kaçakçıyı 20 Bin sterlin karşılığı hapisten kaçıran polisle ilgili iddiaların ibret verici olduğunu belirtti.

Başlarınızı kuma sokarak sorumluluktan kurtulamazsınız.

Siyasi iradenin olmadığı, her türlü suçluların ülkeye ellerini kollarını sallayarak girdiği koşullarda, halkımızın can güvenliği kalmadığını dile getiren BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, yetkililerin başlarını kuma sokarak sorumluluktan kurtulamayacağını vurguladı.

Görevlerini yapmayan kamu görevlileri hesap vermelidir.

Lefkoşa Belediye Başkanı’nın verdiği çete listesini dikkate almayan İç İşleri Bakanı Ayşegül Baybars ve Polis Genel Müdürlüğünü açıklama yapmaya çağıran BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, görevlerini yapmayan kamu görevlilerinin  hesap vermesini istedi.

“Kuzey Kıbrıs kimsenin sorma gir hanı değildir” diyen Sonüstün, “Uluslararası hukukun dışında,  İçinde yaşamaya zorlandığımız statüko,  sorunların temel kaynağıdır” dedi.

7. Baraka Yaz Kursları Başlıyor

By Kamil İpçiler

62505324_2406890386040960_512635717218729984_n

Baraka Kültür Merkezi, her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz aylarında ilkokul çocuklarına (7-11 yaş) yönelik yaz kursları düzenliyor. Yedincisi gerçekleştirilecek yaz kursları yine ücretsiz olarak, gönüllü bir çabayla ve kolektif bir emekle hazırlıklarına başladı.Kursların bu yılki teması ise: ‘Kağıda Kaleme Sarılın’. Alanında deneyimli öğretmenler eşliğinde çocuklarla buluşulacak kurslarda; eğitsel spor oyunları, seramik, müzik, İngilizce, Yunanca, yoga, görsel sanatlar, halk dansları, modern dans, satranç ve daha birçok farklı etkinlik yer alacak. Bu sene iki farklı etaptan oluşacak olan yaz kursunun ilk etabında çocuklar, 19 Haziran’dan ay sonuna kadar her Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri Kapalı spor salonunda eğitsel spor oyunları aktivitesi yapacak. Ardından 1 Temmuz itibari ile Baraka Kültür Merkezi Lokalinde bilimsel ve sanatsal faaliyetler ile buluşacak. Kurslar, 20 Temmuz Cumartesi günü ise renkli bir şölen ile son bulacak. Ülkede yaşanan muhafazakarlaşmanın ve yoksulluğun artarak devam ettiği bu süreçte en önemli varlığın çocuklarımız olduğunu biliyoruz. Ve herkese de bunların karşısında Kağıda Kaleme Sarılın diyor, ülkemizde çocuklarımızı bilimle, sanatla, sporla buluşturacak aktivitelerin artmasını diliyoruz.

Tek gerçekçi çözüm modeli federasyondur.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın,  bayram mesajında yaptığı uyarıların dikkate alınması gerektiğini belirterek  “Akıncı’nın, tüm tarafların kabul edebileceği tek gerçekçi çözüm modeli olan federasyonun hayata geçirilmesi için,  gerektiği yerde inisiyatif alarak çalışılması gerektiğini vurgulaması, ilgili tüm tarafların kulağında küpe olmalıdır” dedi.

Müzakerelerin yeniden başlamasına odaklanmalıyız.

Kıbrıs’ta bulunacak çözümün, BM Güvenlik Konseyi kararları ve Avrupa Birliği ilkelerine uygun federal çözüm olmasının tek çıkar  yol olduğunu vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in belirlediği çerçevede, müzakerelerin yeniden başlamasına odaklanılmasını talep etti.

Kıbrıs halkının felakete sürüklenmesine izin veremeyiz.

Kıbrıs’ın etrafında sayısız tehlikenin Kıbrıslıları beklediğine işaret eden İzzet İzcan, “Macera peşinde koşan  statükocu  güçlerin, Kıbrıs halkını felakete sürüklemesine izin verilmemelidir” dedi.

Yarın çok geç olabilir.

Kıbrıs solunun  kendi aralarındaki didişmeleri bir yana bırakıp,  ortak vatan mücadelesi çağrısında bulunan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Yarın çok geç olabilir” dedi.

Ezelden Ebede Adalet? – Tahsin Oygar

By Nazen Şansal

hammurabi-2_900x600-900x580

Argasdi dergimizin 54. sayısından, adaletin geçmişini, bugününü ve geleceğini sorgulayan bir yazı...

Yeni bir tema ile yeni sayımız Temmuz'da tüm market ve Khora kitabevlerinde...

hammurabi-2_900x600-900x580 Genelde en çok bilinen ilk yazılı hukuk kuralları,  MÖ 1793-MÖ 1750 yılları arasında Babil kralı olan Hamurabi’ninkiler olarak çıkar karşımıza. En çok bilinen olduğu doğrudur. Fakat ilk olduğu yanlış. Bugüne kadar bulunmuş en eski hukuk kuralları MÖ 2400’lerde yaşamış Sümerlerin Lagaş Kralı Urukagina’nın kurallarıdır. O dönemdeki kent devletlerden biri olan Lagaş’ta hüküm sürmüş olan Urukagina tarıma oldukça önem veriyor ve bu alanda çalışanlar için bir dizi kurallar geliştiriyordu. Bunlardan en çok bilineni “Tarla, sürenin; hayvan sağanındır” kuralıdır. Bu kuralla Urukagina, bir çeşit özel mülkiyeti devreye alarak verimliliği artırmayı planlıyordu. Urukagina kendi yönetiminin gücünü artırmak ve tapınağın gücünü azaltmak için tapınağın aldığı vergileri de bu kurallar ile azaltıyordu. Urukagina’dan yaklaşık beş yüz yıl sonra karşımıza Hamurabi kanunları çıkıyor. Hamurabi krallığını güçlendirdi, toplumsal yaşamı geliştirip polis teşkilatına benzer yapılar oluşturdu ayrıca ilkel bir posta sistemi kurdurttu. “Kısasa kısas”, “göze göz, dişe diş” yasaları diye anılan bu kurallar sonraları Tevrat ve şeriatta da gerek benzerlik gerekse mantık anlamında tekrardan karşımıza çıkıyor. Bugün hala radikal İslami anlayışlar tarafından savunulmakta olanları bile vardır. O zamanlar Shamash’inin (Sümer mitolojisinde Utu tanrısına karşılık gelen tanrı; adalet tanrısı olarak da bilinir.) bizzat kendisine bu 282 kuralı ilettiğini iddia eden Hamurabi bu kuralları acımasızca uygulatmıştır. Kurallardan bazıları şöyle; “Göz çıkaranın gözü çıkarılsın, diş kıranın dişi kırılsın, ameliyatta hastanın ölümüne neden olan doktorun ve hastanın gözünü kör eden doktorun parmakları kesilsin, babasına vuran evladın parmakları kesilsin.”  Yönetim tarafından alt tabaka ve üst tabaka diye sınıflara ayrılmış toplumsal yapıda kurallar tabakalara göre de değişebilmekte idi. Örneğin insanın dişini kıranın dişi kırılacaktır, fakat bu suç daha alt tabakadan bir insana karşı işlenirse, o zaman üst tabakadan insan sadece para cezasıyla cezalandırılacaktır! Böylece adalet tanrısının Hamurabi’ye üst sınıfları altlardan biraz daha fazla kollayan kurallar fısıldadığını anlıyoruz. Bugünün dünyasında da tanrılar fısıldamaya devam ediyor Mesela silah tanrısı, ABD’de makineli tüfek kullanımının yasalarla serbest bırakmasını söylemiş yönetenlere. Doğanın tanrısı ise İngiltere’de tüm çiçeklerin kraliçeye ait olduğunu fısıldamış. Bundan dolayı park ve kamusal alanlarda çıkan yabani bir çiçeğin bile kesilmesi yasak. Hangi tanrı bilmiyorum Fransa’da bir domuza Napolyon ismini vermeyi yasaklamış. Terzi tanrı Tayland’da iç çamaşırı giymeden dolaşmayı yasaklarken, İspanya’da ise çırılçıplak dolaşmayı yasal hale getiren bir başka tanrı mı var acaba? Bangladeş’te sınavlarda kopya çekmeyi yasaklayan öğretmen tanrı İsviçre’de gece saat 22:00’den sonra kamuya açık alanlarda erkeklerin ayakta işemesinin yasaklanması ile ilgisi olmadığını fısıldamış. Yargıçlar da fısıldar Bugünlerde bizim kktc’de öğrendiğimde çok şaşırdığım şey ise; adaleti sağlayan, yargıya yön veren yargıçların nasıl seçildiği idi. “Bağımsız” kktc yargısı yargıçlarını hangi kriterlere göre nasıl seçiyor biliyor musunuz? Hukuk bilgisini ve adalet anlayışını ölçen ve fırsat eşitliğini sağlayan yazılı bir sınavla mı? Hayır. Söyleyeyim; var olan yargıçlar olası yargıç adayı olarak düşündükleri avukatların kulağına “yargıçlığa başvurursanız seçileceksiniz.” diye fısıldıyorlar. “Adaletin gevşeyen vidalarını suç tornavidasıyla sıkarsın!”  Adalet anlayışı hem tarihsel hem de ulusal ve coğrafi düzlemlerde farklılıklar gösteriyor. Adalet mevzusunu ele alırken belli bir dönemde var olan sınıf ilişkileri ve çıkarları ile hep ilişkilendirilmesi gerektiği düşüncesi en doğru yaklaşım gibi görünmektedir. Ebedi, doğru ve evrensel bir adalet anlayışı yoktur. Engels şöyle diyor; “Ekonomik durum temeldir, ama üst yapının değişik unsurları – sınıf mücadelesinin politik biçimleri ve sonuçları – kazanılan muharebeden sonra kazanan sınıfın belirlediği anayasa – hukuk biçimleri ve hatta bütün bu gerçek mücadelelerin tarafların beyinlerine yansıması, politika, hukuk ve felsefe teorileri, dini dünya görüşleri ve bunların dogma sistemlere evrimi tarihsel mücadelelerin akışı üzerinde etkide bulunuyorlar ve birçok durumda bu mücadelelerin biçimini belirliyorlar.”  Buradan yola çıkarsak kapitalizmin adaletliyim iddiasının, kendi koşulları içerisinde adaletli olmadığını savunmak/göstermek, politik bir mücadele yöntemi olarak kapitalizmin eleştirisi için kullanılabilir ve de etkilidir. Bize fırsat eşitliği gibi sunulan yasaların aslında sadece belli bir sınıfa hizmet ettiğini ve günün sonunda en iyi yasanın bile sınıfsal sömürüyü ortadan kaldırmayacağını gösterebiliriz. Fakat bu yapılırken gerçek adalet şudur, budur gibi evrensel bir anlayışı savunmak mücadeleyi bağlamından koparacağı gibi sizi geleceğin toplumunun kahinliğine soyunan bir konuma yerleştirir. Suç ve adalet birbirleri olmadan var olamazlar. Herakleitos “Eğer adaletsizlik olmasaydı adaletin ismini bilmezlerdi” der ve Igor Jaguar, Murat Menteş’in Antika Titanik kitabında yarattığı bir mafya babası, bakın ne diyor; “Adaletin gevşeyen vidalarını suç tornavidasıyla sıkarsın!” Karl Marx’a kulak verecek olursak; “Bayrağınıza tutucu ‘adil bir iş günü için adil bir iş günü ücreti’ şiarı yerine devrimci ‘Kahrolsun Ücret Sistemi’ sloganını yazmalısınız.”   Tahsin Oygar tahsinoygar@yahoo.com   Kaynakça: Tarih Sümer’de Başlar –Samuel Noah Kramer Antika Titanik – Murat Menteş https://tr.wikipedia.org/wiki/Heraklitos http://www.praksis.org/wp-content/uploads/2011/07/010-11.pdf https://tr.wikipedia.org/wiki/Hammurabi http://www.teorivepolitika.net/index.php/arsiv/item/366-marxin-ahlaki-realizmi http://www.microdestek.com.tr/dunyanin-en-ilginc-yasalari.html https://www.birgun.net/haber-detay/karl-marx-kapitalist-somuru-ve-adalet-kavrami-200939.html  

Tüm kardeşlerimizin bayramını kutlarken, önümüzdeki bayramların yurdumuz Kıbrıs ve bölge halklarına barış, huzur ve mutluluk getirmesini dileriz

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, yayımladığı bayram mesajında, halkın Ramazan Bayramı’nı kutlayarak barış dolu aydınlık yarınlar diledi.
Kıbrıs Türk toplumunun Ramazan Bayramı’nı büyük ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile boğuşarak karşıladığını belirten  İzcan, çözümsüzlük ve Kıbrıs sorununda belirsizliğin Kıbrıslı Türkleri toplumsal yok oluş tehlikesiyle karşı karşıya getirdiğini kaydetti.
Kıbrıs Türk toplumunun varlık ve kimliğini koruma mücadelesinde kararlılıkla hareket etmesinin önemli olduğunu belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Tüm yurtseverlerin öncelikli görevi, insanlarımızın kardeşliği temelinde yurdumuzun bütünlüğünü sağlamaktır. Birleşik Kıbrıs Partisi çıktığı yolda kararlılıkla ilerlemeye devam edecektir” dedi.
Görüşme sürecinin bir an önce başlamasını talep eden İzzet İzcan, Birleşik Federal Kıbrıs’ın, tek gerçekçi çözüm olduğunu vurgulayarak, BM Genel sekreteri Antoni Guterres’in inisiyatif almasını istedi.
Halkımızın Ramazan Bayramını kutladığını belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Tüm kardeşlerimizin bayramını kutlarken, önümüzdeki bayramların yurdumuz Kıbrıs ve bölge halklarına barış, huzur ve mutluluk getirmesini dilerim” dedi.

❌