One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Yesterday — June 19th 2021Your RSS feeds

Aynı Denizdeyiz, Aynı Gemide Değiliz

By Kamil İpçiler

191795922_919610635252073_4034825240889913112_n

Bu yıl da, Eşcinselliğin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalıktan çıkarılmasının 31. yıldönümü dolayısı ile ülkemizde bir hafta boyunca süren etkinlikler gerçekleştirildi. Pandemi koşullarının LGBTİ+’ları farklı etkilediğini isteyen komite bileşenleri; AYNI DENİZDEYİZ, AYNI GEMİDE DEĞİLİZ teması etkinlikler düzenlediler. Derneğimizin de her yıl yer aldığı 17 Mayıs organizasyon komitesi tarafından düzenlenen Onur Yürüyüşü ise 17 Mayıs günü Dereboyu Çemberinden başlayan Gökkuşağı Zinciri ile Meclise ulaştı. Sokakların gökkuşağı renklerine büründüğü eylem, Meclis önünde okunan basın açıklaması ile son buldu. 192547910_840638719867364_1851074947441002670_n189627231_498329391312311_5359945036343866490_n Komitenin ortak basın açıklaması Onur Haftası etkinliklerinin başlangıcı olan Gökkuşağı Zinciri’ne hoş geldiniz! Bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından eşcinselliğin hastalık olmaktan çıkarılmasının 31. yılı. 17 Mayıs her yıl Uluslararası Homofobi, Bifobi, Transfobi ve İnterfobi Karşıtlığı Gün olarak tüm dünyada anılmaktadır. Kıbrıs’ın kuzey kesiminde ise onur yürüyüşleri eşcinselliğin Ceza Yasası’nda suç olmaktan çıkarıldığı 2014 yılından beridir her yıl düzenlenmektedir. Bu yürüyüşler lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve artıların ayrımcılığa uğramaması ve insan haklarına eşit erişiminin sağlanması için yapılmaktadır. Son yıllarda ise onur yürüyüşleri ve bu kapsamda birçok etkinliği bizler 17 Mayıs Organizasyon Komitesi olarak düzenlemekteyiz. Her yıl çeşitli örgütün bir araya gelerek Kuir Kıbrıs Derneği ile dayanışma içinde düzenlediği bu etkinliklerde hem görünürlük hem de farkındalığı artırmayı amaçlamaktayız. Geçtiğimiz yıl tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 Pandemisinedeniyle etkinliklerimizi online olarak gerçekleştirdik ve Pandemi’nin bizler üzerindeki etkisini tartıştık. Bu bir yıl bizlere göstermiştir ki tüm dünyada Pandemi’den özellikle biz LGBTİ+’lar başta olmak üzere mülteciler, kadınlar, çocuklar, işçi sınıfı, sağlık çalışanları, yaşlılar ve daha birçok dezavantajlı grup olumsuz olarak etkilenmekte ve yöneticiler bu durumu kontrol altına almakta başarısız kalmaktadır. Özellikle Pandemi sürecinde birçok politikacının “Hepimiz aynı gemideyiz” söylemine karşı bizler “Aynı denizdeyiz, aynı gemide değiliz” sloganı ile tepki gösteriyoruz. Özellikle Kuir Kıbrıs Derneği’nin son yıllarda yürütmüş olduğu çalışmalarda da LGBTİ+’ların istihdam, sağlık, barınma, eğitim vb. alanlarda ayrımcılığa uğradığı ve en temel insan haklarının bile ihlal edildiği saptanmıştır. Ülkemizde; - İnterseksler küçük yaşlarda gerekli olmayan tıbbi müdahalelere maruz bırakılmakta, - Birçok trans cinsiyet uyum sürecine ve cinsiyetin hukuken tanınması hakkına erişememektedir, - Eşcinseller ve biseksüeller okullarda, iş yerlerinde, sosyalleşme ortamlarında gizlenmek zorunda bırakılmakta ve açılmalarıdurumunda da büyük risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar, - Özellikle okullarda ve iş yerlerinde LGBTİ+’lar çevresindekiler tarafından zorbalığa, ayrımcılığa maruz bırakılmakta, - Yani özetle bugün heteroseksüel ve natranslara tanınan yasal ve sosyal haklar LGBTİ+’lara tanınmamaktadır. Bu nedenle ayrımcılık son bulana kadar bizler mücadelemize devam edecek ve renklerimizle güçlenerek var olacağız. Gökkuşağı Zinciri ile başlayan Onur Haftası etkinliklerimiz bugünden itibaren 25 Mayıs’a kadar her gün farklı farklı etkinliklerle gerçekleşecektir. Dileyen herkes Kıbrıs’ta 17 Mayıs adlı sosyal medya hesaplarımızdan etkinliklerin detaylarına ulaşabilir. 17 Mayıs Organizasyon Komitesi Bileşenleri: Kuir Kıbrıs Derneği, Mülteci Hakları Derneği, Kadın Eğitimi Kolektifi, VOIS Kıbrıs Uluslararası Öğrenciler, Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu, Akdeniz Avrupa Sanat Merkezi (EMAA), Üçüncü Toplum Örgütü, Kıbrıs Kadın Sağlığı Araştırma Derneği (KISAD), Sol Hareket – Sol Gençlik, Halkın Partisi – Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Gençlik Örgütü ve Kadın Örgütü, Toplumcu Demokrasi Partisi – Gençlik Örgütü ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi.
Before yesterdayYour RSS feeds

Kültür Derneklerinden Başbakanlık Önünde Eylem: “Tüzük değişikliği yapılmazsa kaybeden kültür ve sanatımız olacaktır”

By Nazen Şansal

2

1

Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 66 dernek adına temsilciler, bugün Bakanlar Kurulu toplantısının yapılacağı Başbakanlık önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını öncesi yapılan konuşmada, ülkemizin doğusundan batısına, halk dansları, fotoğraf, seramik, edebiyat, müzik, tiyatro, kadın çalışmaları ve benzeri alanlarda üretimler yapan ve yüzlerce üyesi bulunan derneklerin ortak bir sıkıntısının dile getirileceği vurgulandı. Pandemi koşulları gereği, toplum sağlığını korumak adına sınırlı sayıda temsilci ile gerçekleştirilen eyleme destek veren turizm emekçilerine ve Bu Memleket Bizim Platformu’na da teşekkür edildi. Serkan Soyalan’ın okuduğu ortak açıklamada; Şubat ayında, Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü’nde, derneklere hiç danışılmadan değişiklik yapıldığı ve derneklerin Değerlendirme Komisyonu’na seçtiği 5 üyenin iptal edildiği anlatıldı. Komisyonda, Bakanlıkça görevlendirilen 8 üye ile derneklerin demokratik seçimle belirlediği 5 üyenin yıllardır uzlaşı içerisinde çalıştığı vurgulanarak “Pandemi koşullarında devletin, kültür ve sanatı yaşatmak için daha çok destek olması gerekirken böylesi bir değişikliğe gidilmesini ve derneklerin dışlanmasını protesto ediyoruz” denildi. Ayrıca bir süredir Bakan ve Kültür Dairesi Müdürü ile toplantılar gerçekleştirildiği ve bu toplantılardan çıkan sonuçların da takipçisi olunacağı belirtildi. 2 3 Açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli basın emekçileri kültür-sanata duyarlı halkımız, Şubat ayında, Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü’nde bir değişiklik yapılarak Değerlendirme Komisyonu'na, Kültür-Sanat Danışma Kurulunca seçilmekte olan 5 üyenin iptal edildiğini ve yerine Kültür Dairesi Müdürü tarafından 5 üyenin atanacağını öğrendik. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, yıllardır bu alanda aktif olarak çalışan; müzikten halk danslarına, tiyatrodan fotoğrafçılığa, tangodan edebiyata kadar pek çok konudaki üretimlere imza atarak kültür ve sanatın gelişimine katkı yapan onlarca dernek varken hiçbirinin fikri alınmadan böyle bir değişikliğe gidilmesi kabul edilemezdir. Üstelik yasal dayanakla kurulmuş olan ve derneklerin seçilmiş temsilcilerinin de yer aldığı Kültür Sanat Danışma Kurulu, yasa ve tüzük gereği Bakan'a danışmanlık yapmakla görevli ve yetkilidir. Tüzük değişikliğine gidilmeden bu Kurulun görüşünün alınması çok daha doğru ve sağlıklı olurdu. Oysa Bakanlık, bunu yapmadan Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü’nü değiştirmiştir. Dolayısıyla bu Tüzük değişikliği sadece antidemokratik değil, teamüllere de aykırı olmuştur. Değerlendirme Komisyonu’nda, mevcut tüzüğe göre Bakanlıkça görevlendirilen 8 üye ile Kültür Sanat Danışma Kurulu tarafından demokratik seçimle belirlenen 5 üye, yıllardır uyumlu ve uzlaşı içerisinde çalışmaktaydı. Şimdi bunca zorluğun yaşandığı Pandemi koşullarında devletin, kültür ve sanatı yaşatmak için derneklere daha çok destek olması gerekirken böylesi bir değişikliğe gidilmesini şiddetle kınıyoruz ve protesto ediyoruz. Mevcut tüzük, devlet olanaklarının, atanmış kişilerin iki dudağı arasından çıkacak keyfi ve partizan kararlarla yürütülmesine alternatif, demokratik, katılımcı ve devlet ile derneklerin işbirliğini hayata geçiren bir tüzük olarak kurgulanmıştı. Ancak yıllar içinde uygulamada ortaya çıkan eksiklikleri gidermenin yolu, kesinlikle dernek temsilcilerinin karar alma süreci dışına atılması olamaz. Hep aynı kişilerin görev yapması bir sorun olarak görülürse, Komisyon üyeliğine belli bir süre sınırı konması gayet uygun, demokratik ve katılımcı bir çözüm olacaktır. Bu amaçla bir süredir Bakan ve Kültür Dairesi Müdürü ile toplantılar gerçekleştirdik ve bir uzlaşı noktası bulmak üzere çeşitli önerilerde bulunduk. Önerilerimiz tümüyle kabul görmedi ancak dün yaptığımız toplantıda Bakan’dan bir söz aldık. Şöyle ki; derneklerin seçeceği sadece 2 kişi arasından Bakanın veya Kültür Dairesi Müdürünün atama yapması şeklinde Tüzüğün değiştirileceği bize açıklandı. Bu yöndeki bir uygulamanın yaratacağı sakıncaları veya sağlayacağı faydayı henüz enine boyuna değerlendirme imkanımız olmasa da ve bu hususta çeşitli dernekler farklı görüşlerde olmakla birlikte, tüm dernekler olarak Bakanın en azından verdiği bu sözü tutmasının takipçisi olacağız. Bu Tüzük değişikliği Nisan ayı sonuna kadar yapılmaz ise sonuçta kaybeden kültür-sanat alanındaki çeşitlilik, çoğulculuk, nitelikli üretimler ve dolayısıyla kültür-sanata duyarlı halkımız olacaktır. Şunu da kaydetmek gerekir ki; kültür ve sanatın gelişmesi için devletin desteği önemli ve gereklidir hatta bu, devletin Anayasal ödevidir. Ancak kültür-sanat, devletin ve resmi ideolojinin uhdesinde olmamalı, farklı ve renkli alternatif seslere ve yaratıcı düşüncelere yer açılmalıdır. Bu açıklamayı yapan kültür-sanat dernekleri olarak, tek derdimiz devletten katkı almak değildir. Elbette parasal destekle üretimlerimiz daha kaliteli olabilmekte, halkımıza daha fazla ulaşabilmekte, gençlerimize, çocuklarımıza ücretsiz etkinliklere dönüşebilmektedir. Ancak bizler, ülkesine, kültürüne ve sanata gönül vermiş kişiler olarak kendi dayanışma ağlarımızla da üretimlerimizi her şekilde sürdüreceğiz. Derdimiz, yıllar içinde mücadele ile kazandığımız demokratik ve katılımcı bir anlayışın, topluma da zarar verecek şekilde otoriter bir zihniyetle değiştirilmiş olmasıdır. Bakanlığı bu konuda verdiği sözü tutmaya ve tüm halkımızı da kültür-sanata sahip çıkmaya çağırıyoruz. Akademi Sanat Derneği Akdeniz Avrupa Sanat Derneği (EMAA) Akçay Kültür Sanat Derneği (AKDER) Alayköy Folklor Derneği Alpay Volkan Kültür Sanat Derneği Alzheimer Derneği AVSAD AYDER Baraka Kültür Merkezi Çatalköy’ü Geliştirme ve Kültür Derneği (ÇADER) Dikmen Gençlik Merkezi Derneği (DİGEM) Dördüncü Duvar Kültür ve Düşünce Derneği Envision Diversity Evrensel Hasta Hakları Derneği Genç Yetenekler Kültür Sanat Derneği Gençlik Merkezi Birliği Girne Gençlik Merkezi Göçmenköy Taşkınköy Kültür Derneği (GÖÇ-TAŞ) Güzelyurt Amatör Sanatçılar Derneği (GASAD) Güzelyurt Atılımcı Sanat Derneği (GASAD) Güzelyurt Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Halk Sanatları Derneği (HASDER) Hayata Dokun Hareketi İnönü Gençlik Merkezi Kültür Sanat ve Spor Derneği (İGEM) İnsan Kaynakları Yönetimi Derneği (İKYD) İskele Kültür Sanat Derneği (İSDER) Kadından Yaşama Destek Derneği (KAYAD) Kalkanlı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYDER) Kıbrıs AB Derneği Kıbrıs Ada Tango Derneği Kıbrıs Edebiyat Derneği Kıbrıs Fotoğraf Sanatı Derneği (KIFSAD) Kıbrıs Havaları Derneği (KIBHAD) Kıbrıs Kâğıt Sanatçıları Derneği Kıbrıs Polifonik Korolar Derneği Kıbrıs Sanat Derneği Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği Kıbrıs Türk Fotoğraf Derneği Kıbrıs Türk Fransız Kültür Derneği Kıbrıs Türk Kütüphaneciler Derneği Kıbrıs Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (KTÜKD) Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği Kuir Kıbrıs Derneği Kuzey Kıbrıs Seramikçiler Derneği Lefkoşa Folklor Derneği (FOLKDER) Lefkoşa Folklor ve Gençlik Merkezi (FOGEM) Lirik Şiir Grubu Mehmetçik Kültür ve Dayanışma Derneği Mağusa Kadın Merkezi Derneği (MAKAMER) Mağusa Kültür Derneği Nicosia New Generation Lions Kulübü Özgür Adımlar Kültür ve Sanat Derneği Sevgi Çiçeği Kültür Sanat Derneği (SEÇDER) Sivil Toplum İnisiyatifi Sonare Çoksesli Korolar Derneği Tango Siempre Dans ve Sosyal Aktivite Derneği Turizm ve Folklor Araştırmaları Derneği (TUFAD) Üçüncü Toplum Forumu Üretim Merkezi Yeni Erenköy Kültür ve Sanat Derneği (YENDER) Yunan Dili Derneği (YUDER)   Ayrıca “Bu Memleket Bizim Platformu” da derneklere destek açıklamıştır.    

Baraka “Piknik Sepetli” Basın Açıklaması Yapacak

By Mustafa Batak

123929243_386051816064805_592550779233928180_n

Baraka Kültür Merkezi 13 Kasım Cuma günü saat 13.00’te Cumhurbaşkanlığı önünde bir basın açıklaması yaparak Ersin Tatar’a, Erdoğan’a vermesi için bir piknik sepeti bırakacak. Tayyip Erdoğan’ın pazar günü adamızı ziyareti esnasında Maraş’ta piknik yapmak istediğini ve Tatar’ın da “inşallah” diye cevap verdiğini basından öğrenen Baraka aktivistleri, kültürümüzü yansıtan bir piknik sepeti ile Cumhurbaşkanlığı önüne giderek irademize müdahale edilmesini, demokrasinin ayaklar altına alınmasını, yıllardır süren asimilasyonu ve gittikçe artan muhafazakâr politikaları protesto edecek. İrademize saygı duymayanları, özgürlük ve demokrasi düşmanlarını ülkemizden “sepet”lemek için 13 Kasım Cuma günü saat 13.00’te Cumhurbaşkanlığı önünde gerçekleşecek olan basın açıklamasına, basın emekçilerinin ve halkımızın ilgisi özlenir.

Baraka Kültür Merkezi’nden “Direk Üstünde” Basın Açıklaması

By Nazen Şansal

1

1

Baraka Kültür Merkezi, Başbakanlık önünde ilginç bir basın açıklamasıyla MOBESE’leri ve bu konudaki Kent Güvenlik Yönetim Sistemleri Yasası’na uyulmamasını protesto etti. 11 Haziran tarihinde MOBESE’ler için yapılan resmi itirazların dikkate alınmadığını ve yasal zorunluluk olmasına karşın hiçbir cevap verilmediğini kamuoyuyla paylaşan Baraka aktivistleri, “Önce bu Yasaya oy verip sonra şov yapanlar gibi MOBESE direğine çıkmadığımız için sözümüzün dinlenmediği düşüncesiyle, bugün bu açıklamayı direk üstünde yapıyoruz.” ifadelerini kullandı. Bilişim Suçları Yasası’na da değinilen ve “MOBESE’de yasaya uymayan Bilişim’de uyacak mı?” diye sorulan açıklamada, Bilişim Suçları Yasası’nın da tıpkı MOBESE kameraları gibi toplum üzerinde baskı kurmak için kullanılacağı ve ifade özgürlüğünü sınırlayacağı vurgulandı. Basın açıklamasını tam metni şöyle: 2 MOBESE’de Yasaya Uymayan “Bilişim”de Uyacak mı? Baraka Kültür Merkezi olarak en başından beri çeşitli eylem ve sokak tiyatrolarıyla karşı çıktığımız, MOBESE kameralarına resmi ve yasal itirazlarımızı 11 Haziran tarihinde Başbakanlığa vermiştik. Önce bu Yasaya oy verip sonra şov yapanlar gibi MOBESE direğine çıkmadığımız için sözümüzün dinlenmediği düşüncesiyle, bugün bu açıklamayı direk üstünde yapıyoruz. Yasaya göre; “İtiraz Kurulu, gerekçeli kararını en geç otuz gün içerisinde vererek ilgili kişiye tebliğ eder.” İtiraz Kurulu’nda ise Başbakanlık, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlığı müsteşarları, Polis Genel Müdürü veya yardımcısı, Lefkoşa Belediye Başkanı, Barolar Birliği ve Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bulunuyor. Gözetim toplumu, insan hak ve özgürlüklerine aykırı olması, eylem ve ifade özgürlüğü üzerinde baskı yaratması, tarihi ve kültürel dokuya zarar vermesi, kaldırım işgali ve engelli kişilerin geçişini zorlaştırması, bütçenin halk yararına sağlık ve eğitim için harcanması gibi sebeplerle verdiğimiz itiraz dilekçelerine cevap verme süresi çoktan dolmasına rağmen herhangi bir yanıt alamadık. Böylece hükümetin, yasaları sadece işine geldiği zaman ve insanlar üzerinde baskı uygulamak amacıyla uyguladığını, vatandaşa hak ve özgürlük veren maddelerin pratikte uygulanmadığını bir kez daha görmüş olduk. Ancak hükümetten özde farkı olmayan sözde muhalefet bunu görmek istemiyor ve özgürlüğü kısıtlayıcı yasalara ortak olmaya, oy vermeye devam ediyor. MOBESE’lerde yaşadığımız rezaletin aynısı Bilişim Suçları Yasası için de geçerli olabilecektir. Güya sanal bahis, kredi kartı hırsızlığı, çocuk pornosu gibi konuları engellemek ve siber suçları önlemek için çıkarılan Bilişim Suçları Yasası da tıpkı MOBESE kameraları gibi toplum üzerinde baskı kurmak için kullanılacaktır. İfade özgürlüğünü sınırlayacak, sansüre ve daha kötüsü otosansüre sebep olacak bu yasa, erki elinde bulunduranlar tarafından işlerine geldiği gibi uygulanacak, hak ve özgürlükler aleyhine yorumlanacaktır. Güvenlik bahanesiyle özgürlüğümüzü yok eden bu gibi yasalar, gözetim toplumu yaratılmasına hizmet ediyor, baskı ve kontrol mekanizmasıyla halkı denetim altına alıp sindirmeyi amaçlıyor. Üstüne üstlük bizim ülkemizin yetkilileri mi Türkiye mi bizi gözetliyor bu da belli değil. Çünkü kameraları, TC ile imzalanan ve Meclisteki tüm partilerin oybirliği ile geçen bir protokole dayanarak TC askeri şirketi ASELSAN kuruyor. Bu halde bizlere tek bir yol kalıyor: sokakları terk etmemek ve özgürlük için direnmek! Baraka Kültür Merkezi 27 Ağustos 2020, Başbakanlık önü  

Baraka Müzik Topluluğu Sol Anahtarı Kitap İçin Çalıp Söyledi

By Onur Butuner

117704197_10157189556086927_8374870257676270942_o

Baraka Müzik Topluluğu Sol Anahtarı, geçtiğimiz cumartesi günü, kolektif ve gönüllü emekle 10 yıldır yazarak, çizerek, okuyarak, okutarak direnen Khora Kitap’ a dayanışma amacıyla konser gerçekleştirdi. Barfly’da gerçekleştirilen konsere yoğun bir ilgi ve katılım vardı. Grup kendi albümlerinden söylediği şarkılara ek olarak farklı ülkelerden sanatçılara ait şarkılar da seslendirdi. Gecede Khora Kitap’ın 10. yaşı kutlanırken, kitap ve müzik çerçevesinde bir araya gelen insanlar için de keyifli ve anlamlı bir gece oldu. Kitap için dayanışma amacıyla yapılan konserden 233 bilet ve 2 adet sol anahtarı albümü satışıyla birlikte 4700 TL gelir elde edildi. Kitap ve müzik severlerin destekleriyle elde edilen bu gelir Khora Kitap’a bağışlandı. 117665951_10157189555286927_8408763006629474242_o 117681553_10157189556036927_3085247650660949296_o 117704197_10157189556086927_8374870257676270942_o

Baraka Kültür Merkezi Mobeselere İtiraz Dilekçelerini Verdi

By Nazen Şansal

2

1

Baraka Kültür Merkezi, Başbakanlık önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasının ardından Mobeselerle ilgili itiraz dilekçelerini Başbakanlığa verdi. Kent Güvenlik Yönetim Sistemi Yasası uyarınca vatandaşlar tarafından yapılan itirazlar, İtiraz Kurulu tarafından 30 gün içerisinde yanıtlanmak durumunda. Baraka Kültür Merkezi aktivistleri, gözetim toplumu yaratması, insan hak ve özgürlüklerine aykırı olması, eylem ve ifade özgürlüğü üzerinde baskı yaratması, tarihi ve kültürel dokuya zarar vermesi, kaldırım işgali ve engelli kişilerin geçişini zorlaştırması, bütçenin halk yararına sağlık ve eğitim için harcanması gibi sebeplerle Mobese kameralarına itiraz dilekçelerini sundular. Başbakanlık önünde yapılan basın açıklamasında “Gözeklen da gözetlenin”, “Zeki Müren de bizi görecek mi?”, “Big brother is watching you”, “Mobeseye NObese” yazılı pankartlarla mesaj verildi. Baraka’dan yapılan açıklamada, itiraz formlarının Başbakanlığın internet sitesinden alınabileceği ve herkesin bu gözetleme kameralarına kendi gerekçeleriyle itiraz edebileceği de vurgulandı.

2

Basın açıklamasının tam metni ise şöyle: Lefkoşa’da yaşayanlar gayet iyi bileceklerdir ki neredeyse her caddemiz, her sokağımız ucube kameralarla dolduruldu. Güvenlik bahanesiyle özgürlüğümüzü yok eden bu kameralar, gözetim toplumu yaratılmasına hizmet ediyor, baskı ve kontrol mekanizmasıyla halkı denetim altına alıp sindirmeyi amaçlıyor. Üstüne üstlük bizim ülkemizin yetkilileri mi Türkiye mi bizi gözetliyor bu da belli değil. Çünkü kameraları, TC ile imzalanan ve Meclisteki tüm partilerin oybirliği ile geçen bir protokole dayanarak TC askeri şirketi ASELSAN kuruyor. 2017’de bu konu ilk gündeme geldiğinden bu yana yazıp söylediğimiz gibi; Mobese kameralarının, suçları önlemede kullanıldığı iddia edilse de yapılan araştırmalar, suçu önlemede hiç bir fonksiyonunun olmadığını; tüm dünyada terör, cinayet, soygun gibi önemli suçların Mobeselere rağmen artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Yolsuzluk, rüşvet, yetkinin kötüye kullanılması gibi suçlar bizzat devlet yetkilileri tarafından işlenmeye devam edilmekte fakat makam odaları kameralarla izlenmemektedir. Öte yandan sokaklarımıza, parklarımıza, meydanlarımıza yerleştirilecek kamera görüntülerinin, kimin tarafından, ne kadar süreyle ve ne amaçla kaydedilip kullanılacağı da büyük bir soru işaretidir. Çünkü imzalanan protokolde, devletin tüm plaka bilgilerimizi TC’ye vereceği açıkça yazmakta ve TC’nin yetkili Bakanı; “ASELSAN bu çalışmaları Türkiye’de yürüttüğü gibi Kıbrıs’ta da yürütecektir. İnanıyorum ki bu protokol bağlarımızı daha da daha da kuvvetlendirecektir” demektedir. 52 milyon liralık bir proje olduğu söylenen Mobeseler yerine, halkın gerçek ihtiyaçları dikkate alınarak, yangın helikopteri alınabilir, sığınma evi ve kültür-sanat merkezi açılabilir, hastanelerimizin, okullarımızın, yollarımızın nice ihtiyaçları karşılanabilirdi! Kent Güvenlik Yönetim Sistemi Yasası, tüm halka kameralara itiraz etme hakkı vermektedir. Biz de bu hakkımızı kullanmak ve bizi gözetlemek isteyenlere biraz olsun rahatsızlık vermek amacıyla bugün çeşitli gerekçelerle itirazlarımızı dosyalayacağız. Gözetim toplumu inşası, insan hak ve özgürlüklerine aykırı olması, eylem ve ifade özgürlüğü üzerinde baskı yaratması, tarihi ve kültürel dokuya zarar vermesi, kaldırım işgali ve engelli kişilerin geçişini zorlaştırması, bütçenin halk yararına sağlık ve eğitim için harcanması gibi sebeplerle itiraz dilekçelerimizi Başbakanlığa sunuyoruz. Ve 30 gün içerisinde İtiraz Kurulu’ndan bir yanıt bekliyoruz. Şehrin dört bir yanını saran Mobeselerden rahatsız olan tüm halkımızı da Başbakanlığın internet sitesinden edinecekleri formları, kendi gerekçeleriyle doldurarak itirazlarını yapmaya davet ediyoruz.

3

“Gancelli Davası” Protesto Edildi

By Nazen Şansal

foto1

“Gancelli Davası” Protesto Edildi

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Bağımsızlık Yolu Basın Yayın Propaganda Sekreteri Mustafa Keleşzade, Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen kitlesel eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açıldığını hatırlatarak, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle davanın sürekli ertelendiğini ve bunun da eylemcilere fiili bir cezaya dönüştüğünü söyledi. Açıklamada, aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyelerinin, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendilerinin gidip aldığı ve en kısa sürede yargılanmayı talep ettiği ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamadığı belirtildi. Savcılığın bu ihmalinin, insan haklarından olan makul sürede adil yargılanma hakkını ve hatta halkın eylem yapma özgürlüğünü de ihlal ettiği vurgulandı.

foto1

“Savcılık Yargısız İnfaz Yapıyor, Adil Yargılanma ve Eylem Yapma Hakkı İhlal Ediliyor” Baraka aktivisti Mustafa Batak ise iki örgüt adına okuduğu ortak açıklamada, “Gancellinin kırılmasıyla hiçbir ilgisi olmayan eylemcilere gözdağı vermek amaçlı açıldığına inandığımız bu dava ile halkın eylem yapma hakkı baskı altına alınarak ihlal edilmekte, bu da demokrasi kültürüne zarar vermektedir. Kısacası savcılığın kamu malına zarar bahanesiyle açtığı bu dava, aslında kamu vicdanına hasar vermekte ve hem adaleti hem de eylemcileri oyalamakta, kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Gencecik canlarımızın kaybıyla sonuçlanan trafik “kazası”nın esas sorumluları; yolları doğru düzgün yapmayan gelmiş geçmiş hükümetler ile Türkiye’ye yaranmak için saatleri geri almayarak öğrencileri karanlıkta okula gitmeye mahkum bırakanlar, adalet karşısına çıkmamış fakat eylemciler aylardır yargısız infaz edilerek cezalandırılmıştır.” sözlerine yer verdi. Dava Duruşma Amaçlı Ertelendi Bu sabah görüşülen ve sanıkların avukatları ile birlikte duruşmaya hazır bulunduğu dava, Savcılığın isteğiyle yine ertelendi.  Aylardan sonra duruşmayı yürütecek savcının belirlendiği bugünkü oturumda, savcılık kendi açtığı ve davalıları her seferinde Mahkemeye getirttiği davada yine duruşmaya başlayamadı. “Gancelli davası”, savcılığın hazırlanması ve görüntüleri incelemesi amacıyla 27 Şubat Perşembe gününe, duruşma için ertelendi. Polisin halen daha tebligat yapamadığı kişiler varken, bugün bir eylemci daha kendi tebligatını kendisi alarak yargılanmayı talep etti. Bugün Mahkeme önünde okunan basın açıklamasını tam metni ise şöyle: Değerli basın emekçileri, değerli halkımız; Bildiğiniz gibi Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. Eylemciler aleyhine, Başbakanlık kapısının yanı sıra kapının yanındaki duvarı ve projektörü kırarak devleti 15,010TL’lik hasara uğratmaktan dava getirilmişti. 16 Ekim 2018 tarihinde dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri gidip almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan aylar hatta yıl geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Bu durum bir yandan savcılığın kendi açtığı davaya olan ilgisizliğini ve ciddiyetsizliğini gösterirken diğer yandan her ay işini gücünü bırakıp, öğrencilerini, mesai arkadaşlarını, hizmet almaya gelen vatandaşı zor duruma sokmak pahasına mahkemeye gelen öğretmenleri, kamu emekçilerini, özel sektör çalışanlarını mağdur etmektedir. Hızlı ve makul bir sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının bir parçası olup önemli bir insan hakkıdır. Savcılık bir yıldan uzun bir süredir gereken tebligatları yapmayıp davasını ilerletmeyerek, eyleme katılan kişilerin insan haklarını ihlal etmektedir; daha dava başlayamadan, tıpkı bir mahkeme gibi fiilen ceza uygulamaktadır. Keza gancellinin kırılmasıyla hiçbir ilgisi olmayan eylemcilere gözdağı vermek amaçlı açıldığına inandığımız bu dava ile halkın eylem yapma hakkı da baskı altına alınarak ihlal edilmekte, bu da demokrasi kültürüne zarar vermektedir. Kısacası savcılığın “kamu malına zarar” bahanesiyle açtığı bu dava, aslında kamu vicdanına hasar vermekte ve hem adaleti hem de eylemcileri oyalamakta, kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Gencecik canlarımızın kaybıyla sonuçlanan trafik “kazası”nın esas sorumluları; yolları doğru düzgün yapmayan gelmiş geçmiş hükümetler ile Türkiye’ye yaranmak için saatleri geri almayarak öğrencileri karanlıkta okula gitmeye mahkum bırakanlar, adalet karşısına çıkmamış fakat eylemciler aylardır yargısız infaz edilerek cezalandırılmıştır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu

 foto2

 

“Gancelli Davası” ile İlgili Mahkeme Önünde Basın Açıklaması Yapılacak

By Nazen Şansal

51593

51593

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması yapacak. Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. 2018 yılında dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Bu amaçla, davaların görüşüleceği 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde yapılacak basın açıklamasına, duyarlı halkımızın ve basın emekçilerinin ilgisini rica ederiz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu    

Baraka Zamları Sokak Gösterisiyle Protesto

By Mustafa Batak

zam eylem görsel 1

Baraka Kültür Merkezi, günden güne yoksullaşan halkımızın sırtına bir yük daha yükleyen zamları protesto etti. zam eylem görsel 2 Büyükhan’da gerçekleşen sokak gösterisinde, sermayenin çıkarlarını savunmayı görev bilen gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin krizlerin faturasını halka kestiğine dikkat çekildi. Ayrıca yapılmayan yollarda gerçekleşen kazalara karşı da ses yükseltildi. Baraka Tiyatro Ekibi’nin dansı ve Sol Anahtarı'nın müzikleri eşliğindeki “Zamazingo Kantosu” büyük ilgi gördü ve alkış topladı. zam eylem görsel 3 “Zamazingo Kantosu”nun sözlerini ve gerçekleşen sokak protestosunu linkini aşağıda bulabilirsiniz. Ülkelerin birinde, belki de bizimkinde ekonomik kriz çalışanı vurmuş. Her şeye hep zam, zam üstüne zam zam, maaşlar yetmez olmuş. Ekmeğe, süte zam, benzine, tüpe zam ay sonu gelmez olmuş. Kemerleri sıkalım, dayanıyoruz! Zamanın yenisinde, belki de tam bugünde neoliberalizm bir halkı soymuş. Elektrik, telefon, okulda, sağlıkta fon cüzdanlar bomboş kalmış. Nasıl ödeyelim tükeniyoruz! Yapılmayan yollarda kazalar da olunca, seyrüsefer harçları kabul edilemezmiş. Halkın haklı öfkesi, ezilenlerin sesi birleşip de çığlık olmuş. SOKAKLARA ÇIKALIM, DİRENİYORUZ! https://bit.ly/2QMke23

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı

By Nazen Şansal

3

1

  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına "hayır" denmesi gerektiği mesajını verdi. Baraka lokalinde gerçekleşen açıklamada ilk olarak Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu bir konuşma yaparak, "Petrol ve doğalgaz konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye hükümeti üzerinden yükselen bir gerilim gibi görünse de bunun geri planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği hatta İsraille bağlantılı şirketlerin ülkemizin doğal varlıkları üzerinden elde etmeye çalıştıkları kar ve zenginlik gerilmi vardır." dedi. Petrolün, yıllardan beridir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne hizmet edeceği iddia edilse de aslında çözümü daha da zorlaştıracağını vurgulayan Rahvancıoğlu, dünyadaki örneklere ve ülkemizde Lefke CMC örneğine baktığımızda, maden aranmasının halklara sadece zehir yığını bıraktığını, ekosisteme de ciddi zararlar verdiğini vuguladı. Ardından Baraka aktivisti Pınar Piro'nun okuduğu basın açıklamasında ise petrol ve doğalgaza hayır denmesi çağrısının detayları yer aldı. "Yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir." ifadelerinin yer aldığı açıklamada, "insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır." denildi.

2

Kuzey ve güneyde yaşayan ada halklarına birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamanın tam metni şöyle:   Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz! Süregiden yalan ve talan sisteminin devamlılığı için, ülkemizde ve tüm Akdeniz’de yeni bir ekolojik krizin adımları atılıyor. Emperyalistlerin siyasi hesaplarının ve dev enerji şirketlerinin ticari rantlarının en önemli konusu olan petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları, zaman zaman barışı da tehlikeye atacak şekilde sürüyor. Dört bir yanımız, çıkar çatışmalarıyla petrol karasına bulanmak istenirken kimse ada halklarının gerçek menfaatini, Akdeniz’in ve gezegenimizin geleceğini düşünmüyor. Sağcı-solcu, çevreci-kalkınmacı, ekolojist-kapitalist fark etmeksizin herkes petrol ve doğalgazın “zenginlik” ve “ihtiyaç” olduğuna ikna görünüyor. Enerji şirketlerinin, yatırım yapacakları coğrafyada gergin bir atmosferi tercih etmemesi ve devletlerin de sermayenin dümen suyuna gitmesi, petrolle birlikte “barış”ın da su yüzüne çıkacağı inancını pompalıyor. Hatta halkımızın büyük çoğunluğunun özlemle beklediği çözümün bilhassa mülkiyet ile ilgili maliyetinin bu “zenginlik”le karşılanması planları yapılıyor. Bizler; doğa severler, halkları kardeş bir adada barış ve huzur içinde yaşamak isteyenler, meydanı boş bıraktıkça, bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti bir yandan Türkiye hükümeti, karşılıklı meydan okumalarla sondajlarını sürdürüyor. Oysa yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir. Meksika Körfezi’ni yıllarca ölü bir denize çeviren, binlerce insanın yaşamını etkileyen türde "kaza"ların olma riski bir yana, derin deniz sondajları hassas Akdeniz ekosistemine önemli zararlar vermektedir. Yakın zamanda ABD’de dünya devi bir petrol şirketine ait sondaj alanında 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan felaket, sadece insanların yaşamına etki etmemiş, 3 ay boyunca denize sızan petrol, Meksika Körfezi'nin ekosistemini ve bu ekosistemde yaşayan balinalar, deniz kaplumbağaları ve göçmen kuşlar gibi hayvanların yaşamını olumsuz etkilemiştir. Buna benzer bir felaketin Akdeniz’de yaşanmayacağının, ada halklarının hayatının ve ekosistemimizin olumsuz etkilenmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır. 1912-1974 yılları arasında Lefke bölgesinde maden çıkaran ve sömüreceği maden bitince de çekip giden Amerikan şirketi CMC’nin bıraktığı pislik, 45 yıldır ada çapında çevre sorunlarına, deniz ve yer altı sularının kirlenmesine, kanser ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Petrol bulunup işletildiğinde varılacak sonuç, ne yazık ki benzer olacaktır. Hepsinden önemlisi, insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu bilimsel gerçeği, kapitalist devletlerin de neredeyse tümü kabul etmek zorunda kalmış ve Paris Anlaşmasıyla bu konuda uluslararası hukuk yaratılmıştır. Ancak kendi koydukları kurallara dahi uymayan devletlerin tek yaptığı, şirketlerin karını maksimize etmektir. Çünkü mevcut sömürü sisteminin, ne pahasına olursa olsun büyümekten başka çaresi yoktur. Adamızda petrol çıkarılmasına -hangi şirket veya devlet olursa olsun- net bir hayır demek, bu anlamda antikapitalist bir tavır da içerir ve bizlere yeni bir yaşam biçiminin kapılarını aralar. Enerjinin kaçınılmaz bir "ihtiyaç" olduğu savunusu da "neyin ve kimin ihtiyacı?" sorusuyla karşılaşır. Neyin, ne kadar ve ne için üretileceğinin kararını halklar/üretenler vermediği sürece, gerçek ihtiyaçlardan değil reklam piyasasının şişirdiği bir tüketim çılgınlığından bahsediyoruz demektir. Kültürel yozlaşma ve yabancılaşmanın doruklarda yaşandığı, metalara tapılan bir dönemde, piyasanın aç gözünü doyurmak için her şey fazlasıyla üretilmekte ve arsızlık bir yaşam biçimi olarak dayatılmaktadır. Daha birkaç yıl önce adamızın kıyılarında petrol dolum tesisi istemediğini haykıran, en doğudan en batıya eylemler düzenleyen, AKSA'nın yarattığı kirliliğin hesabını soran, ağaç dikmeye ve çöp toplamaya anlamlı katkılar koyan çevreye duyarlı halkımızı, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına da "dur" demeye çağırıyoruz. Başta Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve Çevre Bakanları olmak üzere tüm yetkilileri, ekonomi değil ekoloji öncelikli, kar değil insan odaklı düşünmeye ve her kim olursa olsun denizlerimizde petrol ve doğal gaz aranmasına izin vermemeye davet ediyoruz. Adamızın güneyinde yaşayan çevre dostlarını, doğa severleri de kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltmeye, petrol ve doğalgaz aranmasına son vermek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu 28 Eylül 2019

 3

Baraka Kültür Merkezi’nden Özerk Tiyatro Talebi ve Yaşar Ersoy’a Destek

By Nazen Şansal

2

2

Baraka Tiyatro Ekibi, Devlet Tiyatroları önünde sokakladığı bir oyun ile özerk ve özgür tiyatro talebini dile getirdi. Sol Anahtarı elemanlarının da yer aldığı müzikli oyunda, özgürce şarkı söyleyen gençler, siyasi atama olan yasakçı bir müdürün sansürüne ve baskısına maruz kalarak sanatlarını diledikleri gibi yapamaz hale geldiler. Ardından, oyuncular Ataol Behramoğlu’nun “Bu Yangın Yerinde” isimli şiirini okudu. Tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a destek Oyun sonrası, Baraka aktivisti Nazen Şansal tarafından yapılan açıklamada, Devlet Tiyatroları’nın hükümetlerin değil halkın değerli bir kurumu olduğu vurgulanarak, siyasi atama ile yönetilmesine, yasakçı ve baskıcı zihniyetlere,  özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş-geçmiş hükümetlere ve tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a hadsizce dil uzatanlara “TEPKİ” gösterildi.

1

Basın açıklamasının tam metni şöyle: Burada bir yangın yerinin yanı başındayız şimdi… 20 yıl önce kül olan Devlet Tiyatrosu’nun yanındayız! 20 yıldır sahnesizliğe mahkum edilen, siyasi hesaplarla, kişisel çıkarlarla istisnasız her hükümet döneminde müdahale edilen, her şeye rağmen inatla üreten tiyatro sanatçılarının ve emekçilerinin yanındayız. Çünkü Devlet Tiyatrosu, kendi politik görüşüne göre müdür atayıp burayı yönetmeye soyunan, kendini “patron” ilan eden başbakanların, kültür bakanlarının değil, halkın bir kurumudur.  Nereli olduğu veya nereden geldiği fark etmeksizin, halkların kardeşliğine kucak açmalı ve hizmet etmelidir. Biz tiyatro severler olarak tiyatromuzun, küllerinden yeniden doğmasını arzuluyoruz. Ama nasıl? Özerk olarak, özgür olarak… Atanmış siyasilerin değil, sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin kolektif kararlarıyla yönetilmesini istiyoruz. Tüm sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin geleceği garanti altında, güvenceli çalışabilmesini ve böylece kimsenin baskısına maruz kalmadan özgürce üretebilmesini istiyoruz. İşte bu nedenle; Yıllardır Özerk Tiyatro Yasası yapmayan tüm hükümetlere tepkimizi gösteriyoruz! Halkın yanında görünüp, sanatın özgürlüğünden bahsedip Devlet Tiyatrolarını aynı yapısal sorunlarla baş başa bırakan CTP-TDP-HP-DP dörtlüsüne tepkimizi gösteriyoruz! Evrensel olan ve ifade özgürlüğünü de içeren sanatı sadece kendi dar çerçevesinden gören milliyetçi, gerici, baskıcı, yasakçı, sansürcü Ulusal Birlik Partisi’ne ve ırkçı, bölücü Yeniden Doğuş Partisi’ne tepkimizi gösteriyoruz! Sanatın özgürlüğüne, yani özüne, varlık sebebine el uzatanlara; bu halkın yetiştirdiği en değerli sanatçılarımızdan Yaşar Ersoy ustaya hadsizce dil uzatanlara tepkimizi gösteriyoruz! 3 4 5 6  

Baraka’dan Devlet Tiyatroları Önünde TEPKİ Oyunu

By Nazen Şansal

görsel

Baraka Kültür Merkezi olarak, Özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş geçmiş hükümetlere, sanata yasak koyan Devlet Tiyatroları müdürüne ve onu atayan baskıcı zihniyete TEPKİmizi gösteriyoruz! Bu amaçla 22 Ağustos Perşembe saat 18.00’de Devlet Tiyatroları önünde (Okullar Yolu) kısa bir oyun ve şiir sokaklayacağız. Tiyatroya gönül veren tüm sanatçılar, sanatın özgürlüğüne inanan tüm halkımız ve duyarlı örgütler davetlidir.

görsel

   

Beleşe Deniz- Plajlar Halkındır Hareketi’nden Eylem Çağrısı

By Nazen Şansal

acapulco eylemi

11701104_427064957465926_997126706766618001_n

Bu pazar haksızlığı pazara çıkaralım; "Beleşe deniz" için Acapulco'da buluşalım! Bu yıl sıcakların her zamankinden fazla kendini gösterdiği bir yaza merhaba dedik. Fakat bir ada ülkesinde yaşamanın avantajı olan dört bir yanımızın denizle çevrili olması bize bu yıl maalesef keyiften çok acı getirdi. Otellerin, gemilerin ve büyük işletmelerin atıklarından, düzensiz ve plansız kentleşmeden dolayı beleşe versen girilmeyecek duruma gelen Girne sahillerinde yine de "Beleşe Deniz" hakkını kullanmak isteyen vatandaşlardan fahiş ücretler istenmeye devam ediliyor. Denizlerdeki kirlilik oranı, kirli denizlerde bulunan ve Caretta kaplumbağalarının azalmasıyla da çoğalan deniz anası popülasyonunun kıyılarımızda artması ile kendini gösteriyor. Yani bizden aldıkları para yetmezmiş gibi denizlerimizi kirletmeye ve denizdeki doğal yaşamı katletmeye devam ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi deniz ile çevrelenmiş bir ülkede yaşarken insanların sahil güvenliği ile alakalı yeterli bilgiye sahip olmaması, plajlarda eğitimli cankurtaranların bulunmaması ve yerel yönetimler ile devletin vatandaşları bilgilendirmemesi ve güvenlik artırıcı önlemler almaması maalesef can kayıplarıyla sonuçlanıyor. Bunun yanı sıra, 10 yıldır sürdürdüğümüz mücadelede mahkeme huzurunda kazanılmış haklarımız olmasına rağmen pek çok otel ve işletme "Beleşe Deniz" hakkımızı gaspetmeye, kanun tanımamaya ve kendi istediği gibi davranmaya devam ediyor. Tüm bunlara karşı sesimizi yükseltmek, deniz facialarında hayatını kaybetmiş vatandaşlarımızı anmak ve haklarımıza sahip çıkmak için 28 Temmuz Pazar saat 16:00’da Acapulco önünde buluşarak önce basın açıklamamızı yapıyor sonra da beleşe denize giriyoruz. Tüm halkımızı davet eder; basın emekçilerinin ilgisini rica eder; polismizi de Anayasayı uygulamak ve Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası'nın gereğini yapmak üzere göreve çağırırız.  Beleşe Deniz - Plajlar Halkındır Hareketi acapulco eylemi

Yaz Kursları Şölenle Sona Eriyor

By Kamil İpçiler

yaz kursları 2016 haber foto.jpg

Baraka Kültür Merkezi’nin bu yıl 7.’sini düzenlediği çocuklar için ücretsiz yaz kursları yarın (Cumartesi) saat 19.00’da, Kızılbaş’taki Baraka lokalinde gerçekleştirilecek şölenle son buluyor. Haziran ayındaki “Eğitsel Spor Aktiviteleri” ile başlayan yaz kurslarında görsel sanatlardan satranca, fen deneylerinden felsefeye, müzikten dansa, yogadan seramike, hayvan sevgisinden insan haklarına kadar bir çok konu bilimsel bir müfredatla çocuklarla buluşturuldu. Çevre bilinci dersinde sebze ekip can suyu vererek toprakla buluşan çocuklar, Girne Kalesi’ne düzenlenen gezi ile tarihe yolculuk yaptı. Şenlikli Final Yaz kurslarının finalinde, çocukların kurslar boyunca yaptıkları üretimleri sergileme ve öğrendiklerini sahneleneme şansı bulacağı bir şenlik düzenleniyor. Bu renkli şenlik, Cumartesi akşamı saat 19.00’da, Baraka Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyor. Baraka’dan yapılan açıklamada şölene başta çocukların aileleri olmak üzere tüm halkımızın davetli olduğu belirtildi.

7. Baraka Yaz Kursları Başlıyor

By Kamil İpçiler

62505324_2406890386040960_512635717218729984_n

Baraka Kültür Merkezi, her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz aylarında ilkokul çocuklarına (7-11 yaş) yönelik yaz kursları düzenliyor. Yedincisi gerçekleştirilecek yaz kursları yine ücretsiz olarak, gönüllü bir çabayla ve kolektif bir emekle hazırlıklarına başladı.Kursların bu yılki teması ise: ‘Kağıda Kaleme Sarılın’. Alanında deneyimli öğretmenler eşliğinde çocuklarla buluşulacak kurslarda; eğitsel spor oyunları, seramik, müzik, İngilizce, Yunanca, yoga, görsel sanatlar, halk dansları, modern dans, satranç ve daha birçok farklı etkinlik yer alacak. Bu sene iki farklı etaptan oluşacak olan yaz kursunun ilk etabında çocuklar, 19 Haziran’dan ay sonuna kadar her Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri Kapalı spor salonunda eğitsel spor oyunları aktivitesi yapacak. Ardından 1 Temmuz itibari ile Baraka Kültür Merkezi Lokalinde bilimsel ve sanatsal faaliyetler ile buluşacak. Kurslar, 20 Temmuz Cumartesi günü ise renkli bir şölen ile son bulacak. Ülkede yaşanan muhafazakarlaşmanın ve yoksulluğun artarak devam ettiği bu süreçte en önemli varlığın çocuklarımız olduğunu biliyoruz. Ve herkese de bunların karşısında Kağıda Kaleme Sarılın diyor, ülkemizde çocuklarımızı bilimle, sanatla, sporla buluşturacak aktivitelerin artmasını diliyoruz.

AÇIK VE ONURLU Bir Yürüyüş

By Pınar Piro

IMG_0637

Eşcinselliğin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından akıl hastalığından çıkarıldığı gün olan 17 Mayıs, Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü olarak kutlanmaktadır. Baraka Kültür Merkezi olarak bizler de her yıl biraraya gelip çeşitli etkinlikler düzenleyen 17 Mayıs organizasyon komitesinde yer almakta, hem bir etkinlik düzenlemekte hem de onur yürüyüşüne katılmaktayız. IMG_0631Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlere karşı her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı ses çıkarmak için oluşan komitenin bu yılki sloganı AÇIK VE ONURLU olarak belirlendi ve bu çerçevede 15 güne yayılan çeşitli etinlikler düzenlendi. Bizler de Baraka olarak içinde olmaktan onur duyduğumuz bu etkinlikler haftasında, LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ isimli bir söyleşi gerçekleştirip, KASO GL aktivisti ve PRAKSİS dergisi yayın kurulu üyesi sevgili REMZİ ALTUNPOLAT'ı da değerli düşüncelerini ve deneyimlerini aktarması için söyleşide konuşmacı olmak üzere ağırladık. IMG_0637Katılımcı tüm örgütlerin etkinliklerinin tamamlanmasının ardından da 18 Mayıs akşamı AÇIK VE ONURLU temasıyla onur yürüyüşü gerçekleştirildi. Tüm renklerin biraraya geldiği yoğun katılımlı yürüyüş Lefkeliler Hanında düzenlenen parti ile son buldu.

BARAKA: 1 MAYIS GÜZEL GÜNLERİN UMUDU!

By Hasan Gaburdi

afiş

    1 Mayıs Güzel Günlerin Umudu ! Bir inşaatta ekmeğimiz için çalışıyoruz, güvenlik önlemleri alınmadığı için düşüyoruz, ölüyoruz ama inşaat devam ediyor. Çocuğun bakımına ve ev işlerinin yüküne, iş yerinde uğradığımız baskı, taciz, eşit işe eşit ücret alamayışımız ekleniyor. Eşimizden, eski sevgilimizden şiddet görüyoruz; sığınma evi açmayan devletin, bizi korumayan polisin kurbanı oluyoruz. Kültür-sanattan ve bilimsellikten uzak gerici eğitim politikalarına maruz bırakılıyoruz. Ülkeyi yönetenler kitapları yasaklar hale gelmiş, kitap okuyanları tutuklatıyorlar. Güvenceli çalışma koşulları var diye kamuda çalışmayı hayal ederken, fark ediyoruz ki sözde kamu reformlarıyla kamu emekçilerinin çalışma koşulları da özel sektör koşullarına geriletiliyor. Düşük ücretle, sendikasız, güvencesiz, kaderlerimiz patronların iki dudağı arasında uzun saatler boyunca çalıştırılıyoruz. Yerli/göçmen, kamu/özel sektör çalışanları diye ayrıştırılıyoruz, birbirimize düşmanlaştırılıyoruz. Ankara’nın adamızdaki faşist uzuvlarının türkiyeli/kıbrıslı ayrımı üzerinden siyasi çıkarlar güttüğüne tanık oluyoruz. Sermaye yarattığı ekonomik krizlerin sefasını sürerken bizler cefasını çekiyoruz. Akdeniz’in ortasında bulunan bir ada ülkesinin insanları olarak mavi ve temiz suların keyfini yaşayacağımıza, otellerin lağım sularının mağduru oluyoruz. Doğaya ve insana zararları bilimsel bir gerçek olmasına rağmen nükleer santral tehlikesiyle yüz yüze getiriliyoruz. Egemenlerin adamız üzerindeki çıkarları doğrultusunda ada halkları olarak bugünümüzü yaşayıp, geleceğimizi kurmamız ve kendi kaderimizi tayin etmemiz engelleniyor. Her geçen gün sermaye ile işbirlikçi hükümetlerin sömürüsü ve baskısı artıyor, artıyor ama buna karşın, emekçiler ve tüm ezilenler olarak direnişimiz ve mücadelemiz de yükseliyor. Sömürüsüz, sınırsız, sınıfsız, halkların kardeşçe yaşadığı, kadına şiddetin sonlandığı, doğa talanının durdurulduğu günler biz direndikçe ve mücadele ettikçe mümkün olacaktır. Şairin de dediği gibi; “Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir, haklı günler, büyük günler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, ekmek, gül ve hürriyet günleri.” 1 Mayıs’ta o beklenen güzel günlere ulaşmak için, isyanımızı haykırmak için hep birlikte sesimizle, sevgimizle, kavgamızla, öfkemizle, umudumuzla sokaklarda, meydanlarda, alanlarda olalım. Saat 17:30'da Lefkoşa Çağlayan Parkında buluşalım.  

Örgütler, Kadın Cinayetlerinden Sorumlu Devleti Protesto Etti

By Kamil İpçiler

0P1A2839

Baraka, Bağımsızlık Yolu ve Kadın Eğitimi Kolektifi; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde eş zamanlı olarak 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve  Cumhuriyet Meclisi; 17.00’de ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde ‘Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız’ eylemi gerçekleştirdi. Dört farklı noktada gerçekleşen eylemlere KTAMS da destek verdi. Şentürkler: Bakanlar Görev Yapmıyor, 10 Yılda 20 Kadın Öldürüldü İçişleri Bakanlığı önünde örgütler adına ortak açıklama yapan Zekiye Şentürkler, “Her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane, sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldü” şeklinde konuştu. Koloz: Polis, Kadına Yönelik Şiddetle İlgili Şikayetleri Ciddiyetle Ele Alınmalı Polis Genel Müdürlüğü önündeki ortak açıklamayı örgütler adına okuyan Melisa Koloz, şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetlerin, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade ederken, Polisin görevinin arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak olmadığının da altını çizdi. Alçıcıoğlu: Sosyal Hizmetlere Dar Bütçe Öneren Vekiller Kadın Cinayetlerinin Sorumlusudurlar Meclis önündeki ortak açıklamayı ise örgütler adına okuyan Şifa Alçıcıoğlu, “sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar” şeklinde ifadelerde bulundu. Ayrıca sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacının ortada durduğunun altını çizerek  milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65'ten 360'a çıkarmasının, devletin; kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını vurguladı. Kadın Cinayetlerine Öldürülen Kadınların Yoklaması Alınıp, İsimleri Duvara Yansıtıldı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılan basın açıklamasından önce kadın cinayetlerinde öldürülen kadınların ismi okunarak yoklama alınırken isimleri de Bakanlık binasının duvarına yansıtıldı. Nazlı: Kamu Kaynaklarını Gerici Odaklara Değil, Kadınları, Çocukları, Yaşlıları Koruyacak Politikalara Ayırın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önündeki ortak açıklamayı okuyan Cansu N. Nazlı, kullanılan kamu kaynaklarının kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis  edilmesinin elzem olduğunun altını çizdi. Ayrıca Bakanlıktan, Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturmasını isteyen Nazlı, “Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin!” dedi. Son 10 Yıldaki Çalışma Bakanları Protesto Edildi Açıklamanın ardından, son on yılda görev yapan Çalışma Bakanlarının isimleri bir bir okunup protesto edildi. Ortak basın açıklamalarının tam metni ise şöyle: İçişleri Bakanlığı önünde; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde geçtiğimiz aylarda olduğu gibi yine İçişleri Bakanlığı’nın kapısındayız ve her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldüğü için protesto ediyoruz. Yıllardır ülkemizde var olan seks köleliğini ilk kez kendi görmüş onu da yanlış görüp seks işçiliği olarak tanımlamış bakanı artık gerçeklerle yüzleşmeye, göstermelik çalıştaylar yapıp pezevenkleri de paydaş olarak davet ettiği icraatlardan vazgeçmeye, ivedilikle kadın sığınma evlerinin açılması ve gece kulüplerinin kapatılması için göreve çağırıyoruz. Kıbrıs'ın kuzeyinde seks köleliği vardır. Önceden bilgisi ve rızası olsun ya da olmasın, ülkeye girişte pasaportlarına el konularak, borçlandırılarak çalıştırılan, dilediği zaman gece kulübünden çıkma hakkı olmayan, cinsel ilişkide kendini hastalıklardan koruma hakkı olmayan, yaptıkları iş kayıt altında olmayıp sağlıkları ve hatta hayatları güvence altında olmayan kadınlar seks kölesidirler. Devlet seks köleliğine göz yummakta, yardım ve yataklık etmekte ve vergisini almaktadır. Devlet her şiddet gören, tecavüze uğrayan ve cinayete kurban giden seks kölesi kız kardeşlerimizin kölelik hikâyesinde işbirlikçiden öte suçludur. Suça ortak olan devlet istemiyoruz. Bizi cinsiyet odak noktası personeli gibi safsatalarla oyalayacağınıza kadınların her gün daha fazla gayri insani koşullarda yaşama durumuna bir son verin. Beyan ettiğiniz gibi yaptığınız çalıştayın sonucunda gece kulüplerini kapatmak ve seks işçiliğini yasallaştırmak var ise eğer hemen bunu hayata geçirin. Çünkü artık bıçak kemikte. Çünkü artık tek bir kız kardeşimizin ölümüne tahammülümüz yok! Polis Genel Müdürlüğü önünde; Değerli basın emekçileri, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla burada toplanmış bulunuyoruz. Neoliberal muhafazakar politikalar  kadın özgürleşmesinin, kadına karşı uygulanan şiddetle mücadelenin önünde bir engel teşkil etmektedir. Yalnızca eş ve anne olarak tanımlanan, nesnelleştirilen kadın sadece beden olarak algılanmakta ve hukuksal kişi olma vasfından çıkarılmaktadır. Toplumsal statüsü “ev hanımlığı” ve “annelikten” öteye gidemeyen, bedeni veya düşüncesi üzerinden baskı altına alınan kadın, fiziksel veya psikolojik şiddete uğramakta ve ne yazık ki öldürülmekte. Devletten kadına yönelik şiddetle ilgili alması gereken önleyici ve koruyucu tedbirleri bir an önce hayata geçirmesini talep etmek için burada bulunuyoruz.  Bir kez daha devlete esas görevinin kadın, çocuk, genç, yaşlı, erkek veya LGBTİ demeden tüm sınırları içerisinde yaşayan insanları korumak olduğunu hatırlatmak isteriz. Bir kaç hafta önce Gönyeli'de , çalıştığı evde canice katledilen kız kardeşimizi hepimiz çok iyi hatırlarız. Cinayetin ardından Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı Zeki Çeler: “ önceden şikayette bulunulmamış. Nereden bilecektik ve koruyacaktık?” şeklindeki açıklaması ile devletin polisinin kadına yönelik şiddetle ilgili şikayetleri ciddiye almadığını ispatlamış oldu.  Oysa ki cinayetten önce  Gülbahar polise şikayette bulunmuştu....kız kardeşimiz öldürüldükten sonra ortaya çıkan ve ne yazık ki onu geri getiremeyecek olan bu gerçeğin saklı kalması elbette mümkün değildi. Yaratılan bu durum; şiddet uygulama eğilimi olan insanlarda cesaret, şiddete uğrayan insanlarda ise güvensizlik ve yılgınlık oluşturmaktadır. “Şikayet etsem de işe yaramayacak!” düşüncesi ile kadınları sorunları ile baş başa bırakmak ve çaresizlik düşüncesine terk etmek bir devlet için en büyük utançtır. Gelinen noktada tüm bu yaşanılanlar gösteriyor ki, devlet kadına yönelik şiddet karşısında alınması gereken önlemler konusunda görevlerini yerine getirmiyor. Cuma günü kadına karşı şiddetle mücadele şubesinin faaliyet göstermeye başlayacağının da haberini aldık, polisin önceden takındığı tutumlar göz önünde tutulduğunda bu şubeye ihtiyatla yaklaştığımızı ve ilgili şubenin göstermelik mi yoksa ciddi bir girişim mi olduğunu takip edeceğimizi kamuoyuna duyururuz. Bağımsızlık Yolu, Baraka ve Kadın Eğitimi Kolektifi olarak yine de üstüne basa basa diyoruz ki: Şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetler, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınmalıdır. Polisin görevi arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak değildir. Şiddete uğradığı şikayetiyle gelen kadınların kendini güvende hissetmesi sağlanmalı ve şikayet etkin şekilde soruşturulmalıdır. Şikayet geri çekilse dahi diğer davalarda olduğu gibi kamu davası olarak şiddet uygulayan kimseye okunan ceza davası ilerletilmelidir. Ayrıca kadına yönelik şiddetle ilgili vakalara bakacak olan sağlık personeli ve polis memuru ve benzeri kimselerin bu konuda eğitim almalarını ve bilinçli yaklaşmalarını sağlamak için hizmet içi eğitimler planlanmalıdır. Herkese katıldığı için teşekkürler, eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir. Meclis önünde; 25 Kasım kadına yönelik şiddetle mücadele gününde bir kez daha Meclis önündeyiz. Ne yazık ki geçtiğimiz 25 Kasımdan bugüne, kadına yönelik şiddet kendini en çirkin biçimde göstermeye devam etti. Yıl içinde 3 kadın daha, en yakınlarının kurbanı oldu. 10 yılda 20 kız kardeşimiz kadın cinayetine kurban gitti. Öfkemiz artıyor, sabrımız taşıyor ve isyanımız giderek büyüyor! Günden güne artan neoliberal politikalar biz kadınları daha çok öldürüyor. İşkence görüyor, tecavüze tacize uğruyor ve sömürülüyoruz. Güvence altında yaşama hakkımız gasp edilirken, bu sömürü düzenine karşı tüm birimleri görevini yapmaya çağırıyoruz. Kadına yönelik şiddet, polisinden yargısına, sığınma evinden sağlık ve eğitim sistemine uzanan geniş bir yelpazede, kadın haklarını ve kadın özgürleşmesini ön plana alan, sürekli bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Sağlık bakanlığı, polis ve savcılık konuyu gündemine taşımalı, gerekli birimlerle kadına yönelik şiddetin önlenmesi için elinden geleni yapmalıdır. Bununla ilgili yasalar yapılması bütçe ayrılması ise meclisin ivedi görevlerinden olmalıdır. Yasa yapmak kadar, yasaları uygulamanın da gerekli olduğunun altını çizmek isteriz. Bundan iki yıl önce on binlerce imza toplanarak sığınma evi için ülke çapında bir kampanya düzenlenmişti. Hala bir sığınma evi olmaması devletin en büyük ayıbıdır. Bütçe görüşmelerinin sürdüğü bu günlerde vekillerimize sığınma evi açılması için gerekli bütçe çalışmalarını yapmasının önemini tekrardan hatırlatırız. Sosyal hizmetler dairesinin şartlarının düzeltilmesi, nitelikli elemanlarla kadına yönelik şiddeti önleyici birimlerin açılması için ivedilikle konuyla ilgilenilmesi gerekir. Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar. Sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacı ortadayken milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65'ten 360'a çıkarması, devletin kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını ortaya koyuyor. Bütçe görüşmeleri sürerken vekillerimize sorumluluklarını tekrardan hatırlatmak ve hesap sormak isteriz. Kadınlar öldürülürken milletvekilleri nerede? Teşekkürler. Eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamalarının ardından kadın cinayetlerinin baş sorumlusu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından hesap sormak üzere burada bulunuyoruz. Sona ereceğe benzemeyen ekonomik kriz en başta, esnek, ucuz, güvencesiz iş gücü olarak görülen biz kadınları yoksullaştırarak hayatlarımızdan ekonomik şiddeti ve baskıyı eksik etmemiş, bizlere huzurlu geçen bir gün bile bırakmamıştır. Çoğu hane açlık sınırında bir yaşama mahkum edilirken Bakan, hiçbir ihtiyacı karşılayamayacak meblağda olan sosyal yardım maaşlarının artırılması yönünde bir girişimde bulunmadığı gibi, annesine bakmadığını asılsız biçimde iddia ederek bir kadının neredeyse linç edilmesine bizzat sebep oluyordu. Kadınların çalışıyor olsa dahi, içinde bulunduğumuz koşullarda ekonomik bağımsızlığı olması neredeyse imkansızken devletin şiddete uğrayan kadınların başını sokabileceği bir çatı açmaması, kadınları şiddet gördükleri hanede yaşamaya mahkum etmekle eşdeğerdir. Bakan Çeler de dahil, bugüne kadar bu koltuğu işgal eden ve sığınma evi açmanın sözünü dahi etmeyen bütün bakanların elinde katledilen kız kardeşlerimizin kanı vardır. Bilin ki biz kadınlar, aramızdan alınan her kız kardeşimizin hesabını, artık o koltuklarda oturmuyor olsanız bile sizden soracağız. Evde şiddet gösteren eşlerden, sokakta cirit atan yobazlardan, kadınları taciz etmeyi kendinde hak gören hadsizlerden, iş yerinde mobbing yapan, tacizlerde bulunan müdürlerden, patronlardan rahat nefes alamadığımız her gün, şiddete uğramamızı önleyecek ve bizi şiddetten koruyacak tedbirleri almayan sizleri rahatsız edeceğiz. O kadar ki, istifa etseniz, hükümette düşseniz bile biz şiddetten kurtulmadan siz bizden kurtulamayacaksınız! Gönyeli’de geçtiğimiz haftalarda öldürülen kız kardeşimizin polise şikayeti olmadığını, eğer olsaydı gereğini yapacaklarını, bu yüzden de sorumluluğu bulunmadığını iddia etti Sn. Bakan. Bir kadının şiddetten korunabilmesi için yapmanız gereken her şeyi yaptınız mı ki, sorumluluktan kendinizi bu kadar kolay sıyırabiliyorsunuz? Üstelik Gülbahar’ın öldürülmeden yaklaşık 10 gün önceden poliste şikayeti bulunduğunu biliyoruz. Okları kendi üzerinizden çekmek için, öldürülen bir kadının polise yaptığı şikayeti gizlemeye utanmıyor musunuz? Kadınlar yok annesine bakmıyormuş, yok şiddet gördüğünü polise şikayet etmiyormuş diye bizle uğraşmayı kesin artık. Bugün 25 Kasım, bugün bizim isyan günümüz! Bugün ne siz, ne Başbakanınız ne de Cumhurbaşkanınız konuşacak! Bugün ezilen kadınlar konuşacak, bugün şiddete uğrayan kadınlar isyanını haykıracak, siz susacaksınız! Bugün eğer illa bir şey yapmak istiyorsanız kamu kaynaklarını kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis edin! Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturun! Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin! Bizim artık tek bir can bile kaybetmeye tahammülüz kalmamıştır. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi sigara bırakma kampanyası gibi ucuzlaştırmanıza izin vermeyeceğiz! Kadınlar olarak hayatlarımıza sahip çıkacağız ve korku içerisinde geçirdiğimiz her günün hesabını, başta gerekli önlemleri almadan bize pişkin pişkin 25 kasım çağrısı yapan devlet erkanından soracağız! Yaşasın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günümüz! Yaşasın, şiddete uğramadan kadınlar! 0P1A2820 eylem1

Lefkoşa’da Örgütlerden Ortak 25 Kasım Eylemi

By Kamil İpçiler

ortak çağrı

Geçtiğimiz gün bir kız kardeşimizin daha aramızdan alındığı haberini üzüntü ve öfkeyle okuduk. Son bir ay içerisinde gerçekleşen ikinci kadın cinayeti karşısında öfkemizi örgütlemek ve yaşanılan kadın cinayetlerinin hesabını muhataplarına sormak üzere 25 Kasım Pazar Günü sokağa çıkıyoruz. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olan 25 Kasım’da, Kadın Eğitimi Kolektifi, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu olarak ortak gerçekleştireceğimiz eylem saat 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde eş zamanlı olarak bildiri okunmasıyla başlayacaktır. Gece kulüplerinde seks kölesi olarak kadınların gayriinsani koşullarda çalıştırılmasına göz yuman ve hiçbir icraatta bulunmayan İçişleri Bakanına, Şiddete uğrayan kadınların şikayetlerini ciddiyetle ele almayan polisin kadınların can güvenliğini, beden bütünlüğünü ve cinsel dokunulmazlığını korumanın görevi olduğunu hatırlatmak için Polis Genel Müdürlüğü’ne, Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekillere bütçe görüşmeleri sürerken sorumluluklarını hatırlamak ve hesap sormak üzere eş zamanlı olarak basın bildirileri okunacaktır. Saat 17:00’da ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde toplanılarak kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve koruyucu bir mekanizma geliştirilmesi yasal görevi olan Bakan Zeki Çeler, kadın cinayetlerinden birincil derecede sorumlu bulunduğu için protesto edilecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılacak basın açıklaması ardından 25 Kasım eylemimiz sonlanacaktır. Kadın Eğitimi Kolektifi, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu olarak gerçekleştireceğimiz eylemlerimize kadın cinayetlerine karşı üzüntü ve öfke duyan herkesi çağırırız. İsyanını al da gel! Kadın Eğitimi Kolektifi Baraka Kültür Merkezi Bağımsızlık Yolu
❌