One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayBaraka Kültür Merkezi

Baraka Kültür Merkezi’nden Liseli Gençlere Tiyatro Daveti

By Nazen Şansal

27973893_1914187661924934_3210434285178666504_n

27973893_1914187661924934_3210434285178666504_n

On beş yıldır tiyatro faaliyeti yürüten Baraka Kültür Merkezi, yetişkin ekibinin yanı sıra liseli gençlik ekibi ile de çeşitli sahne ve sokak tiyatroları sergilemekte. 15-18 yaş aralığını kapsayan liseli gençlik ekibinin yeni dönem kayıtları başladı. Eğitim çalışmaları ile kendilerini geliştirmek ve oyunlarda rol almak isteyen gençlerin 29 Eylül Cumartesi günü saat 18.00’de derneğin Kızılbaş’taki lokaline gelmeleri gerektiği duyuruldu. Tamamen ücretsiz olan çalışmalarda, beden, nefes ve ses kullanımı, yaratıcı doğaçlama, müzik ve ritim atölyesi gerçekleştirilecek ve ezilenlerin tiyatrosu cephaneliğinden eğlenceli ve eğitici oyunlar yer alacak. Ayrıca ekim ayı sonunda Lapta Gençlik Kampı’nda  tiyatro kampı da yapılacak. Ardından, sahnelenecek olan oyunun provalarına başlanacak ve Mart ayında oyun sahnelenerek turnelere de gidilecek.

İZLE-TARTIŞ’TA YOL AYRIMI İZLENİLECEK

By Pınar Piro

yol ayrımı

yol ayrımıBaraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği, serin bir sonbahar akşamında Yol Ayrımı filmini izleyiciler ile buluşturuyor.   Mazhar, hayatını babasından devraldığı teskstil imparatorluğunu büyütmeye adamıştır. Bunun için de agresif ve acımasız yöntemler izlemekten çekinmez. Fakat Mazhar'ın yaşadığı trafik kazası birçok şeyi değiştirir. Kaza Mazhar'ın hayata yeniden tutunmasını sağlar. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden yaşadığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Bu değişim tabii ki kolay olmayacak, başka bir insana dönüşme girişimleri, başta ailesi olmak üzere çok kişiyi karşısına almasına neden olacaktır. Mazhar Kozanlı, yaptığı tercihin bedelini ya ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır.  Ailesi mi? Yeni tanıştığı arkadaşları mı? Yoksa çocukluğundan beri düşleyip de yapamadığı hayallerinin mi peşinden koşacaktır  Mazhar?..   Eğer siz de; “Her çocuğun içinde, geçmişine dair yapmak isteyip de yapamadığı ya da ebeveynlerinden isteyip de yapılmayan bir şeyler mutlaka vardır. O hiç unutulmaz, beynimizin bir köşesinde durur ve ortaya çıkacağı günü bekler.” diyorsanız gelin birlikte izleyelim, birlikte tartışalım.   6 Ekim Cumartesi akşamı 20:00’de Baraka Kültür Merkezi’nde buluşalım. Yol ayrımlarımızı konuşalım.

Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde Meclis Önünde Basın Açıklaması Yapacak

By Nazen Şansal

19665215_10155482632637445_8288618434360898828_n

logo

Hayvan haklarına duyarlı pek çok örgüt ve kişiden oluşan, Baraka olarak da bileşeni olduğumuz Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde Meclis önünde toplanarak bir basın açıklaması ve eylem gerçekleştirecek. “Hayvan Refahı Yasası İyileştirilsin” talebinin ön plana alındığı eylem, çalışan kişilerin öğlen tatilinde katılabilmesi amacıyla 13.00’de başlayacak ve 13.15’te basına açıklama yapılarak 13.30’da son bulacak. Eyleme, tüm hayvan severler ile iki veya dört ayaklı dostlar davet edildi. Sokak hayvanlarının, doğal yaşamda var olmaya çalışan hayvan türlerinin ve tüm canlıların haklarının hatırlatılacağı basın açıklamasında, hareketin hazırladığı, TDP Milletvekili Hüseyin Angolemli tarafından Meclis’e sunulmuş olan ve Meclis'te oybirliği ile ivediliği kabul edilen Hayvan Refahı (Değişiklik) Yasası’nın neler içerdiği de basın ve kamuoyuyla paylaşılacak. Hayvan sever halkımızın ve basın emekçilerinin ilgisi ve katılımı özlenir.

Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi: “Hayvan Refahı Yasası İyileştirilmeli”

By Nazen Şansal

43059080_1910405062602320_2460977472758349824_n

 43059080_1910405062602320_2460977472758349824_n Baraka olarak Bileşeni olduğumuz, pek çok örgüt ve kişiden oluşan Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde Meclis önünde toplanarak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. “Hayvan Refahı Yasası İyileştirilsin” talebinin ön plana alındığı ve yasayı Meclis’e sunarak ivediliğinin oybirliği ile alınmasını sağlayan Hüseyin Angolemli’ye teşekkür edilen açıklama şöyle: Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü, bizler bugünün anlamı ile Meclis’te ivediliği onaylanan Hayvan Refahı (Değişiklik) Yasası’nın derhal, daha fazla ertelenmeden görüşülmeye başlanmasını talep etmek için buradayız. Çünkü 20113 yılında yürürlüğe giren Hayvan Refahı Yasası, geçen 5 senenin içinde ne yazık ki, sokaktaki can dostlarımızı koruyamamış, hane içinde beslenen sahipli hayvanların refah düzeyini artırmamış, çalıştırılan hayvanların ise bakım koşullarını ya da egzotik hayvanların adaya giriş çıkışlarını hiç bir şekilde kontrol altında tutmayı başaramamıştır. Bu yüzden de birçok hayvanın yaşam hakkı elinden alınmış, şiddete maruz kalmış veya koşullarına uygun olmayan bir memlekette bakılarak istismar edilmiştir. Değişiklik önerilerimizi 7 madde içerisinde toparlayarak neden gerekli olduğunu şu şekilde açıklamak isteriz: 1-Hayvanlar üzerinde deney yapılmasının yasaklanmasını istiyoruz. Çünkü Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre "Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır." 2-Cezaların işlevsel ve ıslah edici olabilmesi için “kamu hizmeti” adı altında hayvanlara ve çevreye faydası olacak yaptırımlar ve cezalar uygulanmasını; suçun tekrarı halinde ise cezaların artırılmasını istiyoruz. Çünkü bir cana eziyet edene sadece para cezası verilmesi yeterli değildir. Cezanın amacı suçluyu ve toplumu eğitmek olmalıdır. 3-Hayvan Refahı Danışma Komitesi’nde demokratik kitle örgütlerinin etkisinin artırılmasını, en az iki sivil toplum örgütünün bu komitede temsil edilmesini istiyoruz. Çünkü dostlarımız hakkında alınacak önemli kararlarda, onların korunması ve haklarının geliştirilmesi yönünde gönüllü çalışan örgütlere de söz hakkı verilmelidir. 4-Çalıştırılan hayvanların sağlık kontrolüne götürülmesini, yeterli sıklıkta dinlendirilmesini ve beslenmesini, hayvanın sağlığını zorlayacak şekilde çalıştırılmamasını istiyoruz. Çünkü kölelik, sadece insanlariçin değil hayvanlar için de kabul edilemez. 5-Yasaya aykırılıkların bildirilebilmesi amacıyla, Belediyelerin bir ihbar hattı oluşturmasını ve aldığı ihbar üzerine, hayvan haklarına uyun işlem ve eylemleri yapmasını istiyoruz. Çünkü yasalar kağıt üzerinde kaldıkça hiçbir işe yaramıyor. 6-Barınakların en az ayda bir kez, Veteriner Dairesi'ne bağlı veterinerlerce denetlenmesini istiyoruz. Çünkü barınaklardaki kötü koşulların iyileştirilmesi gerekiyor. 7-Herhangi bir sebepten ötürü toplanan hayvanların başka bir yerel yönetim sınırına, ormanlık alana veya başka bir yaban ortama bırakılmamasını istiyoruz. Çünkü hayvanların bir yerden alınıp başka bir yere atılması, hem hayvanlar hem de insanlar için hiçbir sorunu çözmüyor, bilakis artırıyor. Geçen dönem kadük olan yasamız, Meclis’in yeni döneminde Hüseyin Angolemli tarafından tekrardan meclise sunularak, 2 Ekim pazartesi günü ivediliği oybirliği ile kabul edilmiştir. Önerimizin Meclis’te sözünün edilmesini ve ilgili komiteye aktarılarak görüşülmesini ikinci kez sağlayan Hüseyin Angolemli’ye Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi olarak tüm can dostlarımız ve hayvanseverler adına teşekkür ederiz. Yasamızın görüşüleceği Hukuk Komitesi’nden,  pek çok canlının savunmasız bir hayat sürerken tek güvencesinin bu şekilde yaratılabileceğinin bilinci ile yasamıza öncelik vermesini istiyoruz.  

Argasdi Dergisi’nin 52. Sayısı “Kimin Krizi, Kimin Fırsatı?” Dosya Konusu ile Çıktı

By Nazen Şansal

43173515_189258171971505_4551608316538650624_n

43173515_189258171971505_4551608316538650624_n

Baraka Kültür Merkezi'nin üç ayda bir yayımlanan kültür-sanat-politika dergisi Argasdi'nin, 52. sayısı çıktı. Dergide, güncel konulardaki yazıların, şiir, müzik, sinema, ekoloji, feminizm ve fotoğraf sayfalarının yanı sıra dosya konusu olarak "Kimin Krizi, Kimin Fırsatı?" teması ele alınıyor. Ekonomik krize rağmen 5TL okur katkısı ile satılan 24 sayfalık renkli dergi, Lefkoşa, Mağusa ve Omorfo Khora Kitap Cafe'lerden ve Baraka Kültür Merkezi'nden temin edilebilir. "Kriz, Federal Kıbrıs ve Taşın Altındakiler" başlıklı gündem yazısı ile politik ve ekonomik gündemin değerlendirildiği derginin "Memleketin Ahvali" bölümünde, son üç ay içerisinde gazetelere yansıyan önemli haberler mizahi ve eleştirel bir üslupla okura sunulmakta. FeministİZ sayfalarında, krzin kadınların yaşamına etkisini işleyen bir makale; Bunları Bilir miydinİZ? bölümünde, önemli buluşlar yapan kadınlar; ve SeçtiklerimİZ kısmında ise Simone de Beauvoir ile Bell Hooks'tan alıntılar bulunuyor. Ekoloji sayfasında Amerika'da davalık olan Round Up isimli tarım ilacının hikayesi ve ülkemizdeki durumu değerlendirilirken, Bellek sayfasında tarihi kayıtlara geçen ilk grev anlatılıyor. "Viva Küba" filminin incelendiği sinema sayfasının yanı sıra, müzik sayfasında ülkemizde de alternatif çocuk şarkıları ile tanınan Şubadap grubu ile röportaj yer alıyor. Kıbrıs Kültürü sayfasında ise 2. Paylaşım Savaşı esnasında Hamitköy'e düşen bir uçağın enkazı araştırılıyor. Dergide, Argasdi Yayınları'ndan çıkan yeni bir kitabın müjdesi de veriliyor: "Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)" isimli eser, Argasdi'nin kültür sayfasında uzun yıllardır yayımlanan yazıların derlenmesi ve fotoğraflarla zenginleştirilmesi ile kitaplaştırılarak okura sunulmakta. Argasdi, "Kimin Krizi, Kimin Fırsatı?" diye sorarken "Kıbrıslı Türklerin Muhasebe ile İmtihanı", "Kapitalizm Krizde Değil Tıkır Tıkır İşliyor", "Ödenmeyecek Ödemiyoruz", "Tekila Krizinden Rakı Krizine", "Yoksulluk ve Muhafazakarlaşma" ve "Sanatın Kriz Halleri" başlıklı yazılar ile farklı temalarda krizi inceliyor.

SOL ANAHTARI GÜNEŞKÖY NAR PANAYIRI’NDA SAHNE ALACAK

By Mehmet Adaman

42562203_456019894804319_121675392703528960_n

Sol Anahtarı müzik grubu 7 Ekim Pazar günü 1. Güneşköy Nar Panayırı’nda sahne alıyor. Güneşköy Muhtarlığı tarafından organize edilen 1. Güneşköy Nar Panayırı etkinlikleri kapsamında Sol Anahtarı pazar günü saat 17.15’te sahne alacak. 42562203_456019894804319_121675392703528960_n  

Baraka Kültür Merkezi’nden Tiyatro Kampı

By Nazen Şansal

deneme kamp

deneme kamp

Baraka Kültür Merkezi, 27-29 Ekim tarihleri arasında Lapta Gençlik Kampı tesislerinde tiyatro kampı düzenliyor. 15 yaş ve üzeri gençlere ve yetişkinlere yönelik tiyatro eğitimlerini içeren kamp programında, müzik ve ritim atölyeleri, Yaşar Ersoy ile söyleşi, ezilenlerin tiyatrosu cephaneliğinden oyunlar, okuma-tartışma grupları ve forum tiyatrosu çalışmaları gibi etkinlikler yer alacak. Derneğin genç ve yetişkin tiyatro ekiplerinin yanı sıra dışarıdan da tiyatro severlere ve eğitimlerle kendini geliştirmek isteyenlere açık olan kampa katılım için 13 Ekim Cumartesi veya 16 Ekim Salı saat 17.30-19.30 arasında Baraka Kültür Merkezi’nde kayıt yaptırmak gerekmekte. Gençlik Dairesi tarafından talep edilen ücret 100TL olduğundan, kampa katılım ücreti öğrenciler için 100TL, yetişkinler için ise 120TL olarak belirtildi. Baraka Kültür Merkezi’nden yapılan açıklamada kampla ilgili şu detaylar da belirtildi: • Kampımız, tiyatro eğitim çalışmalarına ilgi duyan 15 yaş ve üzeri genç ve yetişkinlere açıktır. • Ulaşım özel arabalarla sağlanacaktır, arabası olmayanlar için ayarlama yapılacaktır. • 4 kişilik odalarda konaklanacaktır. • Kahvaltı, öğlen yemeği ve akşam yemeği verilecektir. • Gençlik kampı tesisi olduğundan ve 18 yaşından küçükler de bulunduğundan dolayı alkollü içki getirilmesi kesinlikle yasaktır. • Kampımızın tümüne kayıt yapılması gerekmektedir, günlük katılım veya dışarıdan misafir kabul edilmemektedir. • Kamp ücreti öğrenciler için 100TL, yetişkinler için 120TL.dir. (100TL Gençlik Dairesi’nin verdiği fiyat olup tarafımızdan Gençlik Dairesi’ne yatırılacaktır. 20TL ise derneğin giderlerine katkı olarak alınmaktadır.) • Kayıt ve ödeme, 13 Ekim Cumartesi veya 16 Ekim Salı saat 17.30-19.30 arasında Baraka Kültür Merkezi’nde yapılacaktır.

Sol Anahtarı Yeni Albümü “Yolda”yı Tanıttı

By Mehmet Adaman

kapak

Baraka Kültür Merkezi Müzik Grubu Sol Anahtarı, üçüncü ve son albümü “Yolda”yı Lefkoşa’da gerçekleşen etkinlikle tanıttı. Yoğun bir katılımla gerçekleşen etkinlikte, “Yolda” albümündeki şarkılardan oluşan repertuarla Sol Anahtarı mini bir de konser verdi. Albümün kayıtlarının yapıldığı Re-Chord Stüdyoları direktörü Kutay Alicik, gecede yaptığı konuşmada grupla birlikte çok güzel bir kayıt süreci geçirdiklerini ve Sol Anahtarı’nın yeni üretimlerini de sabırsızlıkla beklediğini vurguladı. Geceye katılan şair Neşe Yaşın da gruba “Gölge” isimli şiirini vermekten dolayı duyduğu mutluluğu ifade ederek, şiirini sahneden okudu ve büyük alkış aldı. Ülkemizin değerli sanatçılarından bir diğeri Mustafa Tozakı da gecede yer aldı.  Gruba verdiği “Pusu” ve “Sevgiliye” şarkıları büyük beğeni toplayan sanatçı, sahneye gelerek kısa bir konuşma yaptı ve geceye katılanları selamladı. Grubun, albüm tanıtım konserlerine diğer şehirlerde de devam edeceği söylendi. Fotoğraf albümü için: https://www.facebook.com/pg/barakakulturmerkezi/photos/?tab=album&album_id=2238015659542131&__xts__%5B0%5D=68.ARCQlCvZtr2wmg3m5Df4eyPBCC-UKm8qDyrbhju7OginBp_t-1AGqbSHHpLe2UpIljWrv8DT2v4AhXfsO0j8LMYqMAH0np0YJRzUjXyLrfrSR4anno_d1FV98yvZs-QTe-AbuLn0hdPb_FIpKMLy7ZANX218d9766aqe5favizeXiydc6KN7AA&__tn__=-UC-R IMG_3810 IMG_3811 IMG_3812 IMG_3821 IMG_3828 IMG_3838 IMG_3839 IMG_3842 IMG_3844 IMG_3861 kapak    

“Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” İsimli Kitap Çıktı

By Nazen Şansal

44252434_2224100861210291_6802416512469565440_n

Şifa Alçıcıoğlu’nun yazdığı “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitap Argasdi yayınlarından çıktı. Kitap, Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisi Argasdi’de 2012 yılından bu yana yayımlanan kültüre dair yazılardan oluşmakta. Çocuk oyunlarımızdan ovalarımızda yetişen yabani bitkilere, özgür Kıbrıs eşeklerinin tarihinden goncoloz hikayelerine, değişen ölçü birimlerinden kaybolan mesleklere kadar çok çeşitli temalarda araştırma yazılarının yer aldığı “Nenemin Deyişiynan”, Mehmet Altuner ve Mustafa Korkut’un arşivinden eski Kıbrıs fotoğraflarıyla da zenginleştirildi. Kültür Dairesi’nin maddi katkılarıyla basılan kitap, “Hem akademik anlamda araştırma yapan kişilere hem de kültürünü öğrenip yeni nesillere aktarma sorumluluğu hissedenlere faydalı olacağı inancındayız. Ayrıca sürekli göç alan çok kültürlü adamızda, bir yandan kültürel asimilasyona direniş niteliğinde olacağını, diğer yandan da kültürlerin kaynaşmasına hizmet edeceğini umuyoruz.” sözleriyle okura sunuluyor. Kitabın yazarı Şifa Alçıcıoğlu, 1983 Lefkoşa doğumlu olup 2005 yılından bu yana ilko­kul öğretmeni olarak görev yapmakta. Baraka Kültür Merkezi’nde on yılı aşkın bir süre boyunca amatör tiyatro oyunculuğu­nu deneyimleyen yazar, sanatı ve kültürü içinde barındıran, aynı zamanda ülke sorunları ve toplumsal konular hakkında fikir beyan eden Argasdi dergisinin editöryal iş­lerinin yapıldığı Hammaliye Kurulu’nda çalışmakta. Ayrıca Baraka Yaz Kurslarında ve Kadın Eğitimi Kolektifinde gönüllü eğitmenlik yapmakta. Yayına hazırlanmasını Aziz Güven ve Nazen Şansal’ın üstlendiği kitabın kapak ve sayfa tasarımı Mustafa Batak ve Erkal Tülek’e ait. Argasdi Yayınları’nın dördüncü kitabı olan 112 sayfalık eser, 20TL. okur katkısı karşılığında tüm kitap evlerinden temin edilebilir.

 44252434_2224100861210291_6802416512469565440_n

Tanıtım Bülteni: “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)”, 2012 yılından bu yana Argasdi dergisinin kültür sayfasında yayımlanan yazılardan oluşmaktadır. Şifa (Sofu) nenenin anlattıklarından ilham alınarak hazırlanan bu kitap, Kıbrıs tarihi ve kültürü konusunda çeşitli kaynaklardan yapılan derin araştırmaları da içermektedir. Kitabın, hem akademik anlamda araştırma yapan kişilere hem de kültürünü öğrenip yeni nesillere aktarma sorumluluğu hissedenlere faydalı olacağı inancındayız. Ayrıca sürekli göç alan çok kültürlü adamızda, bir yandan kültürel asimilasyona direnişe; diğer yandan kültürlerin, halkların kardeşliği temelinde kaynaşmasına hizmet edeceğini umuyoruz. Koparılan köklerimizi hatırlamaya şifa olması dileğiyle...  

BARAKA OKUMA-TARTIŞMA GRUBU “AYNALAR” KİTABINA BAŞLIYOR

By Hasan Gaburdi

Aynalar

Baraka Okuma – Tartışma Grubu, bir süredir okuduğu  Stefan Zweig  tarafından kaleme alınmış “Satranç” kitabını tamamlayarak, okunacak yeni kitabı belirledi. Yeni Kitap: "Aynalar" Aynalar  
“Ben hatırlama takıntısı olan bir insanım,” diyor Eduardo Galeano, tarihçi olarak anılmasına itiraz ederek. “Her şeyden çok da Amerika’nın, unutkanlıktan mustarip Latin Amerika’nın geçmişini hatırlama takıntım var.” Ancak bu kez dünyanın bütün coğrafyalarını dolaşarak, fiziki olduğu kadar zihinlerdeki sınırların da ötesine geçerek, unutulmuş ya da öğretilmemiş bambaşka bir tarihi hatırlatıyor Galeano. Her şeyin özüne inmeye çalışan minimalist ve nüktedan diliyle, fazladan tek bir kelime kullanmayarak; eski çağlardan günümüze tarihi, edebi, politik anekdotlarla ve başka bir bakış açısıyla “Neredeyse Evrensel Bir Tarih”. Alternatif tarih yazımının en güzel örneklerinden biri olan Aynalar, insanlık tarihinin acı ancak umut dolu bütün ayrıntılarında soluk aldırarak, dünyaya bakışınızı değiştirmeyi vaat ediyor ve Eduardo Galeano bir kez daha “dünyanın vicdanı” olmaya devam ediyor.
  İsteyen herkesin dahil olabileceği Okuma – Tartışma Grubu, 24 Ekim Çarşamba’dan başlayarak her çarşamba saat 18.20-19.30 arasında okumalarına devam edecektir. Dileyen herkesi, insanlık tarihini anlatan bu harika kitabı birlikte okumaya bekleriz.

MİTİNGDE SOL ANAHTARI KONSER VERECEK

By Mehmet Adaman

42892611_2141969729351794_8103529519958196224_n

Bağımsızlık Yolu tarafından organize edilen "Pahalılığı Protesto Mitingi"nde Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı sahne alacak. 26 Ekim Cuma gecesi saat 19.00'da Selimiye Meydanı'ndaki mitingde Sol Anahtarı konser verecek.  

SOL ANAHTARI PAZAR GÜNÜ LEFKE’DE SAHNE ALACAK

By Mehmet Adaman

44740901_2129511420638305_7827485774206468096_n

Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı, konserlerine devam ediyor. Lefke Belediyesi tarafından organize edilen "9.Lefke Hurma Festivali"ne destek amacıyla grup, festivalde sahne alacak. Saat 16.30'da başlayacak olan konser yaklaşık bir saat sürecek. Festival Programı ise şöyle: Tarih : 28 Ekim 2018 Pazar. Yer : Lefke Kapalı Pazar ( Bandabuliya ) Saat 09 :30 – Lefke Portakal Çemberinde buluşma. Kortej eşliğinde festival alanına yürüyüş. 10:00-Açılış Konuşmaları. 10 :30 –Sergilerin Açlışı ; - ‘’ Geçmişten Günümüze Aplıç Kapısı ‘’ – Gürsel Karagözlü - ‘’ El Emeği Göz Nuru ‘’ – Lefke Belediyesi Kadın Kursu - ‘’ Sıfır Atık Geri Dönüşüm ‘’ – Çamay ve Metin Çiçekseven - ‘’ Fikret Demirağ Şiir Odası ‘’ 11 :00 – Lefke Belediyesi Halk Dansları Ekibi. '' Nesilden Nesile'' İsimli Gösteri. 11 :30 – 12 :00 – Mehmet Geçit Müzik Dinletisi 12:00 – 12 :30 - Şiir Dinletisi – Yunus Erhan ve şiir sevdalıları. 12:30-13:00- Pembe Coşkun Müzik Dinletisi. 13:00-13:30- Türkay Fotalı ve Angoniler Grubu ( Okay ve Cankay Ok Kardeşler ) 13 :30 – 14:00 – Lefke Belediyesi Çocuk Orkestrası. 14:00 – Zibilling Etkinliği. 14:30 – 15:00 - Tülay Işıkgün ve Ersan Karaç Konseri 15:00 - 15:30– Özgün Müzik Grubu. 15 :30 – 16 : 30 : Grup Baria Konseri. 16: 30 – 17:30 - Grup SOL Anahtarı Konseri. Sunum : Togay Menekşeli
*** Festival boyunca, rehber eşliğinde Lefke Tanıtım turu, ücretsiz Çocuk oyun alanı, Hurma köşesi, Lefke Hatıra köşesi, hurma ağacına tırmanış gösterisi, hurma dalına yasemin dizme, hurma macunu yapımı, Cittaslow ( sakin şehir) farkındalığı için çeşitli aktiviteler düzenlenecektir. *** SAKİN ŞEHİR LEFKE SİZİ ÇAĞIRIYOR ***

İzle-Tartış’ta “Yolculuk” Filmi İzleniyor

By Kamil İpçiler

yd

Baraka Kültür Merkezi'nin her ay ücretsiz olarak gerçekleşen İzle-Tartış etkinliğinde 3 Kasım akşamı Yolculuk filmi izlenilecek. Yolculuk’un merkezinde muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak kimlik karmaşası yaşayan Mehmet yer alıyor. Bir yanda baskıcı babası, diğer yanda ilişkide olduğu şeriatçı gruplar ve Suriye’de süre giden savaş varken Mehmet ilk büyük aşkıyla da tanışıyor. Kim olduğu ve ne istediği sorusunun cevabını bulması ise umduğu kadar kolay olmuyor. Bu arayış onu, bildiği her şeyi yeniden sorgulayacağı bir yolculuğa sürüklüyor. Yolculuk sade hikayesiyle “insan”ı arıyor ve o insanı bu direnişin bir parçası olarak göstermek istiyor. Ve bu hikayede insanlığın gücünü ve önemini vurguluyor. İnsanı arayan Yolculuk'un mottosu da hikayesi kadar sade: İnsanlık bombalardan güçlüdür! Her anını kendi hayatlarımızdan kesitler gibi izleyeceğimiz bu filmi birlikte yorumlamak için herkesi 3 Kasım Cumartesi akşamı 19:00'da Lokalimize bekleriz.

“Nenemin Deyişiynan” Kitabının Tanıtım ve İmza Günü Yapılacak

By Nazen Şansal

kitap tanıtımı görsel

kitap tanıtımı görsel

Baraka aktivisti Şifa Alçıcıoğlu’nun kaleme aldığı, Argasdi Yayınları’ndan çıkan; sözlü ve yazılı tarih araştırmalarından derlenen “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitabın tanıtımı ve imza etkinliği  10 Kasım Cumartesi  günü,  saat 15.00 - 17:00 saatleri arasında Tango Cafe by Colorido’da gerçekleşiyor.  Kültürümüzde yer alan buhur, hellim, çörek ve Kıbrıs şarkılarıyla yaratılacak büyülü atmosfere,  yazarın hayatından kesitler aldığı nenesi de katılacak. Etkinliğe kültürüne, geçmişine ve geleceğine inanan herkes davetlidir. Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisi Argasdi’de 2012 yılından bu yana yayımlanan kültüre dair yazılardan oluşan kitapta, “Tohumdan Yaşama, Unutulan Sözcükler, Develer ve Devecilik, Kıbrıs’ın Ovalarında Yetişen Yabani Bitkiler, Mağusa ve Othello Kalesi, Kıbrıs’ın Özgür Eşekleri, Çocuk Oyunları, Dünden Bugüne Bayramlar, Goncolozlar, Tren ve Tren Yolu, Kaybolan Meslekler, Yarım Önge Bir Ogga, Geçmişten Günümüze Masallar” gibi çeşitli temalarda araştırma yazıları yer alıyor. Ayrıca Mehmet Altuner ve Mustafa Korkut’un arşivinden alınan eski Kıbrıs fotoğrafları da kitap sayfalarında anıları canlandırıyor. Kültür Dairesi’nin maddi katkılarıyla basılan kitap, “Hem akademik anlamda araştırma yapan kişilere hem de kültürünü öğrenip yeni nesillere aktarma sorumluluğu hissedenlere faydalı olacağı inancındayız. Ayrıca sürekli göç alan çok kültürlü adamızda, bir yandan kültürel asimilasyona direniş niteliğinde olacağını, diğer yandan da kültürlerin kaynaşmasına hizmet edeceğini umuyoruz.” sözleriyle okura sunuluyor.

Kriz, Federal Kıbrıs ve Taşın Altındakiler – Mehmet Adaman

By Nazen Şansal

GÜNDEM

Argasdi dergimizim "Kiriz" dosya konulu 52. sayısından bir makale...

Kriz koşullarında ayakta kalmaya çalışan "Argasdi"nizi, Baraka aktivistlerinden ve  Khora Kitap Cafe'lerden ısrarla isteyiniz...

GÜNDEM

Ülkemizde yıllardan beridir güvencesiz, kaderi patronunun iki dudağı arasında, yoksulluk sınırının altında, asgari ücretle çalıştırılan çok sayıda insan yaşamaktadır. Özellikle, son zamanlarda TL’nin değer kaybetmesi ve ekonomik krizi sebep göstererek hükümet tarafından yapılan peşi sıra zamlar nedeniyle zaten kıt kanaat yaşayan emekçiler, ekonomik krizden en büyük zararı gören kesimi oluşturuyorlar. Öte taraftan birkaç yıl öncesine bakıldığında, asgari ücretliye oranla nispeten daha iyi bir yaşam standardına sahip kamu çalışanları ise, özellikle “Göç Yasası”nın ardından giderek yoksullaşmaya başlamışlardı. Yaşanan bu son ekonomik kriz ise artık onları da yoksulluk sınırının altına itmiş durumda. Kısacası hepimiz, giderek daha da yoksullaşıyoruz. Hükümet Ne Yapıyor? Dörtlü koalisyon hükümeti, TL’deki değer kaybına bağlı olarak yükselen döviz kurlarını bahane ederek elektrikten, benzinden tutun da temel yaşam ürünlerine kadar her şeye yüklü miktarda zam yapıyor. Kısacası zaten gerek “Göç Yasası” ile gerekse de yoksulluk sınırının altındaki asgari ücretle yaşamaya çalışan emekçiler bu zamlarla birlikte daha da yoksullaşıyor. Krize çözüm olarak sunulan sözde önlemler ile birlikte fatura hep halka kesiliyor. Elini taşın altına koyması gereken, fedakarlık beklenen, zaten günden güne daha da yoksullaşan halk oluyor. Öte yandan krizi fırsata çevirmeye çalışan tüccarlar ise gününü gün etmeye devam ediyor. Hükümet, halkını değil halk düşmanı patronları koruyor. Kriz için hükümetin aldığı sözde önlemleri incelersek, halkın çıkarlarını değil tüccarların, büyük inşaat şirketlerinin yani sermayedarların çıkarlarını koruduğunu görürüz. Peki tersi mümkün mü? Evet mümkün. Bankalarda yüklü miktarda mevduatı olanların bir defaya mahsus olmak üzere servetinin bir kısmına el konularak işsizlik, sosyal yardım ve kamu altyapı yatırımları için oluşturulacak fonlara aktarılabilir. Dahası büyük otel sahiplerinin servetlerinin bir kısmı bir defaya mahsus olmak üzere yerli üretimi teşvik fonuna aktarılabilir. Mesela devlete ait arsaların, arazilerin ve binaların komik bedeller karşılığında sermayeye peşkeşi durdurulup büyük sermayeye sağlanan arsa, arazi ve binaların kira bedelleri artırılabilir. Bu ve buna benzer pekçok öneri Bağımsızlık Yolu tarafından hükümete hali hazırda sunulmuş bulunmaktadır. Kısacası halkı ezmekten başka çareler de var ama bunu yapabilecek siyasi vizyona ve iradeye sahip bir hükümet yok. Euro’ya Geçersek Krizden Kurtulur muyuz? Yaşadığımız ekonomik krizden kurtuluş için Federal Kıbrıs’tan veya Euro’ya geçmekten başka hiçbir şey yapılamayacağını savunanlar da var. Ekonomi bilimi açısından bir anda para biriminizi değiştirmek mümkün mü değil mi, sonuçları ne olur vs. o apayrı bir tartışma konusu… Yukarıda küçük bir miktarını saymaya çalıştığımız, patronların değil halkın çıkarlarını koruyacak önerileri aslında aynen hükümet gibi görmezden gelen bir kesimce bu öneri sürekli dile getiriliyor. Açıkçası Euro’ya geçmek (Euro’nun bu kadar değerlendiği bu günlerde) oldukça güzel duyuluyor değil mi? Hele ki tek çare olarak Federal Kıbrıs’ı savunmak? O daha da güzel. Bunlar güzel ama yoksullaşan halk için gerçekten doğru çıkış yolu bunlar mı? Bugün hali hazırda Euro kullanan Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi AB ülkelerine ve pek çok Güney Amerika ülkesine baktığımızda bu ülkelerde de faturanın halka kesilmeye çalışıldığı ekonomik krizler yaşandığını görürüz. Yani söz konusu kriz sadece Türkiye’ye veya kktc’ye özgü bir kriz değildir. Bu kriz her ne kadar AKP ve Erdoğan’ın yanlış politikalarıyla katlansa da, özünde kapitalizmin krizidir ve farklı biçimlerle farklı farklı coğrafyalarda ortaya çıkmaktadır. Kısacası bazı kesimlerce ekonomik krize çözüm olarak gösterilen Federal Kıbrıs veya Euro’ya geçiş, ekonomik krizden çıkış değil; yeni ekonomik krizlere yelken açma riski taşımaktadır. Bunu, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olarak da düşünebiliriz. Bizler krizin sebeplerini doğru tahlil edemezsek ve krizden çıkış için sadece “Çare Federal Kıbrıs” dersek hoş ama boş konuşmuş oluruz. Çünkü kktc’de yoksul olmakla Federal Kıbrıs’ta yoksul olmak arasında hiçbir fark yoktur. Federal Kıbrıs veya yeniden birleşme elbette ki uğruna mücadele verilmesi gereken ve ülkemizdeki “siyasi krizin” çözümü ile alakalı bir konudur. Oysa ki günümüzde yaşanan bir ekonomik krizdir ve burada esas mesele halkın yoksulluktan kurtulması olmalıdır. Kısacası tek çarenin Federal Kıbrıs olduğunu söyleyenler ekonomik kriz ile siyasi krizi aynı şey gibi kabul etmektedir ve bu hatalı bir bakış açısıdır. Yoksulluktan kurtulmadan varılacak bir Federal Kıbrıs hedefi, halklar için yeni ve hatta geçmiştekilerinden çok daha büyük çaplı bir hayal kırıklığı yaratır. Ne Yapabiliriz? Yaşadığımız ekonomik krizin farklı şekillerle pek çok ülkede yaşandığı gerçeğini ve oralarda verilen mücadeleleri göz önünde bulundurarak, krizden dolayı yoksullaşan halkın yani biz emekçilerin, sınıfsal temelli bir mücadele vermekten başka bir çaresi bulunmamaktadır. Yani krizin faturasının emekçilere değil, sermayedarlara çıkarılması için mücadele etmeliyiz. Krizin bedelini emekçilere değil patronlara ödetmek için örgütlenmeliyiz. Bunu yaparken aynı dertlerden farklı şekillerde muzdarip Kıbrıslı Elenlerle de ezilen ve gittikçe yoksullaşan halklar olarak sınıfsal temelli bir dayanışma kurmalıyız. Ve emin olun ki bu, Federal Kıbrıs ve yeniden birleşme için de büyük bir adım olacaktır.

Kıbrıs Kokan Kitap, Kıbrıs Kokan Etkinlikle Tanıtıldı

By Kamil İpçiler

_DSC0095

Argasdi Yayınları’ndan çıkan “Nenemin Deyişiynan” kitabının tanıtımı, Lefkoşa Surlariçi’nde Tango Cafe by Colorido’da gerçekleştirildi. Zeytin dallarının kokusu altında gerçekleştirilen etkinlikte konuklara gulliri ve hellim ikram edildi. Etkinlikte Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı da Kıbrıs melodileriyle konuklara duygu dolu anlar yaşattı. _DSC0100 Şansal: “Bu Kitapta Tüm Argasdi Okur/Yazarlarının Emeği Var” Etkinlikte ilk sözü, Argasdi Hammaliye (Yayın) Kurulu adına Nazen Şansal aldı. Duvar gazetesi olarak yayın hayatına başlayan Argasdi’nin 15 yıldır aralıksız çıkarak Kıbrıs’ın kuzeyinde en uzun süredir yayınlanan Kültür-Sanat-Politika dergisi haline geldiğini ifade etti. Şansal, “Nenemin Deyişiynan” kitabında Argasdi’nin gelmiş geçmiş tüm yazarları ve okurlarının emeği olduğunu söyledi. Tanıtımda sözü alan Tango Cafe işletme sahibi Ümmühan Gökpınar ise, yazar Şifa Alçıcıoğlu ile çocukluklarının birlikte geçtiğini, kültürümüze dair böylesi önemli bir kitabın tanıtımına ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti. Gökpınar, Tango Cafe’nin birinci yıla girdiği böylesi özel bir günü, Kıbrıs tüten bu etkinlikle kutlamalarının ayrıca güzel bir duygu olduğunu belirtti. _DSC0007 _DSC0010 _DSC0013 Alçıcıoğlu: “Kültür Nostaljik Bir Öğe Olarak Kalmamalı, Yaşam Şeklimizin Parçası Olmalı" Kitabın yazarı Şifa Alçıcıoğlu, kitabın hazırlanış sürecinde karşılaştığı sıkıntılardan bahsederek, kültürümüze dair çalışmalar hazırlanırken yaşanılan zorluklardan bahsetti. Alçıcıoğlu, kültürümüze yönelik her saldırının bir direnişle karşılanması gerektiğini söyleyerek, bu kitabın da öyle bir direniş olduğunu kaydetti. Kültürün nostaljik bir öğe olarak kalmaması gerektiğini, yaşam tarzımızın parçası olarak hayatımızda yer alması gerektiğini söyleyen Alçıcıoğlu, ülkemizde farklı kültürlerin ayrıştırıcı değil, birleştirici gücüne inandıklarını söyledi. Alçıcıoğlu, kitabın “copyleft” olduğunu, yani kaynak gösterilmek suretiyle istenildiği zaman istenildiği yerde kullanılmasının kendilerini mutlu edeceğini söyleyerek, “bilgi paylaşıldıkça çoğalır” dedi. Nenemin Deyişiynan kitanının ilham kaynağı Şifa Sofu ise, okurlardan gelen sorular üzerine el makarnasının ve hartuçun nasıl yapıldığı anlattı. Tanıtım etkinliği, soru ve görüşlerin ardından imza etkinliği ile sona erdi. _DSC0043 _DSC0054 _DSC0056 _DSC0079 _DSC0089

Ödenmeyecek Ödemiyoruz – Nazen Şansal

By Nazen Şansal

302882_600896729920707_182849972_n

Argasdi dergimizin "Kimin Krizi Kimin Fırsatı?" dosya konulu 52. sayısından bir yazı...

302882_600896729920707_182849972_n

Tiyatro eylemdir! Belkide tiyatro kendi içinde devrimci değildir ama hiç kuşku yok ki tiyatro bir devrim provasıdır. (Augusto Boal)

    En güçlü sanat dallarından biridir tiyatro. Seyircisiyle göz göze, yan yanadır. Nabzını tutar salonu paylaştığı izleyicisinin; yani içinde yaşadığı, var olduğu toplumun. Aynı atmosferi solur tüm insanlarla ve estetize ederek geri verir, yansıtır soluğunu. Belki sanatçı duyarlılığı, aydın sorumluluğuyla birkaç adım ileridedirama "önde gideni Şam'da görürler" misali kopmamalıdır halktan. Yol göstermeli, esin vermelidir ilham aldığı insani değerlere, beslendiği toplumsal meselelere... "Sanata politika karıştırmayalım" diyenlerin, sistemin devamından yana olduğunun farkına vararak, taraf olmalıdır güçlüden değil, haklıdan yana.Ve çekinmeden söyleyebilmelidir politik sözünü tiyatral araçlarla. İşte bu yazıda böyle bir yaşam felsefesine ve tiyatro anlayışına sahip olan Dario Fo'nun bir oyunundan bahsedeceğiz. Dario Fo (1926-2016), halk tiyatrosunun itici gücünün ve mizahın, kitleleri düşündürme ve dönüştürme üzerindeki etkisinin bilincinde bir yazardı. Belki de bu nedenle tiyatro karikatürcüsü ve radikal palyaço olarak da anılmaktadır. Ülkemizde çeşitli oyunları sahnelenmiş olan Fo'nun en çok bilinen ve sevilen oyunlarından biri "Ödenmeyecek Ödemiyoruz" isimli politik güldürüdür. Bu oyun 2002-2003 sezonunda Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, 2013 yılında ise Baraka Tiyatro Ekibi tarafından ülkemiz seyircisiyle buluşmuş ve büyük ilgi görerek kapalı gişe oynamıştır. Ağlanacak halimize güldüren oyunda, ekonomik kriz ve zamlar karşısında halkın tepkisi konu alınır ve tiyatral bir abartı ile işlenir. Başta kadınlar olmak üzere, geçim sıkıntısı çeken yaşlılar, gençler, işçiler, fiyatların zamlanmasına karşı hep birlikte eski fiyatlar üzerinden alışveriş yapmaya karar verirler ve "Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!" diyerek süpermarketteki yiyeceklere el koyarlar. Bir yanda, yaptıklarını birbirinden gizlemeye çalışan karıkocalar,  diğer yanda evlere baskınlar düzenleyen polisleri atlatmak için çevrilen dolaplar... Sistemi eleştiren fakat aynı zamanda sistemin kurallarını savunan bir koca karşısında, kalkıştığı eylemi savunabilmek için türlü oyunlara girişen bir kadın... Kaotik bir ortamda yaşama mücadelesi veren, sendikasına, partisine güvenmeye çalışan iki işçi ailesi... "Bu insanlar, ekonomik sıkıntılar, yönetimdeki yozlaşma gibi sorunlar içerisinde, sahip oldukları ahlaki değerlere ve inandıkları ideolojilere tutunmaya çalışırken, sonradan aslında bunların içlerinin boşalmış olduğunu, inandıkları siyasi partilerin bile kendilerini kurtarma yolunda onları yapayalnız bıraktığını görüyorlar. Pahalılık nedeniyle isyan eden kadınlar tarafından başlayan oyun, yapılan eylemin cesaretsizce saklanmaya çalışılmasından cesarete ve yapılan eyleme karşı çıkanların da buna katılmasıyla bütüncül bir uyanışa doğru ilerliyor."(1) On yıl arayla ve farklı yorumlarla, dönemin güncel olaylarını da katarak sahnelenen bu oyunun Kıbrıslı Türk halkı tarafından çok sevilmesinin bir nedeni olsa gerek... Sadece Kıbrıs'ta değil, oynandığı tüm ülkelerde beğeni ile izlenmesi de manidardır.Halk tiyatrosu, bazen halkın yapmak isteyip yapamadığını yüzüne vurur, "keşke" dediğini kurgusal gerçekliğe dönüştürür. Sahnede bütün tabular yıkılır, yasalar delinir, korkular ve baskılar alay konusu olup alt edilir.Seyirci tersten bir şekilde katarsis yaşar; başına felaketler gelen başkahramanının yaptıklarından, korku ve acıma duygusuyla kaçınmak yerine,izlediği karakterlerin yerinde olmayı ve onlar gibi davranabilmeyi arzular. Hele ki sahnede gördükleri kendi yaşantısını çağrıştırıyorsa, bu etki katlanarak büyüyecektir. 1970'lerde İtalya Torino'da grev yapan işçilerin durumuna, sendikaların kayıtsız kalması üzerine yazılan oyunda, bir taraftan acımasız kapitalizm eleştirilirken diğer taraftan sendikalar ve aymazlıkla politikacılara güvenen halk sorgulanmaktadır. Çaresizlik içindeki ev kadınları ise hem kocalarına, hem büyük market patronlarına, hem de devlete kafa tutmaktadır. Kadının fendi sistemi yenmektedir. Oyunun yazıldığı 70'li yıllarda başgösteren petrol krizi ile ekonominin sarsılması, içinde yaşamaya çalıştığımız, krizlerle malul sistemde farklı sebeplerle sık sık tekrar ediyor."Hepimiz aynı gemideyiz" safsatasına karşın ekonomik bunalımlar, hükümeti arkasına alan sermaye için fırsata dönüşmekte, süpermarketler kendilerini korumaya alıp karlarını katlamakta, ceremeyi orta ve dar gelirli kesimler çekmektedir. "Ödenmeyecek Ödemiyoruz oyunu, yaşadığımız toplumsal, ekonomik ve politik sorunlara korkusuzca değinirken, bunları düzeyli ve çarpıcı bir ironik güldürü konusu yapar. Oyundaki eleştiriler, taşlamalar sadece iktidara değil muhalefete, sendikalara, vatandaşa kısaca tüm topluma yöneliktir. Ödenmeyecek Ödemiyoruz, sonucu gülünç olacak kadar acı olan bir meydan savaşıdır."(2) Ezilenlerin tiyatrosunun yaratıcısı Augusto Boal, tiyatroyu bir eylem olarak tarif eder ve devrimin provası benzetmesini yapar. Kapitalizmin kronik hastalığı olan ekonomik krizlerin faturası halka ödetilmeye çalışılır, hepimiz zamlar ve geçim derdi altında ezim ezim ezilirken bir meydan savaşının tam vakti değil midir? Nazen Şansal nazen_sansal@yahoo.com   (1)Aliye Ummanel, Bir Tiyatro Şöleni, Kıbrıs gazetesi, 11 Mart 2003 (2)Yaşar Ersoy, Sevdasıyla Kavgasıyla Bir Ülkenin Yaşamında Rol Almak, Khora Yayınları Baraka Tiyatro Ekibi'nin yorumuyla oyunu seyretmek için: https://www.youtube.com/watch?v=1GI6TM5wP6A

Lefkoşa’da Örgütlerden Ortak 25 Kasım Eylemi

By Kamil İpçiler

ortak çağrı

Geçtiğimiz gün bir kız kardeşimizin daha aramızdan alındığı haberini üzüntü ve öfkeyle okuduk. Son bir ay içerisinde gerçekleşen ikinci kadın cinayeti karşısında öfkemizi örgütlemek ve yaşanılan kadın cinayetlerinin hesabını muhataplarına sormak üzere 25 Kasım Pazar Günü sokağa çıkıyoruz. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olan 25 Kasım’da, Kadın Eğitimi Kolektifi, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu olarak ortak gerçekleştireceğimiz eylem saat 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde eş zamanlı olarak bildiri okunmasıyla başlayacaktır. Gece kulüplerinde seks kölesi olarak kadınların gayriinsani koşullarda çalıştırılmasına göz yuman ve hiçbir icraatta bulunmayan İçişleri Bakanına, Şiddete uğrayan kadınların şikayetlerini ciddiyetle ele almayan polisin kadınların can güvenliğini, beden bütünlüğünü ve cinsel dokunulmazlığını korumanın görevi olduğunu hatırlatmak için Polis Genel Müdürlüğü’ne, Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekillere bütçe görüşmeleri sürerken sorumluluklarını hatırlamak ve hesap sormak üzere eş zamanlı olarak basın bildirileri okunacaktır. Saat 17:00’da ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde toplanılarak kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve koruyucu bir mekanizma geliştirilmesi yasal görevi olan Bakan Zeki Çeler, kadın cinayetlerinden birincil derecede sorumlu bulunduğu için protesto edilecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılacak basın açıklaması ardından 25 Kasım eylemimiz sonlanacaktır. Kadın Eğitimi Kolektifi, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu olarak gerçekleştireceğimiz eylemlerimize kadın cinayetlerine karşı üzüntü ve öfke duyan herkesi çağırırız. İsyanını al da gel! Kadın Eğitimi Kolektifi Baraka Kültür Merkezi Bağımsızlık Yolu

“Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” Kitabı Bakana Takdim Edildi

By Nazen Şansal

foto1

foto1

Baraka aktivisti Şifa Alçıcıoğlu’nun kaleme aldığı, Argasdi Yayınları’ndan çıkan “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitap, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Cemal Özyiğit’e takdim edildi. Kitabın yazarı Şifa Alçıcıoğlu ve Argasdi Yayınları editörlerinin katıldığı görüşmede, Bakan Özyiğit ile kitabın hazırlanma amacı, içeriği ve kültürel değerlerin yaşatılması üzerine bir sohbet gerçekleştirildi. Eğitimin, ülkemizin en önemli konularından biri olduğunu vurgulayan yazar, aynı Bakanlık altında “kültür”ün de yer aldığını ve ülkemizin kendine özgü koşulları gereği asimilasyona direnmenin ve kimliğimizi yaşatmanın çok önemli olduğunu belirtti. Bakan Özyiğit ise kendi meslek hayatından ve aile yaşamından örneklerle kültürel değerlerimize sahip çıkmanın önemini vurguladı ve kitabın hayırlı olmasını temenni etti. Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisi Argasdi’de 2012 yılından bu yana yayımlanan kültüre dair yazılardan oluşan kitap, kültürünü öğrenip yeni nesillere aktarma sorumluluğu hisseden eğitimcilere faydalı olacağı ve adamızdaki farklı kültürlerin kaynaşmasına hizmet edeceği inancıyla Bakana takdim edildi.

Örgütler, Kadın Cinayetlerinden Sorumlu Devleti Protesto Etti

By Kamil İpçiler

0P1A2839

Baraka, Bağımsızlık Yolu ve Kadın Eğitimi Kolektifi; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde eş zamanlı olarak 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve  Cumhuriyet Meclisi; 17.00’de ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde ‘Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız’ eylemi gerçekleştirdi. Dört farklı noktada gerçekleşen eylemlere KTAMS da destek verdi. Şentürkler: Bakanlar Görev Yapmıyor, 10 Yılda 20 Kadın Öldürüldü İçişleri Bakanlığı önünde örgütler adına ortak açıklama yapan Zekiye Şentürkler, “Her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane, sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldü” şeklinde konuştu. Koloz: Polis, Kadına Yönelik Şiddetle İlgili Şikayetleri Ciddiyetle Ele Alınmalı Polis Genel Müdürlüğü önündeki ortak açıklamayı örgütler adına okuyan Melisa Koloz, şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetlerin, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade ederken, Polisin görevinin arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak olmadığının da altını çizdi. Alçıcıoğlu: Sosyal Hizmetlere Dar Bütçe Öneren Vekiller Kadın Cinayetlerinin Sorumlusudurlar Meclis önündeki ortak açıklamayı ise örgütler adına okuyan Şifa Alçıcıoğlu, “sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar” şeklinde ifadelerde bulundu. Ayrıca sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacının ortada durduğunun altını çizerek  milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65'ten 360'a çıkarmasının, devletin; kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını vurguladı. Kadın Cinayetlerine Öldürülen Kadınların Yoklaması Alınıp, İsimleri Duvara Yansıtıldı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılan basın açıklamasından önce kadın cinayetlerinde öldürülen kadınların ismi okunarak yoklama alınırken isimleri de Bakanlık binasının duvarına yansıtıldı. Nazlı: Kamu Kaynaklarını Gerici Odaklara Değil, Kadınları, Çocukları, Yaşlıları Koruyacak Politikalara Ayırın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önündeki ortak açıklamayı okuyan Cansu N. Nazlı, kullanılan kamu kaynaklarının kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis  edilmesinin elzem olduğunun altını çizdi. Ayrıca Bakanlıktan, Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturmasını isteyen Nazlı, “Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin!” dedi. Son 10 Yıldaki Çalışma Bakanları Protesto Edildi Açıklamanın ardından, son on yılda görev yapan Çalışma Bakanlarının isimleri bir bir okunup protesto edildi. Ortak basın açıklamalarının tam metni ise şöyle: İçişleri Bakanlığı önünde; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde geçtiğimiz aylarda olduğu gibi yine İçişleri Bakanlığı’nın kapısındayız ve her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldüğü için protesto ediyoruz. Yıllardır ülkemizde var olan seks köleliğini ilk kez kendi görmüş onu da yanlış görüp seks işçiliği olarak tanımlamış bakanı artık gerçeklerle yüzleşmeye, göstermelik çalıştaylar yapıp pezevenkleri de paydaş olarak davet ettiği icraatlardan vazgeçmeye, ivedilikle kadın sığınma evlerinin açılması ve gece kulüplerinin kapatılması için göreve çağırıyoruz. Kıbrıs'ın kuzeyinde seks köleliği vardır. Önceden bilgisi ve rızası olsun ya da olmasın, ülkeye girişte pasaportlarına el konularak, borçlandırılarak çalıştırılan, dilediği zaman gece kulübünden çıkma hakkı olmayan, cinsel ilişkide kendini hastalıklardan koruma hakkı olmayan, yaptıkları iş kayıt altında olmayıp sağlıkları ve hatta hayatları güvence altında olmayan kadınlar seks kölesidirler. Devlet seks köleliğine göz yummakta, yardım ve yataklık etmekte ve vergisini almaktadır. Devlet her şiddet gören, tecavüze uğrayan ve cinayete kurban giden seks kölesi kız kardeşlerimizin kölelik hikâyesinde işbirlikçiden öte suçludur. Suça ortak olan devlet istemiyoruz. Bizi cinsiyet odak noktası personeli gibi safsatalarla oyalayacağınıza kadınların her gün daha fazla gayri insani koşullarda yaşama durumuna bir son verin. Beyan ettiğiniz gibi yaptığınız çalıştayın sonucunda gece kulüplerini kapatmak ve seks işçiliğini yasallaştırmak var ise eğer hemen bunu hayata geçirin. Çünkü artık bıçak kemikte. Çünkü artık tek bir kız kardeşimizin ölümüne tahammülümüz yok! Polis Genel Müdürlüğü önünde; Değerli basın emekçileri, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla burada toplanmış bulunuyoruz. Neoliberal muhafazakar politikalar  kadın özgürleşmesinin, kadına karşı uygulanan şiddetle mücadelenin önünde bir engel teşkil etmektedir. Yalnızca eş ve anne olarak tanımlanan, nesnelleştirilen kadın sadece beden olarak algılanmakta ve hukuksal kişi olma vasfından çıkarılmaktadır. Toplumsal statüsü “ev hanımlığı” ve “annelikten” öteye gidemeyen, bedeni veya düşüncesi üzerinden baskı altına alınan kadın, fiziksel veya psikolojik şiddete uğramakta ve ne yazık ki öldürülmekte. Devletten kadına yönelik şiddetle ilgili alması gereken önleyici ve koruyucu tedbirleri bir an önce hayata geçirmesini talep etmek için burada bulunuyoruz.  Bir kez daha devlete esas görevinin kadın, çocuk, genç, yaşlı, erkek veya LGBTİ demeden tüm sınırları içerisinde yaşayan insanları korumak olduğunu hatırlatmak isteriz. Bir kaç hafta önce Gönyeli'de , çalıştığı evde canice katledilen kız kardeşimizi hepimiz çok iyi hatırlarız. Cinayetin ardından Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı Zeki Çeler: “ önceden şikayette bulunulmamış. Nereden bilecektik ve koruyacaktık?” şeklindeki açıklaması ile devletin polisinin kadına yönelik şiddetle ilgili şikayetleri ciddiye almadığını ispatlamış oldu.  Oysa ki cinayetten önce  Gülbahar polise şikayette bulunmuştu....kız kardeşimiz öldürüldükten sonra ortaya çıkan ve ne yazık ki onu geri getiremeyecek olan bu gerçeğin saklı kalması elbette mümkün değildi. Yaratılan bu durum; şiddet uygulama eğilimi olan insanlarda cesaret, şiddete uğrayan insanlarda ise güvensizlik ve yılgınlık oluşturmaktadır. “Şikayet etsem de işe yaramayacak!” düşüncesi ile kadınları sorunları ile baş başa bırakmak ve çaresizlik düşüncesine terk etmek bir devlet için en büyük utançtır. Gelinen noktada tüm bu yaşanılanlar gösteriyor ki, devlet kadına yönelik şiddet karşısında alınması gereken önlemler konusunda görevlerini yerine getirmiyor. Cuma günü kadına karşı şiddetle mücadele şubesinin faaliyet göstermeye başlayacağının da haberini aldık, polisin önceden takındığı tutumlar göz önünde tutulduğunda bu şubeye ihtiyatla yaklaştığımızı ve ilgili şubenin göstermelik mi yoksa ciddi bir girişim mi olduğunu takip edeceğimizi kamuoyuna duyururuz. Bağımsızlık Yolu, Baraka ve Kadın Eğitimi Kolektifi olarak yine de üstüne basa basa diyoruz ki: Şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetler, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınmalıdır. Polisin görevi arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak değildir. Şiddete uğradığı şikayetiyle gelen kadınların kendini güvende hissetmesi sağlanmalı ve şikayet etkin şekilde soruşturulmalıdır. Şikayet geri çekilse dahi diğer davalarda olduğu gibi kamu davası olarak şiddet uygulayan kimseye okunan ceza davası ilerletilmelidir. Ayrıca kadına yönelik şiddetle ilgili vakalara bakacak olan sağlık personeli ve polis memuru ve benzeri kimselerin bu konuda eğitim almalarını ve bilinçli yaklaşmalarını sağlamak için hizmet içi eğitimler planlanmalıdır. Herkese katıldığı için teşekkürler, eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir. Meclis önünde; 25 Kasım kadına yönelik şiddetle mücadele gününde bir kez daha Meclis önündeyiz. Ne yazık ki geçtiğimiz 25 Kasımdan bugüne, kadına yönelik şiddet kendini en çirkin biçimde göstermeye devam etti. Yıl içinde 3 kadın daha, en yakınlarının kurbanı oldu. 10 yılda 20 kız kardeşimiz kadın cinayetine kurban gitti. Öfkemiz artıyor, sabrımız taşıyor ve isyanımız giderek büyüyor! Günden güne artan neoliberal politikalar biz kadınları daha çok öldürüyor. İşkence görüyor, tecavüze tacize uğruyor ve sömürülüyoruz. Güvence altında yaşama hakkımız gasp edilirken, bu sömürü düzenine karşı tüm birimleri görevini yapmaya çağırıyoruz. Kadına yönelik şiddet, polisinden yargısına, sığınma evinden sağlık ve eğitim sistemine uzanan geniş bir yelpazede, kadın haklarını ve kadın özgürleşmesini ön plana alan, sürekli bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Sağlık bakanlığı, polis ve savcılık konuyu gündemine taşımalı, gerekli birimlerle kadına yönelik şiddetin önlenmesi için elinden geleni yapmalıdır. Bununla ilgili yasalar yapılması bütçe ayrılması ise meclisin ivedi görevlerinden olmalıdır. Yasa yapmak kadar, yasaları uygulamanın da gerekli olduğunun altını çizmek isteriz. Bundan iki yıl önce on binlerce imza toplanarak sığınma evi için ülke çapında bir kampanya düzenlenmişti. Hala bir sığınma evi olmaması devletin en büyük ayıbıdır. Bütçe görüşmelerinin sürdüğü bu günlerde vekillerimize sığınma evi açılması için gerekli bütçe çalışmalarını yapmasının önemini tekrardan hatırlatırız. Sosyal hizmetler dairesinin şartlarının düzeltilmesi, nitelikli elemanlarla kadına yönelik şiddeti önleyici birimlerin açılması için ivedilikle konuyla ilgilenilmesi gerekir. Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar. Sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacı ortadayken milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65'ten 360'a çıkarması, devletin kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını ortaya koyuyor. Bütçe görüşmeleri sürerken vekillerimize sorumluluklarını tekrardan hatırlatmak ve hesap sormak isteriz. Kadınlar öldürülürken milletvekilleri nerede? Teşekkürler. Eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamalarının ardından kadın cinayetlerinin baş sorumlusu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından hesap sormak üzere burada bulunuyoruz. Sona ereceğe benzemeyen ekonomik kriz en başta, esnek, ucuz, güvencesiz iş gücü olarak görülen biz kadınları yoksullaştırarak hayatlarımızdan ekonomik şiddeti ve baskıyı eksik etmemiş, bizlere huzurlu geçen bir gün bile bırakmamıştır. Çoğu hane açlık sınırında bir yaşama mahkum edilirken Bakan, hiçbir ihtiyacı karşılayamayacak meblağda olan sosyal yardım maaşlarının artırılması yönünde bir girişimde bulunmadığı gibi, annesine bakmadığını asılsız biçimde iddia ederek bir kadının neredeyse linç edilmesine bizzat sebep oluyordu. Kadınların çalışıyor olsa dahi, içinde bulunduğumuz koşullarda ekonomik bağımsızlığı olması neredeyse imkansızken devletin şiddete uğrayan kadınların başını sokabileceği bir çatı açmaması, kadınları şiddet gördükleri hanede yaşamaya mahkum etmekle eşdeğerdir. Bakan Çeler de dahil, bugüne kadar bu koltuğu işgal eden ve sığınma evi açmanın sözünü dahi etmeyen bütün bakanların elinde katledilen kız kardeşlerimizin kanı vardır. Bilin ki biz kadınlar, aramızdan alınan her kız kardeşimizin hesabını, artık o koltuklarda oturmuyor olsanız bile sizden soracağız. Evde şiddet gösteren eşlerden, sokakta cirit atan yobazlardan, kadınları taciz etmeyi kendinde hak gören hadsizlerden, iş yerinde mobbing yapan, tacizlerde bulunan müdürlerden, patronlardan rahat nefes alamadığımız her gün, şiddete uğramamızı önleyecek ve bizi şiddetten koruyacak tedbirleri almayan sizleri rahatsız edeceğiz. O kadar ki, istifa etseniz, hükümette düşseniz bile biz şiddetten kurtulmadan siz bizden kurtulamayacaksınız! Gönyeli’de geçtiğimiz haftalarda öldürülen kız kardeşimizin polise şikayeti olmadığını, eğer olsaydı gereğini yapacaklarını, bu yüzden de sorumluluğu bulunmadığını iddia etti Sn. Bakan. Bir kadının şiddetten korunabilmesi için yapmanız gereken her şeyi yaptınız mı ki, sorumluluktan kendinizi bu kadar kolay sıyırabiliyorsunuz? Üstelik Gülbahar’ın öldürülmeden yaklaşık 10 gün önceden poliste şikayeti bulunduğunu biliyoruz. Okları kendi üzerinizden çekmek için, öldürülen bir kadının polise yaptığı şikayeti gizlemeye utanmıyor musunuz? Kadınlar yok annesine bakmıyormuş, yok şiddet gördüğünü polise şikayet etmiyormuş diye bizle uğraşmayı kesin artık. Bugün 25 Kasım, bugün bizim isyan günümüz! Bugün ne siz, ne Başbakanınız ne de Cumhurbaşkanınız konuşacak! Bugün ezilen kadınlar konuşacak, bugün şiddete uğrayan kadınlar isyanını haykıracak, siz susacaksınız! Bugün eğer illa bir şey yapmak istiyorsanız kamu kaynaklarını kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis edin! Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturun! Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin! Bizim artık tek bir can bile kaybetmeye tahammülüz kalmamıştır. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi sigara bırakma kampanyası gibi ucuzlaştırmanıza izin vermeyeceğiz! Kadınlar olarak hayatlarımıza sahip çıkacağız ve korku içerisinde geçirdiğimiz her günün hesabını, başta gerekli önlemleri almadan bize pişkin pişkin 25 kasım çağrısı yapan devlet erkanından soracağız! Yaşasın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günümüz! Yaşasın, şiddete uğramadan kadınlar! 0P1A2820 eylem1

“Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” Kitabı KTÖS’e Takdim Edildi

By Şifa Alçıcıoğlu

ktös

ktösBaraka aktivisti Şifa Alçıcıoğlu’nun kaleme aldığı, Argasdi Yayınları’ndan çıkan “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitap, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası  başkanı Emel Tel’e takdim edildi. Argasdi editörlerinin de katıldığı görüşmede, aynı zamanda ilkokul öğretmeni olan kitabın yazarı Şifa Alçıcıoğlu, KTÖS yürütme kurulu üyeleri ile kitabın içeriği ve kültürel değerlerin yaşatılması üzerine bir sohbet gerçekleştirdi. Görüşmede, karşılıklı fikir alışverişlerinde de bulunuldu. Ayrıca kültürümüzün yaşatılmasında öğretmenlerin göstereceği her çabanın ne denli değerli olduğu ve  her eğitimcinin kültürü gelecek nesillere aktarmasının öneminden de bahsedildi. Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisi Argasdi’de 2012 yılından bu yana yayımlanan kültüre dair yazılardan oluşan kitap, unutulan çocuk oyunlarından masallara, unutulan  sözcüklerden kaybolan mesleklere kültürümüzü hatırlatması ve yaşatması dileğiyle ülkemizin ilerici sendikalrından KTÖS’e takdim edildi.

Sol Anahtarı “Fikret Demirağ Şiir Festivali”nde Sahne Alacak

By Mehmet Adaman

47134997_2149623125293801_3107670904675500032_n

Sol Anahtarı müzik grubu, “2. Fikret Demirağ Uluslararası Şiir Festivali” kapsamında 1 Aralık Cumartesi günü Bademliköy’de yer alan Fikret Demirağ Şiir Tepesi’nde sahne alarak konser verecek. Lefke Belediyesi, Lefke Avrupa Üniversitesi ve Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği’nin ortaklaşa düzenleyeceği festival 30 Kasım – 2 Aralık tarihleri arasında Lefke ilçesinde gerçekleşecek. Festival kapsamında 1 Aralık Cumartesi saat 15.30’da Bademliköy’de yer alan Şiir Tepesi’nde sahne alacak olan Sol Anahtarı, vereceği konserde Fikret Demirağ’ın bir şiiri için yaptığı besteyi de ilk kez seslendirecek. 47134997_2149623125293801_3107670904675500032_n 47036269_2149623131960467_1595702361894944768_n

11. Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali Pazartesi Başlıyor

By Kamil İpçiler

kapak foto

Bu yıl 11.’si düzenlenecek olan Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali (İFF) 3 Aralık Pazartesi 19.30’da, Gönyeli Belediyesi’nde gerçekleştirilecek açılış kokteyli ve Sol Anahtarı’nın müzik dinletisi ile başlıyor. Festival bu yıl “Sistem Krizde! Mücadele Kadrajda” sloganıyla düzenleniyor. “Tavuklar Firarda” isimli bir de çocuk filminin gösterileceği festivalde, Lefkoşa’nın yanı sıra, Değirmenlik, Mağusa, Akdoğan (LYSİ), ve Akçay’da  da gösterimler yer alacak. Program şöyle; 3 Aralık Pazartesi, 19.30: Açılış Kokteyli, Sol Anahtarı’ndan Müzik Dinletisi, Film: Madencilerin Anıları –Gönyeli Belediyesi   4 Aralık Salı, 18.00: Film: Ben Daniel Blake -DAÜ Mustafa Afşin Salonu   5 Aralık Çarşamba, 19.30: Film: Gıda Kooperatifi -Gönyeli Belediyesi   7 Aralık Cuma, 19.00 Film: 9’dan 5’e -Değirmenlik Belediyesi Özle Türkel Sosyal Aktivite Merkezi Konferans Salonu   8 Aralık Cumartesi,11.oo Film: Tavuklar Firarda (Çocuklara Özel) -Arabahmet Kültür Evi   10 Aralık Pazartesi, 19.30 Film: Güneşli Pazartesiler -Mağusa Gelişim Akademisi   11 Aralık Salı, 19.30 Film: 9’dan 5’e Gönyeli Belediyesi   12 Aralık Çarşamba, 19.30 Film: Ev Kira, Semt Bizim -Akçay Kültür Sanat Derneği   13 Aralık Perşembe, 19.30 Film: Madencilerin Anıları -Akdoğan Fikir Sanat Atölyesi   13 Aralık Perşembe, 19.30 Film: İnsan Kaynakları -Gönyeli Belediyesi   15 Aralık Cumartesi, 11.00 Filmler: Tavuklar Firarda (Çocuklara Özel) -Değirmenlik Belediyesi Özle Türkel Sosyal Aktivite Merkezi Konferans Salonu     15 Aralık Cumartesi, 19.30 Film: Güneşli Pazartesiler -Gönyeli Belediyesi.   Festival hakkında detaylı bilgiye “iffkibris.org” sitesinden ulaşabilirsiniz.

Kapitalizm Krizde Değil, Tıkır Tıkır İşliyor! – Celal Özkızan

By Nazen Şansal

argasdi image

Argasdi dergisinin "Kimin Krizi Kimin Fırsatı?" dosya konulu 52. sayısından bir yazı... Derginin tamamını Baraka Kültür Merkezi ve Lefkoşa, Mağusa, Omorfo Khora Kitap Cafe'lerden edinebilirsiniz...

argasdi image

Bir gün, New York sokaklarında Marksist bir ekonomist ile liberal bir ekonomist birlikte yürümektedirler. Duvar diplerinde çok sayıda evsiz kişinin yaşamakta olduğunu gören liberal ekonomist, Marksist arkadaşına kederle dönüp “sistem işlemiyor” der. Marksist ekonomist ise, acı bir tebessümle liberal arkadaşının elini tutup şöyle der: “Gördüğün gibi sistem tıkır tıkır işliyor.”

***

Kapitalizmin emekçiler ve doğa üzerindeki yıkıcılığına ilişkin binlerce yazı yazılabilir. Ancak bu yazıda, kapitalizmin işleyişinin bu türden yıkıcı sonuçları tamamen gözardı edilip, bu işleyişin bizzat kendisine odaklanacağız. Çünkü kapitalizm, bu türden yıkıcı sonuçları tamamen unutsak bile, sorunlu bir sistemdir, kendi kendini yiyip bitirir ve kendi var olma koşullarını hayatta tutmakta çok zorlanır. Dünya Bankası’nın resmi verilerine göre, neoliberalizm öncesi dönemde (1961-1973) dünyadaki toplam ekonomik büyüme hızı %5.5 idi. 1980’lerden beri dünyadaki pek çok toplumu ele geçiren ve kapitalistlerin hakimiyetini çok daha sağlam hale getiren neoliberal dönüşüm gerçekleştikten sonra ise (1980-2017) dünyadaki ekonominin ortalama büyüme oranı %2.87’de kaldı. Yani sistem, her şey kapitalistlerden yanayken bile tökezlemekte. Peki bu neden böyle? Kapitalizm de dahil olmak üzere her toplumsal biçim, doğal ve beşeri kaynakların ve sosyal ilişkilerin belirli bir türden bir organizasyonuna dayanır. Kapitalizmde bütün bu kaynaklar ve ilişkiler, kâr yapmanın ve metalaşmanın (yani işgücü biçimindeki insanlar da dahil olmak üzere var olan her şeyin alınıp satılabilir birer ürüne dönüşmesinin) merkezi rol oynadığı piyasa ilişkilerinin içine çekilir. Kapitalizmde doğal ve toplumsal kaynakların nasıl bir üretim (ve bununla ilişkili olarak ticaret ve finans) çerçevesinde kullanılacağı, bu kaynaklara sahip olan kapitalistlerin insafına kalmış durumdadır. Kapitalistlerin kendileri de, “kapitalist” olarak kalmayı sürdürebilmek için kârlarını maksimuma çıkarmak ve maliyetlerini en aza düşürmek durumundadırlar. Bu ise kıyasıya bir rekabet yoluyla gerçekleşir ve bu rekabetin sonucunda bahsi geçen kaynaklar, çok daha az elin hakimiyetinde toplanır. Oxfam’ın verilerine göre dünyada sadece 8 kişi, dünyanın yarısının toplamının sahip olduğu servete sahipken, en zengin %1’lik kesim, dünyadaki nüfusun %82’sinin servetine sahiptir. Bir sektörde rekabet edip öne fırlayabilmenin (ya da öndeyseniz orda kalabilmenin) yolu, işgücü maliyetlerini düşürmektir. Rekabette öne fırlamanın bir diğer yolu ise teknolojik atılımlardır; ancak bir şirket tarafından entegre edilen teknolojik donanım, kısa sürede diğer şirketler tarafından da sahiplenildiğinden, bu kalıcı bir çözüm değildir. Örneğin daktilodan bilgisayara geçmiş ilk şirketler, kısa süreliğine bundan rekabet avantajları elde etmişti; ancak bilgisayarlar kısa sürede bütün şirketleri donatmaya başladı. Yani kalıcı tek çözüm, işgücü maliyetlerini düşürmektir. Çelişki ise tam da burdadır. İşgücü maliyetlerini düşürmenin ve verimli çalışmayı arttırmanın tek yolu, işgücünü teknolojiyle buluşturmaktır. Teknolojinin yerleşmesi ise, işgücüne olan ihtiyacı azaltır. Örneğin banka işlemleri için veznedarların değil atm’lerin kullanılması... Bu ise üç sonuç doğurur: 1 – Şirketler rekabette geriye düşmemek için teknolojik donanımdan ve otomasyondan faydalanmak zorundadır. Yeni bir teknolojik atılım kısa süreliğine ekonomik büyümeyi tetikler; ancak bir sonraki teknolojik sıçrayışa kadar, şirketlerarası rekabeti sürdürmenin tek yolu işgücü maliyetlerini azaltmaktır. Ancak her teknolojik sıçrayışta işgücüne ihtiyaç daha da azaldığından kârlar düşmeye başlar. Dünya Bankası verilerine göre dünya çapında kârlılık oranı 1950’den 1970’e kadar ortalama olarak %30’larda seyrederken, 1980’lerden günümüze %20’lere düşmüştür. 2 – Kâr oranlarındaki bu düşüş, sermaye sahiplerinin ellerindeki kârları finansal sektörlere aktarmalarına yol açar. Bu, kısa vadede mantıklı bir stratejidir, zira finansal sektörde muazzam gelirler elde edilebilir. Örneğin Apple firması önceleri yaptığı teknolojik yatırımlarla kendi sektöründe ciddi ekonomik büyümeleri tetiklemişti. Ancak Apple’ın sahipleri, bir süredir, elde ettikleri kârları teknolojik yatırımlar için kullanmak yerine, Apple şirketinin hisse senetlerini dönüp satın almak için kullanıyor ki şirketin hisseleri borsada değerlensin. Ancak finansal sektör, kâr elde edilen üretken bir sektör değil, aksine, zaten halihazırda yaratılmış kârların (ve zenginliğin) el değiştirdiği bir sektördür. Yaratılmış olan zenginlik üretken ve kârlı sektörlere aktarılmadığı için de ekonomik büyüme hızı yavaşlar, durgunluk başlar, istihdam olanakları azalır ve genel anlamda kârlılığın oranı düşer. 3 – Durgunluk ise talebi azaltır, alımgücünü düşürür, işsizliği arttırır. Böylece kapitalist firmalar, ürünlerini ve hizmetlerini satmakta daha da zorlanırlar, daha küçük işletmeler iflas eder, kaynaklar bu sefer daha da küçük bir azınlığın elinde toplanır, ancak bu daha da küçük azınlık, sözünü ettiğimiz bu döngü sebebiyle, aynı sıkıntıları tekrar tekrar yaşar.

***

Kapitalizmin yıkılması politik bir mücadeledir, kriz ise kaptalizmin doğasıdır. “Kapitalizm krize girip yıkılacak” diye düşünenler ve sistem içinde atılan her adımı burun kıvırıp küçümseyerek “devrim”i bekleyenler kapitalizmin zaten bir “kriz sistemi” olduğunu, yani krizin aslında kapitalizmin işleyişinin bir parçası olduğunu, “bir gün gelecek” ya da “arada bir gelen” bir şey olmadığını görmelidirler. Mücadele şu andadır ve her yerdedir; çünkü kapitalizm, şu andadır ve her yerdedir. Celal Özkızan  

Harmancı ile “Nenemin Deyişiynan” Kitabı ve Arabahmet Kültür Evi Hakkında Görüşme Yapıldı

By Nazen Şansal

47576733_367092410725723_6306329866883039232_n

Baraka aktivistleri, Lefkoşa Türk Belesdiyesi Başkanı Mehmet Harmancı ile bir görüşme gerçekleştirerek “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitabı takdim etti ve Arabahmet Kültür Evi konusunda taleplerini dile getirdi.

 47576733_367092410725723_6306329866883039232_n

Baraka aktivisti Şifa Alçıcıoğlu’nun kaleme aldığı, Argasdi Yayınları’ndan çıkan “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitap, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Mehmet Harmancı’ya takdim edildi. Kitabın yazarı Şifa Alçıcıoğlu ve Argasdi Yayınları editörlerinin katıldığı görüşmede, Harmancı ile kentimizde kültürel değerleri yaşatmanın önemi üzerine bir sohbet gerçekleştirildi. Görüşmede ayrıca Arabahmet Kültür Evi hakkında Baraka Kültür Merkezi’nin talepleri dile getirildi. Beş yıl önce, tüm tepkilere ve eleştirilere rağmen özelleştirilen Arabahmet Kültür Evi’nin sözleşmesinin bitmesi sebebiyle yeniden belediyeye ve belde halkına kazandırılması talep edildi. Bunun yanı sıra tarihi binanın ve içerisindeki sahnenin kültür-sanat dernekleri ve tiyatro ekipleri için önemi vurgulanırken, binanın bakımı ve sahnenin teknik yönden geliştirilmesi konusunda da fikir alış verişinde bulunuldu.

Şubadap ile Röportaj: “Müzik dünyayı değiştiremez ama dünyayı değiştireceklere bilinç ve hareket kaynağı olur” – Saadet Çaluda

By Nazen Şansal

thumbnail_IMG_3494

Türkiye’de çocuklar için çocuklarla birlikte şarkılar söyleyen, albümler, konserler, turneler, klipler ve kitaplarla binlerce kişiye ulaşan bir müzik kolekitifi Şubadap… Müziği farklı bir dille ve tamamen çocuk odaklı yaşatan bu güzel insanlara keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Bakalım neler sorduk ve ne yanıtlar aldık…

 thumbnail_IMG_3494

Sizce yaşamın içinde müziğin yeri nedir? Bilinebildiği kadarıyla müziksiz bir toplum yoktur. Müzik her daim toplumsal yaşama eşlik etmiştir. Bugün de gündelik yaşamın içinde sürekli olarak müzikle iç içeyiz. Okul zilinden, evde ses olsun diye açılan müziğe, telefonlarımızda eksik olmayan müzik dinleme uygulamalarından, bekleme ve dinlenme mekanlarına kadar her yerde müziğin yeri var. Birleştirici, ortak bir heyecan yaratan bir tarafı var. Hele sözlerle birleşip şarkı olduğu zaman… Üstüne bir de somut içerik taşıyor böylece. Şubadap Çocuk birçok şehirde turneler düzenleyerek şarkılarını çocuklar ile buluşturdu. Kıbrıs’ta düzenlediği turnede de büyük yankı uyandırdı ve etki yarattı. Nasıl ve hangi fikir ile oluştuğunu anlatır mısınız? Farklı toplumsal alanlarda çocuklarla yaptığımız müzik temelli çalışmalar esnasında, Türkiye’de var olan çocuk şarkıları repertuarının, hem bugünün çocuklarına hitap edecek dilsel ve müziksel güçten uzak olduğunu, hem de günümüzün toplumsal ihtiyaçlarına hitap edeceği yerde bu ihtiyaçları göz ardı ettiğini gördük. Böylece 2013 yılında İzmir’de ‘çocuklarla birlikte çocuklar için’ şarkılar yapmaya başladık. Sonra albümler, klipler, konserler, turneler, kitaplar, şarkıların farklı dillere çevrilmesi, çocuk orkestrası olarak müziğimizi yaymaya devam ettik. Şubadap Çocuk’u nasıl finanse ediyorsunuz? Giderlerini nasıl karşılıyorsunuz? İki kaynağımız vardır. Birincisi ve önemlisi halk sponsorluğu yani yaptığımız çalışmaları önemseyen insanların katkılarının toplamıdır. İkincisi ise belediyeler ve özel kuruluşların etkinliklerindeki konserlerden ürettiğimiz maddiyattır. Takip ettiğim kadarıyla albüm ve turneleriniz dışında, çocuk-öğretmen buluşmaları yaptığınızı, çocuk koro ve orkestraları kurmak için adım attığınızı görüyoruz. Hatta “Enstrümanını Al Gel” projesi ile insanların evinde uyuyan enstrümanlarına talip oldunuz. Bu konulardan ve başka projeleriniz de varsa kısaca bahseder misiniz? Öğretmenleri çalışmalarımız konusunda daha iyi bilgilendirebilmek için bir öğretmen listesi oluşturduk. Buna aynı zamanda Kıbrıs’taki öğretmenlerimiz de katılabilir. Bize mesaj atmaları yeterlidir. Bunun dışında geçen yıl boyunca İzmir’deki Harmandalı mahallesinde bir çocuk orkestrası çalışması yaptık ve 12-13 yaşlarındaki çocuklar ile  bateri, bas gitar, keman, flüt, gitar, ukulele, mandolin ve vokallerden oluşan bir orkestra kurarak 2 ayrı yerde konser gerçekleştirdik. Evde uyuyan çalgılarla ilgili çağrımızı sosyal medyadan sürekli olarak tekrarlıyoruz. Eğer çalgılar bir hevesle alınmış, şimdiyse kılıfında uyuyorsa, bize ulaştırın, biz de çalgı çalmak isteyen çocuklara ulaştıralım. Böylece çocuklar da çalgılar da mutlu olsun. Aynı zamanda internet üzerinden yayın yapacak bir çocuk radyosu çalışmamız var. Şimdilik ayrıntıları sürpriz olsun… Bunun dışında şarkılarımızın resimli öykü kitaplarını oluşturduk. Kıbrıs’ta da Khora Kitabevlerinde var bu kitaplar. Şimdiye kadar 3 kitap çıktı. Eylül’den itibaren 4 tane daha çıkartmayı hedefliyoruz. Ekim ayında bir İç Anadolu turnesi planlıyoruz. Diğer sanat ekiplerinin ve bizim de şimdiye kadar es geçtiğimiz illerde, ilçelerde Moyo Masal Tiyatrosu ile birlikte 1 ay boyunca etkinlikler yapacağız. Son olarak güzel bir haber daha. Yeni albüm için çalışmalara başladık. Bakalım neler çıkacak!

 ŞUBADAP

Türkiye’de çocuklara gösterilen müzik eğitimi ne durumdadır? Eğitimdeki muhafazakarlaştırma ve gericiliğin yarattığı krizin, sizin yaptığınız bu değerli alternatif müzik ile aşılma potansiyeli var mı? Türkiye’deki eğitim sisteminden memnun olan hiçbir unsur yok. Öğrenciler, öğretmenler, veliler ve hatta Milli Eğitim Bakanı da dahil eğitimi yapılandıranlar bile eğitimin mevcut durumundan memnun değil. Velilere şöyle söylüyoruz: “Milli eğitimden çocuklarınızın alabileceği en iyi şey, kötü eğitimdir”. Müzik eğitimi açısından bakıldığında, toplumsal olarak kültür-sanatın değersizleştirilmesinden, müzik ders saatlerinin düşürülmesine, müfredatın içeriksel sığlığı ve biçimsel ezberciliğinden, okullardaki müziksel imkansızlıklara kadar pek çok etmen, aslında okullarda müzik eğitimine dair pek de bir şey yapılmadığını açıkça gösteriyor. Elbette bütün bunlara rağmen okullarda ve okul dışında çocukların müzikle buluşabilmesi ve kolektif bir faaliyet olarak yapılabilmesi için emek harcayan çok değerli insanlar da var. Peki, müzik bu duruma dair ne yapabilir? Marcuse şöyle der: “Sanat dünyayı kendi başına değiştiremez ama dünyayı değiştireceklere bilinç ve hareket kaynağı olur”. O zaman devam! Saadet Çaluda sadet_flute@hotmail.com

Baraka Kültür Merkezi’nden Basın Bildirsi: “Baraka, bir isimden daha fazlasıdır”

By Nazen Şansal

baraka görsel

 

“Baranga” isminde bir yayınevi kurulduğunu şaşırarak öğrenmiş bulunuyoruz. Öncelikle, bu yayınevinin ve basacağı eserlerin, ülkemiz yazın ve edebiyatına, yazar ve okurlara hayırlı olmasını temenni ederiz. Ancak seçilen isim konusundaki hayretimizi ve eleştirimizi de gerek yayınevi sahipleriyle gerekse de kamuoyuyla paylaşma sorumluluğu duymaktayız.

Baraka, 18 yıldır kültür-sanat alanında çeşitli faaliyetler gerçekleştiren; müzik grubuyla onlarca konser veren ve 3 albüm üreten, tiyatro ekipleriyle onlarca oyun ile binlerce seyirciye ulaşan, 15 yıldır kesintisiz çıkardığı dergisi ile süreli yayıncılıkta bir rekora imza atan, dört kitap basan, yaz aylarında çocuklar için ücretsiz kurslar düzenleyen, sinema ve belgesel alanlarında üretimleri bulunan ve tüm bunların yanı sıra yaratıcı politik eylemleriyle toplumsal muhalefete adını yazdıran bir dernektir. Baraka ismi, sadece bir dernek tabelasından ibaret olmayıp, uzun yılar içerisinde, düşünsel ve fiziksel emek harcayan, maddi ve manevi özverisi ile onu var eden pek çok aktivistin ve dernek üyesinin kimliğidir. Ayrıca bu isim zikredildiğinde, sadece kültürel faaliyetler değil sol adına kendine özgü denilebilecek bir takım ilkeler de akla gelmektedir. Barış, halkların kardeşliği, adamızın her iki yanındaki devletlere eleştirel yaklaşmak, kapitalizm ve emperyalizm karşıtlığının yanı sıra AB, BM ve türevi olan fonlardan maddi katkı almamak, kendi halkının öz gücüne dayanarak varlığını sürdürmek, postmodern ve liberal soldan kendini kesin çizgilerle ayırmak Baraka’nın olmazsa olmazlarıdır. Hal böyleyken barış adına kurulan bir yayınevinin isminde böylesi bir benzerliğe gidilmiş olmasını, barışı oluşturan temel değerlerden olan emeğe saygı anlamında yanlış bulduğumuzu belirtmek isteriz. Çünkü barış yayıncılığı, her şeyden önce emeğe saygıyı ve etik değerlere bağlılığı gerektirir. Yayıncılık, taklitçilikten uzak durmayı gerektiren, yaratıcılık isteyen, üretkenlik gerektiren zor bir iştir. Yeni kurulan bir yayınevi için yaratıcı ve üretken beyinlerin bulabileceği onlarca isim varken, 18 yıldır halkımızın her görüşten kesimi tarafından bilinen derneğimizin isminin halk ağzında kullanıldığı biçimi olan Baranga adının seçilmesi ise oldukça manidardır Baraka, adamızın kuzeyinde olduğu gibi güneyinde de belli bir fikriyatı temsil etmekte ve geniş kitleler nezdinde bilinmektedir. Yıllarca verilen emekle bu ismin yarattığı iddialı ve pozitif algının, henüz kurulan bir işletme için kullanılmak istenmesini haksızlık olarak nitelendiriyor ve yayınevi yetkililerini yol yakınken isimlerini değiştirmeye davet ediyoruz. Baranga Yayınevi’nin yaptığı veya yapmadığı herhangi bir şeyden sorumlu tutulmamamız ve yaratabileceği isim karışıklığı için şimdiden Baraka dostlarına ve kamuoyuna bu açıklamayı yapmayı gerekli görmekteyiz.

 baraka görsel

Baraka is more than just a name We have come to learn that a publishing house called “Baranga” has been established. First of all, we hope that every piece published through this publisher is to be another achievement for the literature of our country including the readers and the authors. However, we own the responsibility to share our bewilderment and criticism with the owners of the publishing house and the public. Baraka is an association that has ben active in culture and arts field for eighteen years. Its band has performed in many concerts and recorded three albums, theatre groups reached and performed for thousands of audiences, journal has the record for being published for the longest consecutive period, while it organises free summer courses for children in last 6 years. Baraka also published four books, it had produced work within the field of cinematography and documentary and beside all of this, it has build its significant position in social opposition through its creative and politic protests. Baraka is more than just a name on a nameplate though the name has become an identity for its activists and members over their ideological and physical actions and their financial and moral devotion. The name also evokes significant and distinctive principals for leftist ideology. It is essential for Baraka to underline peace and brother/sisterhood of the people, criticise the states on both sides, stand against capitalism and imperialism as well as refuse to be funded by EU, UN and its derivatives and continue its existence through the core strength of its own society. Thus finally, it is vital for Baraka to separate itself with significant distinction from the postmodern and liberal left ideological view. With all of the above being stated, a publisher choosing such a similar name that is established to contribute to the peace within the island is believed to be wrong. Because it is against the value of respect for labour which is the ground value for building peace. Becoming a publisher is tough for it requires not to imitate, be creative and productive. Having so many options to choose a name for creative and productive minds, it is noteworthy to choose “Baranga”, the commonly used name within the society for “Baraka” which is know by every member of society whose social and political views vary broadly. Baraka represents a specific opinion politically and socially and is known for it on both sides of the island. Choosing the name that is built after years of effort to benefit from its assertive and positive image is unjust. Thus we are inviting the officials of the publishing house to change the name when it is still newly established. We feel the necessity to inform the public that we are under no responsibility for any taken or non-taken actions of Baranga publishing house and in doing so, to eliminate any possible misunderstanding arising from the similarity between the names.

Nenemin Deyişiynan İmza Günü Etkinliği Gerçekleştirildi

By Şifa Alçıcıoğlu

48356363_2280619991957829_179535233610153984_n

Argasdi Yayınları’ndan çıkan “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitabın yazarı Şifa Alçıcıoğlu, Gloria Jean's Coffees Küçük Kaymaklı’nın davetiyle 13 Aralık Perşembe günü okurlarla bir imza günü gerçekleştirdi.48356363_2280619991957829_179535233610153984_n Imza gününe, kitabın hazırlık aşamasında derin araştırmaları ve fotoğraf arşiviyle katkıda bulunan Mehmet Altuner de katıldı. “Hamidmandrez” ve Goca Hamit’in torunları da etkinliğe katılarak; Kıbrıs, kültür, geçmiş ve gelecek hakkında da sohbet etme fırsatı buldular. Okurlarla yazarı buluşturarak, içten ve samimi bir ortam yaratan  Gloria Jean's Coffees Küçük Kaymaklı’nın direktörü Nermin Sucuoğlu da böylesi kültür tüten etkinlikler düzenlemekten ne kadar memnun olduğunu dile getirdi. Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisi Argasdi’de 2012 yılından bu yana yayımlanan kültüre dair yazılardan oluşan kitap, unutulan çocuk oyunlarından masallara, unutulan  sözcüklerden kaybolan mesleklere kültürümüzü hatırlatması ve yaşatması dileğiyle tüm kitabevlerinde 20 TL’den satışa sunuldu.48360681_589671334819943_2560036220516171776_n48356525_301469127242115_1193297757717135360_n48421910_780690035611787_2427615545487523840_n48059171_598159623955098_321440343184637952_n

Sanatın Kriz Halleri – Tahsin Oygar

By Nazen Şansal

Damien-Hirst-The-Golden-Calf-courtesy-of-zimbio.com_

Argasdi dergimizin "Kriz" dosya konulu 52. sayısından sanatı inceleyen bir makale... Yoksa siz hala Khora Kitap Cafelerden derginizi almadınız mı?

Damien-Hirst-The-Golden-Calf-courtesy-of-zimbio.com_

Günümüzden yaklaşık 17,000 yıl önce mağara duvarlarına bizon ve at resimleri çizerek başlamış olabilir sanatın hikâyesi; en azından şu anki bilgimiz ışığında bu kadarını biliyoruz. Dilin nasıl doğduğunu bilmiyoruz, dolayısı ile sanat denilen şeyin de nasıl doğduğunu bilemiyoruz. Sanat tarihi diye kabul edilen “tarih yazımı” aslında oldukça kısa bir geçmişe dayanır. Giorgio Vasari’nin  yazdığı  ve ilkin 1550’de yayımlanan “Sanatçıların Yaşamları’na göre sanat, kutsal dâhinin eseri” ile başlandı sanat tarihçiliği. Ama dokuma, resim, çömlek, ritim-müzik, heykel, ev ve tapınak inşasını sanat olarak nitelendirirsek ki öyledir, insanlık tarihi boyunca, oldukça fazla sanat eseri ve sanatçımızın olduğunu söyleyebiliriz. Büyünün yaratımı veya yaratmanın büyüsü… İlk insanların, bu mevzu bahis resimleri mağara duvarlarına bir haz nesnesi olarak çizmediği yaygın bir görüştür. Büyük bir olasılıkla avladığı veya avlayacağı hayvanı çizmek, benzerini yaratabilmek, onlara kendilerini güçlü hissettiriyordu.  E.H. Gombrich,  “İlkel toplulukların düşünce tarzını anlamaya çalışmadan; onları imgeleri bakılacak güzel şeyler olarak değil de, kullanılacak ve güç dolu nesneler gibi görmeye iten yaşantıyı kavramalı.” diyor. Belki de günümüze kadar ulaşan Voodoo büyüsü oldukça eski güdülerin devamı ile ortaya çıkmıştır. Avını mağara duvarında resmettiğin zaman onu avlayabiliyorsun. Yani, avlanacak bizon ve at için mağara duvarına yapılan büyü ile yaratıcılık başlıyor veya yaratabilmenin verdiği öz güven, büyülü bir şekilde bizonu avlatıyor. Bizim mağarada hangisi gerçekleşti bilinmez fakat insanlar yarattıkları imgelerin büyüsüne kapılmaya ve yarattıkça yaratmaya devam ettiler. Yarattığı büyünün dönüşümü sanatı nasıl vurdu? Oluşan inançlar, mitlere, tanrılara ve dinlere dönüştü.  Tarih boyunca bu inançlar kümesi, içinde geliştiği toplumları tekrar tekrar şekillendirdi. Önceleri küçük gensler şeklinde toplumsallaşan insan, yabanıllar sonra barbarlar daha sonra kent devletleri ve imparatorluklara oradan da ulus devletlere doğru uzun bir yolculuk yaptı. Sanatsal ürünler de örgütlenme modellerinden, üretim ilişkilerinden hep etkilendi. Özellikle heykel, çömlekçilik, dokuma ve resim sanatında önemli bir ustalık bilgisi biriktirildi. Şamanizm, paganizm ve çok tanrılı dinlerin hâkim olduğu dönemlerde bu sanat dallarına ait ustalık bilgisi sonraki nesillere rahatlıkla aktarıldı. Fakat tek tanrılı dinlerin doğuşu ile imgelerin yasaklanması sanata ciddi bir darbe vurdu. Tek tanrılı dinler önceki tüm tanrılara ve inançlara savaş açtı. Mutlak, güçlü ve tek olan tanrı eski tanrılarla birlikte, bir sürü sanat eserini de yok etti. Yeni tanrı insan bedeninde değildi; her yerde idi ve de imgelenemezdi.  İlk önce Musevi yasaları putataparlığa yol açar diye imge yapımını yasakladı. Sonrasında Hristiyanlıkta da heykel ve resim ayni şekilde yasaklandı ta ki VI. yüzyıl da yaşamış papa Gregorius Magnus’a kadar.  Gregorius Magnus kilisenin üyelerinin çoğunun okuma yazma bilmediğini dolayısı ile resim ve heykel kullanılarak dinin bu kesimlere daha iyi anlatılabileceğini savundu. Böylece bu tarz sanatlar küçük de olsa bir nefes aldı. İslam dini de diğer dinler gibi hatta biraz daha sıkı bir yaklaşım ile imgeyi tamamen yasakladı. İslamın hakim olduğu bölgelerde çini, hattat gibi sanatsal eserler ve süsleme gelişirken diğer sanat dalları çok kötü bir şekilde yok olma ile burun buruna kaldı. Sanatın bu kriz hali, bazı sanatlar için ise gelişme fırsatı sundu. Tarihsel olarak sanatın yaşadığı bu önemli kriz bugünün çağdaş sanatını nasıl etkilemiştir ayrı bir makale konusudur. Peki çağdaş sanatın krizi? 17.yy’ın ikinci yarısından 19.yy’ın sonuna kadar sanatçılar arasında, ciddi, entelektüel tartışma ve eleştiri mekanizmaları, sağlıklı bir şekilde var görünüyor. Günümüzde ise bu, neoliberal ve postmodern yaklaşımlar sebebi ile neredeyse ortadan kalkmış durumda. Özellikle de ülkemizde çok uzun zamandır sanatsal ürünlerin, eserlerin tartışıldığı, eleştirildiği söylenemez. Çağımızda kapitalizmin insana ve ekolojiye verdiği değer ortada! Savaşlar, talan, sömürü ve yoksulluk. Engels ne güzel ifade etmiş. “İnsan ne kadar insanlaşabilmişse sanat da ancak o kadar sanatlaşmıştır” diye. 1844 Elyazmaları’nda Marx insanları “yaşama faaliyetlerini (kendi) bilinçlerinin hedefi haline getiren doğal varlıklar” olarak tanımladı. Emek süreci içinde insanlar hem doğal dünyayı, hem de kendi kapasitelerini geliştirirler. İnsan emeğinin bir parçası olarak sanat, Marx’a göre “dışsal gerçeklik denilen şeyin bir kopyası ya da yansıması değil insani amaçların aşılanmasıdır.”  Günümüzün kendinden en çok söz ettiren “sanatçı”larından olan Damien Hirst’in bir “sanat eseri” olarak sunup yüklü bir paraya sattığı içi sigara izmaritleriyle dolu “kül tablası” dışında 18 karat som altından çerçevesi ile akvaryumdaki inek eseri 16,5 milyon dolara alıcı buldu. Kapitalizmin bize aşılamak istediği “insani amaçları” Damien Hirst çok iyi bir şekilde temsil ediyor. Egemen sanatın kriz hallerini insani bir sanat için fırsata dönüştürmek konusunda peki ya biz ne yapıyoruz? Tahsin Oygar tahsinoygar@yahoo.com   Kaynakça: E. H. Gombrich, Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi Eugene Lunn, Marksizm ve Modernizm, Çev: Yavuz Alogan,Dipnot http://www.aliartun.com/yazilar/sanat-tarihinde-kriz-ve-biz/ https://www.aydinlik.com.tr/cagdas-sanatin-krizi https://www.widewalls.ch/most-expensive-damien-hirst-art-pieces-sold-at-auctions/the-golden-calf/

Omuzumuzda Kriz Ezgisi – Pınar Piro

By Nazen Şansal

1

"Kriz" dosya konulu Argasdi 52. sayımızın FeministİZ sayfalarından bir yazı... Yeni sayımız yolda, yoksa siz hala derginizi almadınız mı?

1

Gidişatı çok da iyi olmayan toplumumuzun başına bir de ekonomik kriz geldi. Yaşanan felaket durumlarının da toplumun her bir kesimini ayrı ve farklı bir şekilde etkilediği de bir gerçek. İşte şu günlerde yaşadığımız ekonomik kriz de toplumun büyük bir kesimini derinden etkilerken, kriz koşullarında cinsiyete yönelik algı daha da ön plan çıktığından, ataerkil sistem sebebiyle zaten ezilen kadınların üzerindeki yük kat kat artırıyor. Krizin şiddet etkisi Yaşanan kriz ve gerekli önlemleri alamayıp halkı koruyamayan basiretsiz yönetimler nedeni ile ortam gittikçe gerginleşiyor. İşten durdurulmalar, ödeneklerin kesilmesi, sigortaların yatırılmaması derken kişiler psikolojik bir yıkıma maruz kalıyor. Kriz sebebiyle yoksullaşan ve dolaylı olarak da yoksunlaşan erkek, kendisine sürekli hissettirilen sen erkeksin ve güçlüsün alıgısının yerinden oynamasıyla kendini tekrardan güçlü hissedebileceği yollar aramaya başlıyor. Ve yine toplumsal algı ile yerleşen kendinden daha güçsüz gördüğü kadın üzerinde gerek fiziksel gerekse de sözel/psikolojik baskı uygulamaya başlıyor. Üstelik kadına yönelen şiddet sadece birlikte olduğu erkekten de gelmiyor. Yoksullaşan ve gelceğe dair endişeler yaşayan kadınlar para kazanabilmek için emeklerinin karşılığı maddi değerleri iyice düşürebiliyor ya da para kazanabilmek için bedenlerini kullanmak zorunda kalabiliyorlar. Bu durumu fırsat bilen işverenler ise kadını ezmeyi kendinde hak görebiliyor. Durum böyleyken hükümet edenlerin kadınları şiddetten koruma görevini artık bir zahmet tekrardan hatırlaması ve gerekli önleyici veya kurtarıcı önlemleri alması gerekiyor. İstihdam bakımından etkileri Kriz dönemlerinde her çalışan gibi kadınlar da işten durdurulma korkusu ile yaşamaya başlıyor. Çünkü ne zaman işten birilerinin durdulması gerekirse ibreler önce kadınlara dönüyor. Ancak bazen bu durum tam tersine de dönebiliyor ve sanılanın aksine bu zor dönemlerde erkek istihdam ile kadın istihdam oranları birbirine yaklaşmaya başlıyor. Çünkü kadınlar ucuz iş gücü, güvencesiz ve esnek çalışabilenler olarak görüldüklerinden işten durdurmalar daha çok erkek çalışanlara uygulanıyor. Fakat iyileşme sürecine geçildiği zaman da yeni işe alımlar erkek çoğunluğunda gelişiyor. Krizin ev mesaisine yansıması Kadınlar hayatın her döneminde herhangi bir işte çalışıyor olsalar dahi eve geldikleri zaman çalışma saatleri sona eremiyor, işlev değişerek mesai devam ediyor. Temizlik, yemek, aile bireylerinin bakımı, onları ertesi güne hazırlama vs... Çalışmayan kadınlar için ise bu tam zamanlı bir iş oluyor. Işte kriz dönemlerinde bu ev hayatı mesaisi daha da zorlaşıyor. Bir taraftan ailenin maddi durumunu korumak için çaba sarfediliyor, kemer sıkma dönemine giriliyor. Diğer taraftan da krizden psikolojik olarak etkilenen aile bireyleri ile kadın/eş/anne olarak ilgilenmek gerekiyor. Kriz sağlığa zararlıdır Şimdi değineceğimiz konu ise kriz zamanlarında cinsiyet ve yaş farketmeksizin herkesin yaşadığı bir sorun; sağlıklı olmayı sürdürebilme... Kriz dönemlerinde yiyecek ve içeceklerin fiyatının artması, elektrik, benzin ve tüp gaz gibi temel gerekliliklerin ücretinin zamlanması bireylerin bu gibi ihtiyaçlarını asgari düzeyde dahi karşılayamamasına ve bu nedenle de sağlıklarının bozulmasına neden oluyor. Hal böyleyken özel sektörde sigorta yatırımlarının da geriletileceği düşünüldüğünde insanların sağlık kontrolüne gitmeleri ve tedavi olmaları da güçleşiyor. Kaldı ki, sağlığın bozulmasını sadece fiziksel gerilemeler olarak değil, ruhsal ve sosyal bozukluklar olarak da algılamak gerekir ki kriz bunu derinden etkiliyor. Peki ya göçmen kadınlar Ekonomik kriz, mağdur olan insanları göç etme yoluna sürüklerken, ülkeye göç etmiş insanların zaten zor olan hayatlarını daha da güçleştirmektedir. Kadınlar da bundan fazlasıyla etkilenmektedir. Göç durumlarında kadınlar daha da değersizleştiriliyor, yeni bir hayat umut ettikleri ülkede ucuz iş gücü olarak görülüyor hatta “yabancı” oldukları için  “yerli” olanlara göre daha fazla tacize uğruyorlar. Böylelikle hem göçmen, hem işçi, hem de kadın sıfatıyla sınırsız sömürüye ve ezilmeye maruz bırakılırken, aynı zamanda içine itildikleri yeni krizden çıkış yolları aramaya zorlanıyorlar. Ama şimdi daha dik durma zamanı Evet çizilen tablo biraz ağır. Ve belli oluyor ki halkın seçtikleri halkın zararına çalışmaya devam edecek. O zaman şimdi daha dik durma zamanı! Patrona karşı, işbirlikçi hükümete karşı, bizi ezmeye çalışan herkese karşı omuz omuza verip hesap sorma zamanı! Her bir hak için tek tek mücadele edip, cinsiyet ayrımını ortadan kaldırma zamanı! Örgütlü ve ortak bir mücadele için kolları sıvayıp mücadeleden geri duranı da bir kenara yazma zamanı. Pınar Piro pinarpiro@googlemail.com

İZLE-TARTIŞ’TA BEN MALALA İZLENİLECEK

By Pınar Piro

ben malala

Her ayın ilk Cumartesi akşamı, Baraka’da gerçekleşen İzle-Tartış etkiliğinde, 2019 yılının ilk filmi olarak Ben Malala filmi izlenilecek. ben malalaBen Malala, henüz on beş yaşındayken Taliban tarafından sıkılan bir kurşunla susturulmaya çalışılan ancak iyileşerek tüm dünyada kızların eğitim hakkı sözcüsü haline gelen Nobel ödüllü genç aktivist Malala Yousafzai ve ailesinin çarpıcı ve dokunaklı hikayesi. Malala Yousafzai tüm dünyanın tanıdığı bir isim. Pakistan’ın Swat Vadisi bölgesinde kız çocuklarının eğitimi için verdiği uğraş nedeniyle Taliban tarafından kafasına sıkılan kurşunla susturulmaya çalışıldığında on beş yaşındaydı. Mucizevi bir şekilde kurtulan Malala ailesiyle İngiltere’de yeni bir yaşama başladı. Tüm dünyada çocuk hakları sözcülüğü yaptı, Aralık 2014’te Nobel Barış Ödülü’nü kazanan en genç insan oldu. Filmde bu olağanüstü genç kadını yakından tanıyoruz. Ona eğitim aşkı aşılayan babasıyla olan yakın ilişkisinden Birleşmiş Milletler’deki tarihi konuşmasına, kardeşleriyle olan günlük yaşantısına kadar birçok detayı içeren film sadece bir film olmaktan öte çocuklar arası cinsiyet ayrımına karşı yaratılmış önemli bir belgedir.  Yönetmen Davis Guggenheim on sekiz ayını Yousafzai ailesiyle geçirmiş; İngiltere’deki evlerinde, Nijerya, Kenya, Abu Dabi ve Ürdün’de yaptıkları ziyaretlerde onlara eşlik etmiş. Bizi Malala’nın yanı sıra babası Ziauddin, annesi Toor Pekai, erkek kardeşleri Khushal ve Atal’la tanıştıran film Malala’nın çocukluğunun, kültürünün hikâyesi aynı zamanda. Bir ailenin başkaldırışını ve bunun için ödedikleri bedeli, bu olayın ardından cesur bir liselinin dünyaca tanınan bir eğitim hakkı savunucusuna dönüşümünü izliyoruz. 5 Ocak Cumartesi 19:00’da Baraka Kültür Merkezi Lokalinde. Bekleriz.

Argasdi Dergisi’nin 53. Sayısı Çıktı

By Nazen Şansal

argasdi kapak

argasdi kapak

Baraka Kültür Merkezi’nin 3 ayda bir yayımlanan kültür-sanat-politika dergisi Argasdi, 53. sayısı ile bayilerdeki yerini aldı. Dosya konusu olarak ünlü şair, tiyatro kuramcısı ve yazar Bertolt Brecht’in ele alındığı sayıda, dosya dışında ülke gündemine dair yazılar, kitap ve film tanıtımları, FeministİZ sayfaları, şiir ve karikatür bölümleri de yer alıyor. 24 sayfa ve renkli olan dergi 10TL okur katklısı karşılığında tüm Khora Kitap evlerinden, marketlerden ve gazete bayilerinden alınabilir. Gündem yazısında ve Memleketin Ahvali sayfalarında okuyucuya 2018 yılının kısa bir değerlendirmesi sunulmakta. Bellek sayfasında gazeteci Metin Göktepe anılırken Kıbrıs Kültürü sayfalarında 1894 yılında Leymosun’da yaşanan sel felaketi anlatılmakta. Ekoloji sayfalarında taş ocakları konusunun işlendiği dergide, FeministİZ bölümünde proje feminizmi eleştirilmekte. Dosyada yer alan makalelerde ise Brecht’in yaşam hikayesinden aile ve aşk ilişkilerine, tiyatro anlayışından şiir ve sevgi üstüne yazılarına değin çeşitli temalar ele alınıyor.

Özgür Gazeteciliğin Timsali: Metin Göktepe – Hasan Tezbaşar

By Şifa Alçıcıoğlu

metin göktepe

9 Ocak 1996: Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe katledildi. metin göktepe90'lı yıllar… Türkiye'nin karanlık yılları. Faili meçhul cinayetlerin, suikastların ve köylerin yakılmasının hat safhada yaşandığı, devlet-mafya- siyaset üçgeninin etkili olduğu günler… 1950'li yıllarda ABD destekli kurulan Özel Harp Dairesi, kontrgerilla faaliyet yürüten bir yapıydı. NATO-CIA bağlantılı olan bu yapı, Türkiye'nin 50 yılında yaşanacak olan cinayetlerin, katliamların arkasında olan ve zaman içinde çeteleşen, devlet içinde devlet olan örgüttür. 90'lı yıllarda gerçekleşen, Doğu-Güneydoğu bölgesindeki köy yakılmaları, çok sayıda kişinin kaçırılıp kaybedildiği ve katledildiği faili meçhul cinayetlerin, suikastların arkasında devlet destekli Özel Harp Dairesi kadroları vardı. Uğur Mumcu, Musa Anter ve Kıbrıs'ta da Kutlu Adalı'nın katledilmesi o yıllarda gerçekleşen olaylardan sadece birkaçı... Metin Göktepe'nin de sayısız meslektaşı gibi katledilmesi böyle bir dönemde oldu. Üniversitede öğrenci/gençlik mücadelesinin aktif bir üyesi olan Metin Göktepe, gazeteciliğe 1992 yılında “Haberde ve Yorumda Gerçek” adlı dergide başlar. 7 Haziran 1995'te kurulan Evrensel gazetesinin başından itibaren içerisinde yer alır. "Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, Ümraniye Cezaevi'ne düzenlenen operasyonda yaşamını yitiren iki tutuklunun cenaze törenini izlemek için gittiği Alibeyköy'de, gazeteciliğinin kısıtlanmasına karşı çıktığı ve "çok konuştuğu" gerekçesiyle 8 Ocak 1996 günü gözaltına alındı ve bini aşkın kişiyle birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na getirildi. Burada tribünde ve götürüldüğü tuvaletlerde kalas ve keskin cisimlerle dövülerek öldürüldü. Cesedi, Spor Salonu'nun karşısındaki parka bırakıldı."(1) Devlet yetkilileri ilk önce cinayeti gizlemeye çalıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan, "duvardan düştü" dedi (Bahsedilen duvar sadece 1 metreydi). Başbakan Tansu Çiller ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü ise Metin'in gözaltına alınmadığını iddia etmişti. Davanın "güvenlik" sebebiyle ilden ile dolaştırılması ilgiyi azaltmak yerine, her duruşma davayı takip edenlerin sayısını katlanarak artırmıştı. 16 Ocak 1996’da İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, raporunu açıkladı. Raporda, “Metin Göktepe gözaltına alınmış, gözaltında polis tarafından öldürülmüştür” denildi. 22 Ocak'ta ise cinayetin siyasi sorumlusu olarak kabul edilen Başbakan Tansu Çiller, Göktepe’nin duvardan düşmediğini, gözaltına alındığını açıkladı. 3 gün sonra da, Metin’in duvardan düşerek öldüğünü iddia eden İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan, gözaltında işkence ile öldürüldüğünü kabul etti. "Göktepe Davası, 28 Eylül 2000'de beş polis memuruna "kastı aşan insan öldürmek" ve "faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek" suçlarından verilen yedişer yıl altışar ay hapis cezasının onanmasıyla bitti. Bir polis memuru ise Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra yirmi ay hapis ve beş ay kamu hizmetlerden uzaklaştırma cezası aldı. Mahkum polislerin cezalarını tamamlamalarına 19 Aralık 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası engel oldu." (2) Sonuç olarak; katilleri tam olarak cezalarını çekmese de, cinayetin esas sorumlularının cezasız kalmasına rağmen, Metin Göktepe gözaltında öldürülen gazeteciler arasında katilleri için mahkumiyet kararı verilmiş ilk gazeteci olarak tarihe geçmiştir. Bu cinayetin gün yüzüne çıkarılması, iktidarın çirkin yalanlarına karşı halkın örgütlü gücünün gerçeğin peşini bırakmamasından kaynaklanmıştır. Kutlu Adalı cinayetinin meşhur failleri ise halen yargılanabilmiş değildir. Metin Göktepe, iktidarın yalanlarını tekrarlamaktansa, halkın haber alma hakkı adına mücadele eden, sorgulayan, gizlenmeye çalışılan gerçeklerin gün yüzüne çıkarılmaları için dövüşen gazeteciliğin timsali olarak yaşamaya devam edecektir.   (1)http://bianet.org/biamag/diger/142484-tum-metin-goktepe-leri-yasatmak (2)https://bianet.org/biamag/diger/142483-metin-goktepe-cinayeti

İzle-Tartış’ta “Ben Malala” İzlendi

By Pınar Piro

3

3Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği 2019 yılının ilk gösteriminde Ben Malala filmini izleyiciler ile buluşturdu. 1 2Genç izleyicilerin ağırlıkta olduğu gecede sunuşu da filmin karakteri Malala gibi genç kardeşlerimiz gerçekleştirdi. Sunuşlarda Malala'nın, ülkesindeki yobazlığa karşı verdiği cesaretli hikayesinden dersler çıkarılabileceği ve yetişkinlerin gençlere olan bakışını değiştirip onlara güvenmeyi ve inanmayayı ihmal etmemeleri gerektiği vurgulandı. Bunu yanında, kız erkek fark etmeksizin her çocuğun eğitim hakkı olduğu belirtilerek dünyanın pek çok yerinde çeşitli baskılar, savaşlar, yoksulluk gibi sebeplerden en çok çocukların etkilendiği belirtildi. 4Film izlendikten sonra gerçekleştirilen  sohbette, Taliban'ın Pakistan'da silahla yaptığı baskının, Türkiye'de ve ülkemizde de eğitim yoluyla, ilahiyat okullarıyla yapılmaya çalışıldığı ve buna karşı mücadele edilmesi gereği vurgulandı. Ortadoğu'daki savaşlardan ve gericilikten batı ülkelerinin ve savaş tüccarlarının da sorumlu olduğu ancak bunun filmde hiç belirtilmediği de filmin eksik kalmış bir yönü olarak görüldü. Katılımcılar tarafından sunulan gelecek ay filmi önerileri arasından da “Yerdeki Yıldızlar – Her Çocuk Özeldir” filminin izlenilmesine karar verildi.  9 Şubat Cumartesi akşamı, özel çocuklar, onların ihtiyaçları, toplumun özel çocuklara yönelik tutumu üzerine bir film izlemek ve sonrasında da bu konularda sohbet etmek isteyen herkesi 19:00’da dernek lokalimize bekleriz.

Hayvanlar İçin Daha İyi ve Adil Bir Yaşam Hakkı Sağlayacak Yasa Komitede

By Nazen Şansal

dünya yalnız bizim değil hareketi

dünya yalnız bizim değil hareketi

Baraka olarak bileşeni olduğumuz Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi'nin, Meclis Komitesinde görüşülmeye başlanan Hayvan Refahı (Değişiklik) Yasası hakkındaki açıklaması... Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan hayvanlar için daha iyi ve adil bir yaşamın koşullarını oluşturma yolunda önemli adımlardan biri olan Hayvan Refahı Yasası Cumhuriyet Meclisi Hukuk, Siyasi İşler ve Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülüyor. Hayvanlara eziyet edenlerin para cezasının ötesinde cezalar alabilmesinin önünü açacak yasa, geçtiğimiz hafta Çarşamba günü Meclis komitesinde görüşülmeye başlandı. Mevcut Yasada “Parasını Veren” Hayvanlara Zulüm Edebiliyor! 2013 yılında Meclis’ten geçen AB uyum yasalarından biri olan Hayvan Refahı Yasası, hayvanlara eziyet konusunda cezalar getirse de, hayvanları insanın malı gibi gören temeliyle hayvanlara yönelik zulmün önüne geçmekte yetersiz kalıyor. Mevcut yasada hayvanlara zulmetmek ve öldürmenin cezası, sanki bir mala zarar verilmiş gibi para cezası ile karşılanıyor. Yani bir anlamda, parasını veren, bir hayvana zarar verebiliyor. Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nin Meclis’e sunduğu ve komitede görüşülmekte olan yeni yasada ise, cezaların işlevsel ve ıslah edici olabilmesi için “kamu hizmeti” adı altında hayvanlara ve çevreye faydası olacak yaptırımlar ve cezalar uygulanabiliyor, suçun tekrarı halinde ise cezaların artırılabiliyor. Mevcut Yasada Hayvanlar Üzerinde Deney Yapmak Serbest! Yeni Yasada Yasaklanması İsteniyor! Komitede görüşülen yasa ayrıca, hayvanlar üzerinde deney yapılmasının yasaklanmasını içeriyor. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde "Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez" denilirken, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler zulmün laboratuvar ortamında “daha steril koşullarda” yapılmasından başka bir şey ifade etmiyor. Yeni Yasada Veterinerler Birliği Barınakları Denetleyebilecek, Belediyeler İhbar Hattı Oluşturacak Komitede görüşülmekte olan Hayvan Refahı Yasası, barınaklardaki kötü koşulların iyileştirilmesi ihtiyacına yönelik olarak Barınakların en az ayda bir kez, veteriner Dairesi'ne bağlı veterinerlerce denetlenmesinin önünü açıyor. 2013 yılında AB uyum yasaları çerçevesinde geçirilen Hayvan Refahı Yasası’nın, geride kalan 6 yılda kağıt üzerinde kaldığı görülüyor. Yeni yasa önerisi ise, yasaya aykırılıkların bildirilebilmesi amacıyla, Belediyelere bir ihbar hattı oluşturup, aldığı ihbar üzerine işlem ve eylemleri yapma yükümlülüğü veriyor. Hayvanseverlerin de Söz Hakkı Olacak Hayvan Refahı Yasası’nda, Hayvan Refahı Danışma Komitesi oluşturularak, hayvan hakları konusunda demokratik kitle/sivil toplum örgütlerinin etkisinin artırılması hedefleniyor. En az iki sivil toplum örgütünün yer alması öngörülen komite ile, hayvan dostlarımız hakkında alınacak önemli kararlarda, onların korunması ve haklarının geliştirilmesi yönünde gönüllü çalışan örgütlere de söz hakkı tanınmış olacak.  

“Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” Kitabı Akçay’da Tanıtıldı

By Nazen Şansal

49319510_2665819433458629_8894506047402672128_n

49319510_2665819433458629_8894506047402672128_n

Baraka Kültür Merkezi, Akçay Kültür Sanat Derneği (Ak-Der) ve Khora Kitap Omorfo'nun ortak organizasyonu ile "Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)" isimli kitap Akçay Ak-Der Lokalinde okurlarla buluştu. Etkinlikte, Baraka Kültür Merkezi adına Nazen Şansal'ın yaptığı konuşmada adamızın geçmişte ve halen çeşitli kültürlere ev sahipliği yaptığı ve bir yandan kültürel asimilasyona direnirken diğer yandan da farklı kültürlerin kaynaşmasının ve kardeşleşmesinin önemi vurgulandı. Ak-Der adına Nisbet Kızılyürek ise kültürü yaşatmanın ve gelecek nesillere aktarmanın öneminden bahsetti. Hayatı ve anlattıkları ile kitaba ilham veren Şifa Sofu nenenin de katıldığı etkinlikte, kitabın yazarı Şİfa Alçıcıoğlu, kitabı hazırlama sürecini okurlarla paylaşarak nenesinin anlattıklarından yola çıktığına ayrıca sözlü ve yazılı tarih araştırmaları da yaptığına değindi. Uzun yıllardır yayımlanan kültür-sanat-politika dergisi Argasdi'nin kültür sayfalarında yer alan yazıların derlenmesi ve zenginleştirilmesiyle oluşan kitabın çok farklı temalarda hikayeler içerdiği anlatıldı. Alçıcıoğlu, kitaptan örnekler de vererek; ovalarımızda yetişen yabani bitkilerden eskiden oynanan çocuk oyunlarına, Kıbrıs'ta bir zamanlar beslenen develerden özgür Kıbrıs eşeklerinin tarihine, goncoloz hikayelerinden kaybolan mesleklere değin çeşitli konulardaki araştırmalarını okurlarla paylaştı. Çörek ve hellim ikramı ile devam eden etkinlikte okurlar da yazara soru ve yorumlarını ilettiler ve kitap alarak imzalatma imkanı buldular. 49897556_779594245720763_3210122930000232448_n 50057252_592901701156368_4125800276651147264_n 50042804_323147394962607_7736513474909437952_n Yayına hazırlanmasını Aziz Güven ve Nazen Şansal’ın üstlendiği "Nenemin Deyişinan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)" kitabının kapak ve sayfa tasarımı Mustafa Batak ve Erkal Tülek’e ait. Argasdi Yayınları’nın dördüncü kitabı olan 112 sayfalık eser, 20TL. okur katkısı karşılığında tüm kitap evlerinden temin edilebilir. 50396372_2193052020912090_3984174640598614016_n  50217155_276444616330109_630358069267660800_n 50103905_784979505201720_731940926355668992_n  

Baraka’nın 2018 Yılı Gelirleri ve Harcamaları Açıklandı

By Zekiye Şentürkler
Baraka Kültür Merkezi, kurulduğu zamandan beridir her yıl yaptığı gibi 2018 yılı bütçesini kamuoyu ile paylaştı. Baraka’dan yapılan açıklamada 2018 yılı içerisinde gelirler 72.685 TL ve giderler 72.579 TL olup, dernek hesabı 2019 yılına 106 TL ile başladı. Baraka’nın bu yılki gelirlerinin dağılımı şu şekildedir; %21 aidat, %38’i üretimler için ayrılan birikim, %22 Sol Anahtarı […]

2018 FAALİYET RAPORUMUZ

By Nazen Şansal

baraka

argasdi 50 kapak

KÜLTÜR-SANAT-POLİTİKA DERGİSİ “ARGASDİ”

Baraka Kültür Merkezi’nin üç ayda bir yayınlanan kültür-sanat-politika dergisi Argasdi, 2018 yılı içerisinde dört sayı ile okurlarıyla buluştu. “Sokak”, “Özgürlük”, “İnsan” ve “Kimin Krizi, Kimin Fırsatı” konularının dosya halinde incelendiği sayılarda, ayrıca derginin sürekli sayfaları olan “Memleketin Ahvali”, “Feminist-İZ”, “Kıbrıs Kültürü” gibi bölümler de gelişerek devam etti. Ülke gündemindeki konuların değerlendirilmesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi alanından yazılar ve kültürümüzde yer eden birçok konu tarihsel bir arka planla sayfalara taşındı. Bunun yanı sıra şiir, fotoğraf, karikatür, kitap, film ve tiyatro yazılarının yer aldığı kültür-sanat sayfaları da pek çok farklı yazarın kaleminden okurların beğenisine sunuldu. Konusunda uzman, ülkemizin ileri gelen kalemleri de dergide konuk yazar olarak ağırlandı. 28 sayfalık renkli dergi, ülkemizin en uzun süre kesintisiz yayınlanan kültür-sanat-politika dergisi olarak 2019 yılında da yayın hayatını devam ettirecek.   50396372_2193052020912090_3984174640598614016_nNENEMİN DEYİŞİYNAN (KIBRIS KÜLTÜRÜ ÜZERİNE YAZILAR) KİTABI Şifa Alçıcıoğlu’nun yazdığı “Nenemin Deyişiynan (Kıbrıs Kültürü Üzerine Yazılar)” isimli kitap Argasdi yayınlarından çıktı. Kitap, Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisi Argasdi’de 2012 yılından bu yana yayımlanan kültüre dair yazılardan oluşmakta. Kültür Dairesi’nin maddi katkılarıyla basılan kitapta, çocuk oyunlarımızdan ovalarımızda yetişen yabani bitkilere, özgür Kıbrıs eşeklerinin tarihinden goncolozhikayelerine, değişen ölçü birimlerinden kaybolan mesleklere kadar çok çeşitli temalarda araştırma yazıları yer alıyor. Ayrıca Mehmet Altuner ve Mustafa Korkut’un arşivinden de fotoğraflar bulunuyor. Yayına hazırlanmasını Aziz Güven ve NazenŞansal’ın üstlendiği kitabın kapak ve sayfa tasarımını  Mustafa Batak ve Erkal Tülek yaptı. Kitap, müzik ve ikramları ile Kıbrıs tüten etkinlikler organize edilerek Lefkoşa ve Akçay’da okurlara tanıtıldı, diğer bölgelerde de tanıtımlar gerçekleştirilmesi planlanıyor.   10ÇOCUKLARA YÖNELİK ÜCRETSİZ YAZ KURSLARI Baraka aktivistleri, geçmiş yıllarda olduğu gibi 2018 yaz tatilinde de bir ay boyunca, ilkokul çocuklarına yönelik kurslar düzenledi. “Özgürlük Çocuk Oyuncağı” temasıyla haftanın altı günü gerçekleştirilen kurslar, “Okuyan İnsan Halkının Yanındadır” çağrısıyla katkı koymak isteyen, alanında uzman ve deneyimli gönüllü eğitmenlerle birlikte gerçekleştirildi. Kurslarda el sanatları, müzik, tiyatro, satranç, İngilizce, evrim, Kıbrıs kültürü, halk dansları, Latin dansları gibi konuların yanında, engelliler adına sempati, çocuk hakları, hayvan sevgisi, iş kazaları, çevre bilinci, eğlenceli matematik gibi çeşitli temalarda bilgilendirici ve farkındalık yaratıcı seminerler de verildi. Aynı zaman da kitap ve kültür gezisi çerçevesinde Atatürk Kültür Merkezi Kütüphanesi’ne gidilerek dileyen çocukların kütüphaneye üye olması sağlandı, Lefkoşa Türk Belediyesi’nin gezi treni ile Lefkoşa surlar içi bölgesi gezildi. Kurs sonunda yapılan şenlikte SamedBehrengi’nin Küçük Kara Balık oyunu, çocuklar tarafından başarıyla sahnelendi. Koro, halk dansları ve Latin dansları gösterileri sunuldu. Çocukların bilim, sanat ve kültürel değerlerle büyümesinin önemine inanan ve tüm çocuklara ücretsiz olarak kapılarını açmanın en büyük sorumluluklardan biri olduğunu düşünen Baraka aktivistleri, altı yıldır devam eden etkinliği ücretsiz olarak her yıl tekrarlamayı planlıyorlar.   görsel1LİSELİ GENÇLER VE YETİŞKİNLER İÇİN TİYATRO EKİPLERİMİZ Baraka Tiyatro Ekibi, yetişkin ve gençlik grupları ile 2018 yılında sahne ve sokak tiyatroları gerçekleştirdi. Baraka Gençlik Tiyatrosu “Masal MasalMatitas” oyununu Mart ayında Arabahmet Kültür Evi’nde ardından da Akova Kadınlar Derneği Toplum Merkezi’nde sahneledi. Masallardaki toplumsal cinsiyet rollerinin ve kadınlara yapılan ayrımcılığın mizahi bir dille eleştirildiği oyun özellikle gençlerden ve kadın derneklerinden ilgi gördü. Yetişkinler tiyatro ekibimiz, SebastienThery’nin “İndia Bankası” oyununu Nisan ayında Arabahmet Kültür Evi'nde sahneledi. Küresel, çok uluslu kapitalizmin sadece ekolojik dengeyi, yoksulları ve geri kalmış ülkelerin halklarını değil, modern-burjuva bireylerin hayatlarını ve ahlaki değerlerini de nasıl ele geçirdiğine ve “yoksullaştırdığına’’ dair absürt bir komedi olan oyun ilgiyle izlendi. 2018 yılının Eylül, Ekim ve Kasım aylarında ise tiyatro ekiplerimiz yeni döneme, yeni katılanlarla birlikte eğitim çalışmaları yaparak başladı. Belediye ve Devlet Tiyatroları oyuncularının da atölye çalışmaları ile katkı koyduğu eğitim sürecinde Lapta gençlik Kampı tesislerinde Tiyatro Kampı da gerçekleştirildi. Gençlik ekibimiz Şubat ayında sahneye koyacağı “Neler Oluyor Hayatta?” isimli oyunun, yetişkin ekibimiz ise Nisan ayında seyircisine sunacağı “Ayak Bacak Fabrikası” oyununun provalarını yapmaya devam ediyor.   Konser Afiş 2MÜZİK TOPLULUĞUMUZ SOL ANAHTARI Baraka Müzik Grubu “Sol Anahtarı”, 2018 yılı içerisinde her yıl olduğu gibi yine pek çok festivalde ücretsiz olarak sahne aldı. Grup, “Fikret Demirağ Şiir Festivali”, “9. Lefke Hurma Festivali”, “Güneşköy Nar Festivali”, “10. Göçmenköy-Taşkınköy Kültür ve Sanat Festivali”, “3.Turnalar Kırsal Köy Festivali” gibi festivallere katılarak konser verdi. Ayrıca 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri kapsamında Lefke’de düzenlenen “Barış Festivali”ne katıldı. Festivallere, tamamen dayanışma ve “halk için halkla birlikte sanat yapma” anlayışıyla destek veren Sol Anahtarı, hayat pahalılığını ve zamları protesto etmek maksadıyla Bağımsızlık Yolu tarafından organize edilen mitingde de sahne aldı. Sol Anahtarı için 2018 yılının en önemli faaliyeti ise yedi yıl aradan sonra çıkardığı 3. albümü oldu. “Yolda” ismini taşıyan albümünü, Kültür Dairesi’nin de maddi katkısıyla 2018’in Haziran ayında çıkaran grup, Ekim ayı içerisinde Lefkoşa’da düzenlediği “Tanıtım Konseri” ile albümünü müzikseverlere tanıttı. “Yolda” albümünün bölgelerdeki tanıtım konserleri için planlamalar devam ediyor.   3 SUN-İZLE-TARTIŞ (ÜCRETSİZ SİNEMA ETKİNLİĞİ) Baraka Kültür Merkezinin on beş yıldan fazla süredir kesintisiz olarak devam ettirdiği ücretsiz sinema etkinliği Sun-İzle-Tartış 2018 yılında da devam etti. İzleyicilerin önerileriyle belirlenen filmler, birçok farklı konu ve görüşü barındırarak; verdiği mesaj ve tartıştığı konular ile ufuk açıp başka bir sinema kültürünün de mümkün olduğunu bir kez daha gösterdi. Her ay Baraka’nın Kızılbaş’taki lokalinde gerçekleşen halka açık ve ücretsiz etkinliklerde, özel günlerde özel gösterimlere de yer verildi. Yılın ilk filmi Ocak ayında, senaristliğini ve yönetmenliği Ken Loach'un üstlendiği Ben Daniel Blake’di. Şubat ayında okulların da tatile girmesiyle çocuklara da hitap edebilecek bir film tercih edilerek, Viva Cuba izlendi. Mart ayında ise “Her Şeyin Teorisi” filmi gösterilerek 76 yaşında hayatını kaybeden bilim insanı Stephen Hawking anıldı. 17 Mayıs etkinlikleri çerçevesinde Parada filmi izlenirken Haziran’da Hint sinemasının önde gelen isimlerinden Aamir Khan'nın başrolünü üstlendiği biyografik bir spor filmi olan Dangal izleyicilerle buluştu. Meleklerin Payı,  Ev Kira Semt Bizim, Küçülen Hayatlar, Yol Ayırımı, Yolculuk filmleri de 2018’de izlenerek, tüketim kültürü, muhafazakarlaşma, ekolojik sorunlar, rantsal dönüşüm gibi çeşitli konularda tartışma imkanı sundu.  Yılın son ayında Ben Malala filmi izleyicilerle buluştu. Henüz on beş yaşındayken Taliban tarafından sıkılan bir kurşunla susturulmaya çalışılan ancak iyileşerek tüm dünyada kızların eğitim hakkı sözcüsü haline gelen Nobel ödüllü genç aktivist Malala Yousafzai ve ailesinin çarpıcı ve dokunaklı hikayesinin anlatıldığı filmle 2018 yılı tamamlandı. Katılanların önerileri ile seçilen filmler, önerenlerin dilediği gibi gerçekleştirdiği sunumlar ve gösterim sonrası gerçekleşen serbest sohbet ortamı ile Sun-İzle-Tartış etkinliğimiz birlikte film izlemenin yanı sıra farklı bakış açılarını yakalamak, sinema izlemenin sadece pasif izleme alanları olan kocaman salonlardan ibaret olmadığını göstermek amacını taşımaktadır. OKUMA-TARTIŞMA GRUBU Haftada bir gün gerçekleştirilmekte olan bu faaliyette, bir eğitim çalışmasından çok, karşılıklı öğrenme süreci olarak tanımlanan bir mantıkla üyeler bir araya gelmekte ve belirledikleri kitap, yazı veya makaleleri birlikte okuyup tartışmaktadırlar. 2018 yılına Haşmet M.Gürkan'ın “Kıbrıs Tarihinden Sayfalar” kitabına devam ederek başlayan grup üyeleri, bu kitabı bitirmelerinin ardından Andrew Boyd ve DaveOswaldMitchell tarafından kaleme alınmış bir inceleme kitabı olan “Bela İyidir -Devrim Kılavuzu” kitabını okuyup tamamladılar ve bu kitapta önerilen bazı eylem türlerini de uygulamalı olarak  yaptılar. Ardından Stefan Zweig tarafından kaleme alınan "Satranç" kitabını okuyan grup, "Yazar BertoltBrecht'in Oluşumu ve Anlamı" makalesini ve "Kıbrıs Sorunu", "Ekotopyalılara Mektup" broşürlerini de okuyarak fikirlerini tartıştı. 2018’in son kitabı olarak EduardoGaleano’nun “Aynalar” kitabını belirleyen Okuma-Tartışma grubumuz, söz konusu kitabı okumaya devam etmektedir. Okuma-Tartışma grubu, kitapları seven ve birlikte okuma keyfine ve disiplinine sahip olan herkese açık bir etkinliktir.   37962375_2126742597336105_5908791662515060736_nYAZ KAMPI Baraka Kültür Merkezi 26 - 29 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirdiği yaz kampını “Değerler Çalıştayı” teması ile harmanladı. Lapta Gençlik Kampı tesislerinde gerçekleşen kampa Baraka aktivistleri ve etkinlik gruplarında görevli Baraka dostları katıldı. Değerler Çalıştayı kampında amaçlanan Baraka’nın temelini oluşturan değerler hakkında fikir alış-verişinde bulunmak ve eğitim amaçlı okuma ve söyleşiler gerçekleştirmekti. Kültür-Sanat, Antikapitalizm, Bağımsızlık, Halkın Hakları, Barış, Dayanışma, Özgürlük-Eşitlik, CopyLeft gibi değerler tartışılarak sonuçlar yazılı hale getirildi. Ayrıca kampta spor etkinlikleri, tiyatro ve müzik içerikli oyunlar da gerçekleştirildi.

 31337821_1984540718222961_8734415794055673005_n

KOLEKTİF ÖYKÜ YAZMA VE DRAMA ATÖLYESİ 17 Mayıs Uluslarararsı Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtlığı Haftası Etkinlikleri kapsamında, Baraka Kültür Merkezi’nde kolektif öykü yazma ve drama atölyesi etkinliği gerçekleştirildi. 7 Mayıs Pazartesi günü, dernek lokalimizde yer alan atölye çalışmasında, homofobik davranışlar ve LGBTİ+ bireylerin haklarının konu edildiği ve yaşanan sıkıntıların irdelenerek alternatif mücadele yöntemlerinin şekillendirildiği kolektif öyküler yazılarak dramalar yapıldı. UMUT BAHÇESİ BAKIM ETKİNLİKLERİ 2017 yılının Kasım ayında Bağımsızlık Yolu ile birlikte Haydarpaşa Ticaret Lisesi'nin yanında Lefkoşa Türk Belediyesi'ne ait bir yeşil alanın ağaçlandırılmasını üstlenen ve buraya "Umut Bahçesi" adını veren Baraka aktivisteri, 2018 yılının ilkbahar ve yaz ayları boyunca bahçede sulama ve bakım etkinlikleri gerçekleştirdi, yeni fidanlar da dikildi.

xx

KADIN EĞİTİMİ KOLEKTİFİ Baraka aktivistlerinin de gönüllü eğitmen olarak görev aldığı Kadın Eğitimi Kolektifi, 2018 yılında eğitimlerine devam ederken, kadın cinayetleri, gece kulüpleri, çocuk istismarı gibi konularda da eylem ve etkinlikler gerçekleştirdi. Ayrıca 17 Mayıs, 8 Mart ve 25 Kasım gibi toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda verilen mücadeleleri simgeleyen günlerde yapılan eylemlere de katkı koydu. Kolektif, ülkemizde yaşanan çocuk istismarlarının ve cinayetlerinin esas sorumlularına dikkat çekmek amacı ile Temmuz ayında Lefkoşa AKM’de Çocukların Beden Bütünlüğü ve Yaşam Hakkı konferansı düzenledi. Davet alınan Şiddetin Gölgesindeki Hayatlarımız temalı seminerde, Kıbrıs’ta Kadın-Eşcinsel-Çocuklara Yönelik Şiddet hakkında bir sunum da gerçekleştirdi. Ayrıca kadın filmleri ve söyleşilerden oluşan FeMİNİstival adlı film festivali kapsamında, Şubat ayında Lefkoşa, Değirmenlik, Güzelyurt, Akçay ve Mağusa olmak üzere 4 farklı bölgede film gösterimleri düzenlendi. FEminiSTİVAL’de “Örgütlü Kadın Örgütlü Toplum” Paneli de gerçekleştirildi. Baraka aktivistlerinin de toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışmalar yürüttüğü Kadın Eğitimi Kolektifi, Kasım ayında Göçmenköy’de GÖÇ-TAŞ ile işbirliği halinde seminer ve drama atölyelerini katılımcılarla buluşturdu. Her seminerin ardından yapılan drama çalışmaları ile eğitimin pekiştirilmesi ve katılımcıların özgürleşmeyi ve değişimi prova etmesi sağlandı. Ücretsiz olan eğitimlerin en az 4’üne katılanlara sertifika da verildi.

kapak foto

11. ULUSLARARASI KIBRIS İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALİ Baraka Kültür Merkezi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali'nin organizasyon komitesini oluşturan çok sayıdaki demokratik kitle örgütünden biri oldu. Bu yıl 11.'sİ düzenlenen festival 3-15 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilirken, Lefkoşa, Mağusa, Değirmenlik, Akdoğan ve Akçay’da gösterimler düzenlendi. “Sistem Krizde Mücadele Kadrajda” sloganı ile yola çıkan festivalde tüm gösterimler biletsiz ve ücretsiz olarak izleyiciler ile buluşturuldu.  Kapitalizm sinemayı kendi varlığının devamını sağlamak için araç olarak kullanırken, kamerasını emeğe, sokağa, mücadeleye yönelten İşçi Filmleri Festivali bu yıl da kadın hakları, emek mücadelesi, özel sektörde sendikalaşma sorunları ve doğanın sistem tarafından talan edilmesi gibi gösterilmeyeni gösterdi, emeğin festivali oldu.  31703568_1814017662226739_6872093900056559616_nNÜKLEERE HAYIR PLATFORMU Çeşitli örgütlerle birlikte nükleer güç santrallerinin, özellikle de Akkuyu'nun zararlarına dikkat çekmek amacıyla sokak etkinlikleri ve toplantılar gerçekleştirildi. Lefkoşa çarşısında sokak tiyatrosu şeklinde bir eylemle "Nükleer öldürür, Akkuyu öldürmesin" mesajı verildi.   DÜNYA YALNIZ BİZİM DEĞİL HAREKETİ Baraka Kültür Merkezi’nin 2018 yılı boyunca gerçekleştirmiş olduğu faaliyetler arasında hayvan hak ve özgürlükleri için mücadele etmek de vardı. Bu bağlamda Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nin bir bileşeni olarak, Hayvan Refahı Yasası konusunda çalışmalar devam etti. Hükümetin değişmesiyle kadük olan yasa 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde yeniden Meclise taşındı. Ayrıca geçen zaman içerisinde yerel yönetimlere, hayvan dostlarımıza göstermedikleri ilgi hatırlatılarak, temizlik ve benzeri etkinlikler düzenlendi. SOKAK EYLEMLERİ Dünya Emekçi Kadınlar Günü: Baraka aktivistleri 8 Mart’ta her yıl olduğu gibi yürüyüş gerçekleştirdi. Hem Lefkoşa’da hem de Mağusa’da çeşitli örgütlerle birlikte yapılan eylemlerde kadının emeğinin ve bedeninin özgürleşmesi talebi vurgulandı. 17 Mayıs Uluslarararsı Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtlığı Günü: Organizasyon komitesinin bir bileşeni olarak “Ne kavgamız bitti, ne sevdamız!” diyerek, coğrafyamızda da lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ+) hak ve özgürlük mücadelesini yükseltmek için17 Mayıs 1990 tarihinde eşcinselliğin Dünya Sağlık Örgütü’nün ruh hastalıkları listesinden çıkartılmasının yıldönümünde yürüyüş düzenledik. 2Bağımsız Kıbrıs Eylemi: TC devletinin adaya ikinci harekatını düzenlediği ve ülkemizin yabancı ordular tarafından işgal edilişinin perçinlenmiş olduğu tarih olan 14 Ağustos tarihinde Baraka aktivistleri yine sokaktaydı. Dost örgüt Bağımsızlık Yolu ile birlikte gerçekleştirilen eylemde TC Elçiliği önüne yüründü, burada yapılan açıklama ile Kıbrıs üzerindeki emperyalist işgaller protesto edilerek “Bağımsız Kıbrıs” şiarı yükseltildi. Dünya Barış Günü: Kıbrıs’ın kuzeyinde barışı unutup çözüm derdine düşenlerin 2 yıldır çeşitli gerekçelerle kutlamaktan vazgeçtiği 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, Baraka aktivistleri, Bağımsızlık Yolu üyeleri ile birlikte sokaktaydı. Kuğulu Park’ta başlayan ve Barış İçin Halklar Birleşin pankartının taşındığı yürüyüş, Cumhurbaşkanlığı önünde yapılan ve halkın taleplerini içeren açıklamalarla son buldu. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü: Şiddet karşısında sorumluluklarını yerine getirmeyip dolaylı olarak suç ortağı olan makamlara hesap soruldu. Baraka aktivistlerinin de aralarında bulunduğu eylemciler Başbakanlık, Polis Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı ve Meclis önünde eş zamanlı olarak yapılan basın açıklamalarının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde toplandı ve hükümetten taleplerini okudu. Ayrıca bir anma etkinliği olarak öldürülen kadınların isimleri projeksiyon yardımı ile sorumlu bakanlığın duvarına yansıtıldı.

Üç Kuruşluk Opera- AZİZ GÜVEN

By Şifa Alçıcıoğlu

14317636-0050451

Baraka Kültür Merkezi'nin 3 ayda bir yayınlanan Kültür-Sanat ve Politika dergisi Argasdi'de bu sayı dosya konusu Bertolt Brecht... Bu büyük ustayı ve adeta bir devrim yaratan 3 kuruşluk operasını okumaya ne dersiniz? Argasdi'ye 10 TL karşılığında Baraka Kültür Merkezi'nden, Khora Kitapevlerinden ve tüm gazete bayiilerden ulaşabilirsiniz. 14317636-005045116. yüzyılda, ana yurdu olan İtalya’da ve Rönesans’ın başlıca merkezlerinden biri olan Floransa’da bazı müzisyen ve şairlerin bir araya gelerek eski Yunan oyunlarına benzer eserler yazmak istemelerinden doğan opera sanatının tarihsel gelişim sürecine baktığımız zaman, temalarını genellikle tarih, efsaneler ve mitolojinin oluşturduğunu, bu temaların ise çoğunlukla kahraman figürleri ve kahramanlık hikayeleri ile işlendiğini görürüz. Sonralarında kapitalizmin ve burjuvazinin gelişmesi ile birlikte “gözde” haline gelecek olan opera sanatı, yeni açılacak binaları ve burjuvazi için yazılacak aryaları ile para karşılığı izlenebilecek olan, halktan kopuk ve sadece egemenlerin fikirlerini yansıtacak şekilde sahnelenen bir şekil alacaktır. Kısa zamanda 17. yüzyılda İtalyan operasının merkezi olmaya başlayan Napoli’den Avrupa’ya yayılacak olan bu sanat, 19. yüzyıla gelindiğinde ise en büyük gelişmeyi gösterecektir. Operayı Altüst Eden Opera Bayanlar, baylar! Karşınızda artık yok olmaya yüz tutmuş bir zümrenin, yok olup gidecek bir örneğini görüyorsunuz. Biz küçük burjuva zanaatkarlar, elinde masum bir maymuncukla küçük esnafın nikel kasalarına yeltenen bizler, bankaların desteklediği büyük yatırımcılar tarafından yutulmaktayız. Bir maymuncuk, hisse senetlerinin yanında nedir ki? Bir banka soymak, bir banka açmanın yanında ne ki? Adam öldürmek, adamı memuriyete mahkum etmenin yanında ne ki?” İşte, John Gay ve Christoph Pebusch’un 18. yüzyılda İngiliz Balad operası olan “Dilenciler Operası”ndan uyarlanan Bertolt Brecht’in “Üç Kuruşluk Operası”nın tarihe geçen en ünlü repliği… 20. yüzyılın en etkili Alman şairi, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni olan ve epik tiyatronun da kurucularından sayılan Bertolt Brecht’in sayısız eseri arasında bugüne değin önemini hiç kaybetmeyenlerinden: “Üç Kuruşluk Opera”… Orijinal adı “Die Dreigroschenoper” olan ve Kurt Weill tarafından müziklerinin bestelendiği bu müzikal tiyatro oyunu, aynı zamanda epik tiyatro türünün de ilk örneklerinden. İlk kez 31 Ağustos 1928 tarihinde Berlin’deki Theater am Schiffbauerdamm’da sahnelenen “Üç Kuruşluk Opera”, ideolojik anlamdaki yeni tarzı ve sözü ile genel olarak operanın doğduğu ve tarihsel süreç içerisinde geçirmiş olduğu evrelerine ait örneklerine kıyasla büyük farklılık ve önem arz etmektedir. Bertolt Brecht’in sanata ve özellikle de tiyatroya bakışı, onun dünyaya dair sahip olduğu fikirlerinden bağımsız olmamakla birlikte, bugün komünist ve savaş karşıtı bir figür olarak da anılmakta olan Brecht’in erken dönem eserlerinden itibaren dünyaya dair görüşleri zaman içerisinde değişime uğramıştır. Gençlik yıllarında kendi iç dünyasına kapanmışlık, karamsarlık, çaresizlik ve nihilizm ile karakterize olan ve insanı edilgen bir varlık olarak yansıttığı eserleri, maddi temelini şüphesiz ki yaşadığı yerde kapitalizmin her alanda yarattığı kaos ortamından almış; 1. Paylaşım Savaşı’nın ardından şiddetini artıran karamsarlığın ve umutsuzluğun rüzgarı ise adeta kara bulutları dönemin sanatçılarının ve eserlerinin üzerine getirmiştir. Daha sonraları politik tiyatronun kurucusu olan Piscator’dan etkilenerek iç dünyasının karanlığından kendini aydınlığa çıkaracak olan materyalist dünya görüşü ile tanışan Brecht, artık eserlerinde Marksizmin sözünü söyleyecek, kapitalist dünyaya Marksist bir eleştiri getireceği “Üç Kuruşluk Opera”sı ile de geleneksel anlamdaki opera sanatını alt üst edecektir. Tarihin, efsanelerin, mitolojinin ve kahramanlık temalarının aksine rüşvetin, yolsuzluğun hüküm sürdüğü, çağdışı bir Viktorya dönemi Londra’sında, ahlaki açıdan çökmüş, suçlu bir anti-kahramana odaklanan “Üç Kuruşluk Opera”, Pebusch’un “Dilenciler Operası”ndan uyarlanarak dilenciler operasını değil tam da dilenciler için operayı ifade etmektedir. İlk kez Berlin’de sahnelenişinin ardından oyuna birçok farklı tonda tepki gösterilmiştir. Harika olduğunu ifade edenler olduğu gibi muhafazakar ve milliyetçi çevreler tarafından ise başarısız bulunmuştur. Biçimsel olarak genelin dışında olan farklılığı ile doğrudan göze çarpan oyun için belki de söylenebilecek en önemli şey, oyunun sadece bir grup uzman, elit azınlığın anlayabileceği tonda olmayan, “herkes için tiyatro” mantığında bir tarz ile seyircisiyle arasındaki tüm engelleri ortadan kaldırmasıdır. Yeni bir tarz olarak çok büyük tartışmaların konusunu oluşturan Brecht’in epik tiyatro anlayışı, geleneksel opera anlayışının giderek karşılık bulamamasını ve ileride yok olmasını sağlayacak devrimci bir açılım yaratmıştır. Sözünü ezilenlerden yana söyleyen, halk için halkla birlikte yapılan tüm üretim biçimlerinde olduğu gibi sanat alanındaki bu anlayışın devrimci potansiyeli de hayalini kurduğumuz başka bir dünyanın yaratılması mücadelesinde çok önemli bir yere sahiptir. Brecht’in denemekten ve eleştirmekten çekinmeyen devrimci sanatı bugünün devrimcilerine ve sanatçılarına ilham ve cesaret verecek niteliktedir.   Kaynaklar: 1-https:// www.eksisozluk.com 2-https:// www.wikipedia.org 3-https:// www.aydinlik.com.tr  

“Ben Bir Oyun Yazarıyım” Bertolt Brecht- Sezgin Keser

By Şifa Alçıcıoğlu

brecht2

Argasdi'nin 53. sayısında, Brecht'in bizlere miras bıraktığı eserlerinden yola çıkarak mücadelemizde sanatın bize nasıl yol gösterici olabileceğini anlatan makalemizi Sezgin Keskin'in kaleminden sizlere aktarıyoruz. Argasdi en yakın gazete bayinizde... “Kentlere huzursuzluk döneminde indim,brecht2 Açlık kol gezerken. İnsanlar arasına çalkantı sırasında karıştım Ve onlarla birlikte öfkelendim. Böyle geçti yeryüzünde Bana verilen ömrüm” Brecht hayatı boyunca içinde yaşadığı çarpık, adaletsiz ve bozuk düzeni sorgulamış, sistemin ve toplumun eleştirisini yapmaktan hiç çekinmemiştir. Dünya görüşü zamanla değişime uğrayan biri  olarak, yeri geldiğinde kendi iç dünyasını yeri geldiğinde de  politik düşüncesini tiyatro oyunlarında, şiirlerinde, hikayelerinde yani tüm eserlerinde yansıtmıştır. Bertolt Brecht gençlik yıllarında daha çok, insanın çaresizliğinden bahseder. Karamsar bir tutumdadır.Dünya görüşü, bilimsel bir temelde değil duygusal bir temeldedir.İnsanı yaşadığı düzen içerisinde bir değişim yaratmaya çalışmayan edilgen bir varlık olarak eserlerinde gösterir. Burada gösterdiği aslında Brecht’in gençlik yıllarında ülkesi Almanya’nın politik ve toplumsal durumununun insanlarda yarattığı nihilist düşüncedir. 1800’lerin sonunda kapitalizm Almanya’da yerleşmeye başlamıştır. Kapitalist düzenin yarattığı sanayileşme, işsizlik, kentte yaşayan nüfusun artışı, işçi kesiminin uzun saatlerce çalıştırılması, sömürülmesi, emekçi halkın politik düzeyde güçlenmesine yol açmıştır. Güçlenmeye başlayan işçi sınıfını bastırmak için burjuvazi ve ülke yöneticileri bir araya gelmiş ve halkla sosyalistlerin arasını açmıştır. Halkın üstünde büyük bir baskı oluşturulmuştur. Ardından emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda başlattığı 1. Paylaşım Savaşı’nı kaybeden Almanya’da ekonomik çöküş ve bir kaos ortamı yaşanmıştır. Bu durum yeteri kadar sınıfsal ve tarihsel bilinci olmayan halkta umutsuzluğa ve çaresizliğe yol açmıştır ve halkıyla aynı duygularda olan Brecht de o dönemin birçok sanatçısı gibi eserlerinde bu umutsuzluğu ve nihilizmi yansıtmıştır. Savaş sonrası yıllarında daha henüz Marksist görüşe sahip olmayan Brecht sosyalist devrim yolunda Spartekist Birliği’ni kuran Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un ölümünün ardından “Gece Çalan Davullar” adında bir oyun yazar. Oyunun baş karakteri, Berlin proleteryasının gerçekleştirdiği isyana katılmak yerine sevgilisinin yanında kalmayı tercih eder. Oyun halk tarafından tepki görür fakat burjuvazinin dikkatini çeker ve bir edebiyat ödülü olan Kleist ödülünü alır. Burjuva bir ailenin içinde büyüyen Brecht lise yıllarında kendi sınıfına baş kaldırmaya başlamıştır. Yıllar sonra yazdığı bu oyunla ise baş kaldırdığı burjuva sınıfının olumlu tepkisini alır. Henüz fikirsel olarak dünya görüşünün oturmayışı yazdığı eserlerindeki içgüdü ve duygusal temele odaklanışı, karşıt olduğu sınıfın hoşuna gidecek bir oyun yazmış gibi durmasının yanında bu oyunda Brecht, devrim uğruna mücadele vermektense içgüdüleriyle hareket eden, dünyaya karşı kayıtsız ve ilgisiz bireyi eleştirir. Bir insanın kişiliğinin ve fikrinin içinde bulunduğu toplumla etkileşim içerisinde değişime uğrayabileceğini Bertolt Brech’te görürüz. İçinde bulunduğu karamsar ve anarşist tutumu gençlik yıllarındaki ülkesinin yansımasıdır.1930’lu yıllara geldiğimizde ise Brecht bu anarşist ve içgüdüsel dünya görüşünden bilimsel, eleştirel ve disiplinli bir politik fikriyata bağlanarak kurtulur. Bu dönemde faşizme karşı sanatıyla mücadele eden ve işçi sınıfını tiyatroyla politik bağlamda birleştirmenin ilk adımlarını atan politik tiyatronun kurucusu Piscator’dan da etkilenen Brecht maddeci dünya görüşünü benimser ve Marksist bir sanatçı olma yoluna girer. Marksizimle buluşan Brecht epik tiyatroyu kurar ve oyunlarını toplumsal eleştiriyle yazmaya başlar. Kapitalizmin bozulmuş düzenini, insanı başkalarını ezerek, döverek, aldatarak yaşayabileceği bir  duruma getirdiğini eserlerinde anlatır. Eserlerinde işçilere, üretenlere, ezilenlere yer vermeye başlar. Gençlik yıllarındaki karamsarlığının yerini Marksizimle beraber umut, salt sistem eleştirisinin yerini de yeni bir düzenin inancı ve savunuculuğu almıştır. Almanya’da yeşerip güçlenmeye başlayan Nazi güçlerinin kara listesine giren Brecht ülkesinden ayrılır. Sürgün yıllarında farklı ülkelere giden Brecht’in bu yıllarda yazdığı oyunlarında diyalektiği görürüz. Akıl ve duygu çatışmasını eserlerinde yansıtır. Duygunun insanın iyi yanı olduğunu fakat onu yıkıma götürdüğünü, aklın ise insanın bu bozuk düzende düzene ayak uydurarak hayatta kalmasını sağlayacağını söyler. “Yazar, doğru bir düzenin gelmesiyle bu akıl-duygu çatışmasının yok edileceğine ve her ikisinin (akıl-duygu) dengeli bir biçimde birbirini destekleyeceğine inanır.”(1) Komünist bir sanatçı olan Brecht hayatının hiçbir evresinde, ne kendi ülkesinde ne de sürgünde olduğu yıllarda komünist bir partiye üye olmamıştır. Hatta Amerika’da yaşadığı yıllarda Komünist Partiye üye olmakla suçlanmıştır. Brecht bu suçlamayı reddetmiş,  hiçbir komünist partinin üyesini olmadığını söylemiştir. Brecht’in hiçbir partiye üye olmayışının kesin bir nedenini bilmiyorsak da tahmin yürütebiliriz. Bir siyasi partiye üye olmanın sanat hayatında partinin istekleri ve belirledikleri doğrultusunda sanatını yapmak zorunda kalacağını ve de yaratıcılığının kısıtlanacağını düşünmüş olabilir. Böyle bir sebep olası olsa da bir yandan da Brecht için tutarsız bir durum yaratır. Çünkü Brecht sürgünden önceki yıllarında yani Marksizmi benimsediği ilk yıllarda Marksizmin yaratıcı yanından ve eleştirel yönünden etkilendiğini dile getirmiştir. Komünist bir partiye üye olması sanatını ve yaratıcılığını kısıtlamayabilir aksine genişletebilir ve geliştirebilirdi de. Brecht’in bize miras bıraktığı eserlerinde yaşamı boyunca faşizme, kapitalizme karşı verdiği mücadelesini ve direnişini görebilir, toplumsal gerçekçiliğini, açık sözlülüğünü, toplumcu bir devrime inanışını, yaratıcılığını ve sanatsal dehasını örnek alabilir, bugün halen kapitalist düzene karşı verdiğimiz mücadelede sanatın bize nasıl ışık olabileceğini öğrenebiliriz.   Kaynaklar (1) https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/ozdemir-nutku/2016-aralik/brecht-in-kisiligi-uzerine     https://dunyalilar.org/bir-yasam-ustasi-bertolt-brecht.html/      
❌