One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

İzle-Tartış’ta Hayat Treni İzlendi

By Pınar Piro

ht1

ht1Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği kapsamında, 2019 bahçede sinema gecelerinin sonuncusu Hayat Treni filmi ile gerçekleştirildi. Ekim ayının ilk cumartesi akşam seyrettiğimiz Hayat Treni filmi bizlere, ikinci paylaşım savası sırasında yerlerinden edilen insanları, onların hayatta kalmak için vermiş oldukları haklı ve trajik/komik hikayesini anlattı. Film sonrası gerçekleştirdiğimiz sohbette savaşın görünen yüzüyle yaşattıklarının yanında görünmeyen yüzünün de olduğu buna ilaveten aslında var olan ancak “görünmeyen” insanlara yani; azınlıklara yaşattıkları da ele alındı. ht2Yapılan keyifli sohbetin ardından Kasım ayı filmi için öneriler bölümüne geçilerek öneriler arasından Der Verdingbub filmine karar verildi.   Bu filmde, Max bir çiftçi ailesinin çiftlik işlerinde çalıştırmak üzere evlatlık aldığı bir yetimdir. Üvey ailesi Max'a adeta bir köle gibi davranırken, evin öz oğlu ise onu aşağılamak ve yetim olduğunu başına kakmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Akordeon çalmak Max'ın kendine has bir özelliğidir. Kasabanın yeni öğretmeninin Max ile ilgilenmeye başlaması zaten kötü olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Max'ın çiftlikte çalışan Berteli ile kurduğu dostluk, tüm bu sıkıntılara dayanabilmesini sağlayan tek şeydir. Max onunla, çiftlik aletlerinin bile saf gümüşten olduğu bir dünya hayal etmektedir...   Bu hayal ile birlikte, Max’ın hikayesini konu alan bu filmi gelin birlikte izleyelim. 2 Kasım Cumartesi akşamı 19.00’da başlayacağımız etkinliğimize herkesi bekliyoruz…    

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı

By Nazen Şansal

3

1

  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına "hayır" denmesi gerektiği mesajını verdi. Baraka lokalinde gerçekleşen açıklamada ilk olarak Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu bir konuşma yaparak, "Petrol ve doğalgaz konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye hükümeti üzerinden yükselen bir gerilim gibi görünse de bunun geri planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği hatta İsraille bağlantılı şirketlerin ülkemizin doğal varlıkları üzerinden elde etmeye çalıştıkları kar ve zenginlik gerilmi vardır." dedi. Petrolün, yıllardan beridir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne hizmet edeceği iddia edilse de aslında çözümü daha da zorlaştıracağını vurgulayan Rahvancıoğlu, dünyadaki örneklere ve ülkemizde Lefke CMC örneğine baktığımızda, maden aranmasının halklara sadece zehir yığını bıraktığını, ekosisteme de ciddi zararlar verdiğini vuguladı. Ardından Baraka aktivisti Pınar Piro'nun okuduğu basın açıklamasında ise petrol ve doğalgaza hayır denmesi çağrısının detayları yer aldı. "Yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir." ifadelerinin yer aldığı açıklamada, "insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır." denildi.

2

Kuzey ve güneyde yaşayan ada halklarına birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamanın tam metni şöyle:   Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz! Süregiden yalan ve talan sisteminin devamlılığı için, ülkemizde ve tüm Akdeniz’de yeni bir ekolojik krizin adımları atılıyor. Emperyalistlerin siyasi hesaplarının ve dev enerji şirketlerinin ticari rantlarının en önemli konusu olan petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları, zaman zaman barışı da tehlikeye atacak şekilde sürüyor. Dört bir yanımız, çıkar çatışmalarıyla petrol karasına bulanmak istenirken kimse ada halklarının gerçek menfaatini, Akdeniz’in ve gezegenimizin geleceğini düşünmüyor. Sağcı-solcu, çevreci-kalkınmacı, ekolojist-kapitalist fark etmeksizin herkes petrol ve doğalgazın “zenginlik” ve “ihtiyaç” olduğuna ikna görünüyor. Enerji şirketlerinin, yatırım yapacakları coğrafyada gergin bir atmosferi tercih etmemesi ve devletlerin de sermayenin dümen suyuna gitmesi, petrolle birlikte “barış”ın da su yüzüne çıkacağı inancını pompalıyor. Hatta halkımızın büyük çoğunluğunun özlemle beklediği çözümün bilhassa mülkiyet ile ilgili maliyetinin bu “zenginlik”le karşılanması planları yapılıyor. Bizler; doğa severler, halkları kardeş bir adada barış ve huzur içinde yaşamak isteyenler, meydanı boş bıraktıkça, bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti bir yandan Türkiye hükümeti, karşılıklı meydan okumalarla sondajlarını sürdürüyor. Oysa yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir. Meksika Körfezi’ni yıllarca ölü bir denize çeviren, binlerce insanın yaşamını etkileyen türde "kaza"ların olma riski bir yana, derin deniz sondajları hassas Akdeniz ekosistemine önemli zararlar vermektedir. Yakın zamanda ABD’de dünya devi bir petrol şirketine ait sondaj alanında 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan felaket, sadece insanların yaşamına etki etmemiş, 3 ay boyunca denize sızan petrol, Meksika Körfezi'nin ekosistemini ve bu ekosistemde yaşayan balinalar, deniz kaplumbağaları ve göçmen kuşlar gibi hayvanların yaşamını olumsuz etkilemiştir. Buna benzer bir felaketin Akdeniz’de yaşanmayacağının, ada halklarının hayatının ve ekosistemimizin olumsuz etkilenmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır. 1912-1974 yılları arasında Lefke bölgesinde maden çıkaran ve sömüreceği maden bitince de çekip giden Amerikan şirketi CMC’nin bıraktığı pislik, 45 yıldır ada çapında çevre sorunlarına, deniz ve yer altı sularının kirlenmesine, kanser ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Petrol bulunup işletildiğinde varılacak sonuç, ne yazık ki benzer olacaktır. Hepsinden önemlisi, insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu bilimsel gerçeği, kapitalist devletlerin de neredeyse tümü kabul etmek zorunda kalmış ve Paris Anlaşmasıyla bu konuda uluslararası hukuk yaratılmıştır. Ancak kendi koydukları kurallara dahi uymayan devletlerin tek yaptığı, şirketlerin karını maksimize etmektir. Çünkü mevcut sömürü sisteminin, ne pahasına olursa olsun büyümekten başka çaresi yoktur. Adamızda petrol çıkarılmasına -hangi şirket veya devlet olursa olsun- net bir hayır demek, bu anlamda antikapitalist bir tavır da içerir ve bizlere yeni bir yaşam biçiminin kapılarını aralar. Enerjinin kaçınılmaz bir "ihtiyaç" olduğu savunusu da "neyin ve kimin ihtiyacı?" sorusuyla karşılaşır. Neyin, ne kadar ve ne için üretileceğinin kararını halklar/üretenler vermediği sürece, gerçek ihtiyaçlardan değil reklam piyasasının şişirdiği bir tüketim çılgınlığından bahsediyoruz demektir. Kültürel yozlaşma ve yabancılaşmanın doruklarda yaşandığı, metalara tapılan bir dönemde, piyasanın aç gözünü doyurmak için her şey fazlasıyla üretilmekte ve arsızlık bir yaşam biçimi olarak dayatılmaktadır. Daha birkaç yıl önce adamızın kıyılarında petrol dolum tesisi istemediğini haykıran, en doğudan en batıya eylemler düzenleyen, AKSA'nın yarattığı kirliliğin hesabını soran, ağaç dikmeye ve çöp toplamaya anlamlı katkılar koyan çevreye duyarlı halkımızı, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına da "dur" demeye çağırıyoruz. Başta Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve Çevre Bakanları olmak üzere tüm yetkilileri, ekonomi değil ekoloji öncelikli, kar değil insan odaklı düşünmeye ve her kim olursa olsun denizlerimizde petrol ve doğal gaz aranmasına izin vermemeye davet ediyoruz. Adamızın güneyinde yaşayan çevre dostlarını, doğa severleri de kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltmeye, petrol ve doğalgaz aranmasına son vermek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu 28 Eylül 2019

 3

Devrimciler 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne Sahip Çıkmaya Devam Ediyor

By Kamil İpçiler

img1

Başta sendikalar olmak üzere belirli bir kesimin barış mücadelesini masa başı müzakerelere endekslemesi, müzakere süreçlerinin durduğu dönemlerde verdikleri barış mücadelesinin(!) de durmasıyla sonuçlanıyor. Bazı kesimler ise halkların barış talebini, Ankara'nın o dönemki duruşuna göre geri plana atma eğilimi gösterebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda 1 Eylül Dünya Barış Günü ''bayrama denk geliyor'' gerekçeleriyle geçiştirilmeye çalışılmış, ancak Baraka ve Bağımsızlık Yolu sokağı boş bırakmamıştı. Bu yıl bir kez daha -üstelik oldukça kritik bir dönemde- 1 Eylül Dünya Barış Günü'nün organizasyonuyla ilgili söz konusu çevrelerden ses çıkmazken, Bağımsızlık Yolu ve Baraka Kültür Merkezi 1 Eylül'de yine sokaktaydı.

İki örgüt 1 Eylül Dünya Barış Gününde Dışişleri Bakanlığı önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Örgütler ayrıca; 1 Eylül'e yönelik bu umursuz tavrın sürmesi durumunda, yanlarına kalbi barış için atan başka kesimleri de alarak 1 Eylül'ün bir kez daha şarkılarla türkülerle kutlanmasını organize edeceklerini duyurdu.

Ortak basın açıklamasını okuyan Bağımsızlık Yolu Örgütlenme Sekreteri Mustafa Keleşzade mevcut bölünmüşlüğün sadece egemenlerin çıkarına olduğunu, adada yaşayan halkların ortak çıkarının federal bir çözümde olduğunu belirtti. Barışı Yaratacak Olan, Halkların Sokaktan Yükselen İradesidir Barışı yaratacak olan iradenin yalnızca müzakere masasında olmadığını belirten Keleşzade, "barış her gün eylemde atılacak ortak bir sloganla, adamızın geleceği için ortak kaygıların eyleme dönüşmesi ile, emekten yana, federal bir düzen için örgütlenenlerin sesinin gürleşmesi ile sokakta kurulacaktır" dedi. Basın açıklamasının ardından "Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir" ve "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganlarının atılmasıyla eylem sona erdi.   Açıklamanın tam metni şöyle: "Bugün günlerden Pazar, yani dışişleri bakanlığı bugün kapalı, ama zaten son dönemlerde Kıbrıslı Türkler için açık olduğu anlar da zaten bir anlam ifade etmemektedir. Bugün 1 Eylül, yani Dünya Barış Günü. Bugün Kıbrıs Cumhuriyet liderliği koltuğunda federasyon istemeyen, federal bir çözümden kaçmak için ne yapabiliyorsa yapan bir başkan oturmaktadır. Tıpkı kktc dışişleri bakanlığında da olduğu gibi. Fakat bunların hiçbirisi bu adada yaşayan halkların ortak çıkarının federal bir çözümden yana olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Elenlerin birlikte özneleşebileceği ve eşitler olarak adamızın geleceğini birlikte şekillendirebileceği federal bir çözüm oluşmadığı her durum halkların değil, bölünmüşlük üzerinden ultra zenginler haline gelenlerin ve erk sahibi olanların çıkarınadır. Ada sahillerimizi lağıma çeviren otelli kumarhanelerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. Tahsis arsalar üzerine kurulup eğitimle bağını koparıp ticarethaneye dönüşen, çalışanlarının yatırımlarını yapmayan, hatta maaşlarını dahi ödemeyen üniversitelerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. ‘Şükran sana anavatan’ nidaları atarken göçmen emekçileri inşaatlarda öldüren inşaat patronlarının bölünmüşlükten çıkarı vardır. İnsanların dini inançlarını onları birbirine düşürmek için kullanıp, bu yolla maddi çıkar ve statü için statükonun devamını sağlayan Kıbrıs’ın güneyinde kilisenin, kuzeyinde ise Tarikatlar ve mevcut Evkaf yönetiminin başındakilerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. Bölünmüşlükten çıkarı olan bunca güruhun oluşması, bunların kendilerine sözcüler tutmuş olmaları federasyondan vazgeçmeyi değil, federasyondan yana net bir tavır göstermeyi zaruri kılar. Müzakereler sürdükçe, sokakta halkların barış iradesi oldukça iki toplumda da Kıbrıs Cumhuriyetçilerinin ve iki devletçilerin maskeleri düşmektedir ve düşmeye devam edecektir. Bugün adamızın içinden ve dışından şöven odaklar kendi çıkarları doğrultusunda doğalgaz gibi, Maraş gibi konular üzerinden gerilimler yaratmaya çalışmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde halkın ezici desteği ile seçilmiş müzakereci olan Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ın kuzeyinden, güneyinden ve Ankara’dan çeşitli odalar tarafından bypass edilmeye çalışılmaktadır. Böylesi çabalar halkın iradesine yönelik darbe girişimleridir. Bilinmelidir ki ne müzakere masasının çökertilmesi, ne de şöven unsurların halklar arasında gerilim yaratmak için çabaları başarılı olamayacaktır. Federal bir barışı yaratacak olan halkların sokaktan yükselen iradesidir. Bu irade sadece müzakere masasında değildir, yeni açılan sınır kapıları, telefon şebekelerinin karşılıklı açılması gibi adımlar bu iradenin somutta yansımalarıdır, halkların barışını müzakere masası ile birlikte ortadan kaldırmaya çalışanlar bilmelidir ki barış sadece bir masada oturan iki kişinin atacağı imzalara bağlı değildir. Barış her gün eylemde atılacak ortak bir sloganla, adamızın geleceği için ortak kaygıların eyleme dönüşmesi ile, emekten yana, federal bir düzen için örgütlenenlerin sesinin gürleşmesi ile sokakta kurulacaktır. Sokaklar egemenlerin ve işbirlikçilerin değil, bizlerindir.   Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir" img1 img2

Baraka Kültür Merkezi’nden Özerk Tiyatro Talebi ve Yaşar Ersoy’a Destek

By Nazen Şansal

2

2

Baraka Tiyatro Ekibi, Devlet Tiyatroları önünde sokakladığı bir oyun ile özerk ve özgür tiyatro talebini dile getirdi. Sol Anahtarı elemanlarının da yer aldığı müzikli oyunda, özgürce şarkı söyleyen gençler, siyasi atama olan yasakçı bir müdürün sansürüne ve baskısına maruz kalarak sanatlarını diledikleri gibi yapamaz hale geldiler. Ardından, oyuncular Ataol Behramoğlu’nun “Bu Yangın Yerinde” isimli şiirini okudu. Tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a destek Oyun sonrası, Baraka aktivisti Nazen Şansal tarafından yapılan açıklamada, Devlet Tiyatroları’nın hükümetlerin değil halkın değerli bir kurumu olduğu vurgulanarak, siyasi atama ile yönetilmesine, yasakçı ve baskıcı zihniyetlere,  özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş-geçmiş hükümetlere ve tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a hadsizce dil uzatanlara “TEPKİ” gösterildi.

1

Basın açıklamasının tam metni şöyle: Burada bir yangın yerinin yanı başındayız şimdi… 20 yıl önce kül olan Devlet Tiyatrosu’nun yanındayız! 20 yıldır sahnesizliğe mahkum edilen, siyasi hesaplarla, kişisel çıkarlarla istisnasız her hükümet döneminde müdahale edilen, her şeye rağmen inatla üreten tiyatro sanatçılarının ve emekçilerinin yanındayız. Çünkü Devlet Tiyatrosu, kendi politik görüşüne göre müdür atayıp burayı yönetmeye soyunan, kendini “patron” ilan eden başbakanların, kültür bakanlarının değil, halkın bir kurumudur.  Nereli olduğu veya nereden geldiği fark etmeksizin, halkların kardeşliğine kucak açmalı ve hizmet etmelidir. Biz tiyatro severler olarak tiyatromuzun, küllerinden yeniden doğmasını arzuluyoruz. Ama nasıl? Özerk olarak, özgür olarak… Atanmış siyasilerin değil, sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin kolektif kararlarıyla yönetilmesini istiyoruz. Tüm sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin geleceği garanti altında, güvenceli çalışabilmesini ve böylece kimsenin baskısına maruz kalmadan özgürce üretebilmesini istiyoruz. İşte bu nedenle; Yıllardır Özerk Tiyatro Yasası yapmayan tüm hükümetlere tepkimizi gösteriyoruz! Halkın yanında görünüp, sanatın özgürlüğünden bahsedip Devlet Tiyatrolarını aynı yapısal sorunlarla baş başa bırakan CTP-TDP-HP-DP dörtlüsüne tepkimizi gösteriyoruz! Evrensel olan ve ifade özgürlüğünü de içeren sanatı sadece kendi dar çerçevesinden gören milliyetçi, gerici, baskıcı, yasakçı, sansürcü Ulusal Birlik Partisi’ne ve ırkçı, bölücü Yeniden Doğuş Partisi’ne tepkimizi gösteriyoruz! Sanatın özgürlüğüne, yani özüne, varlık sebebine el uzatanlara; bu halkın yetiştirdiği en değerli sanatçılarımızdan Yaşar Ersoy ustaya hadsizce dil uzatanlara tepkimizi gösteriyoruz! 3 4 5 6  

Baraka’dan Devlet Tiyatroları Önünde TEPKİ Oyunu

By Nazen Şansal

görsel

Baraka Kültür Merkezi olarak, Özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş geçmiş hükümetlere, sanata yasak koyan Devlet Tiyatroları müdürüne ve onu atayan baskıcı zihniyete TEPKİmizi gösteriyoruz! Bu amaçla 22 Ağustos Perşembe saat 18.00’de Devlet Tiyatroları önünde (Okullar Yolu) kısa bir oyun ve şiir sokaklayacağız. Tiyatroya gönül veren tüm sanatçılar, sanatın özgürlüğüne inanan tüm halkımız ve duyarlı örgütler davetlidir.

görsel

   

13. Baraka Yaz Kampı Gerçekleştirildi

By Kamil İpçiler

67840485_2711948248815534_482600632960679936_n

Baraka Kültür Merkezi tarafından bu yıl 13.sü düzenlenen yaz kampı Tatlısu’da (Akatu) gerçekleştirildi. 2-4 Ağustos tarihleri arasında, Tatlısu Belediyesi tarafından işletilen Zambak Tatil Köyü’nde Baraka aktivistlerine ve dostlarına açık olarak düzenlenen çadır kapmında, tüm yıl boyunca yaşanan yoğunluk ve yorgunlukların ardından katılımcılar bir yandan hep birlikte dinlenip eğlenirken diğer yandan da yeni bir üretim ve mücadele sürecine hazırlanmak için enerji depoladılar.
Baraka Tiyatro Ekibi tarafından yapılan tiyatro atölyesinden Sol Anahtarı Müzik grubunun konserine; satranç ve tavla turnuvalarından spor oyunlarına değin bir dizi etkinliğin yeraldığı 2 günlük çadır kampında ayrıca “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki” konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirildi. 67428810_2709048875772138_4744532771391668224_n 67523906_2709048785772147_2251227827120635904_n 67697339_2709048665772159_6512989210536837120_n 67840485_2711948248815534_482600632960679936_n 67931796_2709048605772165_935731987769982976_n

Bağımsız Kıbrıs Yürüyüşü Gerçekleşti

By Mustafa Batak

Yürüyüş 6

Adamızın bölünmüşlüğünün 45. yılında; halkları kardeş başka bir Kıbrıs yaratma mücadelesi  devam ediyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde yer alan devrimci yapılar Bağımsız Kıbrıs için dün akşam Lefkoşa sokaklarındaydı. Yürüyüş 1   Yürüyüş 3 Bağımsız Kıbrıs eylemlilikleri çerçevesinde ilk olarak, Baraka ve Bağımsızlık Yolu tarafından 10 Ağustos Cumartesi günü saat 19:00’da Baraka Kültür Merkezi lokalinde “Dünden Bugüne Kıbrıs Sorunu: Beklemekten Öte Bir Barış Mücadelesi İçin Neler Yapılabilir?” konulu panel gerçekleştirildi; daha sonra ise halkları kardeş Bağımsız ve Birleşik Kıbrıs için, ülkemizde son dönemde artarak yayılan gericiliği, ayrılıkçı politikaları ve adamız üzerindeki tüm işgalleri protesto etmek amacıyla sokağa çıkıldı. Yürüyüş 4 Yürüyüş 5 14 Ağustos Çarşamba akşamı (dün akşam) saat 19:00’da yıllardır “Bağımsız Kıbrıs” yürüyüşü olarak anılan eylem İngiliz Elçiliği önünde Baraka Müzik Topluluğu Sol Anahtarı’nın özgürlük temalı şarkılarıyla başladı. Müziğin yanısıra okunan şiirlerin ve yapılan konuşmaların ardından İngiliz Elçiliği’ne siyah çelenk bırakan kitle, ikinci durak olarak Amerikan Temsilciliği’ne yürüyerek oraya da bir siyah çelenk bıraktı. Kalabalık ve coşkulu gerçekleşen yürüyüşün son durağı ise TC Elçiliği’ydi. Amerikan Temsilciği İngiliz Elçiliği Toplumsal muhalefetimiz açısından “halkları kardeş başka bir Kıbrıs yaratma mücadelesi” olarak kabul edilen bu günde; faşizme, gericiliğe ve ülkemizde tüm işgallere karşı coşkulu kitlenin hep birlikte attığı sloganların ardından son olarak organizasyon komitesi tarafından hazırlanan ortak basın açıklaması okunarak eylem sona erdi. Eliçilik Önü 1 Eliçilik Önü 2 Yürüyüş 8 Organizasyon komitesinin ortak basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: Yurdumuzun bölünmesin 45. yılında, bir 14 Ağustos’ta yine sokaktayız. Ayrılıkçı seslerin yeniden yükseldiği, liberal aklın ise barış adına beklemek ve ummak dışında bir şey yapmadığı bir ortamda yıllardır olduğu gibi Bağımsız Kıbrıs demeye devam ediyoruz. Kıbrıs sorununun çözümü için yegane yöntem olan iki halkın eşitliğine dayalı bir federasyon anlayışının gündem dışı bırakılmaya çalışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu saldırı dalgasına rağmen barış ve federasyonu savunduğunu ifade eden çok sayıda kesim ise “barış dilenciliğinden” öteye gidemeyen bir anlayışı halklara seçenek olarak sunuyorlar. Etnik çatışmalarla geçen dönem ve bölünmüş bir Kıbrıs’ta geçirdiğimiz onlarca yıl göstermiştir ki, ada halklarına dayanmayan bir mücadele Kıbrıs’ta barışa hizmet edemez. Her iki halk içindeki milliyetçi ve faşist çevrelerin karşı tarafı suçlayarak tanımladığı, kimilerinin ise sadece hukuki bir sorun olarak gördüğü Kıbrıs sorunu, bizler için Kıbrıs halklarının yeniden kardeşleşmesi ve yurtlarıyla ilgili söz, yetki, karar yani iktidar hakkını kazanmaları sorunudur. Dolayısıyla bizler Kıbrıs sorununu sadece 1974 yılında yaşananlarla ilgili görmüyoruz. İç ve dış etkenlerin yıllar içinde farklı farklı roller üstlendiği bir süreç yaşanmış ve bu süreçle beraber 1974 yılında bölünmüş bir Kıbrıs yaratılmıştır. Ülkemiz Kıbrıs, bir bütün olarak emperyalizmin işgali altındandır. Her ne kadar bu işgal ağırlıkla emperyalizmin taşeronları olarak adada bulunan Türkiye ve Yunanistan üzerinden sürse de Amerikan ve İngiliz emperyalizmi Kıbrıs’ta söz sahibi olmaya devam ediyor. Dolayısıyla yurdumuzun bağımsızlığını kazanması emperyalizmin ada üzerindeki tahakkümü silinmeden mümkün olamayacaktır. İşte bu yüzden, Bağımsız Kıbrıs demek sadece hukuki anlamda bir birleşme çağrısı değil, emperyalizme ve onların yerli işbirlikçilerine karşı da bir mücadele çağrısıdır. Yurdumuzu bir kara para aklama yeri olarak kullananlara, emekçileri köle gibi çalıştıracak bir bölge gibi görenlere, Ortadoğuda bir savaş üssü yaratanlara karşı mücadele etmeden barış içinde bir Kıbrıs kuramayız. Bu yüzden kerhanelere ve kumarhanelere hayır derken, sendikasız çalıştırılmak yasaklansın diye slogan atarken, Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımına karşı mücadele ederken, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Elenler kardeştir derken, dağlarımız oyulmasına karşı çıkarken aslında Bağımsız Kıbrıs diyoruz. Çünkü Bağımsız Kıbrıs mücadelesi bunların olmadığı bir ülke yaratma çabasıdır. Bu çabamızı bugün olduğu gibi yarında da sürdürmeye devam edeceğiz. Birileri bölünmüşlüğün kalıcılaşmasını hayal etse de bizler bambaşka bir Kıbrıs düşlüyoruz. Başka bir Kıbrıs da bizlerin ellerindedir. Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir

Beleşe Deniz- Plajlar Halkındır Hareketi’nden Eylem Çağrısı

By Nazen Şansal

acapulco eylemi

11701104_427064957465926_997126706766618001_n

Bu pazar haksızlığı pazara çıkaralım; "Beleşe deniz" için Acapulco'da buluşalım! Bu yıl sıcakların her zamankinden fazla kendini gösterdiği bir yaza merhaba dedik. Fakat bir ada ülkesinde yaşamanın avantajı olan dört bir yanımızın denizle çevrili olması bize bu yıl maalesef keyiften çok acı getirdi. Otellerin, gemilerin ve büyük işletmelerin atıklarından, düzensiz ve plansız kentleşmeden dolayı beleşe versen girilmeyecek duruma gelen Girne sahillerinde yine de "Beleşe Deniz" hakkını kullanmak isteyen vatandaşlardan fahiş ücretler istenmeye devam ediliyor. Denizlerdeki kirlilik oranı, kirli denizlerde bulunan ve Caretta kaplumbağalarının azalmasıyla da çoğalan deniz anası popülasyonunun kıyılarımızda artması ile kendini gösteriyor. Yani bizden aldıkları para yetmezmiş gibi denizlerimizi kirletmeye ve denizdeki doğal yaşamı katletmeye devam ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi deniz ile çevrelenmiş bir ülkede yaşarken insanların sahil güvenliği ile alakalı yeterli bilgiye sahip olmaması, plajlarda eğitimli cankurtaranların bulunmaması ve yerel yönetimler ile devletin vatandaşları bilgilendirmemesi ve güvenlik artırıcı önlemler almaması maalesef can kayıplarıyla sonuçlanıyor. Bunun yanı sıra, 10 yıldır sürdürdüğümüz mücadelede mahkeme huzurunda kazanılmış haklarımız olmasına rağmen pek çok otel ve işletme "Beleşe Deniz" hakkımızı gaspetmeye, kanun tanımamaya ve kendi istediği gibi davranmaya devam ediyor. Tüm bunlara karşı sesimizi yükseltmek, deniz facialarında hayatını kaybetmiş vatandaşlarımızı anmak ve haklarımıza sahip çıkmak için 28 Temmuz Pazar saat 16:00’da Acapulco önünde buluşarak önce basın açıklamamızı yapıyor sonra da beleşe denize giriyoruz. Tüm halkımızı davet eder; basın emekçilerinin ilgisini rica eder; polismizi de Anayasayı uygulamak ve Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası'nın gereğini yapmak üzere göreve çağırırız.  Beleşe Deniz - Plajlar Halkındır Hareketi acapulco eylemi

Yaz Kursları Şölenle Sona Eriyor

By Kamil İpçiler

yaz kursları 2016 haber foto.jpg

Baraka Kültür Merkezi’nin bu yıl 7.’sini düzenlediği çocuklar için ücretsiz yaz kursları yarın (Cumartesi) saat 19.00’da, Kızılbaş’taki Baraka lokalinde gerçekleştirilecek şölenle son buluyor. Haziran ayındaki “Eğitsel Spor Aktiviteleri” ile başlayan yaz kurslarında görsel sanatlardan satranca, fen deneylerinden felsefeye, müzikten dansa, yogadan seramike, hayvan sevgisinden insan haklarına kadar bir çok konu bilimsel bir müfredatla çocuklarla buluşturuldu. Çevre bilinci dersinde sebze ekip can suyu vererek toprakla buluşan çocuklar, Girne Kalesi’ne düzenlenen gezi ile tarihe yolculuk yaptı. Şenlikli Final Yaz kurslarının finalinde, çocukların kurslar boyunca yaptıkları üretimleri sergileme ve öğrendiklerini sahneleneme şansı bulacağı bir şenlik düzenleniyor. Bu renkli şenlik, Cumartesi akşamı saat 19.00’da, Baraka Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyor. Baraka’dan yapılan açıklamada şölene başta çocukların aileleri olmak üzere tüm halkımızın davetli olduğu belirtildi.

Baraka Yaz Kampı Sizi Çağırıyor

By Mustafa Batak

kamp 2

Baraka Yaz Kampı Sizi Çağırıyor   Tüm yıl boyunca yaşanan yoğunluk ve yorgunlukların ardından birlikte dinlenmek, eğlenmek, üretmek ve tartışmak için, dostluklarımızı pekiştirmek, yeni bir üretim ve mücadele sürecine hazırlanmak için gerçekleştireceğimiz yaz kampımıza sizleri de bekliyoruz. 2-4 Ağustos tarihleri arasında, Akatu (Tatlısu) belediye tesislerinde gerçekleştireceğimiz kampımız çadır kampı şeklinde olacaktır. Kamp programımızda her zaman olduğu gibi tiyatro atölyesi, katılımlı müzik etkinliği, satranç, tavla, andrez turnuvaları, plaj sporları gibi etkinliklerin yanı sıra, “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki”  konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirilecektir. Kişi başı günlük konaklama 100 TL olup, bu fiyata sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahildir. Çadırlar, katılımcılar tarafından temin edilecektir. Baraka Yaz Kampı Görsel ÖNEMLİ NOT: Kampımıza katılım sınırlı sayıda olup, katılımcıların en geç 12 Temmuz 2019 tarihi saat 17:30’a kadar aşağıdaki iletişim numaralarından kayıt yaptırmaları gerekmektedir.    İletişim: 0542 853 79 69 ve 0542 851 48 20

7. Baraka Yaz Kursları Başlıyor

By Kamil İpçiler

62505324_2406890386040960_512635717218729984_n

Baraka Kültür Merkezi, her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz aylarında ilkokul çocuklarına (7-11 yaş) yönelik yaz kursları düzenliyor. Yedincisi gerçekleştirilecek yaz kursları yine ücretsiz olarak, gönüllü bir çabayla ve kolektif bir emekle hazırlıklarına başladı.Kursların bu yılki teması ise: ‘Kağıda Kaleme Sarılın’. Alanında deneyimli öğretmenler eşliğinde çocuklarla buluşulacak kurslarda; eğitsel spor oyunları, seramik, müzik, İngilizce, Yunanca, yoga, görsel sanatlar, halk dansları, modern dans, satranç ve daha birçok farklı etkinlik yer alacak. Bu sene iki farklı etaptan oluşacak olan yaz kursunun ilk etabında çocuklar, 19 Haziran’dan ay sonuna kadar her Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri Kapalı spor salonunda eğitsel spor oyunları aktivitesi yapacak. Ardından 1 Temmuz itibari ile Baraka Kültür Merkezi Lokalinde bilimsel ve sanatsal faaliyetler ile buluşacak. Kurslar, 20 Temmuz Cumartesi günü ise renkli bir şölen ile son bulacak. Ülkede yaşanan muhafazakarlaşmanın ve yoksulluğun artarak devam ettiği bu süreçte en önemli varlığın çocuklarımız olduğunu biliyoruz. Ve herkese de bunların karşısında Kağıda Kaleme Sarılın diyor, ülkemizde çocuklarımızı bilimle, sanatla, sporla buluşturacak aktivitelerin artmasını diliyoruz.

AÇIK VE ONURLU Bir Yürüyüş

By Pınar Piro

IMG_0637

Eşcinselliğin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından akıl hastalığından çıkarıldığı gün olan 17 Mayıs, Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü olarak kutlanmaktadır. Baraka Kültür Merkezi olarak bizler de her yıl biraraya gelip çeşitli etkinlikler düzenleyen 17 Mayıs organizasyon komitesinde yer almakta, hem bir etkinlik düzenlemekte hem de onur yürüyüşüne katılmaktayız. IMG_0631Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlere karşı her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı ses çıkarmak için oluşan komitenin bu yılki sloganı AÇIK VE ONURLU olarak belirlendi ve bu çerçevede 15 güne yayılan çeşitli etinlikler düzenlendi. Bizler de Baraka olarak içinde olmaktan onur duyduğumuz bu etkinlikler haftasında, LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ isimli bir söyleşi gerçekleştirip, KASO GL aktivisti ve PRAKSİS dergisi yayın kurulu üyesi sevgili REMZİ ALTUNPOLAT'ı da değerli düşüncelerini ve deneyimlerini aktarması için söyleşide konuşmacı olmak üzere ağırladık. IMG_0637Katılımcı tüm örgütlerin etkinliklerinin tamamlanmasının ardından da 18 Mayıs akşamı AÇIK VE ONURLU temasıyla onur yürüyüşü gerçekleştirildi. Tüm renklerin biraraya geldiği yoğun katılımlı yürüyüş Lefkeliler Hanında düzenlenen parti ile son buldu.

REMZİ ALTUNPOLAT İLE LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİ KONUŞULDU

By Pınar Piro

IMG_9416

REMZİ ALTUNPOLAT İLE LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİ KONUŞULDU IMG_049617 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtlığı Haftası etkinlikleri kapsamında Baraka Kültür Merkezi tarafından düzenlenen LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ söyleşisi 9 Mayıs akşamı Arabahmet Kültür Evi’nde gerçekleştirildi. KAOS GL aktivisti ve PRAKSİS Dergisi Yayın Kurulu üyesi REMZİ ALTUNPOLAT’ın konuşmacı olarak katıldığı söyleşide LGBTI+ hareketinin oluşumu, tarihsel süreçte kültürler arası farklılıklarla hangi aşamalardan geçtiği konuşuldu. IMG_0504LGBTI+ ve sınıf mücadelesinin kesiştiği ve ayrıştığı noktalara değinilen konuşmada, farklılıklardan dolayı oluşan mücadele ve hak arayışı yöntemlerinin her zaman birebir örtüşemeyeceği de belirtildi. Ancak kapitalist düzen toplumun her bir bireyini olumsuz etkilerken, her alanda hak aramanın yanı sıra bu mücadelenin ancak hep birlikte örülürse başarıya ulaşabileceği de örneklerle açıklandı. Farklı yollardan yürünerek gerekli kesişimlerde birleşmenin daha güçlü bir mücadele yöntemi olduğu fikri ortaya koyuldu. Konuşmasında, LGBTI+ ve sınıf mücadelesinin birbirine etki alanlarının önemini vurgulayan Remzi Altunpolat, her hangi bir hak kazanımı için çalışma yürütürken kişiler ve belirli grupların görüş ve önceliklerine göre değil, o hareketin geçmişi ve geleceği de düşünülerek gerekli adımların atılmasının çok daha anlamlı ve gerekli  olduğuna değindi. IMG_0485Katılımcıların soru ve katkıları ile çeşitlenen söyleşi, 18 Mayıs Cumartesi 17:00’de Dereboyu’nda gerçekleşecek AÇIK VE ONURLU temalı yürüyüşe çağrı ile son buldu.  IMG_9416

REMZİ ALTUNPOLAT İLE LGBTİ+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ

By Pınar Piro

lgbti+ ve sınıf mücadelesi söyleşi

lgbti+ ve sınıf mücadelesi söyleşi17 Mayıs Uluslarararsı Homofobi, Transfobi ve Bifobi Haftası Etkinlikleri kapsamında, Baraka Kültür Merkezi düzenlediği etkinlikle sizleri KAOS GL aktivisti ve PRAKSİS Dergisi Yayın Kurulu üyesi REMZİ ALTUNPOLAT ile buluşmaya davet ediyor. remzi altunpolat Yiyecek ekmeğe içecek suya ulaşmanın daha da zorlaştığı, eğitimden sağlığa benzinden elektiriğe herşeye zam gelirken insanların yaşam kavgası verdiği şu günlerde birlik olmanın gerekliliği daha fazla önem arz etmektedir. Birbirimizin farklılıklarını kabul etmek, bu farklılıkların oluşturduğu çeşitliliği bütünde görmek,  herkesin başka bir renk barındırdığını ve tüm renklerin biraarada daha güçlü olduğunu göstermek ancak biraraya gelerek başarabileceğimiz ve sonunda da kazanan olacağımız bir mücadeledir. Kurtuluşun eğer hepimiz için mücadele edersek kazanılacağının bilincindeyiz. LGBTİ+ Mücadelesi de bu ülkede verilen diğer mücadelelerden ayrıştırılamayacak, içiçe ve birlikte verilecek bir mücadeledir. Işte bu farkındalıkla Baraka Kültür Merkezi olarak tüm renk ve sınıfları buluşturmayı amaçlayan bir söyleşi düzenliyor, Remzi Altunpolat’ı da Türkiye’deki LGBTİ+ Mücadelesi deneyimlerini ve LGBTİ+ mücadelesi ile sınıf mücadelesinin ilişkisi hakkındaki değerli görüşlerini paylaşması için sizlerle buluşturuyoruz. Yakın coğrafyamızdaki LGBTİ+ mücadelesi deneyimlerini öğrenmek, kendi deneyimlerimizi paylaşmak, görüşlerimizi iletmek, mücadeleye omuz vermek için 9 Mayıs Perşembe 19:30’da Arabahmet Kültür Evi’nde buluşuyoruz.  Gelin renklerimizi birleştirelim.

BARAKA: 1 MAYIS GÜZEL GÜNLERİN UMUDU!

By Hasan Gaburdi

afiş

    1 Mayıs Güzel Günlerin Umudu ! Bir inşaatta ekmeğimiz için çalışıyoruz, güvenlik önlemleri alınmadığı için düşüyoruz, ölüyoruz ama inşaat devam ediyor. Çocuğun bakımına ve ev işlerinin yüküne, iş yerinde uğradığımız baskı, taciz, eşit işe eşit ücret alamayışımız ekleniyor. Eşimizden, eski sevgilimizden şiddet görüyoruz; sığınma evi açmayan devletin, bizi korumayan polisin kurbanı oluyoruz. Kültür-sanattan ve bilimsellikten uzak gerici eğitim politikalarına maruz bırakılıyoruz. Ülkeyi yönetenler kitapları yasaklar hale gelmiş, kitap okuyanları tutuklatıyorlar. Güvenceli çalışma koşulları var diye kamuda çalışmayı hayal ederken, fark ediyoruz ki sözde kamu reformlarıyla kamu emekçilerinin çalışma koşulları da özel sektör koşullarına geriletiliyor. Düşük ücretle, sendikasız, güvencesiz, kaderlerimiz patronların iki dudağı arasında uzun saatler boyunca çalıştırılıyoruz. Yerli/göçmen, kamu/özel sektör çalışanları diye ayrıştırılıyoruz, birbirimize düşmanlaştırılıyoruz. Ankara’nın adamızdaki faşist uzuvlarının türkiyeli/kıbrıslı ayrımı üzerinden siyasi çıkarlar güttüğüne tanık oluyoruz. Sermaye yarattığı ekonomik krizlerin sefasını sürerken bizler cefasını çekiyoruz. Akdeniz’in ortasında bulunan bir ada ülkesinin insanları olarak mavi ve temiz suların keyfini yaşayacağımıza, otellerin lağım sularının mağduru oluyoruz. Doğaya ve insana zararları bilimsel bir gerçek olmasına rağmen nükleer santral tehlikesiyle yüz yüze getiriliyoruz. Egemenlerin adamız üzerindeki çıkarları doğrultusunda ada halkları olarak bugünümüzü yaşayıp, geleceğimizi kurmamız ve kendi kaderimizi tayin etmemiz engelleniyor. Her geçen gün sermaye ile işbirlikçi hükümetlerin sömürüsü ve baskısı artıyor, artıyor ama buna karşın, emekçiler ve tüm ezilenler olarak direnişimiz ve mücadelemiz de yükseliyor. Sömürüsüz, sınırsız, sınıfsız, halkların kardeşçe yaşadığı, kadına şiddetin sonlandığı, doğa talanının durdurulduğu günler biz direndikçe ve mücadele ettikçe mümkün olacaktır. Şairin de dediği gibi; “Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir, haklı günler, büyük günler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, ekmek, gül ve hürriyet günleri.” 1 Mayıs’ta o beklenen güzel günlere ulaşmak için, isyanımızı haykırmak için hep birlikte sesimizle, sevgimizle, kavgamızla, öfkemizle, umudumuzla sokaklarda, meydanlarda, alanlarda olalım. Saat 17:30'da Lefkoşa Çağlayan Parkında buluşalım.  

İzle-Tartış’ta Black Panter İzlendi

By Pınar Piro

black

blackBaraka'nın her ay kesintisiz devam eden ücretsiz film gösterimi geceleri kapsamında 6 Nisan akşamı Black Panter filmi izlendi. Film gösteriminin ardından gerçekleşen sohbette, toplum liderlerinin yaptığı seçimler, o seçimleri yaparken etkisi altında kaldıkları etmenler ve karardan esas zarar veya fayda görenlerin aslında kararlara çok fazla etki edemeyen halklar olduğu noktasına varıldı. Günümüz kapitalist sisteminde azınlıkta kalan grupların zorlu yaşam koşulları değerlendirilirken, teknolojinin nereye kadar ilerleyebileceğinin sınırları olmadığı ve kullanım kontolünün de ne kadar önemli olduğuna değinildi. Katılımcıların önerdiği filmler arasından seçilen bir sonraki film ise Mucize (Wonder) oldu. Doğuştan gelen bir genetik bozukluk nedeni ile sadece görüntüsü farklı olan bir çocuğun aile, okul ve arkadaşlık maceralarını anlatan bu filmi birlikte izlemek isteyen herkesi 4 Mayıs Cumartesi akşamı 20:00'de Kızılbaş'taki lokalimize bekleriz.  

İZLE-TARTIŞ’TA YERDEKİ YILDIZLAR İZLENİLECEK “HER ÇOCUK ÖZELDİR”

By Pınar Piro

yerdeki yıldızlar

yerdeki yıldızlarBaraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği, Şubat ayı gösterimini özel çocuklarımızın yaşantılarına ayırıyor. Onların engelleri ne olursa olsun, geriye kalan çocuklardan ayrı kalır hiçbir yanlarının olmadığını bir kez de film izleyerek tartışmak üzere, Yerdeki Yıldızlar- Her Çocuk Özeldir filmini izliyoruz.   Disleksi hastası olan Ishaan, öğrenme güçlüğü çekmekte ve bu nedenle derslerinde başarısız olmaktadır. Onun bu durumunu ne ailesi ne de okuldaki öğretmenleri fark eder. Derslerinde başarılı olamadığı için öğretmenlerinden sürekli azar işitir, ailesine şikayet edilir. Tüm bunlar onu dışarıya karşı daha huysuz ve yaramaz bir çoçuk haline getirir. Son derece katı birisi olan babası oğlunun düzeleceğini umarak onu yatılı okula gönderir. Oysa ki ailesinden ayrılınca Ishaan daha da içine kapanır. Onun dünyasına girmeyi başaracak ve ona yardım edebilecek olan tek kişi, yeni okulundaki resim öğretmeni olacaktır.   Sizin çocuğunuz da özel gelişen bir çocuksa  ya da çocuğunuzun etrafında böyle bir özel çocuk varsa, siz de özel çocukların dünyasını bilemiyor ve onlara nasıl davranacağınız konusunda çekinceler yaşıyorsanız, özel bir çocuğun da başarabileceği çok şey olduğuna dair endişeleriniz varsa gelin birlikte tartışalım. Anneler, babalar, çocuklar, komşular, çocukların hayatına dokunan eğitimciler, sokaktan geçen herhangi bir birey olarak gelin. 9 Şubat Cumartesi akşamı 19:00’da Baraka Kültür Merkezi’nde buluşalım.

İZLE-TARTIŞ’TA BEN MALALA İZLENİLECEK

By Pınar Piro

ben malala

Her ayın ilk Cumartesi akşamı, Baraka’da gerçekleşen İzle-Tartış etkiliğinde, 2019 yılının ilk filmi olarak Ben Malala filmi izlenilecek. ben malalaBen Malala, henüz on beş yaşındayken Taliban tarafından sıkılan bir kurşunla susturulmaya çalışılan ancak iyileşerek tüm dünyada kızların eğitim hakkı sözcüsü haline gelen Nobel ödüllü genç aktivist Malala Yousafzai ve ailesinin çarpıcı ve dokunaklı hikayesi. Malala Yousafzai tüm dünyanın tanıdığı bir isim. Pakistan’ın Swat Vadisi bölgesinde kız çocuklarının eğitimi için verdiği uğraş nedeniyle Taliban tarafından kafasına sıkılan kurşunla susturulmaya çalışıldığında on beş yaşındaydı. Mucizevi bir şekilde kurtulan Malala ailesiyle İngiltere’de yeni bir yaşama başladı. Tüm dünyada çocuk hakları sözcülüğü yaptı, Aralık 2014’te Nobel Barış Ödülü’nü kazanan en genç insan oldu. Filmde bu olağanüstü genç kadını yakından tanıyoruz. Ona eğitim aşkı aşılayan babasıyla olan yakın ilişkisinden Birleşmiş Milletler’deki tarihi konuşmasına, kardeşleriyle olan günlük yaşantısına kadar birçok detayı içeren film sadece bir film olmaktan öte çocuklar arası cinsiyet ayrımına karşı yaratılmış önemli bir belgedir.  Yönetmen Davis Guggenheim on sekiz ayını Yousafzai ailesiyle geçirmiş; İngiltere’deki evlerinde, Nijerya, Kenya, Abu Dabi ve Ürdün’de yaptıkları ziyaretlerde onlara eşlik etmiş. Bizi Malala’nın yanı sıra babası Ziauddin, annesi Toor Pekai, erkek kardeşleri Khushal ve Atal’la tanıştıran film Malala’nın çocukluğunun, kültürünün hikâyesi aynı zamanda. Bir ailenin başkaldırışını ve bunun için ödedikleri bedeli, bu olayın ardından cesur bir liselinin dünyaca tanınan bir eğitim hakkı savunucusuna dönüşümünü izliyoruz. 5 Ocak Cumartesi 19:00’da Baraka Kültür Merkezi Lokalinde. Bekleriz.

11. Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali Pazartesi Başlıyor

By Kamil İpçiler

kapak foto

Bu yıl 11.’si düzenlenecek olan Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali (İFF) 3 Aralık Pazartesi 19.30’da, Gönyeli Belediyesi’nde gerçekleştirilecek açılış kokteyli ve Sol Anahtarı’nın müzik dinletisi ile başlıyor. Festival bu yıl “Sistem Krizde! Mücadele Kadrajda” sloganıyla düzenleniyor. “Tavuklar Firarda” isimli bir de çocuk filminin gösterileceği festivalde, Lefkoşa’nın yanı sıra, Değirmenlik, Mağusa, Akdoğan (LYSİ), ve Akçay’da  da gösterimler yer alacak. Program şöyle; 3 Aralık Pazartesi, 19.30: Açılış Kokteyli, Sol Anahtarı’ndan Müzik Dinletisi, Film: Madencilerin Anıları –Gönyeli Belediyesi   4 Aralık Salı, 18.00: Film: Ben Daniel Blake -DAÜ Mustafa Afşin Salonu   5 Aralık Çarşamba, 19.30: Film: Gıda Kooperatifi -Gönyeli Belediyesi   7 Aralık Cuma, 19.00 Film: 9’dan 5’e -Değirmenlik Belediyesi Özle Türkel Sosyal Aktivite Merkezi Konferans Salonu   8 Aralık Cumartesi,11.oo Film: Tavuklar Firarda (Çocuklara Özel) -Arabahmet Kültür Evi   10 Aralık Pazartesi, 19.30 Film: Güneşli Pazartesiler -Mağusa Gelişim Akademisi   11 Aralık Salı, 19.30 Film: 9’dan 5’e Gönyeli Belediyesi   12 Aralık Çarşamba, 19.30 Film: Ev Kira, Semt Bizim -Akçay Kültür Sanat Derneği   13 Aralık Perşembe, 19.30 Film: Madencilerin Anıları -Akdoğan Fikir Sanat Atölyesi   13 Aralık Perşembe, 19.30 Film: İnsan Kaynakları -Gönyeli Belediyesi   15 Aralık Cumartesi, 11.00 Filmler: Tavuklar Firarda (Çocuklara Özel) -Değirmenlik Belediyesi Özle Türkel Sosyal Aktivite Merkezi Konferans Salonu     15 Aralık Cumartesi, 19.30 Film: Güneşli Pazartesiler -Gönyeli Belediyesi.   Festival hakkında detaylı bilgiye “iffkibris.org” sitesinden ulaşabilirsiniz.

Örgütler, Kadın Cinayetlerinden Sorumlu Devleti Protesto Etti

By Kamil İpçiler

0P1A2839

Baraka, Bağımsızlık Yolu ve Kadın Eğitimi Kolektifi; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde eş zamanlı olarak 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve  Cumhuriyet Meclisi; 17.00’de ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde ‘Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız’ eylemi gerçekleştirdi. Dört farklı noktada gerçekleşen eylemlere KTAMS da destek verdi. Şentürkler: Bakanlar Görev Yapmıyor, 10 Yılda 20 Kadın Öldürüldü İçişleri Bakanlığı önünde örgütler adına ortak açıklama yapan Zekiye Şentürkler, “Her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane, sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldü” şeklinde konuştu. Koloz: Polis, Kadına Yönelik Şiddetle İlgili Şikayetleri Ciddiyetle Ele Alınmalı Polis Genel Müdürlüğü önündeki ortak açıklamayı örgütler adına okuyan Melisa Koloz, şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetlerin, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade ederken, Polisin görevinin arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak olmadığının da altını çizdi. Alçıcıoğlu: Sosyal Hizmetlere Dar Bütçe Öneren Vekiller Kadın Cinayetlerinin Sorumlusudurlar Meclis önündeki ortak açıklamayı ise örgütler adına okuyan Şifa Alçıcıoğlu, “sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar” şeklinde ifadelerde bulundu. Ayrıca sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacının ortada durduğunun altını çizerek  milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65'ten 360'a çıkarmasının, devletin; kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını vurguladı. Kadın Cinayetlerine Öldürülen Kadınların Yoklaması Alınıp, İsimleri Duvara Yansıtıldı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılan basın açıklamasından önce kadın cinayetlerinde öldürülen kadınların ismi okunarak yoklama alınırken isimleri de Bakanlık binasının duvarına yansıtıldı. Nazlı: Kamu Kaynaklarını Gerici Odaklara Değil, Kadınları, Çocukları, Yaşlıları Koruyacak Politikalara Ayırın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önündeki ortak açıklamayı okuyan Cansu N. Nazlı, kullanılan kamu kaynaklarının kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis  edilmesinin elzem olduğunun altını çizdi. Ayrıca Bakanlıktan, Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturmasını isteyen Nazlı, “Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin!” dedi. Son 10 Yıldaki Çalışma Bakanları Protesto Edildi Açıklamanın ardından, son on yılda görev yapan Çalışma Bakanlarının isimleri bir bir okunup protesto edildi. Ortak basın açıklamalarının tam metni ise şöyle: İçişleri Bakanlığı önünde; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde geçtiğimiz aylarda olduğu gibi yine İçişleri Bakanlığı’nın kapısındayız ve her dönemin bakanı gibi şimdiki bakanı da görevini yerine getirmediği için, bırakın her ilde birer tane sadece bir tane bile Kadın Sığınma Evi olmadığı için ve son 10 yılda 20 kız kardeşimiz öldürüldüğü için protesto ediyoruz. Yıllardır ülkemizde var olan seks köleliğini ilk kez kendi görmüş onu da yanlış görüp seks işçiliği olarak tanımlamış bakanı artık gerçeklerle yüzleşmeye, göstermelik çalıştaylar yapıp pezevenkleri de paydaş olarak davet ettiği icraatlardan vazgeçmeye, ivedilikle kadın sığınma evlerinin açılması ve gece kulüplerinin kapatılması için göreve çağırıyoruz. Kıbrıs'ın kuzeyinde seks köleliği vardır. Önceden bilgisi ve rızası olsun ya da olmasın, ülkeye girişte pasaportlarına el konularak, borçlandırılarak çalıştırılan, dilediği zaman gece kulübünden çıkma hakkı olmayan, cinsel ilişkide kendini hastalıklardan koruma hakkı olmayan, yaptıkları iş kayıt altında olmayıp sağlıkları ve hatta hayatları güvence altında olmayan kadınlar seks kölesidirler. Devlet seks köleliğine göz yummakta, yardım ve yataklık etmekte ve vergisini almaktadır. Devlet her şiddet gören, tecavüze uğrayan ve cinayete kurban giden seks kölesi kız kardeşlerimizin kölelik hikâyesinde işbirlikçiden öte suçludur. Suça ortak olan devlet istemiyoruz. Bizi cinsiyet odak noktası personeli gibi safsatalarla oyalayacağınıza kadınların her gün daha fazla gayri insani koşullarda yaşama durumuna bir son verin. Beyan ettiğiniz gibi yaptığınız çalıştayın sonucunda gece kulüplerini kapatmak ve seks işçiliğini yasallaştırmak var ise eğer hemen bunu hayata geçirin. Çünkü artık bıçak kemikte. Çünkü artık tek bir kız kardeşimizin ölümüne tahammülümüz yok! Polis Genel Müdürlüğü önünde; Değerli basın emekçileri, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla burada toplanmış bulunuyoruz. Neoliberal muhafazakar politikalar  kadın özgürleşmesinin, kadına karşı uygulanan şiddetle mücadelenin önünde bir engel teşkil etmektedir. Yalnızca eş ve anne olarak tanımlanan, nesnelleştirilen kadın sadece beden olarak algılanmakta ve hukuksal kişi olma vasfından çıkarılmaktadır. Toplumsal statüsü “ev hanımlığı” ve “annelikten” öteye gidemeyen, bedeni veya düşüncesi üzerinden baskı altına alınan kadın, fiziksel veya psikolojik şiddete uğramakta ve ne yazık ki öldürülmekte. Devletten kadına yönelik şiddetle ilgili alması gereken önleyici ve koruyucu tedbirleri bir an önce hayata geçirmesini talep etmek için burada bulunuyoruz.  Bir kez daha devlete esas görevinin kadın, çocuk, genç, yaşlı, erkek veya LGBTİ demeden tüm sınırları içerisinde yaşayan insanları korumak olduğunu hatırlatmak isteriz. Bir kaç hafta önce Gönyeli'de , çalıştığı evde canice katledilen kız kardeşimizi hepimiz çok iyi hatırlarız. Cinayetin ardından Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı Zeki Çeler: “ önceden şikayette bulunulmamış. Nereden bilecektik ve koruyacaktık?” şeklindeki açıklaması ile devletin polisinin kadına yönelik şiddetle ilgili şikayetleri ciddiye almadığını ispatlamış oldu.  Oysa ki cinayetten önce  Gülbahar polise şikayette bulunmuştu....kız kardeşimiz öldürüldükten sonra ortaya çıkan ve ne yazık ki onu geri getiremeyecek olan bu gerçeğin saklı kalması elbette mümkün değildi. Yaratılan bu durum; şiddet uygulama eğilimi olan insanlarda cesaret, şiddete uğrayan insanlarda ise güvensizlik ve yılgınlık oluşturmaktadır. “Şikayet etsem de işe yaramayacak!” düşüncesi ile kadınları sorunları ile baş başa bırakmak ve çaresizlik düşüncesine terk etmek bir devlet için en büyük utançtır. Gelinen noktada tüm bu yaşanılanlar gösteriyor ki, devlet kadına yönelik şiddet karşısında alınması gereken önlemler konusunda görevlerini yerine getirmiyor. Cuma günü kadına karşı şiddetle mücadele şubesinin faaliyet göstermeye başlayacağının da haberini aldık, polisin önceden takındığı tutumlar göz önünde tutulduğunda bu şubeye ihtiyatla yaklaştığımızı ve ilgili şubenin göstermelik mi yoksa ciddi bir girişim mi olduğunu takip edeceğimizi kamuoyuna duyururuz. Bağımsızlık Yolu, Baraka ve Kadın Eğitimi Kolektifi olarak yine de üstüne basa basa diyoruz ki: Şiddete uğradığı için polise başvuran kadınların yapmış oldukları şikayetler, diğer suçların soruşturulmasında olduğu gibi ciddiyetle ele alınmalıdır. Polisin görevi arabuluculuk yapmak ya da şikayetçinin mahkeme süreciyle ilgili gözünü korkutmak veya tavırlarıyla şikayetçiyi yıldırmaya çalışmak değildir. Şiddete uğradığı şikayetiyle gelen kadınların kendini güvende hissetmesi sağlanmalı ve şikayet etkin şekilde soruşturulmalıdır. Şikayet geri çekilse dahi diğer davalarda olduğu gibi kamu davası olarak şiddet uygulayan kimseye okunan ceza davası ilerletilmelidir. Ayrıca kadına yönelik şiddetle ilgili vakalara bakacak olan sağlık personeli ve polis memuru ve benzeri kimselerin bu konuda eğitim almalarını ve bilinçli yaklaşmalarını sağlamak için hizmet içi eğitimler planlanmalıdır. Herkese katıldığı için teşekkürler, eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir. Meclis önünde; 25 Kasım kadına yönelik şiddetle mücadele gününde bir kez daha Meclis önündeyiz. Ne yazık ki geçtiğimiz 25 Kasımdan bugüne, kadına yönelik şiddet kendini en çirkin biçimde göstermeye devam etti. Yıl içinde 3 kadın daha, en yakınlarının kurbanı oldu. 10 yılda 20 kız kardeşimiz kadın cinayetine kurban gitti. Öfkemiz artıyor, sabrımız taşıyor ve isyanımız giderek büyüyor! Günden güne artan neoliberal politikalar biz kadınları daha çok öldürüyor. İşkence görüyor, tecavüze tacize uğruyor ve sömürülüyoruz. Güvence altında yaşama hakkımız gasp edilirken, bu sömürü düzenine karşı tüm birimleri görevini yapmaya çağırıyoruz. Kadına yönelik şiddet, polisinden yargısına, sığınma evinden sağlık ve eğitim sistemine uzanan geniş bir yelpazede, kadın haklarını ve kadın özgürleşmesini ön plana alan, sürekli bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Sağlık bakanlığı, polis ve savcılık konuyu gündemine taşımalı, gerekli birimlerle kadına yönelik şiddetin önlenmesi için elinden geleni yapmalıdır. Bununla ilgili yasalar yapılması bütçe ayrılması ise meclisin ivedi görevlerinden olmalıdır. Yasa yapmak kadar, yasaları uygulamanın da gerekli olduğunun altını çizmek isteriz. Bundan iki yıl önce on binlerce imza toplanarak sığınma evi için ülke çapında bir kampanya düzenlenmişti. Hala bir sığınma evi olmaması devletin en büyük ayıbıdır. Bütçe görüşmelerinin sürdüğü bu günlerde vekillerimize sığınma evi açılması için gerekli bütçe çalışmalarını yapmasının önemini tekrardan hatırlatırız. Sosyal hizmetler dairesinin şartlarının düzeltilmesi, nitelikli elemanlarla kadına yönelik şiddeti önleyici birimlerin açılması için ivedilikle konuyla ilgilenilmesi gerekir. Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekiller, kadın cinayetlerinin de sorumlusudurlar. Sosyal hizmetler alanında yıllardır giderilmeyen personel ihtiyacı ortadayken milletvekillerinin Din İşleri Dairesi Yasasını değiştirerek personel sayısını 65'ten 360'a çıkarması, devletin kaynaklarını kadınları koruyan sosyal politikaları değil; kadına yönelik şiddeti besleyen muhafazakar politikaları icra etmek için kullandığını ortaya koyuyor. Bütçe görüşmeleri sürerken vekillerimize sorumluluklarını tekrardan hatırlatmak ve hesap sormak isteriz. Kadınlar öldürülürken milletvekilleri nerede? Teşekkürler. Eylemimiz çalışma bakanlığı önünde devam edecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde; 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamalarının ardından kadın cinayetlerinin baş sorumlusu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından hesap sormak üzere burada bulunuyoruz. Sona ereceğe benzemeyen ekonomik kriz en başta, esnek, ucuz, güvencesiz iş gücü olarak görülen biz kadınları yoksullaştırarak hayatlarımızdan ekonomik şiddeti ve baskıyı eksik etmemiş, bizlere huzurlu geçen bir gün bile bırakmamıştır. Çoğu hane açlık sınırında bir yaşama mahkum edilirken Bakan, hiçbir ihtiyacı karşılayamayacak meblağda olan sosyal yardım maaşlarının artırılması yönünde bir girişimde bulunmadığı gibi, annesine bakmadığını asılsız biçimde iddia ederek bir kadının neredeyse linç edilmesine bizzat sebep oluyordu. Kadınların çalışıyor olsa dahi, içinde bulunduğumuz koşullarda ekonomik bağımsızlığı olması neredeyse imkansızken devletin şiddete uğrayan kadınların başını sokabileceği bir çatı açmaması, kadınları şiddet gördükleri hanede yaşamaya mahkum etmekle eşdeğerdir. Bakan Çeler de dahil, bugüne kadar bu koltuğu işgal eden ve sığınma evi açmanın sözünü dahi etmeyen bütün bakanların elinde katledilen kız kardeşlerimizin kanı vardır. Bilin ki biz kadınlar, aramızdan alınan her kız kardeşimizin hesabını, artık o koltuklarda oturmuyor olsanız bile sizden soracağız. Evde şiddet gösteren eşlerden, sokakta cirit atan yobazlardan, kadınları taciz etmeyi kendinde hak gören hadsizlerden, iş yerinde mobbing yapan, tacizlerde bulunan müdürlerden, patronlardan rahat nefes alamadığımız her gün, şiddete uğramamızı önleyecek ve bizi şiddetten koruyacak tedbirleri almayan sizleri rahatsız edeceğiz. O kadar ki, istifa etseniz, hükümette düşseniz bile biz şiddetten kurtulmadan siz bizden kurtulamayacaksınız! Gönyeli’de geçtiğimiz haftalarda öldürülen kız kardeşimizin polise şikayeti olmadığını, eğer olsaydı gereğini yapacaklarını, bu yüzden de sorumluluğu bulunmadığını iddia etti Sn. Bakan. Bir kadının şiddetten korunabilmesi için yapmanız gereken her şeyi yaptınız mı ki, sorumluluktan kendinizi bu kadar kolay sıyırabiliyorsunuz? Üstelik Gülbahar’ın öldürülmeden yaklaşık 10 gün önceden poliste şikayeti bulunduğunu biliyoruz. Okları kendi üzerinizden çekmek için, öldürülen bir kadının polise yaptığı şikayeti gizlemeye utanmıyor musunuz? Kadınlar yok annesine bakmıyormuş, yok şiddet gördüğünü polise şikayet etmiyormuş diye bizle uğraşmayı kesin artık. Bugün 25 Kasım, bugün bizim isyan günümüz! Bugün ne siz, ne Başbakanınız ne de Cumhurbaşkanınız konuşacak! Bugün ezilen kadınlar konuşacak, bugün şiddete uğrayan kadınlar isyanını haykıracak, siz susacaksınız! Bugün eğer illa bir şey yapmak istiyorsanız kamu kaynaklarını kadına yönelik şiddeti besleyen gerici odaklara değil, kadınları, çocukları, yoksulları koruyacak sosyal politikalara tahsis edin! Alo 183 ihbar hattının tam teşekküllü hizmet verebilmesi için gerekli alt yapıyı oluşturun! Bir an önce güvenlik, sağlık, hukuki ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin koordineli şekilde bir noktadan verileceği şiddet önleme merkezlerini hayata geçirin! LTB’nin sığınma evi var diye oturmayın, her bölgeye kadın sığınma evlerini kurmak için harekete geçin! Bizim artık tek bir can bile kaybetmeye tahammülüz kalmamıştır. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi sigara bırakma kampanyası gibi ucuzlaştırmanıza izin vermeyeceğiz! Kadınlar olarak hayatlarımıza sahip çıkacağız ve korku içerisinde geçirdiğimiz her günün hesabını, başta gerekli önlemleri almadan bize pişkin pişkin 25 kasım çağrısı yapan devlet erkanından soracağız! Yaşasın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günümüz! Yaşasın, şiddete uğramadan kadınlar! 0P1A2820 eylem1

Lefkoşa’da Örgütlerden Ortak 25 Kasım Eylemi

By Kamil İpçiler

ortak çağrı

Geçtiğimiz gün bir kız kardeşimizin daha aramızdan alındığı haberini üzüntü ve öfkeyle okuduk. Son bir ay içerisinde gerçekleşen ikinci kadın cinayeti karşısında öfkemizi örgütlemek ve yaşanılan kadın cinayetlerinin hesabını muhataplarına sormak üzere 25 Kasım Pazar Günü sokağa çıkıyoruz. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olan 25 Kasım’da, Kadın Eğitimi Kolektifi, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu olarak ortak gerçekleştireceğimiz eylem saat 16:30’da İçişleri Bakanlığı, Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis önünde eş zamanlı olarak bildiri okunmasıyla başlayacaktır. Gece kulüplerinde seks kölesi olarak kadınların gayriinsani koşullarda çalıştırılmasına göz yuman ve hiçbir icraatta bulunmayan İçişleri Bakanına, Şiddete uğrayan kadınların şikayetlerini ciddiyetle ele almayan polisin kadınların can güvenliğini, beden bütünlüğünü ve cinsel dokunulmazlığını korumanın görevi olduğunu hatırlatmak için Polis Genel Müdürlüğü’ne, Sosyal hizmetlere yıllarca dar bir bütçe öngörerek kadınların şiddete karşı korunmasız kalmasına sebebiyet veren vekillere bütçe görüşmeleri sürerken sorumluluklarını hatırlamak ve hesap sormak üzere eş zamanlı olarak basın bildirileri okunacaktır. Saat 17:00’da ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde toplanılarak kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve koruyucu bir mekanizma geliştirilmesi yasal görevi olan Bakan Zeki Çeler, kadın cinayetlerinden birincil derecede sorumlu bulunduğu için protesto edilecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılacak basın açıklaması ardından 25 Kasım eylemimiz sonlanacaktır. Kadın Eğitimi Kolektifi, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu olarak gerçekleştireceğimiz eylemlerimize kadın cinayetlerine karşı üzüntü ve öfke duyan herkesi çağırırız. İsyanını al da gel! Kadın Eğitimi Kolektifi Baraka Kültür Merkezi Bağımsızlık Yolu

Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde Meclis Önünde Basın Açıklaması Yapacak

By Nazen Şansal

19665215_10155482632637445_8288618434360898828_n

logo

Hayvan haklarına duyarlı pek çok örgüt ve kişiden oluşan, Baraka olarak da bileşeni olduğumuz Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde Meclis önünde toplanarak bir basın açıklaması ve eylem gerçekleştirecek. “Hayvan Refahı Yasası İyileştirilsin” talebinin ön plana alındığı eylem, çalışan kişilerin öğlen tatilinde katılabilmesi amacıyla 13.00’de başlayacak ve 13.15’te basına açıklama yapılarak 13.30’da son bulacak. Eyleme, tüm hayvan severler ile iki veya dört ayaklı dostlar davet edildi. Sokak hayvanlarının, doğal yaşamda var olmaya çalışan hayvan türlerinin ve tüm canlıların haklarının hatırlatılacağı basın açıklamasında, hareketin hazırladığı, TDP Milletvekili Hüseyin Angolemli tarafından Meclis’e sunulmuş olan ve Meclis'te oybirliği ile ivediliği kabul edilen Hayvan Refahı (Değişiklik) Yasası’nın neler içerdiği de basın ve kamuoyuyla paylaşılacak. Hayvan sever halkımızın ve basın emekçilerinin ilgisi ve katılımı özlenir.

İZLE-TARTIŞ’TA YOL AYRIMI İZLENİLECEK

By Pınar Piro

yol ayrımı

yol ayrımıBaraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği, serin bir sonbahar akşamında Yol Ayrımı filmini izleyiciler ile buluşturuyor.   Mazhar, hayatını babasından devraldığı teskstil imparatorluğunu büyütmeye adamıştır. Bunun için de agresif ve acımasız yöntemler izlemekten çekinmez. Fakat Mazhar'ın yaşadığı trafik kazası birçok şeyi değiştirir. Kaza Mazhar'ın hayata yeniden tutunmasını sağlar. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden yaşadığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Bu değişim tabii ki kolay olmayacak, başka bir insana dönüşme girişimleri, başta ailesi olmak üzere çok kişiyi karşısına almasına neden olacaktır. Mazhar Kozanlı, yaptığı tercihin bedelini ya ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır.  Ailesi mi? Yeni tanıştığı arkadaşları mı? Yoksa çocukluğundan beri düşleyip de yapamadığı hayallerinin mi peşinden koşacaktır  Mazhar?..   Eğer siz de; “Her çocuğun içinde, geçmişine dair yapmak isteyip de yapamadığı ya da ebeveynlerinden isteyip de yapılmayan bir şeyler mutlaka vardır. O hiç unutulmaz, beynimizin bir köşesinde durur ve ortaya çıkacağı günü bekler.” diyorsanız gelin birlikte izleyelim, birlikte tartışalım.   6 Ekim Cumartesi akşamı 20:00’de Baraka Kültür Merkezi’nde buluşalım. Yol ayrımlarımızı konuşalım.
❌