One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapıldı.

By Sersan
Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve Devam »

We should say a clear NO to the extraction of petrol and natural gas that will not help to the nature and the people of the island at all!

By Nazen Şansal

1

Baraka Cultural Center and Independence Path, that organized in the north of Cyprus, had made a statement about oil and gas:

3

We should say a clear NO to the extraction of petrol and natural gas that will not help to the nature and the people of the island at all! The steps of a new ecological crisis are being taken in our country and throughout the Mediterranean for the continuity of the ongoing system of lies and plunder.The petrol and natural gas drilling activities which are the most important issue of the imperialists' political finances and the commercial incomes of the giant energy companies, continue to endanger the peace from time to time.While all around of us is getting dirty with petrol by the clash of interest, no one thinks of the real interest of the people of the island, the future of the Mediterranean and our planet.Regardless of right-leftist, environmentalist-developmentalist, ecologist-capitalist, everyone seems convinced that petrol and gas are ‘wealth’ and ‘need’.The fact that energy companies do not prefer a tense atmosphere in the geography they will invest in and that the states fund the capital, create the belief that ‘peace’ will be risked while taking the petrol to surface.In fact, with that ‘wealth’ (which will come from petrol), plans are being made to cover the cost of the solution (especially the cost of property) which the majority of our people are longing.We; nature lovers, want to live in peace and tranquility of an island where all peoples are brothers and sisters. While we are not standing up against them, both the Republic of Cyprus and Turkey's government is continuing their drilling by a mutual challenge. However, we know very well from the Middle East that there is no human prosperity and the peace of the peoples when it comes to petrol, but wars and ethnic/religious conflicts escalate and terror and armament increase.The natural resources in the hands of capital have brought oppression to the peoples while providing wealth to only a very small class.Peace and brotherhood and sisterhood of the people in Cyprus cannot be built with petrol, but with an ecology-oriented order that is compatible with nature. Apart from the risk of ‘accidents’ that affect the lives of thousands of people that have turned the Gulf of Mexico into a dead sea for years, deep-sea drillings have been damaging the sensitive Mediterranean ecosystem.The catastrophe, which recently resulted in the death of 11 people in the US-owned drilling rig owned by a world-class petrol company, did not only affect the lives of people, but also infiltrated the sea for 3 months, the ecosystem of the Gulf of Mexico and negatively affected lives of the animals such as whales, sea turtles and migratory birds.There is no guarantee that such a disaster will not occur in the Mediterranean and that the lives of the islanders and our ecosystem will not be adversely affected. The filth left by the American company CMC in Lefke region between 1912 and 1974 has been causing environmental problems, pollution of sea and ground waters, cancer and various diseases for 45 years. When petrol is discovered and operated, the result will unfortunately be similar. Above all, if mankind wants to exist on this planet and is thinking of future generations, fossil fuels that arethe most important cause of climate change, air and water pollution and ecological destruction must now be completely abandoned.New wells and resources should not be opened at all. Renewable energy sources should be used as a continuous choice.Almost all of the capitalist states had to accept this scientific truth, and international law was created in this respect by the Paris Agreement.However, states that do not obey their own rules are only maximizing the profits of companies.Because the existing system of exploitation has no choice but to grow.Saying a clear no to petrol extraction in our island - no matter which company or state it is in - also includes an anticapitalist attitude and opens the door to a new way of life for us. The defense that energy is an inevitable ‘need’ also comes up with the question of ‘who needs’ it.Unless the people / producers decide what to produce for how long and for what, we're not talking about real needs but a consumption frenzy inflated by the advertising market.In an era of cultural degeneration and alienation at the peaks and worship of commodities, everything is produced in excess to satisfy the hungry eyes of the market and impudence is imposed as a way of life. We urge our environmentally sensitive people, who shouted that they did not want apetrol filling facility on the shores of our island a few years ago, who organized actions from the east to the west, who asked the account of the pollution created by AKSA, and who made meaningful contributions by planting trees and collecting garbage to say ‘stop’ to the petroleum and gas exploration works. We invite all officials, particularly the President and the Ministries of Foreign Affairs and Environment, to think ecologically, people-oriented, and not to allow petrol and natural gas to be searched in our seas. We invite environmental friends and nature lovers living in the south of our island to raise their voices against their governmentsand to fight together to end the search for petrol and natural gas. Baraka Cultural Center, Independence Path 28 September 2019

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı

By Nazen Şansal

3

1

  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına "hayır" denmesi gerektiği mesajını verdi. Baraka lokalinde gerçekleşen açıklamada ilk olarak Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu bir konuşma yaparak, "Petrol ve doğalgaz konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye hükümeti üzerinden yükselen bir gerilim gibi görünse de bunun geri planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği hatta İsraille bağlantılı şirketlerin ülkemizin doğal varlıkları üzerinden elde etmeye çalıştıkları kar ve zenginlik gerilmi vardır." dedi. Petrolün, yıllardan beridir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne hizmet edeceği iddia edilse de aslında çözümü daha da zorlaştıracağını vurgulayan Rahvancıoğlu, dünyadaki örneklere ve ülkemizde Lefke CMC örneğine baktığımızda, maden aranmasının halklara sadece zehir yığını bıraktığını, ekosisteme de ciddi zararlar verdiğini vuguladı. Ardından Baraka aktivisti Pınar Piro'nun okuduğu basın açıklamasında ise petrol ve doğalgaza hayır denmesi çağrısının detayları yer aldı. "Yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir." ifadelerinin yer aldığı açıklamada, "insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır." denildi.

2

Kuzey ve güneyde yaşayan ada halklarına birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamanın tam metni şöyle:   Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz! Süregiden yalan ve talan sisteminin devamlılığı için, ülkemizde ve tüm Akdeniz’de yeni bir ekolojik krizin adımları atılıyor. Emperyalistlerin siyasi hesaplarının ve dev enerji şirketlerinin ticari rantlarının en önemli konusu olan petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları, zaman zaman barışı da tehlikeye atacak şekilde sürüyor. Dört bir yanımız, çıkar çatışmalarıyla petrol karasına bulanmak istenirken kimse ada halklarının gerçek menfaatini, Akdeniz’in ve gezegenimizin geleceğini düşünmüyor. Sağcı-solcu, çevreci-kalkınmacı, ekolojist-kapitalist fark etmeksizin herkes petrol ve doğalgazın “zenginlik” ve “ihtiyaç” olduğuna ikna görünüyor. Enerji şirketlerinin, yatırım yapacakları coğrafyada gergin bir atmosferi tercih etmemesi ve devletlerin de sermayenin dümen suyuna gitmesi, petrolle birlikte “barış”ın da su yüzüne çıkacağı inancını pompalıyor. Hatta halkımızın büyük çoğunluğunun özlemle beklediği çözümün bilhassa mülkiyet ile ilgili maliyetinin bu “zenginlik”le karşılanması planları yapılıyor. Bizler; doğa severler, halkları kardeş bir adada barış ve huzur içinde yaşamak isteyenler, meydanı boş bıraktıkça, bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti bir yandan Türkiye hükümeti, karşılıklı meydan okumalarla sondajlarını sürdürüyor. Oysa yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir. Meksika Körfezi’ni yıllarca ölü bir denize çeviren, binlerce insanın yaşamını etkileyen türde "kaza"ların olma riski bir yana, derin deniz sondajları hassas Akdeniz ekosistemine önemli zararlar vermektedir. Yakın zamanda ABD’de dünya devi bir petrol şirketine ait sondaj alanında 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan felaket, sadece insanların yaşamına etki etmemiş, 3 ay boyunca denize sızan petrol, Meksika Körfezi'nin ekosistemini ve bu ekosistemde yaşayan balinalar, deniz kaplumbağaları ve göçmen kuşlar gibi hayvanların yaşamını olumsuz etkilemiştir. Buna benzer bir felaketin Akdeniz’de yaşanmayacağının, ada halklarının hayatının ve ekosistemimizin olumsuz etkilenmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır. 1912-1974 yılları arasında Lefke bölgesinde maden çıkaran ve sömüreceği maden bitince de çekip giden Amerikan şirketi CMC’nin bıraktığı pislik, 45 yıldır ada çapında çevre sorunlarına, deniz ve yer altı sularının kirlenmesine, kanser ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Petrol bulunup işletildiğinde varılacak sonuç, ne yazık ki benzer olacaktır. Hepsinden önemlisi, insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu bilimsel gerçeği, kapitalist devletlerin de neredeyse tümü kabul etmek zorunda kalmış ve Paris Anlaşmasıyla bu konuda uluslararası hukuk yaratılmıştır. Ancak kendi koydukları kurallara dahi uymayan devletlerin tek yaptığı, şirketlerin karını maksimize etmektir. Çünkü mevcut sömürü sisteminin, ne pahasına olursa olsun büyümekten başka çaresi yoktur. Adamızda petrol çıkarılmasına -hangi şirket veya devlet olursa olsun- net bir hayır demek, bu anlamda antikapitalist bir tavır da içerir ve bizlere yeni bir yaşam biçiminin kapılarını aralar. Enerjinin kaçınılmaz bir "ihtiyaç" olduğu savunusu da "neyin ve kimin ihtiyacı?" sorusuyla karşılaşır. Neyin, ne kadar ve ne için üretileceğinin kararını halklar/üretenler vermediği sürece, gerçek ihtiyaçlardan değil reklam piyasasının şişirdiği bir tüketim çılgınlığından bahsediyoruz demektir. Kültürel yozlaşma ve yabancılaşmanın doruklarda yaşandığı, metalara tapılan bir dönemde, piyasanın aç gözünü doyurmak için her şey fazlasıyla üretilmekte ve arsızlık bir yaşam biçimi olarak dayatılmaktadır. Daha birkaç yıl önce adamızın kıyılarında petrol dolum tesisi istemediğini haykıran, en doğudan en batıya eylemler düzenleyen, AKSA'nın yarattığı kirliliğin hesabını soran, ağaç dikmeye ve çöp toplamaya anlamlı katkılar koyan çevreye duyarlı halkımızı, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına da "dur" demeye çağırıyoruz. Başta Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve Çevre Bakanları olmak üzere tüm yetkilileri, ekonomi değil ekoloji öncelikli, kar değil insan odaklı düşünmeye ve her kim olursa olsun denizlerimizde petrol ve doğal gaz aranmasına izin vermemeye davet ediyoruz. Adamızın güneyinde yaşayan çevre dostlarını, doğa severleri de kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltmeye, petrol ve doğalgaz aranmasına son vermek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu 28 Eylül 2019

 3

Baraka Tiyatro Ekibi Liseli Gençlere Kapılarını Açıyor

By Nazen Şansal

DSC_3750

DSC_3750

Baraka Kültür Merkezi çatısı altında faaliyet gösteren ve pek çok sahne ve sokak oyununa imza atan Baraka Tiyatro Ekibi, yeni katılmak isteyenler için kapılarını açıyor. 18 yaş üzeri yetişkin ekibinin çalışmaları 24 Eylül Salı günü başlarken, 15-18 yaş arası liseli gençlik ekibine katılmak içinse 28 Eylül Cumartesi 16.30’da başvuru ve kayıt yapılabileceği belirtildi. Ücretsiz olarak yapılacak eğitimlere Lefkoşa Belediye Tiyatrosu oyuncularından Döndü Özata ve Özgür Oktay Refikoğlu ile Devlet Tiyatrosu oyuncusu Özlem Özkaram da çeşitli atölyelerle katkı koyacak. Bir ay sürecek eğitimlerde, nefes, ses ve konuşma egzersizleri, beden ve mimik kullanımı, yaratıcı doğaçlama, müzik ve ritim atölyeleri yer alacak. Ayrıca Ekim ayı sonunda da 2 günlük tiyatro kampı gerçekleştirilecek. Eğitim sürecinin ardından çeşitli protest sokak tiyatroları hazırlanması ve mart ayında da sezon oyununun sahnelenmesi planlanıyor. Başvurular ve çalışmalar Baraka lokalinde yapılacak. Adres: Ayvalı Sokak No:3, Kızılbaş, Lefkoşa. (Kermeoğlu karşısı, Ay Mobilya yanı)    

Baraka ve Bağımsızlık Yolu Petrol ve Doğalgaz Konusunda Basın Açıklaması Yapacak

By Nazen Şansal

petrol foto

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, 28 Eylül Cumartesi günü saat 11.00'de Baraka Kültür Merkezi'nin Kızılbaş'taki lokalinde "Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz!" başlıklı bir basın açıklaması gerçekleştirerek, ülkemiz kıyılarında petrol aranması konusundaki detaylı görüşlerini basın ve kamuoyu ile paylaşacaktır. Basın emekçilerinin ve konuya duyarlı kişi ve örgütlerin ilgisi ve katılımı özlenir.
Tarih: 28 Eylül Cumartesi
Saat: 11.00
Yer: Baraka Kültür merkezi lokali, Ayvalı Sokak No:3 Kızılbaş-Lefkoşa (Kermeoğlu karşısı, Ay Mobilya yanı)
petrol foto

İzcan: Liderler New-York görüşmelerinde samimi ve sorumlu davranmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,  New-York’ta  BM Genel Sekreteri Antonio  Guterres’le yapılacak görüşme öncesinde liderleri sorumlu ve yapıcı davranmaya çağırdı.

BM Genel Sekreterinin yol haritasını belirlediğini, bunun da referans şartlarında uzlaşarak, Avrupa’nın bir şehrinde 3’lü zirve olduğunun altını çizen İzcan, taraflardan, bunu zora sokacak davranışlardan uzak durmalarını istedi.

AKP görüşme sürecini berhava etme peşindedir.

Türkiye’deki AK parti hükümetinin, 5’li gayri resmi zirve talep ederek süreci berhava etme peşinde olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bunun kabul edilmesi durumunda ipe un serileceğini söyledi.

Nikos Anastasiyadis’i Kıbrıs Türk toplumunun temel haklarına saygılı olmaya çağırıyoruz.

Doğal gaz aramaları ve Maraş’ın iskana açılmasını karşı tarafı tahrik etmek için kullanan AKP iktidarı, “Federal çözüm sürecini engelleme peşindedir” diyen İzzet İzcan, Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiyadis’i  ikircikli davranmaktan vaz geçmeye,  samimi ve dürüstçe Kıbrıs Türk toplumunun temel haklarına saygı göstermeye çağırdı.

Ya federasyon, ya taksim.

“Önümüzde duran alternatif ya federasyon, ya da taksimdir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Ülkedeki tüm federalist güçlerin birlikte hareket etmesi şarttır” dedi.

Yiğiter: İki Kıbrıslı Rum kadının evlerinin fotoğrafını çektikleri gerekçesiyle tutuklanmasını kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Kadın Meclisi Sözcüsü Hediye Yiğiter,  iki Kıbrıslı Rum kadının, ara bölgenin kuzeyinde  kendi evlerinin fotoğrafını çektikleri gerekçesiyle polis tarafından tutuklanmalarını kınadıklarını belirterek,  “ Bu ülkede yaşanan en büyük acılardan biri de her iki toplumun da 1974 sonrasında doğup büyüdükleri evleri, köyleri terk etmek zorunda kalmalarıdır. Bu çok insani ve hassas bir konudur. Ara bölgede kalan eski evlerini fotoğraflamak istedikleri için Kıbrıslı Rum bir anne ve kızının polis tarafından “askeri yasak bölgede fotoğraf çekme” gerekçesiyle tutuklanması çağ dışıdır ve milliyetçilik ve şovenizmi körüklemekten başka bir işe yaramaz” dedi.

Kısa bir sürece önce Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın bir gazeteci ordusu ile Kapalı Maraş’ta fotoğraf ve video çekimi yaptığını hatırlatan Yiğiter, söz konusu evin askeri lojman olarak kullanıldığının basında da yer aldığına vurgu yaparak, “ Maraş’ta yapılan suç değilse, bu neden suç” diye sordu?

İnsani bir konunun, geçmişe, yaşamının bir kısmını geçirdiği eve özlemin mahkemede sonuçlanması yaşamak zorunda bırakıldığımız ateşkes koşullarının siyasi bir sonucudur” diyen Yiğiter, çözümsüzlük devam ettiği sürece temel insan haklarına aykırı bir şekilde tüm Kıbrıslıların bu tarz olaylarla karşı karşıya kalacağını söyledi.

Askeri bölgelerin sivil yerleşim bölgelerinin dışına taşınması gerektiğine işaret eden Yiğiter, “ Acı da olsa göç ülkemizin bir gerçeğidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Rumlara ait birçok yerleşim yeri bu gün askeri bölge içinde kalmıştır. Ve bu yerleşim yerlerinin sahipleri, köylerini, doğup büyüdükleri evleri görememektedir. Bu kuzeyde hüküm süren rejimin temel insan haklarını ihlal ettiğinin en açık göstergesidir” dedi.

“ Bu tür olaylar, milliyetçi ve şoven çevrelerin ekmeğine yağ sürmekten öteye gitmez. Toplumlar arası ilişkileri gerginleştirerek, olası bir çözüm ihtimalini torpilleyerek, kuzeydeki rejimin bu şekilde ömrünün uzatılması mümkün değildir” diyen Yiğiter, “ Ülkemizde artık barış ve çözüme ulaşmanın, temel insan haklarına saygılı demokratik bir yapının kurulmasının zamanı gelmiştir. Kıbrıs sorunun çözümü daha fazla ertelenmemeli, Kıbrıslılar çözümsüzlüğün neden olduğu bu tarz olaylar yüzünden daha fazla acı çekmemelidir” dedi.

 

Sonüstün: Kıbrıs, asker ve silahtan arındırılmalıdır. Halkımıza geçmiş olsun.

By birlesikkibrispartisi

          Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Çatalköy bölgesinde askeri cephanelikte patlamalar meydana gelmesinden duyduğu üzüntüyü belirterek, bölge halkına geçmiş olsun dileklerinde bulundu.

Kıbrıs’ın,  dünyada yüzölçümüne göre en çok silahlandırılmış bir kara parça        sı olduğunu vurgulayan Sonüstün, “Afrodit’in  bu küçücük adasında askeri cephanelikler değil, barış ve huzurun olması gerekir” dedi.

Kıbrıslılar, ölümle burun buruna yaşamaktadır.

Benzer patlamaların Güney Kıbrıs’ta da yaşandığına dikkat çeken Salih Sonüstün, “Ateşkes koşullarında yaşayan Kıbrıslılar, ölümle burun buruna yaşamaktadır” dedi.

“Can kaybının olmaması büyük bir tesellidir” diyen BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “Kıbrıslıların öncelikli hedefi,  asker ve silahtan arınmış bir Kıbrıs yaratmak olmalıdır” dedi.

Kıbrıs’ta çözüm acil bir ihtiyaçtır.

“Görüşme sürecinin bir an önce başlayarak, çözüme ulaşılması için BKP var gücüyle  çalışmaya devam ediyor” diyen Salih Sonüstün, “Yaşananlar, çözümün aciliyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir” dedi.

 

İzcan: TC Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu protesto eder “Hain” söylemini kendisine iade ederiz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun,  ülkemizin çeşitli bölgelerinde kitle toplantıları düzenleyip, hainlik edebiyatı yaparak, iç işlerimize müdahale etmesinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.

Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin bir vilayeti değildir ve olmayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı’nın “ Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlüğüne  karşı çıkanlar vatan hainidir” şeklindeki sözlerini kendisine iade ederek, protesto ediyoruz diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin bir vilayeti değildir ve olmayacaktır” dedi.

“Kıbrıs Türk toplumunun kendi geleceği ile ilgili karar verme hakkı, kendi özgür iradesi ile seçilen yöneticilere aittir” diyen İzcan, “Kıbrıs konusunda görüşmeleri yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nındır” dedi.

Kıbrıslı Türkler,  özne olmaktan çıkartılarak asimile edilmeye çalışılmaktadır.

Ankara’daki AKP hükümetinin federal çözüme karşı olduğunu, Kıbrıs’ın kuzeyini elinde rehine olarak tutarak kendi ekonomik ve askeri çıkarlarını koruma peşinde olduğunu vurgulayan İzcan, “Kıbrıslı Türkler özne olmaktan çıkartılarak asimile edilmeye çalışılmaktadır” dedi.

“Hiçbir onurlu Kıbrıslı Türk bunu kabul edemez” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan,  parlamentodaki partileri, kafalarını kuma sokmaktan çıkartarak, halkın çözüme ve barış iradesine sahip çıkmaya çağırdı.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 20:30’da ADA TV’de programa katılarak son siyasi konuları değerlendirecektir.

İzcan: UBP- HP hükümetinin 100 günlük icraatı daha çok şükran, daha çok biat, daha çok peşkeşten ibarettir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin yüz günlük icraatlarının daha çok şükran, daha çok biat ve daha çok peşkeşten ibaret olduğunu vurgulayarak, “ Bu hükümet Kıbrıslı Türklerin ekonomik, sosyal ya da siyasal anlamda rahatlamasını sağlayacak hiçbir adım atmadığı gibi, şükran, biat politikası ile siyasi ömrünü uzatmaktan öteye gitmemiştir” dedi.
“ UBP- HP hükümeti, Maraş ve Hidro karbon meselesini kullanarak milliyetçilik ve fanatizmi yükselten, sorununun çözümüne dair en ufak bir ümidi ortadan kaldırmak için çabalayan ve Cumhurbaşkanına saldırarak itibarsızlaştırma peşinde statükoya sımsıkı sarılmış, statükonun kendisidir” diyen İzcan, temel politikanın Kıbrıs’ın kuzeyindeki yağma, talan, hırsızlık düzeninin ilelebet devam etmesi ve Kıbrıs Türk toplumunun varlık ve kimliğinin yok olmasının sağlanması olduğunu söyledi.
“Kuzey Kıbrıs’a çizilen rol, buradaki nüfus ve toprak yapısının, Kıbrıslı Türklere ait ne varsa yok edilmesini ve Kıbrıs’ın kuzeyinin ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda Ankara’ya tam bağımlı bir vilayet haline getirilmesidir” diyen İzcan, tek çıkar yolun demokrasi güçlerinin en geniş demokratik birliği oluşturması ve mücadeleyi yükseltmesi olduğunu vurguladı.
Emek, çözüm ve özgürlük mücadelesinin birlikte yükseltilmesinin şart olduğunu ifade eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Birleşik Kıbrıs Partisi bu güne kadar olduğu gibi tüm demokrasi güçlerinin en geniş birlikteliğini savunmaya ve birlikteliği oluşturmak için çalışmaya devam edecektir” dedi.

 

İzcan: Liderler referans noktalarında antlaşarak zirvenin önünü açmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiyadis’e  New-Yorkta üçlü zirvenin gerçekleşmesi için yapıcı davranma çağrısında bulundu.

BM Genel Sekreterinin geçici özel danışmanı Jane Holl Lute’nin, taraflar arasındaki ayrılıkların giderilmesi için Kıbrıs’ta bulunduğunu hatırlatan İzzet İzcan, referans noktalarında uzlaşılarak görüşme sürecinin önünün açılmasını talep etti.

Gelecek barıştadır.

“Görüşmeler Crans Montana’da kaldığı yerden başlamalı ve taraflar BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e taahüt ettikleri gibi, referans noktalarında uzlaşarak Guterres  fikirleri temelinde sorunun çözümüne odaklanmalıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Gelecek,  Maraş veya Doğal gaz gibi macera arayışlarında değil, barıştadır” dedi.

Gerekirse bir araya gelin.

Gerekirse iki liderin BM Özel Danışmanı Jane Holl Lute’nin ev sahipliğinde bir araya gelerek, sıkıntılı noktaları aşmaları çağrısında bulunan İzcan, “Zamana oynamak kimseye bir şey kazandırmaz” dedi.

Özgürlük ve barış için mücadeleye devam.

By birlesikkibrispartisi

BKP Merkez Yürütme Kurulu, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, tüm dünya ve ülkemizin, barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğunu belirterek,  Kıbrıs sorununun çözümü ve barışın kökleşmesi için kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.
Her iki toplumdaki milliyetçi ve şoven  hareketlerden yararlanan emperyalist güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahalelerinin bir sonucu olan Kıbrıs sorununun yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildiğine dikkat çeken BKP Merkez Yürütme Kurulu, tüm barış ve demokrasi güçlerinin birinci önceliğinin erken çözüm ve 45 yıllık bölünmüşlüğün sonlandırılması olduğunu vurguladı.
“Dünyanın jandarmalığına soyunan küresel terörist ABD, petrol uğruna yaptığı katliamlarla küreselleşme, neo-liberalizm ve kapitalizmin yüzünü açıkça ortaya sermektedir. ABD ve diğer müttefiklerinin, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Yemen, Filistin ve diğer bölge ülkelerine yaşattığı dram, bugüne dek yaptıklarının ve bundan sonra yapabileceklerinin somut delilidir” diyen BKP Merkez Yürütme Kurulu,  yerel ve evrensel barış güçleri ile birlikte hareket ederek, emperyalist savaşlara ve kapitalist sömürüye karşı mücadeleye etmeye ve savaşa karşı barış, sömürüye karşı savaş şiarını ileriye taşımaya devam edeceklerini vurguladı.
BKP Merkez Yürütme Kurulu, BKP’nin, özgürlük ve barış için mücadele eden bütün dünya halkları ile dayanışmasını ve barış mücadelesini kararlı bir şekilde sürdüreceğini vurguladı.

İzcan: UBP- HP hükümeti Maraş konusunda milliyetçilik ve fanatizm batağına saplanmıştır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Maraş konusunda yürütülmekte olan propaganda çalışmalarının gerçeklerle bağdaşmayan, Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarını korumayan, topluma ekonomik ve siyasi sıkıntı getirecek, hayata geçirilmesi imkansız bir politika olduğunu vurguladı.

“Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın kırkı aşkın gazeteci ile envanter çalışması yapıyoruz diyerek Maraş sokaklarında dolaşması, Kıbrıs Rum toplumunu tahrik etmekten öteye gitmez” diyen İzcan, “ Bu politikalar Kıbrıs Türk toplumunu yalnızlaştıracak ve Kıbrıs sorununun çözümüne hiçbir katkı yapmayacaktır” dedi.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BM Güvenlik Konseyi’nin 550 ve 789 sayılı kararlarının Maraş’ın iskana açılmasını yasakladığını, Denktaş- Gipriyanu arasındaki 79 Doruk antlaşması ise Maraş’ın BM şemsiyesinde yasal sahiplerine iadesini karar altına aldığını vurgulayarak, “ Bu kararlara uygun davranılması şarttır. Maraş’ın Güven artırıcı önlemler kapsamında, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacak şekilde BM zemininde iskana açılıp yasal sahiplerine iade edilmesi en doğru politikadır” dedi.

“Türkiye’deki AKP hükümetinin Kıbrıs’taki temsilcileri aracılığı ile hayata geçirdiği şantaj siyaseti, doğal gaz ve diğer stratejik çıkarlarla ilgilidir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Türk toplumunun rehine olarak kullanılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

“UBP- HP hükümeti ekonomik kriz karşısında çözüm üretememesi nedeniyle toplumun hassas olduğu konuları tahrik unsuru olarak kullanarak, milliyetçilik ve fanatizm batağına saplanmıştır” diyen İzcan,  halkımızı bu oynan oyun karşısında uyanık olmaya çağırdı.

Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nden Av Konusunda Basın Bildirisi: Av Tamamen Yasaklanmalıdır

By Nazen Şansal

2 (1)

2 (1)

Geçtiğimiz yıllarda, Hayvan Refahı (Değiliklik) Yasası çalışmaları, hayvan deneylerine karşı girişimler, yangın helikopteri eylemi, sahillerde çöp temizliği, barınaklarla ilgili eylem ve etkinlikler yapan, Baraka olarak da bileşeni olduğumuz Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi, avcıların son eylemi ve siyasilerin tutumu ile ilgili bir açıklama yaptı. “Hükümet, hayvanları yaşatmaya çalışanların taleplerini yıllardır görmezden gelirken, hayvanları öldürenlerin taleplerini kolayca kabul edebilmektedir. Muhalefet ise Hayvan Refahı Yasası’nda olduğu gibi sözde hayvan sever görünmekte ancak avın hiç açılmaması, tamamen yasaklanması için gereken politikaları üretmemektedir.”  Av Tamamen Yasaklanmalıdır Milli parkları talan edilen, ormanları kül olan, dağları oyulan, gölleri kurutulan, denizleri petrolle dolan ülkemizde doğal yaşam zaten büyük bir tehdit altında, pek çok hayvan türü yok olmakta. Avcılık kültürü ise bencilliği, güçlünün zayıf üzerindeki egemenliğini, ataerkil sistemin cinsiyetçi ve türcü kalıplarını beslemekte ve kendi zevki uğruna doğayı feda etmeye yol açmakta. Hal böyleyken her türlü av, doğaya ve ülkemizin geleceğine büyük zararlar verecektir. Ülkesini ve doğayı seven, çocuklarının geleceğini düşünen herkesin ava karşı çıkması ve gerek hükümeti gerekse avcıları ve örgütlerini bu konuda uyarması, duyarlılığa davet etmesi gerekmektedir. Dünya yalnız bizim değil ve doğal ortamında yaşayan hayvanların “spor” veya “hobi” adı altında öldürülmesi katliamdan başka bir şey değildir. Oy hesapları dışında başka bir şey düşünmeyen hükümet ve muhalefet partileri, doğa ve hayvan sevgisinden her fırsatta dem vurmakta ancak şovdan öteye gidemeyerek ortaya ciddi bir icraat veya muhalif bir tavır koyamamaktadır. Hareketimizce hazırlanan ve ülkemizi hayvan haklarında bir nebze olsun ileriye taşıyacak olan Hayvan Refahı Değişiklik Yasası, aradan 2 hükümet geçmesine rağmen halen daha Mecliste bekletilmektedir. Hükümet, hayvanları yaşatmaya çalışanların taleplerini yıllardır görmezden gelirken, hayvanları öldürenlerin taleplerini kolayca kabul edebilmektedir. Muhalefet ise Hayvan Refahı Yasası’nda olduğu gibi sözde hayvan sever görünmekte, avın hiç açılmaması, tamamen yasaklanması için gereken politikaları üretmemektedir. Bizler, tüm hayvan severleri avın yasaklanması konusunda siyasilere baskı yapmaya çağırır, oy değil can düşünen siyasileri ise bu talebimizle yüzleşmeye davet ederiz.  Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi 28/8/2019 2 (2)

İzcan: UBP- HP hükümeti milliyetçi ve şöven söylemlerle yaşanan sorunların üstünü örtmeye çalışmaktadır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin toplumun ihtiyaçlarına cevap vermediğini, halkın hızla fakirleştiğini, güvenlik sorunlarının ve adli vakaların arttığını belirterek, “ UBP- HP hükümeti milliyetçi şöven söylemlerle yaşanan sorunların üstünü örtmeye çalışmaktadır.” dedi.

“ UBP- HP hükümetinin, Maraş konusu ve Doğu Akdeniz’deki gaz konusunda ortaya koydukları şöven ve uzlaşmaz tavırların amacı toplumu uyutarak Kıbrıs sorunun çözümsüz kalmasını sağlamaktır” diyen İzcan, çözümsüzlüğün güvenlik, nüfus, eğitim, sağlık ve ekonomide yaşanan sorunların hızla artmasının ana kaynağı olduğunu vurguladı.

Statükocu Siyasi parti, sivil toplum ve sendikaların kendi partisel, zümresel çıkarlarını korumak adına toplumsal çıkarları göz ardı etmesinin yaşanan çöküşün nedeni olduğunu belirten İzzet İzcan, “ Barış ve demokrasi mücadelesi veren tüm örgütler bir araya gelip ortak mücadele zeminini oluşturmadığı sürece güvenlik, nüfus, eğitim ve sağlıkta yaşanan  temel sorunlar çözülemez ve barış, çözüm ve demokrasi mücadelesinde başarılı olunamaz” dedi.

“Birleşik Kıbrıs Partisi emek, demokrasi ve barış mücadelesinin tek kurtuluş yolu olduğuna inanır” diyen İzcan, “Mücadeleyi parçalara bölerek başarılı olunamaz. Mücadelenin başarıya ulaşması için  tüm demokrasi ve emek güçlerinin en geniş demokratik birliği sağlayarak ortak mücadele vermesi şarttır” dedi.

“ Birleşik Kıbrıs Partisi’nin demokrasi, barış ve emek mücadelesi veren örgütlere çağrısı vakit kaybetmeden farklılıkları bir kenara bırakarak bir araya gelmeleridir” diyen İzcan, kurtuluşun ortak mücadeleden geçtiğinin altını çizdi.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan 27.08.2019 salı ( Yarın) saat 08.30 ‘da Kanal Sim’de Soyalan’ın sunduğu programa katılarak gündemdeki son gelişmeleri değerlendirecektir.

Hayır, Beni Terk Edemezsin!- Zekiye Şentürkler

By Şifa Alçıcıoğlu

argasdi foto

Çocukluğumuz bize ne anımsatır? Peki içimizdeki çocuktan kaçış yolu var mı? Yoksa büyüdük diye içimizdeki çocuğa sahip çıkmayacak mıyız? Argasdi'nin 55. sayısında Zekiye Şentürklerin kaleminden çıkan makalemizi okuduktan sonra  içinizdeki çocuğa seslenmeyi unutmayın! Argasdi'ye ulaşmak için gazete bayiilerine, bölgenizdeki Khora Kitabevlerine ve Baraka Kültür Merkezi Lokali'ne uğrayabilirsiniz... argasdi fotoÇoğumuz bir sabah uyandık ve onun bizi terk ettiğini fark ettik. Çok mu ihmal ettik onu? Çok mu ihmal ettirdiler? Öldürdük mü onu? Öldürmelerine izin mi verdik? Yoksa o mu bizi terk etti? Hiç mi geri dönmeyecek? İzin mi vereceğiz onu bir daha yaşatmamaya? İçimizdeki çocuğa sahip çıkmayacak mıyız! Çek ellerini hain! Geçim sıkıntısı, hayat gailesi, yokluk, yoksulluk gün geçtikçe sınırları zorlarken, insanların tek derdi de haliyle yaşam mücadelesi oldu. Sistem bizlerden sürekli almaya ve karşılığında aldığının iki katını istemeye, hatta kat sayısını gün be gün artırmaya devam ederken bir durup düşünmenin zamanı çoktan geçti. Bize bu oyunu oynayanların bizlerden neler aldığının farkında mıyız? Peki, bizlerden alınanların onların zenginliğine zenginlik kattığının? Onların para hırslarını bizlere enjekte etmişler gibi hiç durmadan çalışan, sosyal yaşamından, aile ilişkilerinden ödün veren, insanlıktan çıkmaya yüz tutan birer robot olmamızı seyrediyorlar. Mesailer uzuyor, evimize gelemiyor, çocuğumuzu göremiyoruz. Kazandığımız, ihtiyaçlarımıza yetmiyor, yoruluyoruz, sinirlerimiz yıpranıyor, eşimize dostumuza çatıyoruz. İhtiyaçlarımızı bile karşılayamazken işten arta kalan vakitlerde evlerimize hapsoluyor arkadaşlarımızla iki tek atamıyoruz artık. Sistem ruhumuzu çürütüyor, maddi-manevi bizi sömürüyor, yaşama istencimizi, heyecanımızı emiyor. Bizim neşemizin, heyecanımızın, saflığımızın, öğrenme isteğimizin, küçük mutluluklarımızın, gereksiz alınmalarımızın, zamansız ağlamalarımızın, sonu gelmez inatlarımızın ve kocaman kahkahalarımızın yapı taşı olan içimizdeki çocuğun boynuna ellerini dolamış her an biraz daha sıkıyorlar. O zaman onu öldürmeden “çek ellerini hain” demek için harekete geçme zamanı. Sermayenin içimizdeki çocuğu bastırıp sesini kısmasına engel olalım. İçimizdeki çocuğun boğazındaki elleri gevşetmek, onun çıkarmak istediği değişik sesleri özgür bırakmak, sistemin ona söyletmek istediklerini değil de kendi haykırmak istediklerini ona söyletmek bizim elimizdedir. Bırakalım da içimizdeki çocuk kendi hayallerini gerçekleştirmek için yaşasın. Onu başkalarının beklentileri için öldürmeyelim. Güzel saklayalım, güzel büyütelim içimizdeki çocukluğumuzu. Dünün çocukları belki bugünün ana babaları olarak da önemlidir içimizdeki çocukla olan bağlarımızı koparmamak. Zira Doğan Cüceloğlu’nun İçimizdeki Çocuk adlı kitabında da söylediği gibi; "Her normal, sağlıklı insanın içinde değişik sesler vardır. Bu sesler içimizdeki çocuğun dünyasını dile getirdikleri kadar içimizdeki ana babanın da dileklerini dile getirirler. Eğer birey sağlıksız bir aile ortamında büyümüş ve bu nedenle doğal gelişimini tamamlayamamışsa, İç Çocuğun sesi zayıf olacaktır. Bazı durumlarda İç Çocuk o kadar utanca boğulmuştur ki, sesi artık duyulmaz hale gelmiştir. Duyulan tek ses içteki ana-babanın otoriter sesidir." Hey sen! Elma dersem çık armut dersem çıkma İçimizdeki çocuğu yeniden yaşatmak için çabalayalım. Çünkü o olmadan yeni kazanımlar için mücadeleyi sürdüremeyiz. Asla vazgeçmemek gerektiğini içimizdeki çocuk söyler bize mesela. Yeni yürümeye başlayan bir çocuğu düşünelim. Tüm zorluklara rağmen zafere ulaşana kadar asla vazgeçmez. İlk başlarda yapamasa da kolayca yılmaz, ne kadar sert düşerse düşsün tekrar dener ve başarana kadar mücadeleyi hiç bırakmaz. Ve sonunda yürüyebildiğinde elde etmiş olduğu zafer, hayatındaki en büyük değişimlerden biri olur. Örgütlenmeyi de içimizdeki çocuk hatırlatır bize. Örneğin bir çocuk yalnız olmayı sevmez çünkü o kadar güzel değildir oynamak tek başına. Oyuncağını paylaşıp arkadaşıyla konuşturmak daha zevklidir, birlikte resim çizmek daha öğretici ya da beraber çığlık atmak daha yüksek ses çıkarmaktır. Yani örgütlü kötülüğün karşısında iyiliği örgütleyerek başka bir dünya için mücadeleden asla vazgeçmememizi sağlayacak yegâne aracımız içimizdeki çocuğun elinde. İşte tam da bu yüzden gelin artık armut demekten vazgeçelim içimizdeki çocuğa. Özgür bırakalım onu. Sistemin zindanından çıkaralım ki bizler de sistemin çarkını döndüren bir aparat olmaktan kurtulalım. Kıralım zincirlerimizi. Yeniden merak edelim, soralım, sorgulayalım; neden bu düzen böyle, bunu değiştirmek için ne yapmalıyım? Kendi doğrularımız için mücadele edelim, yanlışlarımızdan öğrenelim, eleştirilelim ki başka bir dünyayı mümkün kılalım. Yeniden ilk denemelerimizi yapalım, olmasın, tekrar yapalım, üretelim, ürettikçe var olalım. Biri yap dedi ya da yapma dedi diye değil, biz doğru olduğuna inandığımız için yapalım, kendimiz için değil herkes için yapalım. Saf ve temiz düşünelim, bizleri sömürdükleri, ezdikleri ve yordukları için biz de etrafımızdakilere aynısını yapmak yerine birlik olalım ve mücadele edelim onların kötülüklerine karşı. Hadi ne duruyoruz bağıralım o zaman hep birlikte; elma! İşte orada! Kocaman lunapark ve rengârenk ışıklar! İçerisinde bulunduğumuz karanlık dünyayı hem kendimiz hem de geleceğimiz olan çocuklarımız için rengârenk ışıkları olan kocaman bir lunaparka çevirmek bizlerin elinde. Kötülüğün karşısına kocaman bir iyilik örgütlemek birlikte olunca, heyecanına, isteğine ve merakına sahip çıkınca hiç de zor değil aslında. Tutalım elinden içimizdeki çocuğun ve görelim neler yapabileceğimizi. Unutmayalım; çıkamaz çocukluğundan kimse!   “Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Kardeşliğimiz bundandır Mavi sularla binlerce yıl.   Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse Bundandır inanmamamız Kocaman bombalara.”   Fazıl Hüsnü Dağlarca – Dört Yapraklı Çiçek      

İzcan: Türkiye’deki AKP MHP iktidarının baskı ve şiddet politikalarını kınar, demokrasi kavgası veren Türkiye haklarına en geniş dayanışmamızı vurgularız.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Türkiye’deki AKP- MHP iktidarının Diyarbakır, Mardin ve Van Belediyelerine kayyum atanmasını ve ardından direniş gösteren sivil halka uygulanan polis şiddeti ve zulmünü kınadıklarını ve demokrasi mücadelesi veren Türkiye halkları ile en dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak, “ Türkiye’de MHP destekli AKP iktidarı kendi halkına zulüm eden faşist bir diktatörlüğe dönüşmüştür” dedi.

“ Kendi halkının iradesine saygı duymayan AKP iktidarı baskı ve zulüm uygulayarak halk iradesini hiçe saymaktadır” diyen İzcan, Halkların Demokratik Partisi ve diğer demokrasi güçlerinin verdiği demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesine destek verdiklerini ve Türkiye halklarıyla dayanışma içerisinde olduklarını ifade etti.

“ AKP iktidarı uyguladığı baskıcı yöntemlerle Türkiye’yi iç savaşın eşiğine getirmiş, Sünni İslam yayılmacı terör örgütlerine verdiği destekle de dış politikada saygınlığını yitirmiş bir iktidar haline gelmiştir” diyen İzcan, “ Kıbrıs’ın Kuzeyinde hükümet edenler ve parlamentoda bulunan partiler Ankara’ya biat etme yarışına girerek ne umut etmektedirler. Kendi halkına böyle bir zulmü uygulayan bir iktidarın sizin halkınıza merhamet edeceğini mi düşünüyorsunuz ” diye sordu.

Barış, demokrasi yanlısı olduğunu iddia eden bazı parti ve sivil toplum örgütlerinin sessiz kalarak Türkiye’de yaşanan zulüm ve baskıya ortak olduklarını ifade eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Kıbrıs’ın Kuzeyindeki demokrasi güçleri, sivil toplum örgütleri ve sendikalara çağrımız kendi partisel, zümresel ve kişisel çıkarlarını korumak adına büründükleri sessizlikten bir an önce uyanmaları ve üzerlerindeki ölü toprağını atarak Türkiye halkları ile dayanışma içerisinde demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmeleridir. Türkiye demokratikleşmeden, özgürleşmeden Kıbrıs’ın kuzeyinin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi mümkün değildir” dedi.

 

Baraka Kültür Merkezi’nden Özerk Tiyatro Talebi ve Yaşar Ersoy’a Destek

By Nazen Şansal

2

2

Baraka Tiyatro Ekibi, Devlet Tiyatroları önünde sokakladığı bir oyun ile özerk ve özgür tiyatro talebini dile getirdi. Sol Anahtarı elemanlarının da yer aldığı müzikli oyunda, özgürce şarkı söyleyen gençler, siyasi atama olan yasakçı bir müdürün sansürüne ve baskısına maruz kalarak sanatlarını diledikleri gibi yapamaz hale geldiler. Ardından, oyuncular Ataol Behramoğlu’nun “Bu Yangın Yerinde” isimli şiirini okudu. Tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a destek Oyun sonrası, Baraka aktivisti Nazen Şansal tarafından yapılan açıklamada, Devlet Tiyatroları’nın hükümetlerin değil halkın değerli bir kurumu olduğu vurgulanarak, siyasi atama ile yönetilmesine, yasakçı ve baskıcı zihniyetlere,  özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş-geçmiş hükümetlere ve tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a hadsizce dil uzatanlara “TEPKİ” gösterildi.

1

Basın açıklamasının tam metni şöyle: Burada bir yangın yerinin yanı başındayız şimdi… 20 yıl önce kül olan Devlet Tiyatrosu’nun yanındayız! 20 yıldır sahnesizliğe mahkum edilen, siyasi hesaplarla, kişisel çıkarlarla istisnasız her hükümet döneminde müdahale edilen, her şeye rağmen inatla üreten tiyatro sanatçılarının ve emekçilerinin yanındayız. Çünkü Devlet Tiyatrosu, kendi politik görüşüne göre müdür atayıp burayı yönetmeye soyunan, kendini “patron” ilan eden başbakanların, kültür bakanlarının değil, halkın bir kurumudur.  Nereli olduğu veya nereden geldiği fark etmeksizin, halkların kardeşliğine kucak açmalı ve hizmet etmelidir. Biz tiyatro severler olarak tiyatromuzun, küllerinden yeniden doğmasını arzuluyoruz. Ama nasıl? Özerk olarak, özgür olarak… Atanmış siyasilerin değil, sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin kolektif kararlarıyla yönetilmesini istiyoruz. Tüm sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin geleceği garanti altında, güvenceli çalışabilmesini ve böylece kimsenin baskısına maruz kalmadan özgürce üretebilmesini istiyoruz. İşte bu nedenle; Yıllardır Özerk Tiyatro Yasası yapmayan tüm hükümetlere tepkimizi gösteriyoruz! Halkın yanında görünüp, sanatın özgürlüğünden bahsedip Devlet Tiyatrolarını aynı yapısal sorunlarla baş başa bırakan CTP-TDP-HP-DP dörtlüsüne tepkimizi gösteriyoruz! Evrensel olan ve ifade özgürlüğünü de içeren sanatı sadece kendi dar çerçevesinden gören milliyetçi, gerici, baskıcı, yasakçı, sansürcü Ulusal Birlik Partisi’ne ve ırkçı, bölücü Yeniden Doğuş Partisi’ne tepkimizi gösteriyoruz! Sanatın özgürlüğüne, yani özüne, varlık sebebine el uzatanlara; bu halkın yetiştirdiği en değerli sanatçılarımızdan Yaşar Ersoy ustaya hadsizce dil uzatanlara tepkimizi gösteriyoruz! 3 4 5 6  

Eski Sokak Eski Çocukluk- Sezgin Keser

By Şifa Alçıcıoğlu

yakantop

Argasdi'nin 55. sayısıyla çocukluğunuza uzanmaya ne dersiniz? Syakantopezgin Keser'in kaleminden "Eski Sokak Eski Çocukluk"... Hayat her canlının yaşadığı bir süreçtir. Başlar, ilerler ve biter. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde, iyi ya da kötü koşullarda, bazılarımızın sadece kendi için, bazılarımızınsa kendinden çok başkaları için yaşadığı, durmayan ve değişen bir süreçtir. Yedisinde neysek yetmişinde o olmayız. Çünkü yedisinde içinde bulunduğumuz koşullarla yetmişinde içinde bulunduğumuz koşullar bir değildir. Yedisinde neoliberal politikaların kıskacında varlığını sürdürmeye çalışan bir ada ülkesindeyken yetmişinde sosyalizmin yaşandığı bir ada ülkesinde olabiliriz. Bugün toplu ulaşımın sağlanması kavgasını verirken, elli yıl sonra uzay ve zaman yolculuklarına tanık olabiliriz. Değişim kaçınılmazdır. Nerede o eski bayramlar, bizim zamanımızda çocuk olmak başkaydı gibi hasret ve sitem içeren sözlerimiz, bir yandan değişimin kaçınılmazlığını bir yandan da geçmiş ve bugünün karşılaştırmasını yaptığımızı gösterir. Geçmişle bugün arasında yaptığımız karşılaştırmada, belki eskiden sahip olduklarımıza, yaşadıklarımıza duyduğumuz özlemden, belki de bugünkü değişime ayak uyduramayışımızdan geçmişin daha iyi olduğunu düşünürüz. Mesela eskiden çocuk olmakla bugün çocuk olmayı ele alabiliriz. Özellikle 90’lar çocukluğunun ardından 2000’li yıllarla çocukların yaşantısında büyük farklılıklar olmuştur. Son 20 yıl içinde artan dijitalleşme ve sanal yaşam çocukların bilgisayar, telefon, tablet gibi araçlarla sayısız sanal oyunlara ve sınırsız bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Evinde otururken istemediği kadar oyuna sanal ortamdan ulaşan bir çocuk için sokakta oyun oynamak uzak bir seçenek haline geldi. 80’li, 90’lı yıllarda okul sonrasında sokağa çıkılır ve akşam hava kararana kadar saklambaç, seksek, körebe, yakar top gibi oyunlar oynanırdı. Günümüz çocuklarının sahip olduğu sanal oyun araçlarının yerine bilye, yo-yo, topaç, sevdiğimiz çizgi karakterlerin figürlerinin üzerinde olduğu taso gibi eşyalar eski yılların oyun araçlarındandı. Sokak sadece çocukların yaşamında değil yetişkinlerin yaşamlarında da büyük etkiye sahiptir. Yaşadığımız mahallede sokaktaki yaşamı ne kadar canlı tutarsak o mahallede birlikte yaşadığımız insanlarla komşuluk ilişkilerimiz o kadar gelişir, dayanışma ruhumuz güçlenir ve kolektif olarak bir şeyler yaratmanın keyfini yaşarız. Sokakta oynayan çocukların varlığı sadece o çocukları yalnızlaşmaktan kurtarıp arkadaş edinmelerini sağlamaz, o mahalle sakinleri için de samimi bir yaşam ortamı yaratır. Dolayısıyla eski çocuklukları bugünün çocukluğundan daha çok sevmemiz 90’ların sonuyla sokaktaki hayatın azalıp, evlerde ve kapalı mekanlarda kendimize dönük bir yaşam şeklinin etkin olmaya başlamasındandır. Çalışma saatlerinin uzadıkça uzadığı, evlerimizi sadece geceleri yatmak ve dinlenmek için kullandığımız bir dönemdeyiz. Küçük yaştan çocukları akademik kariyere hazırladığımız, sadece anne babaların değil çocukların da günlük sekiz saat mesai yaptığı bir düzen içerisinde kendine dönük bir yaşama yöneldiğimiz koşullarda, çocukların sokaklarda edinilen arkadaşlık, kardeşlik bağlarının oluştuğu, düşe kalka yaralar bereler içinde öğrendiği ve eğlendiği günlerin bizler için nostalji olarak hatırlarımızda kalması kaçınılmazdır. Çocukların sokaktan uzaklaşmalarındaki tek etken teknolojik gelişmeler değildir, mahallelerde oyun alanlarının kalmaması da bir etkendir. Eskiden top oynadığımız boş arsalar artık sermayenin kar hırsının kurbanı durumunda. Her yer asfalt yollar, evler, apartmanlarla doldurulmuşken, yeşil alanlar yaratılmazken çocukların güvenli bir şekilde oynayabilecekleri parklar yok derecede azdır. Hatta insanların bir araya gelebileceği, çocukların birlikte eğlenebileceği parklar bile bütün günün koşuşturmasının yarattığı bıkkınlığı yaşayan yetişkinler tarafından mahallelerde istenmez olmuştur. Hal böyleyken, sabahtan akşama çalışan bireylerin, çocuklarını, güvende hissetmedikleri sokaklara bırakmamaları, aile büyüklerine emanet etmeleri, özel kreşlere göndermeleri daha akılcı görünebilir. Teknolojik gelişmeler, çocukların sokaktan uzaklaşmasının, bireyselleşmesinin, yalnızlaşmasının sebeplerinden biriyken bir yandan da bu gelişmelerin doğru oranda ve şekilde kullanıldığında çocukların gelişimine büyük faydalar sağlayabileceğini de gözden kaçırmamak gerekir. Sanal ortamın yarattığı bilgiye kolay erişim, daha hızlı öğrenebilen çocukların yetişmesini sağlıyor. Tabletlerle, telefonlarla, bilgisayarlarla daha fazla uyaranla karşılaşan çocukların algısı daha açık oluyor ve birden fazla şeyle ilgilenen çocuğun zekası ve becerisi de artıyor. Çocukluğunu 2000’lerden önce yaşayanların her oyun için farklı materyalleri vardı; bugün ise çocukların sahip oldukları teknolojik cihazlarda becerilerini geliştirebilecekleri, yeteneklerini keşfedebilecekleri sayısız oyun ve program bulunmakta. Her dönemin koşullarının farklılığı dönemsel olarak çocuklukların da birbirlerinden farklı olmasına yol açmaktadır. Günümüzün 80’lere, 90’lara göre değişen ekonomik, politik ve kültürel koşulları eski zamanlardaki sokak hayatını yok etse de çocukların ileri teknolojinin esiri olmadığı, tam gün akademik eğitimle boğulmadıkları, sosyal varlıklar olan biz insanların ihtiyaç duyduğu başka insanlarla etkileşimini, dayanışmayı deneyimleyerek öğrenebilecekleri alanların oluşturulması günümüz çocukluğunu da keyifli, değerli ve hatırlanır kılacaktır.  

Baraka’dan Devlet Tiyatroları Önünde TEPKİ Oyunu

By Nazen Şansal

görsel

Baraka Kültür Merkezi olarak, Özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş geçmiş hükümetlere, sanata yasak koyan Devlet Tiyatroları müdürüne ve onu atayan baskıcı zihniyete TEPKİmizi gösteriyoruz! Bu amaçla 22 Ağustos Perşembe saat 18.00’de Devlet Tiyatroları önünde (Okullar Yolu) kısa bir oyun ve şiir sokaklayacağız. Tiyatroya gönül veren tüm sanatçılar, sanatın özgürlüğüne inanan tüm halkımız ve duyarlı örgütler davetlidir.

görsel

   

13. Baraka Yaz Kampı Gerçekleştirildi

By Kamil İpçiler

67840485_2711948248815534_482600632960679936_n

Baraka Kültür Merkezi tarafından bu yıl 13.sü düzenlenen yaz kampı Tatlısu’da (Akatu) gerçekleştirildi. 2-4 Ağustos tarihleri arasında, Tatlısu Belediyesi tarafından işletilen Zambak Tatil Köyü’nde Baraka aktivistlerine ve dostlarına açık olarak düzenlenen çadır kapmında, tüm yıl boyunca yaşanan yoğunluk ve yorgunlukların ardından katılımcılar bir yandan hep birlikte dinlenip eğlenirken diğer yandan da yeni bir üretim ve mücadele sürecine hazırlanmak için enerji depoladılar.
Baraka Tiyatro Ekibi tarafından yapılan tiyatro atölyesinden Sol Anahtarı Müzik grubunun konserine; satranç ve tavla turnuvalarından spor oyunlarına değin bir dizi etkinliğin yeraldığı 2 günlük çadır kampında ayrıca “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki” konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirildi. 67428810_2709048875772138_4744532771391668224_n 67523906_2709048785772147_2251227827120635904_n 67697339_2709048665772159_6512989210536837120_n 67840485_2711948248815534_482600632960679936_n 67931796_2709048605772165_935731987769982976_n

Baraka Tiyatro Ekibi: Baskılar Bizi Yıldıramaz!

By Şifa Alçıcıoğlu

_DSC0321

_DSC0321Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu’nun yeni sezonunda, yazar ve yönetmenliğini tiyatro sanatçısı Yaşar Ersoy tarafından yapılması planlanan “Yangın Yerinde Kabere” isimli oyunun, yeni atanan devlet tiyatrosu müdürü tarafından yasaklanması bizlere bir kez daha göstermiştir ki siyasi atamalarla yapılan bu görevlendirmeler olduğu sürece baskıcı ve sansürcü sorunlar yaşanmaya devam edecektir. Esas yapılması gereken, devletin tiyatrosunun özerk bir yapıya kavuşturulmasıdır.
Baraka Tiyatro ekibi olarak, ihtiyaç duyduğumuz her anda desteğini yanında hissettiğimiz, gerek atölye çalışmalarımızda gerekse oyun zamanlarında engin tecrübesini ve kıymetli zamanını bizlere ayıran usta oyuncu Yaşar Ersoy’un yanında olduğumuzu bir kez daha yinelemek isteriz. Ekibimizin kapıları sanata, sanatçıya ve Yaşar Ersoy gibi yıllarını bu mücadeleye ayırmış bir üstada her zaman açıktır.
Yıllardır yaşanan politikalar göstermiştir ki baskı ve sansür korkunun ürünüdür. Ülkemizde son yıllarda yaşanmaya başlanan kitap yasaklama, tiyatroya sansür gibi konular muhafazakar ve yasakçı zihniyetin şekil bulmuş halidir. Korkuyorlar, toplumsal olayları mizahi dille anlatan oyundan korkuyorlar, sanatın değiştirme gücünden korkuyorlar! Yaşar Hocamızın da dediği gibi “ sanatın evrensel gücü, onu sınırlamaya çalışan her türlü politikadan daha güçlüdür”
Devlet Tiyatrolarının özerk bir yapıya bürünmesi gerektiğinin, siyasi atamalar yerine sanatçılar tarafından yönetilmesi gerektiğinin altını bir kez daha çizerken, sanatın ve tiyatronun bir özgürleşme aracı olduğunu da hatırlatırız. Baskılar bizi yıldıramaz!
Baraka Tiyatro Ekibi (a)
Şifa Alçıcıoğlu

İzcan: Sanata zincir vurmak mümkün değildir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarında sanatçılardan oluşan “ Repertuar Kurulunu” lav etmesi, 15 Ağustos 2019 tarihinde provalarının başlayacağı “ Yangın Yerinde Kabare” oyununun sakıncalı bulunarak yasaklanmasının, yasakçı ve sansürcü zihniyetin göstergesi olduğunu vurgulayarak kabul edilmez olduğunu belirtti.

Sanat baskıcı rejimlerde sisteme karşı başkaldırıyı, özgürlüğü, demokrasiyi temsil eder.

“ Sanat baskıcı rejimlerde sisteme karşı başkaldırıyı, özgürlüğü, demokrasiyi temsil eder” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Suya sabuna dokunmayan ısmarlama oyunlar düzenleyerek sanat icra etmek mümkün değildir” dedi.

“Statükocu politikacıların sanata zincir vurma çabası aslında toplumu rehin tutma siyasetinin devamıdır” diyen İzcan, “ Yaşananlar ülkemizde demokrasinin olmadığının bir şamar gibi yüzümüze çarpmasıdır” dedi.

Aldığınız bu çağdışı kararı düzeltin.

UBP- HP hükümetine aldıkları bu çağ dışı kararı düzeltme çağrısında bulunan İzzet İzcan, “ Sanat ve düşünceye konan yasaklar karşısında toplumun tüm duyarlı kesimlerinin aktif biçimde tavır koyması kaçınılmazdır” dedi.

 

 

 

Çocuk Edebiyatı Üzerine Düşünceler ve Tavsiyeler- Nazen Şansal

By Şifa Alçıcıoğlu

dragon-kitap-kiz-cizim

Argasdi'nin 55. sayısından "Çocuk Edebiyatı Üzerine Düşünceler ve Tavsiyeler" isimli makaleyi Nazen Şansal'ın kaleminden sizlerle buluşturuyoruz. Yazı; çocukların tablet, kitap döngüsünde yaşadıklarını sorgularken, acaba ne okutsak ne okutmasak diyen ebeveynlere de güzel tavsiyelerde bulunuyor. Argasdi'ye Baraka Kültür Merkezi lokalinden, bölgenizdeki Khora Kitabevlerinden, gazete bayiilerinden ve argasdi2006@gmail.com adresinden de ulaşabilirsiniz. 14-Kedisine-kitap-okuyan-çocuk Çocukluk çağı, yaşam boyu sürecek olan pek çok alışkanlığın başladığı bir süreç... Bu dönemde her ebeveynin çocuğuna aşılamayı arzuladığı, bu amaçla çeşitli yöntemler denediği, kah başardığı kah başaramadığı bir alışkanlık var ki küçük yaşta edinilmesi insanı, yaygınlaşması ise toplumu değiştirebilir; kitap okumak...Bu satırların yazarının bir edebiyat sever olmakla birlikte, pedagog veya eğitimci olmadığını ancak çocuk yetiştirirken ona sunacağı neredeyse her şeyi -ateşi çıkınca içireceği Calpol'a kadar- önce kendi deneyimleyen bir kişi olarak, öznel değerlendirmesini okurla paylaştığını baştan belirtelim. Bırak o tableti de biraz kitap oku! İçinde yaşadığımız ileri teknoloji çağında, sadece çocukların ve gençlerin değil, her yaştan kişinin vaktinin önemli bir kısmını telefon, tablet, bilgisayar gibi araçlarla geçirdiği hepimizin malumu ve kanımca bu çağın gerekliliğidir. Çocukların, oyun ve iletişim amaçlı kullandıkları telefon ya da tabletleri ellerinden bırakıp kitap okumalarını söylemek ise biz yetişkinlerin acizliğidir. Zaten hiçbir sonuç vermediği de aşikardır. Homo ludens (*), gerçek veya sanal alemde oynayacaktır, oynamalıdır da... Unutmayalım ki bugün kitap dediğimiz, bilgi, anlatı ya da edebiyat aracı, bir zamanlar kil bir tabletten ibaretti. Bazılarımız hatırlayacak ki televizyon yaygınlaştığında radyonun ve kitabın biteceği sıklıkla yazılır, söylenirdi. Oysa öyle olmadı... Kitaplar, kendilerinden başka herhangi bir şeyle mukayese edilmeye ihtiyaç duymadan hala hayatımızdalar. Belki gelecekte şekil değiştirip yine bir tür tablete dönüşecekler ama ne iyi ki hayatımızdan kolay kolay çıkmayacaklar.Doğaları gereği merak ve keşif duygusuyla dolup taşan çocukların, nitelikli çocuk edebiyatı eserleriyle buluşmasının koşulları yaratıldığında ise tarihe karışan kitap değil, oyun tableti olacaktır. Calpol'un tadına bakmak Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmanın, örnek olmaktan, onu kitap edinebileceği kitabevlerine ve kütüphanelere götürmek veya kitaplar alıp evde görebileceği yerlere bırakmak gibi pek çok yolu vardır elbet. Her ebeveynin ve çocuğun yöntemleri, ilgi alanları, kitap beğenisi, dolayısıyla okuma serüveni birbirinden farklıdır. Bu serüvende en önemli noktalardan biri çocuğu iyi bir edebiyatla buluşturabilmektir. İyi bir çocuk edebiyatı, ona yaşam boyu sürecek derin bir dostluğun kapılarını aralarken, kötü kitaplar bu arkadaşlığı daha başlamadan hazin bir sonla bitirebilir. Yetişkinlere düşen çok önemli bir sorumluluk; çocuklarımızın yaşlarına, ilgi alanlarına, dil gelişimlerine, sosyal ve kültürel çevrelerine uygun kitapları seçmelerine yardımcı olmaktır. Bu sebeple bir nebze olsun çocuk edebiyatından anlamalı ve Calpol'u çocuğa içirmeden önce tadına bakmalıyız. Çocuk edebiyatından beklentimiz Çocuk edebiyatı; çocuğun gelişim özelliklerini dikkate alan, onların hayal dünyalarına hitap eden, anlama, kavrama ve yorumlama yeteneklerine katkıda bulunan, onları eğlendiren yazılı ve sözlü eserlerin bütünüdür. Kullanılacak edebi metinler çocuğu biçimlendiren, onu nesne olarak görmeyen, insan yerine koyan ve yaşadıklarını, kaygılarını anlatan, kendini anlatabilmesine köprü oluşturabilecek nitelikte olmalıdır. Çocuğa verilecek metinlerdeki dilin, ana dilin zenginliklerini, imkanlarını yansıtacak yeterlilikte olması gerekir. İyi bir çocuk edebiyatının yalnızca eğitici ve öğretici olması yeterli değildir; aynı zamanda onun edebi değer taşımasına, estetik zevk ve düşünce içerisinde kaleme alınmasına ihtiyaç vardır. (**)

dragon-kitap-kiz-cizim

Öğreten adam ve oğlu Leman dergisi okurlarının hatırlayacağı gibi Kaan Ertem'in "Öğreten adam ve oğlu" başlıklı bir köşesi vardı. Baba, oğluna "Bak evladım" diye başlayan çeşitli hayat dersleri verir, uzun uzun anlatır, oğlu ise sessizce dinler, bir şey diyemezdi. Ama kafasının üzerindeki baloncuktan anlardık ki, bundan çok sıkılıyor, babasını gerçekte dinlemiyor hatta dalga geçiyordu. Çocukların kendilerine doğrudan öğretilemeye çalışılan şeylere tepki gösterdiklerini herkes gözlemlemiştir. Bu sebeple çocuk kitaplarında eğitici ve öğretici olma kriterini aramamak hatta didaktik kitaplardan özellikle kaçınmak gerekir. Bir kitabın sayfalarının arasında kaybolmak, başka dünyalara yelken açmak inanılmaz bir özgürlüktür ve eğitim ya da öğüt verme kaygısı bu çocuksu özgürlüğün önüne geçmemelidir. Ne okutsak, ne okutmasak? Masalların genelde yetişkinlere hitap ettiği, kadın-erkek ilişkilerini ön plana aldığı ve şiddet içerdiği; kısaltılmış klasik romanların ise orijinalinin ana fikrini ve sanatsal derinliğini her zaman yansıtamadığı dikkate alınarak onlarca çocuk edebiyatı türü içinden seçimler yapılabilir. Son yıllarda sevilen fantastik veya bilim kurgu türleri, çocuğun gerçeklikten kopacağı gibi bir endişe duymadan tercih edilebilir. Çünkü çocuklar gerçekle oyunu kolayca ayırabildikleri gibi kitabın kurgu dünyasıyla kendi gerçekleri arasında çok hızlı bir geçiş yapabilme becerisine sahiptir. Çizgi romanlarda özellikle dikkat edilmesi gereken ise yaşa uygunluk ve şiddetin dozajıdır. Çocuğun kitabını sevdiği bir yazar, tarzını ya da çizimlerini beğendiği bir yayınevi varsa mutlaka takip edilmeli, diğer kitapları da edinilmelidir. Bütün bunlardan ayrı olarak bilhassa bazı çocuk kitaplarının çocuğu bir tüketim unsuru olarak kullandığı ve çocuklar üzerinden ticari kaygılar taşıdığı görülmektedir. Popüler filmlerin veya bilgisayar oyunlarının konu edildiği bu gibi kitaplar zaten çocuk edebiyatı anlamında bir nitelik de taşımamaktadır. Çocuğu eğlendiren, ona hayal kurabileceği alanlar yaratan, onu yaratıcı düşünmeye sevk eden amaçlar dışında, edebiyatla verilen ideolojik hedefler çocuğun özne olmasından ziyade onu nesneleştiren bir anlayıştır. Ülkemizde de Hala Sultan, Vakıflar gibi kurumlar aracılığıyla çocuk ve genç yaşta kişilerin, bilimsel olmayan hatta muhafazakarlığa yol açabilecek kitaplarla buluşturulduğu da görülmektedir.   Bu yazının sonuna kadar okuma sabrı gösteren çocuk edebiyatı severlere, binlerce harika kitap arasından birkaç önerim ise şöyle:   - Notabene Yayınları'ndan anti prensesler ve anti kahramanlar serisi, uyanış öyküleri serisi ve genç okurlar için, Sınıfta İsyan Var   - Günışığı Kitapları'ndan Çıtır Çıtır Felsefe serisi   - Ülkemiz yazarlarından Sonay Yakup Yakupsoy'un hayvan özgürleşmesini aşılayan, Sultan ve Uzunayak   - Bu Senin Bildiğin Peri Masallarından Değil, Sheri Radford, Güldünya Yayınları   - Yıldırım Türker çevirisinin keyfiyle Tostoraman, Süpürgede Yer Var mı? ve Nohut Oda bakla Sofa   - Roald Dahl'dan Charlie'nin Çikolata Fabrikası ve Matilda   - Vladimir Tumanov'dan Kraliçeyi Kurtarmak ve Haritada Kaybolmak   - Mıstık Seni Anlamıyoruz (Noktalama İşaretlerinin Öyküsü), Tülin Kozikoğlu   - Rengarenk fil Elmer'in farklılıklar üzerine öyküleri       (*) Akıllı telefonunuza sorunuz!   (**) Türkiye Eğitim Dergisi 2016, Günümüz Çocuk Edebiyatı Yazarları ve Eserleri Üzerine Bir İnceleme, Suat UNGAN, Elif DEMİR  

İzcan: Liderler 3’lü görüşme ve 5’li uluslar arası konferans kararını almalıdır.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan Kıbrıs’ta ayrılıkçı politikalar güden kesimlerin “ Hiçbir modeli dışlamıyoruz” şeklinde yapılan açıklamalarla görüşme sürecini zora sokmaya çalıştıklarını belirterek, BM zemininde yürütülen görüşmelerin  BM kararları temelinde ilerlediğini ve bunun da federal Birleşik Kıbrıs olduğunu vurgulayarak bundan başka yol olmadığını söyledi

İki liderin bunları dikkate alarak kararlı adımlar atmasını talep eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gün yapılmakta olan liderler zirvesinde BM genel Sekreteri Antoni Gutterres’in de dahil olacağı 3’lü görüşme ve 5’li uluslar arası konferansın kararının alınmasını istedi.

Esas düşman statükodur.

Kıbrıs Türk toplumunun çarpık kapitalist sömürü düzeni altında ezildiğini belirten İzcan, “ Neredeyse bütün sektörler iflas etmiş,  yolsuzluk diz boyunu aşmış ve üretim durmuştur” diyerek “ Bütün bunların temel nedeni dünyadan izole olmuş, Kıbrıslı Türkleri rehine durumuna düşürmüş statükodur” dedi.

“ Statükoyla işbirliği yaparak kurtuluş olmaz” diyen BKP Genel Başkanı izzet İzcan, eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.

Çocukluk: Dün, Bugün, Yarın- Fatih Bayraktar

By Şifa Alçıcıoğlu

62203618_370170110300061_8622636554596122624_n

Çocukluğun dünü, bugünü ve yarınını inceleyen makalemiz Fatih Bayraktar'ın kaleminden satırlara dökülürken, Roma döneminden itibaren dünyanın farklı coğrafyalarında çocukların yaşadığı zulümleri de gözler önüne seriyor. Argasdi'ye ulaşmak için gazete bayiilerini, bölgenizdeki Khorakitabevlerini ve baraka Kültür Merkezi lokalini ziyaret edebilirsiniz. 62203618_370170110300061_8622636554596122624_nÇocukluk deyince zihnimizde ilk beliren genellikle küçüklük, kırılganlık, masumiyet gibi kavramlardır. Bu bize çocuklukların korunması/gözetilmesi gereken bireyler olması gerektiğini hatırlatır. Oysa çocukluk tarihi bu durumun oldukça yeni olduğunu gösterir bize. Roma İmparatorluğu çocuk istismarının zirvesiydi; Orta Çağ Avrupası çocuk ihmalinin… Kapitalizmin yükselmeye başladığı 1800’lü yıllarda çocuk işçiliği son derece doğal karşılanıyordu. Madenler, plantasyonlar çocuklarla doluydu. Paylaşım savaşları en çok çocukları öldürdü. Sonrasında gelenler de… Oysa kabile toplulukları bugün kendine modern(!) diyen birçok toplumdan daha fazla koruyordu çocuklarını. Kızılderililerde bir çocuk doğduğunda kabiledeki tüm erkekler onun babası, kabiledeki tüm kadınlar onun annesi olurdu. Çocuk hakları beyannamesi neden ortaya çıkmıştı? Modern dünya, çocuklarını kendiliğinden ve doğallığında koruyamadığı için… Bu noktada kimdi ilkel? Kimdi ileri? Üstelik iki paylaşım savaşı arasında imzalanan bu beyannameye rağmen bugüne kadar milyonlarca çocuk öldürüldü savaşlarda. UNICEF’in raporuna göre 9 yıldır süren Suriye savaşında yalnızca 2018 yılında ölen çocuk sayısı 1106. Son on yıldaki savaşlarda ise 10 milyonu aşkın çocuğun öldüğü bildirilmekte. Açıktır ki kapitalist dünya çocukları koruyamamakta. Kar hırsı, şirket çıkarları, devletlerin ve hükümetlerin güvenlikleri çocuklardan çok çok daha önemli… Bakın çocuk işçiliğine; Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada yaşları 5 ile 17 arasında değişen 218 milyon çocuk çalışıyor. Bunun 73 milyonu ölüm riski yüksek işlerde çalıştırılıyor. 1800’lü yıllardan 2000’li yıllara ne değişti? Kapitalizmin motivasyonu değişmediğine göre hiçbir şey. Kıbrıs’ın kuzeyinde yalnızca 2018 yılında 18 yaş altı iki çocuk inşaatlarda çalışırken düşerek iş cinayetine kurban gitti. Bakın çocuklara silah verip insan öldürtenlere; Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kolombiya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Irak, Mali, Myanmar, Nijerya, Filipinler, Somali, Sudan, Suriye ve Yemen, ordularına 18 yaş altı çocukları alan ülkeler. Hindistan, Pakistan, İsrail, Filistin, Libya ve Tayland paramiliter silahlı güçlerde çocukları kullanan ülkeler. Hani demiştik ya Roma İmparatorluğu çocuk istismarının zirvesiydi… Bugün çocuğun doğrudan cinsel istismarı anlamına gelen çocuk pornografisinin yasal olduğu onlarca ülke var dünya üzerinde. Üstelik bu endüstri(!) 1980’lerden beridir gittikçe gelişmekte. Yani dünyanın neoliberal politikalarla yönetilmeye başlandığı ve muhafazakarlaşmanın arttığı bir dönemde! Açıktır ki kapitalist dünya, çocukları yasalarla koruyamamanın ötesinde onları öldürmekte, onları katil yapmakta, onları emek anlamında da cinsel anlamda da sömürmekte… Var mıdır bundan daha büyük bir iki yüzlülük?  Çocuk haklarını hukuksal anlamda tanıyan Türkiye’de 2017 Mayıs ayında çocuk istismarının önlenmesi için hazırlanan araştırma önergesi, neoliberal ve muhafazakar AKP milletvekillerinin oy çokluğuyla reddedildi. Aynı milletvekilleri 15 yaşındaki çocukların evlenmesinin önünü açan, tecavüzcüleri tecavüz ettikleri kişiyle evlendirerek affeden yasalara imza attılar. Var mıdır bundan daha büyük bir yasal (!) istismar? Sözün özü ne geçmiş aydınlıktı ne de bugün aydınlık çocuklar için. Ama hayat direnmektir… O yüzden geçmişi bilerek, bugünü analiz ederek yarına odaklanmalı insan. Sinikliği, bizden bir şey olmazcılığı elimizin tersiyle itip değişimi kendi hayatımızdan başlatmalıyız. Boğuştuğumuz sorunları kendi kabuğumuza çekilmek için değil mücadelemizi bilemek için kullanmalıyız. Bireysel olanın değil örgütsel olanın etki yaratabileceğini unutmamalıyız. Çocuklar da dahil tüm canlılar için daha adil bir düzenin sağlanması için talepkar olmalıyız. Kadınların, LGBTI bireylerin, hayvanların, göçmenlerin, azınlıkların maruz bırakıldığı şiddetle; çocukların maruz kaldığı şiddet dinamiklerinin ne kadar benzeştiğini, bunların aynı kaynaktan beslendiğini fark etmeli ve mücadelemizi bu kaynağa karşı örgütlemeliyiz. Parasız ve kaliteli eğitim talep ederken korkutmayan, güçlendirici, toplumsal cinsiyet rollerinden arınmış ve hak odaklı bir eğitim de talep etmeliyiz. Ne güzel anlatmıştı büyük usta o güzel şiirinde; Güzel günler göreceğiz çocuklar Motorları maviliklere süreceğiz Çocuklar inanın, inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz, güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Hani şimdi bize Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır, Yalnız cumaları, yalnız pazarları Hani şimdi biz bir peri masalı dinler gibi seyrederiz Işıklı caddelerde mağazaları, Hani bunlar 77 katlı yekpare camdan mağazalardır. Hani şimdi biz haykırırız Cevap: Açılır kara kaplı kitap: Zindan Kayış kapar kolumuzu Kırılan kemik, kan Hani şimdi bizim soframıza Haftada bir et gelir Ve, çocuklarımız işten eve Sapsarı iskelet gelir Hani şimdi biz İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar Güneşli günler göreceğiz Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar Işıklı maviliklere süreceğiz Çocuklar inanın, inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz      

İzcan: İki liderden beklentimiz, federal çözümün önünü açmalarıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiyadis’in 9 Ağustos tarihinde bir araya gelecek olmalarının önemine dikkat çekerek, iki liderden, Kıbrıs’ta çözümün önünü açacak 3’lü zirve ile, 5’li konferansın kararını almalarını istedi.

“Daha fazla oyalamaya gerek yok” diyen İzcan, liderlerin ilk yapacakları işin, “Geçmiş uzlaşıları teyit ederek, Birleşik Federal Kıbrıs’ı hayata geçirmek olmalıdır” dedi.

Yeni güven yaratıcı önlemler konusunda da kararların alınmasının sürecin ilerlemesine katkı yapacağını dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, başta Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay olmak üzere, çözüm karşıtı kesimlerin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın elini ayağını bağlama çabalarını şiddetle ret ettiklerini vurguladı.

“Yeni Denktaş ve Eroğlu’ların türediği görülmektedir” diyen İzzet İzcan, önemli olan, Kıbrıs Türk toplumunun çözüm ve barış iradesidir.  Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ise bu iradeyi hayata geçirmek için yetki aldığını hatırlatarak gereğinin yapılmasını talep etti.

 

Sokak Hayvanları ve Çocuklar-Emel Cicibaba

By Şifa Alçıcıoğlu

161_4092kisalar-03

Argasdi'nin 55. sayısından çocuklar ve sokak hayvanlarına dair makalemizi "çocukluk" dosyasından sizlerle paylaşıyoruz. Argasdi'ye Baraka Kültür Merkezi lokalinden, bölgenizdeki Khora Kitabevlerinden ve gazete bayiilerinden 10 TL karşılığında ulaşabilirsiniz. 161_4092kisalar-03Daha ufacık bir bebekken başlıyor etrafımızla iletişime geçme ve öğrenme, serüvenimiz. İzleyerek, deneyerek ve yanılarak öğrenen çocuklar şüphesiz ki yetişkinlerden daha açık bir algıya ve çok daha fazla merağa sahiptir. Tam da bu nedenle etraflarında olup bitenleri gözlemleyerek büyüyen çocuklara nasıl örnek olacağımız, ileride şekillenecek karakterleri için belirleyicidir. Ülkemizin kuzey yarısında sokaklardaki hayvan popülasyonu oldukça fazladır. Ayrıca var olan barınakların birçoğu çok yetersiz ve olması gereken barınak standartlarında değildir. Av köpekleri yaşlanıp “işleri bitince” sokağa salınmakta, bazı kişiler bir hevesle alıp bakamadıkları hayvanları dışarı bırakmaktadır. Tüm bunlar çok büyük ve çözülmesi gereken sorunlar değilmiş gibi hala daha pet shop’larda hayvan satışı yapılmaya devam edilmekte ve satılan hayvanların akıbetinin takibi yapılmamaktadır. Tabii ki bunlar devlet politikası haline gelmeli ve sadece insanların değil hayvanların mutluluğunu ve özgürlüğünü garanti altına alan adımlar atılmalı. Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nin hazırladığı ve Meclis’te görüşülmeyi bekleyen Hayvan Refahı (Değişiklik) Yasası bunun örneklerinden bir tanesidir. Fakat bundan öte toplumumuz, ta çocuk yaştan doğanın bir parçası olduğumuz ve tüm doğaya saygı gösterilmesi gerektiği, empati gibi unsurlar ile gerek özel gerek sosyal yaşamlarında dönüştürülerek, sokak hayvanları konusunda daha duyarlı olmalıdır. Erken çalan okul zili Birçok çocuk daha iki yaşından itibaren kreş ile okul hayatına adım atıyor ve bu süreç 17 yıl boyunca devam ediyor. Gününün çoğunu okulda geçiren çocukları, dönüştürmek bu kadar olasıyken onları sadece akademik başarıya odaklayan müfredatlar değiştirilmeli. Çocukları ve gençleri, onların sosyal yönlerine olumlu katkı sağlayacak ve hayvanlarla zaman geçirebilecekleri bir müfredatla eğitmeliyiz. Bir sokak hayvanını sahiplenmek ve onunla temizliğinden yürüyüşüne, yemeğinden sağlığına ilgilenmek çocukları sorumluluk bilinci olan bireyler olarak yetiştirecektir. Sorumluluk almayan ve topu sürekli olarak başkalarına atan politik durumumuz da zaten ülkemizde bu bilincin ne kadar eksik olduğunu ve bunun nasıl sonuçlar doğurabileceğini gösterir niteliktedir. Sokak hayvanlarının sorumluluğunu tam anlamıyla üzerimize almak ve bunu yerine getirmediğimiz durumlarda yaptırımlarla karşılaşmak bir süre sonra olayların asıl sorumlularını işaret edebilmemizi sağlayacaktır. Yani bir köpeği “sahiplenip” onu bir kulübeye kapatan, daha sonra tuvalet ihtiyacını karşılasın diye sokağa salan bir birey aslında hayvanların parka alınmamasının, sokaklara zehir atılmasının, hayvan pisliğine kinlenip sokaktaki hayvanların aç bırakılmasının, dolayısıyla bu hayvanların saldırganlaşıp başka canlılara saldırmasının ve bunun cezasının vurularak ya da zehirlenerek yine o hayvanlara kesilmesinin dolaylı yoldan sorumlusudur. İşte tam bu noktada saygı kavramının eksikliği kendini belli eder. Kendi evi, bahçesi kirlenmesin diye hayvanını sokağa salan ya da köpeğini ortalık yere dışkılatıp temizlemeyen bir insanın ne çevre bilinci ne empati yeteneği ne de başkalarına saygısı vardır. İnsan eliyle yaratılan bu kaosun faturası da her zaman sokak hayvanlarına kesilmektedir. Okullarda sokak hayvanları ile ilgili dersler ve eğitimler olması, yeni nesillerin bu gibi konularda birbirlerine ve hayvanlara karşı sevgi, saygı ve sorumluluk duygusuyla yetişmesi için önemlidir. Doğru örnek olabilmek Geleceğimizin çocuklar olduğu ağızlara sakız olmuş durumda iken çocuklarımızı daha iyi bireyler olma yolunda dönüştürecek adımlar çok aza indirgenmiştir. Sokak hayvanları, çocukların sadece akademik başarısını önemseyen bu sistemin doğru ilerletmediği dönüşüm sürecinin sonuçlarını ağır bir şekilde yaşamaktadır. Aileler çocuklarına doğum günlerinde pahalı hayvan satın alarak, sokakta aç bir canlı gördüklerinde doyurmaktan ziyade öteleyerek, sokak hayvanları için “pistir, dokunma”, “ısırabilir yaklaşma” diyerek yanlış örnek oluyor. Çocuklar bunları deneyimleyerek kendilerinin hayvanlardan üstün, onları istedikleri an alıp istedikleri an kurtulabilecekleri birer nesne olduklarını öğrenerek büyüyorlar. Oysa pek çoğumuz gözlemlemişizdir ki küçük yaştaki çocuklar, yetişkinler tarafından korkutulmadan, yönlendirilmeden veya baskı altına alınmadan önce temiz-kirli, sahipli-sahipsiz, pahalı-ucuz ayırt etmeden tüm hayvanlara sevgi ve merhametle yaklaşır, onları kucaklar, onlarla yemeğini paylaşır. Çünkü çocukluk doğa ile bütünleşik olmanın çok daha yoğun yaşandığı bir dönemdir. İşte bu noktada çocuklarımıza nasıl örnek olduğumuz çok önemlidir. En geniş yelpazede devlet, en dar yelpazede ise aileler çocukları eğitirken, insanın da bir tür hayvan olarak doğanın bir parçası olduğunu, kentte yaşama sorumluluğu ile çevre bilincini ön planda tutmalıdır ki etrafına saygılı, sorumlu ve empati yapabilen insanlar yetiştirebilelim. Çünkü sokak hayvanlarının içinde bulunduğu bu kötü durumun sorumlusu bizden başka kimse değildir.  

29.07.19 İzcan: Ekonomik Protokol dediğiniz, Kıbrıs Türk toplumunun yok edilmesidir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,  ekonomik protokol adı altında Kuzey Kıbrıs’ta uygulanan sistemin Kıbrıs Türk toplumunu yok edip, sermaye düzenine hizmet etmek olduğunu belirtti.

Böyle bir paket baskıcı, otoriter bir rejim yaratmadan uygulanamaz.

AK partinin Türkiye’de uyguladığı ve Türkiye ekonomisini iflas noktasına taşıyan modelin, ekonomik protokol adı altında hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getiren İzzet İzcan, “Böyle bir paket, baskıcı, otoriter bir rejim yaratılmadan uygulanamaz” dedi. “Temel hak ve özgürlüklere saldırılmasının nedeni budur” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan,  “Özelleştirme adı altında kamuya ait kurumlar AKP sermayesine peşkeş çekilecek, tasarruf adı altında insanımızın cebine el atılacak ve üretimin en büyük destekçisi olan kooperatifler yok edilecektir” dedi.

Hiçbir ekonomik mücadele siyasi mücadeleden ayrı düşünülemez.

“Hiçbir ekonomik mücadeleyi siyasi mücadeleden ayrı düşünemeyiz” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Ankara’nın, Kuzey Kıbrıs’ta kurduğu kukla rejimi ret etmeden başarı sağlanamaz” dedi.

Barış, demokrasi ve özgürlük kavgası esastır.

Barış, demokrasi ve özgürlük kavgasının esas olduğuna dikkat çeken İzzet İzcan, ekonomik pakete karşı olduğunu söyleyen siyasi parti ve sendikaların mevcut rejimi benimseyerek ekonomik haklarını korumalarının mümkün olmadığını vurguladı.

Direne direne kazanacağız.

“Yaşananlar, Kıbrıs Türk kimliğini ve varlığını yok etme siyasetidir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, mücadelenin ancak direne direne kazanılabileceğini belirtti.

“YOLDA” ALBÜMÜ ARTIK SOUNDCLOUD’DA ÜCRETSİZ

By Mehmet Adaman

Sol Anahtarı - Yolda Albüm Kitapçık Baskı-1

Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı'nın son albümü "YOLDA" artık soundcloud'da. Albümü dinlemek için ücretsiz indirebilirsiniz. Sol Anahtarı'nın geçtiğimiz yıllarda çıkarmış olduğu "Kıbrıs Bizim" ve "Başka Bir Şarkı" albümleri de yine soundcloud üzerinden ücretsiz indirilebiliyor. Dinlemek veya indirmek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz. https://soundcloud.com/sol-anahtar-1/sets/sol-anahtari  

Beleşe Deniz- Plajlar Halkındır Hareketi’nden Eylem Çağrısı

By Nazen Şansal

acapulco eylemi

11701104_427064957465926_997126706766618001_n

Bu pazar haksızlığı pazara çıkaralım; "Beleşe deniz" için Acapulco'da buluşalım! Bu yıl sıcakların her zamankinden fazla kendini gösterdiği bir yaza merhaba dedik. Fakat bir ada ülkesinde yaşamanın avantajı olan dört bir yanımızın denizle çevrili olması bize bu yıl maalesef keyiften çok acı getirdi. Otellerin, gemilerin ve büyük işletmelerin atıklarından, düzensiz ve plansız kentleşmeden dolayı beleşe versen girilmeyecek duruma gelen Girne sahillerinde yine de "Beleşe Deniz" hakkını kullanmak isteyen vatandaşlardan fahiş ücretler istenmeye devam ediliyor. Denizlerdeki kirlilik oranı, kirli denizlerde bulunan ve Caretta kaplumbağalarının azalmasıyla da çoğalan deniz anası popülasyonunun kıyılarımızda artması ile kendini gösteriyor. Yani bizden aldıkları para yetmezmiş gibi denizlerimizi kirletmeye ve denizdeki doğal yaşamı katletmeye devam ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi deniz ile çevrelenmiş bir ülkede yaşarken insanların sahil güvenliği ile alakalı yeterli bilgiye sahip olmaması, plajlarda eğitimli cankurtaranların bulunmaması ve yerel yönetimler ile devletin vatandaşları bilgilendirmemesi ve güvenlik artırıcı önlemler almaması maalesef can kayıplarıyla sonuçlanıyor. Bunun yanı sıra, 10 yıldır sürdürdüğümüz mücadelede mahkeme huzurunda kazanılmış haklarımız olmasına rağmen pek çok otel ve işletme "Beleşe Deniz" hakkımızı gaspetmeye, kanun tanımamaya ve kendi istediği gibi davranmaya devam ediyor. Tüm bunlara karşı sesimizi yükseltmek, deniz facialarında hayatını kaybetmiş vatandaşlarımızı anmak ve haklarımıza sahip çıkmak için 28 Temmuz Pazar saat 16:00’da Acapulco önünde buluşarak önce basın açıklamamızı yapıyor sonra da beleşe denize giriyoruz. Tüm halkımızı davet eder; basın emekçilerinin ilgisini rica eder; polismizi de Anayasayı uygulamak ve Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası'nın gereğini yapmak üzere göreve çağırırız.  Beleşe Deniz - Plajlar Halkındır Hareketi acapulco eylemi

Mehmet Rıfat Ilgaz- Tahsin Oygar

By Şifa Alçıcıoğlu

rifat-ilgaz-cocuklariniz-icin

Argasdi'nin 55. sayısının bellek sayfasında, romanları şiirleri yanında rifat-ilgaz-cocuklariniz-icinözellikle çocuk kitaplarıyla tanıdığımız Mehmet Rıfat Ilgaz'ı konuk ettik. Çocukluk olarak belirlediğimiz dosyamızda, büyük ustayı saygıyla anıyoruz... 1917’de Kastamonu’da doğdu Rıfat Ilgaz. 1930’da Muallim Mektebi’ni 1936’da ise Gazi Enstitüsü edebiyat bölümünü tamamladı. Soyadı kanunu ile kendisine, doğduğu bölgedeki çok sevdiği Ilgaz dağını soy isim olarak seçti. İlk önce çeşitli ilkokullarda daha sonra ise İstanbul’a tayini çıkınca ortaokul ve liselerde Türkçe öğretmenliği yaptı. Türkiye’de toplumcu gerçekçi edebiyatın önemli temsilcilerinden olan Rıfat Ilgaz felsefe eğitimi de almıştır. Sait Faik Abasıyanık ve Nazım Hikmet ile de çalışma fırsatı bulan Ilgaz, 1942’de “Yürüyüş Dergisi”ni çıkardı. 1944’te “Yarenlik” isimli ilk şiir kitabını yayımladı. Bu kitabındaki “Sınıf” şiirinde zengin bir çocuğun şımarıklığı ve fakir bir arkadaşının çaresizliğini anlatan şair, “yoldaş” kelimesini kullanarak “komünist propaganda yapmak” ve “zenginlere karşı halkı kışkırtmak” suçlarından altı ay hapse mahkûm edildi, kitabı da toplatıldı. Cezasını yattıktan sonra çok sevdiği öğretmenliğe bir süre daha devam eden Ilgaz, baskılar sebebi ile mesleğini bırakıp gazeteciliğe başlamak zorunda kaldı. Bir röportajında öğretmen olarak, nasıl olur da yazdıklarından dolayı hapis yattığı sorulunca şöyle demiş: “Çocukları okutmaktı ilk işim ikincisi yazdığımı çocuklara okutmak”. İnat ve inançla doğru bildiklerini savunan ve bunları öğretmekten geri durmayan bir adam… Rıfat Ilgaz’ın hayat görüşü ve çocuklara bakışını daha iyi anlamak için “Çocuklarım”  şiirine bakmak faydalı olacaktır. “Yoklama defterinden tanımadım sizi, Benim haylaz çocuklarım Sınıfın en devamsızını Bir sinema dönüşü tanıdım Koltuğunda satılmamış gazeteler Dumanlı bir salonda…” Yoksulluk çeken, geçim derdi ile ezilen yanlarını da gördü çocukluğun o ve bir öğretmen olarak çocuklarının gündelik yaşamlarındaki sorunlarını kendine dert, eserlerine kaynak etti. Bundan hiç çekinmedi. Yaşadığı dönemin yanlışlarını ve dolayısı ile eğitim sisteminin noksanlıklarını gözler önüne sermekten geri durmadı. Bunu yaparken kör göze parmak sokarak veya salt propaganda yaparak değil, estetik, yalın ve de anlaşılır bir şekilde eserler üreterek ortaya koydu. Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte ünlü “Marko Paşa” isimli siyasi mizah dergisini çıkarttılar. Bu dergi de kapatıldı. Fakat yılmadan tekrar tekrar başka isimlerle dergiyi çıkartmaya devam ettiler. (Malûmpaşa, Merhumpaşa, Bizim Paşa, Yedi-Sekiz Paşa, Hür Markopaşa, Öküz Mehmet Paşa vb…) Rıfat Ilgaz 1953’te “Devam” isimli  şiir kitabını çıkardı. Bu kitabı da toplatıldı ve altı buçuk yıl hapse mahkûm edildi. Daha sonraları herkesin çocukluğuna dokunan “Hababam Sınıfı”nı yazdı. Ertem Eğilmez’in yönetmenliğinde çoğumuzun çocukluğuna giren Hababam Sınıfı ilk yayımlandığında Rıfat Ilgaz’dan özellikle bahsedilmemiş ve buna çok içerlemiş yazar. Yıllar sonra oğlu Aydın Ilgaz’ın anlattığı gibi, Rıfat Ilgaz’ın hem isminin yazılmamasına hem de çok sevdiği Tarık Akan’ın Damat Ferit diye romanda olmayan bir karakteri oynamasına içerlermiş. Sonraları Tarık Akan özür dileyip “Romanı okumadım o yüzden oynadım” demiş ve kendini Rıfat Ilgaz’ın yazdığı “Karartma Geceleri” romanının filminde oynayarak affettirmiştir. Hababam Sınıfı Rıfat Ilgaz için bir eğitim sistemi eleştirisidir. Özellikle çocuklara verdiği değeri çeşitli üretimleri ile hissettiren Rıfat Ilgaz’ın, çocuk edebiyatı alanındaki üretimleri de oldukça fazladır. ("Bacaksız Kamyon Sürücüsü", "Bacaksız Okulda", "Bacaksız Paralı Atlet", "Öksüz Civciv", "Küçükçekmece Okyanusu", "Cankurtaran Yılmaz", "Kumdan Betona").  12 Eylül faşizmi yaşanırken 70 yaşında idi ve yine tutuklandı gözleri bağlanarak çeşitli aşağılanmalara maruz kaldı. Hiç yılmadı anılarını yazarken yine dalga geçti yaşadıkları ile. Yaşamını İstanbul’da kaybeden Rıfat Ilgaz için yakın çevresi Madımak olaylarına çok üzüldüğü ve kalbinin bunu kaldıramadığını söyler. Hemen hemen hepimizin hayatına dokunan bu değerli yazarın en azından Hababam Sınıfı romanını okumak boynumuzun borcu. Ne dersiniz?   Kaynaklar: www.evrensel.net/haber/356440/rifat-ilgaz-kimdir-eserleri-nelerdir www.biyografya.com/biyografi/12758

Baraka Bağımsız Kıbrıs İçin Sokağa Çağrı Yaptı

By admin
Baraka yaptığı açıklama ile Bağımsız Kıbrıs için sokağa çağrı yaptı. Açıklamada, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da ülkemizdeki tüm işgallere karşı çıkmak, TC’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde Devam »

İzcan: AB çatısı altında iki devlet politikası hayaldir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs’ta felaketlerin başlangıcı olan askeri darbenin yıldönümü olan 15 Temmuz tarihinde, hâla ırkçı ve milliyetçi demeçlerle gerginlik siyasetinin sürdürüldüğünü belirterek, bu gidişin  Kıbrıs’ı felaketten başka bir yere taşımayacağını vurguladı.

Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay’ın “İki toplumlu federasyonun vadesi doldu” şeklinde  demeçler vererek, iki ayrı devlet politikasını savunmasının kabul edilmez olduğunu belirten İzzet İzcan, “İşinize geldiği zaman Kıbrıs’ın hidro karbon yatakları iki topluma aittir diyerek pay isteyeceksiniz, işinize geldiğinde de Maraş konusunda olduğu gibi,  Kıbrıs Rum tarafı muhatabımız değildir diyerek siyaset yaptığınızı zannedeceksiniz” dedi.
Gizli buluşmalarla taksimci politikaların ileriye götürülmeye çalışıldığını belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AB çatısı altında iki devlet politikasının hayal olduğunu belirterek, geleceğin ortak vatan mücadelesi ve Federal Birleşik Kıbrıs’ta olduğunu vurguladı.

 

     

Devlet Aklından Hukuk Devletine – Cansu N. Nazlı

By Nazen Şansal
Argasdi’mizin “Çocukluk” temalı yeni sayısı bayilerdeki yerini almışken, “Adalet” temalı eski(meyen) sayımızdan bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.  Toplumsal yaşamımıza ismen girmese de, cismen varlık gösteren bir olgudur Devlet Aklı. Bu yüzden ilk duyduğunuzda yabancı gelse de, basitçe tanımlayıp örneklendirince hemen tanıyacağımız bir tutuma karşılık gelir. Devlet Aklı, üstün otoritenin (yani devletin) çıkarlarının bütün diğer bireysel, toplumsal […]

İzcan: Mobil telefonların Kıbrıs’ın her iki tarafında çalışmaya başlamasını selamlıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, mobil telefonların Kıbrıs’ın her iki tarafında kullanılmaya başlanmasını selamladıklarını belirtti

“BKP, bölünmüş adamızı birleştirme yönünde atılacak her türlü adıma destek olacaktır” diyen İzzet İzcan, “Gelinen aşamada, önümüzde duran öncelikli görev, görüşme sürecinin Guterres Belgesi çerçevesinde başlamasıdır” dedi.

Görüşme süreci bir an önce başlamalıdır.

Adanın etrafında bulunan hidro  karbon yatakları ile ilgili yaşanmakta olan sondaj çalışmalarının toplumlar arası gerginliği artırdığı, milliyetçi ve şoven politikalara hizmet ettiğini dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, görüşme sürecinin bir an önce başlatılarak her şeyin masada görüşülmesinin tek çıkar yol olduğunu vurguladı.

Kıbrıs, Kıbrıs halkına aittir.

“Kıbrıs,  kuzeyi ve güneyi, denizi ve karası ile Kıbrıs halkına aittir” diyen İzcan, mevcut statükonun çözümün önünde en büyük engel olduğunu belirtti.

Birleşik Federal Kıbrıs mümkün olan tek çözümdür.

Kuzey Kıbrıs’ın, Monako veya Tayland modeli veya Dışişleri ve Savunma alanında Türkiye’ye bağlı, diğer alanlarda özerk olmalıdır şeklindeki çözüm önerilerinin halkı oyalayıp yeni oldu bittiler yaratmayı hedeflediğini vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “BM kararları ve AB hukuku temelinde Birleşik Federal Kıbrıs, mümkün olan tek çözümdür” dedi.

TC’nin kktc Elçisi İşsiz Kaldı

By admin
TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yayımladığı  “Kıbrıs İşlerinin Koordinasyonu” genelgesinin ardından, kktc ile ilgili koordinasyon işlerini yürütmek üzere TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın görevlendirilmesi üzerine TC’nin kktc elçisinin Devam »

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bugün saat 17:00’de KANAL T’de, Okan Veli Şafaklı ve Deniz Gürgöze’nin hazırlayıp sunduğu programa katılarak, gündemdeki son siyasi konuları değerlendirecektir.

❌