One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

Faşist katiller tarafından katledilen Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’i saygı ile andık.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi, faşist katiller tarafından 1965 yılında katledilen Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’i saygı ile andı. BKP Genel Başkanı İzzet İzcan başkanlığında bir heyetle törene katılan Birleşik Kıbrıs Partisi,  Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’in mezarlarına çelenk koydu.
Konu ile ilgili açıklama yapan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs’ta yaşanan en karanlık günlerde etrafa ışık saçan, ortak vatan ve ortak yaşam mücadelesini kararlılıkla sürdüren bu iki yiğit insanı saygı ile andıklarını vurgulayarak “Onlar o zor günlerde hayatları pahasına bizlere doğru yolu göstermişler ve bu uğurda yılmadan mücadele etmişlerdir”dedi.
         Taksim ve Enosis politikası  peşinde koşanlar  Kıbrıs’ı kana bulamıştır.
          Kıbrıs’ta Taksim ve Enonis politikası  peşinde koşanların Kıbrıs’ı kana buladığını belirten İzzet İzcan, “Eğer Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’e kulak verilseydi bugün bu acı trajediler yaşanmayacaktı” dedi.
        Görüşmelerde ortak çıkarlar esas alınmalıdır.
Katledilişlerinden 52 yıl sonra görüşme sürecinin halen devam ettiğini, sonuç almak için görüşmecilerin tüm Kıbrıslıların ortak çıkarlarını esas almalarının şart olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Boş hayaller peşinde koşarak macera aramak bizleri hiçbir yere taşımayacaktır” dedi.
“Birleşik Kıbrıs Partisi, askerden ve silahlardan arınmış Kıbrıs’ı tek çıkış yolu olarak görmektedir” diyen  BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’in yaktığı barış meşalesini hedefe ulaştırmak hepimizin boynunun borcudur” dedi.

Ortaklarınızın değil, halkın gözünün içine bakın.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, 13 aydır görevde olan CTP- HP-DP-TDP 4’lü Koalisyon hükümetinin halkı ezmeye, açlık ve sefalete sürüklemeye devam ettiğini vurgulayarak, “ Biz gidersek, UBP hükümete gelecek korkusu salarak ülke idare etmeye çalışıyorsunuz. UBP ister gelsin ister gelmesin bir şey değişmez. Hepiniz Ankara’daki AKP hükümetinin buradaki temsilcilerisiniz” dedi.

Başbakan Tufan Erhürman’ın hükümette sıkıntı olup olmadığını, ortaklarının gözünün içine bakarak anladığını açıkladığına işaret eden BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “ Başbakana tavsiyemiz ortaklarının değil, halkın gözünün içine bakması, toplumun sıkıntılarını ve beklentilerini görmesidir” dedi.

“ Hükümet ha bozuldu ha bozulacak, UBP ha geldi ha gelecek diye gündem saptırmaya çalışmayın” diyen Sonüstün, “ Siz de diğer statükocu partiler gibi Ankara’nın paketleri ile ülke yönetmeye çalışan işbirlikçilersiniz” dedi.

BKP Genel Sekreteri Sonüstün,“ Hükümet ortağı Maliye Bakanı Serdar Denktaş, halkı para almak için elçiliğe yollarken,  Başbakan Tufan Erhürman’ın ortaklarının gözünün içine bakması, ülkenin, cinayet, soygun, vurgun alanına dönüşmesini engellememiştir. Vaat ettiğiniz yeni KKTC bu mu?” ne sizi ne de yeni KKTC’nizi de istemiyoruz” diyerek,  Federal Birleşik Kıbrıs’ı hedeflediklerini vurguladı.

“Ayak Bacak Fabrikası” Seyirci Karşısına Çıkmaya Hazırlanıyor

By Nazen Şansal

BTE ABF Afiş

BTE ABF Afiş

Liseli gençlerimizden sonra şimdi de yetişkin tiyatro ekibimiz yeni bir oyunla seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor... Ayak Bacak Fabrikası! Tek perdelik bu kara komedi oyununda, kara tohum yemek zorunda bırakılarak kötürüm olan bir halkın aymazlığını; patronların, kendi çıkarları için devletin çeşitli kademelerini ve halkın dini duygularını nasıl da kullandıklarını; her gün etrafınızda gördüğünüz kimi kurnaz, kimi saf, kimi aşık ama hepsi kendi dünyasında "sıradan vatandaş" tiplerini; kısacası sistemin nasıl olması gerektiğini değil nasıl olmaması gerektiğini izleyeceksiniz. Ülkemize uyarlanan ve güncel olaylarla da harmanlanan ayak bacak fabrikası'nda Sol Anahtarı'nın özgün bestelerini ve canlı müziklerini de dinleyeceksiniz. 13 Nisan'da perde diyecek olan oyunumuza tüm sanat severleri bekleriz.

Kadına şiddet ve cinayet vakaları toplumsal ve hatta siyasal bir sorundur.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Kadın Meclisi Sözcüsü Hediye Kurucu, kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak değerlendirildiği sürece, her gün yeni bir kayba neden olmaya devam edeceğine vurgu yaparak, “ Kıbrıs’ın kuzeyinde her geçen gün artan ve artık kaygı verici noktaya ulaşan kadına şiddet ve cinayet vakaları toplumsal ve hatta siyasal bir sorundur. Meseleye bu açıdan bakmadıkça, hastalığın teşhisini doğru koymadıkça, çözüm bulmak mümkün olmayacaktır” dedi.

Son olarak Alayköy’de işlenen kadın cinayeti ile yeniden tartışmaların alevlendiğine dikkat çeken Kurucu, “ Yasa koyucu ve emniyet, kadına şiddet konusunun, kayıp yaşandığı zaman üzüntü belirtilecek, hakkında birkaç kelime edilecek bir mesele olmadığını kavramadığı ve önleyici tedbirlerin alınmasını sağlamadığı sürece bu tür vakalar artarak devam edecektir” dedi.

“ Her kesim kendi adına sorumluluğunu kabul etmek zorundadır. Toplumda şiddet eğilimin arttığı, sosyal, kültürel, ekonomik bir değişim ve çöküntü yaşandığı aşikârdır” diyen Hediye Kurucu, “  Parlamentoda görev yapan kadın Milletvekillerinin önceliği, şiddettin önlenmesi, şiddete karşı ağır cezaların hayata geçirilmesi için ilgili yasal eksikliklerin giderilmesini sağlayacak adımlar atılmasını zorlamaktır. Bu yapılırken ayırım yapmadan tüm kadın örgütleri ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği içerisinde gereken tedbirlerin alınması için hükümet üzerinde baskı oluşturulması şarttır” dedi.

 

Argasdi Dergisinin 54. Sayısı “Adalet” Temasıyla Çıktı

By Nazen Şansal

Ön kapak çalışma

Ön kapak çalışma

Baraka Kültür Merkezi’nin üç aylık kültür-sanat-politika dergisi Argasdi, yeni sayısı ile bayilerdeki yerini aldı. Derginin 54. sayısında güncel konulardaki makalelerin, kitap ve film tanıtımlarının, tiyatro yazılarının ve şiir sayfalarının yanı sıra özel dosyada “Adalet” konusu işlendi. Tarihten günümüze adaletin kavramsal ve pratik boyutları ile ele alındığı, ülkemizdeki adalet sisteminin masaya yatırıldığı, adil bir üretim ve paylaşım sistemi arayışının irdelendiği çeşitli makalelerin her birinde adaletin farklı bir boyutu incelendi. Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı da Argasdi’nin “Adalet” özel sayısında konuk yazar olarak yerini aldı. LiseliyİZ sayfalarında liseli gençlerin kaleminden çıkan ve kendilerini anlatan yazılar yer alırken, FeministİZ sayfalarında toplumsal cinsiyet eşitliği temalı yazı ve bulmacalar yer almakta. Lyricus’ta yerli ve yabancı şairlerin şiirleri okuyucuyla buluşurken, Memleketin Ahvali’nde ise son üç ayın gündemi değerlendirilmekte. Ülkemizin en uzun soluklu kültür-sanat-politika dergisi Argasdi, 10TL okur katkısı karşılığında tüm kitapçılardan ve marketlerden temin edilebilir.    

Doğal afetleri önleyici tedbirler alınmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, ülkede yaşanan sel felaketleri sonucu zarar gören yurttaşlara geçmiş olsun dileğinde bulundu. Koalisyon hükümetini oluşan zarar ziyanı en erken zamanda tazmin etmeye çağıran İzzet İzcan, “ Devletin bir an önce vatandaşlara yardım elini uzatması gerekir” dedi.

Her kuvvetli yağışın ardından sel baskını endişesi yaşanan ülkemizde, çarpık yapılaşmanın en önemli sorunu olduğunu vurgulayan İzcan, “ Dereleri, dağları, ormanları inşaatlarla dolduran, kar daha fazla kar peşinde koşan rantçı zihniyet, yaşananların tek sorumlusudur” dedi

Bu gün yapılması gerekenin, ülkenin en acil bölgelerinden başlamak kaydı ile su baskınlarına neden olan inşaatların kamulaştırılarak düzeltilmesi olduğunu ifade eden İzcan, “ Yaşadığımız 21. Yüzyılda yağan yağmura teslim olmanın utancını bu ülke daha fazla taşıyamaz” dedi.

Yasa ve hukuk dışı bir şekilde, çarpık yapılanmadan sorumlu olanların yargı önünde hesap vermesi gerektiğine işaret eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Geçmişi kurcalamayalım diyerek işlenen suçların üstü örtülemez” dedi.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, doğal afetler karşısında birlik olarak yaralarımızı birlikte sararken, tekrar bu afetlerin yaşanmasını önleyecek tedbirler almanın kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Baraka Kültür Merkezi, Dünya Tiyatro Günü’nü Sokak Tiyatrosu ile Kutladı

By Nazen Şansal

1

1

Baraka Kültür Merkezi, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Dereboyu’nda sokak etkinlikleri düzenledi. Derneğin tiyatro ekibinin hazırladığı “Ayak Bacak Fabrikası” oyunundan bir bölümün sokaklandığı gösteriye Sol Anahtarı müzik topluluğu da şarkılarıyla eşlik etti. Pek çok sanat severin ilgi gösterdiği geceye hem oyuncular hem de seyirciler rengarenk kostümleriyle katıldılar. Kıbrıs şarkılarının da çalınıp söylendiği etkinlik, Lefkoşa Türk Belediyesi’nin Sanat Sokakta projesi kapsamında gerçekleştirildi.

9

“Yaşasın tiyatro”, “Yaşasın sanat”, “Tiyatro devrim provasıdır” sloganlarının atıldığı etkinlikte Baraka Kültür Merkezi’nin Dünya Tiyatro Günü bildirisi de okundu ve katılımcılara dağıtıldı. Bildirinin tam metni şöyle: “Oyuna gelmeyin!” Bir oyun dönüyor bu yarım adada, Görüyor, duyuyor, tam anlamlandıramıyoruz ama… Özgürlükten söz edenler kamera takıyor dört bir yanımıza; Eşitlikten söz edenler yalnız kendi çıkarını düşünüyor koltuğa oturunca; Adaletten söz edenler faşistleri salıveriyor hem de karşı gelerek mahkeme kararına; Barıştan söz edenler konuşup duruyor masalarda fakat kulaklarını tıkıyor kendi halkına. Kadına şiddet deyince herkes itiraz etse de hala yok bir sığınma evi bile. Çevrecilerin desteklediği bir hükümette, dereler, denizler, ormanlar kirleniyor gün geçtikçe. Zamlar halkın belini bükerken yine biz oluyoruz adeta alay edilen. Asgari ihtiyaçlara bile yetmezken asgari ücret, sanata ve tiyatroya ne hacet… Ama hayır, bu oyuna gelmeyelim! Sanatın ve tiyatronun eleştirel ve dönüştürücü gücünü önemseyelim. Hem ruhumuzu hem aklımızı besleyen bu silahla, mizahın ve kahkahanın korkusunu salalım bizi yönetenlere. Şarkılarımızı, danslarımızı, repliklerimizi, daha yaşanası bir ülkenin, daha güzel bir dünyanın hizmetine sunalım! Bir gün zifiri karanlıkta kalmamak adına, perde dediğimizde ışığı hep birlikte yakalım! Ve… Perde! Baraka Kültür Merkezi 2 3 4 5 6 7 8 10

Çukur Kapatarak Çığır Açan Bir Tiyatro – Nazen Şansal

By Nazen Şansal

Bertolt-Brecht’in-“Üç-Kuruşluk-Opera”-oyunu-Mayıs-ayında-İstanbul’da

Argasdi dergimizin Brecht dosyasından bir yazı... FEA BR01 Çocukluk yıllarımda bana tiyatroyu sevdiren büyük amcamdı. Kadıköy otobüsüne biner, son durakta iner ve vapur iskelesinin yanındaki tarihi binada oyun izlemeye giderdik.Yolculuk boyunca amcamın koltuğunun altında gazetesi olurdu, bazen otobüste okurdu ve ben de yanında oturup başlıklara bakardım. Haberlerin kimisini anlar, kimisini pek anlamazdım. Zaten merak ettiğim şey gazete haberleri değil, az sonra açılacak olan perdenin arkasındakilerdi. Acaba nasıl bir dünyaya girecektik? Kim bilir nasıl büyülenecek, kah ağlayacak kah gülecektik. Bir kaç saatliğine de olsa unutacaktık şu gazetede yazan güncel olayları. Derken üçüncü gong duyulur, aplikler söner ve sahne ışıkları yanardı. En ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, gerçeğinden bile daha gerçekçi dekorlarla, bambaşka kişiliklere bürünmüş oyuncuların üzerimize akıttığı duygu seliyle başbaşa kalırdım. Olayları, oyun karakterlerinin gözünden görür, genellikle kendimi baş kahramanın yerine koyar, serüvenine ortak olurdum. Kırmızı kadife koltuklardan kalkıp kırmızı, körüklü belediye otobüsüne bindiğimizde, camdan dışarıyı seyre dalar, evleri, dükkanları, insanları değil kendi iç dünyamı izlerdim. Üzerinden çok uzun yıllar geçtiğinden oyunları anımsamıyorum. Fakat bazı oyunların, gerek izlerken gerekse dönüş yolunda bana bambaşka şeyler hissettirdiğini, hissettirmekten de öte düşündürdüğünü, merak uyandırdığını, şaşırttığını, otobüsteki insanlara, camdan gördüğüm evlere olan ilgimi artırdığını hatırlayabiliyorum.  Bu tür oyunların dekorları hiç de gerçekteki gibi değildi; yalın bir platform bir ailenin oturma odasıyken az sonra bir orman ya da devlet başkanının toplantı salonu gibi kullanılabiliyordu. Hatta bazen oyuncuların bedenleri bile dekora dönüşüyor, akrobatik hareketlerle birbirlerinin üzerine çıkıyorlardı. Tam kendimi oyuna kaptırmışken oyuncular aniden oyunu keserek şarkı söylemeye başlıyor, gözümün önünde kostüm değiştiriyor veya rahatımı kaçıracak bir soruyu seyircilere bakarak yöneltiveriyorlardı. Kendimi yerine koymak istediğim kahraman bile bir anda benim gibi sıradan bir kişi gibi davranıyordu.Tüm bunları öylesine eğlenceli ve estetik bir biçimde yapıyorlardı ki zamanla bu tür oyunları izlemekten daha çok keyif alır olmuş ve insanları, toplumu, dünyayı, amcamın gazetesini algılamamda bir okul gibi görmeye başlamıştım tiyatroyu. Yıllar sonra öğrenecektim ki sevdiğim, Bertolt Brecht ve epik tiyatroydu. Bertolt-Brecht’in-“Üç-Kuruşluk-Opera”-oyunu-Mayıs-ayında-İstanbul’da *** Brecht’in arkadaşı ve tiyatro kuramının yaratılmasında katkısı bulunan Walter Benjamin şöyle diyordu: “Oyuncularla izleyicileri, dirileri ölülerden ayırırcasına birbirlerinden uzaklaştıran, suskunluğu tiyatro oyununda yücelik duygusunu arttıran, operada ise tınıları ruhsal arınmayı getiren, sahnenin tüm öğeleri arasında dinsel kökenin izlerini en açık biçimde taşıyan orkestra çukuru, artık işlevini yitirmiştir. Sahne bugünde yüksektedir; ama artık dipsiz bir uçurumdan yükselir gibi değildir, bir kürsüye dönüşmüştür. Şimdi amaç, bu kürsüye yerleşmeyi başarmaktır.” Brecht’ten önce Erwin Piscator bu kürsüye işçi ve emekçileri davet etmiş ve tiyatronun, “yüksek” sanatçıların tekelinden alınıp bizzat işçiler tarafından yapılarak politikleşmesi yolunda önemli çalışmalar yapmıştır. “Tiyatroyu politikaya yöneltme onuru Piscator’undur, Onun tiyatrosu olmadan benim tiyatrom düşünülemezdi” diyor Brecht ve devam ediyor: “Daha çok Piscator tiyatrosunda geliştirilmiş düşüncelerin düpedüz bir uzantısıydı bizimkiler. Özgür bir yaklaşım sonucu Piscator ilkeleri, gerek öğretici gerek eğlendirici bir sahnenin kurulabilmesine olanak verdi.” ÖzdeşleşME, yabancı gibi hayretle bak! Epik tiyatroda karşı çıkılan “özdeşleşme” ve “katharsis” hala daha egemen estetiğin temel direğidir. Özelikle sinemada ve televizyon dizilerinde hatta popüler edebiyatta karşımıza çıkmaktadır. Geçmişi Aristoteles’e kadar uzanan ve müesses nizamı bozabilecek değişimleri ve devrimleri daha gerçekleşmeden bertaraf etmeyi amaçlayan bu etkileşim basitçe şu şekilde gerçekleşir: Egemen ideolojinin taşıyıcısı olan ve neredeyse mükemmel olan kahramana sempati duymamız ve kendimizi onun yerine koymamız sağlanır. Sonra, kahraman (ya da vekaleten biz), kurulu düzene karşı gelecek bir hareket, bir “hata” yapar(ız) ve mutluluktan felakete doğru sürüklenmeye başlar(ız). Neyse ki bu korkunç sonu biz değil oyun karakteri yaşamıştır, ona acır, kurulu düzene karşı olabilecek düşüncelerimizden arınır, halimize şükredip yatar uyuruz. Sahne ile seyirci arasındaki ilişki özdeşleşme temeline dayandı mı, seyircinin bütün görebildiği, özdeşleştiği kahramanın görebildiği kadardır. Seyircinin algı, duygu ve bilgileri sahnede devinen kişilerinkiyle aynı düzeyde tutulur. Brecht’in bunun yerine koyduğu “yabancılaştırma” ise bir olayı ya da karakteri, doğallığından, bilinip tanınmışlığından, akla yatkınlığından sıyırıp almak, seyircide hayret ve merak uyandıracak bir kılığa sokmaktır. Yabancılaştırma aynı zamanda tarihselleştirmedir de; yani olay ve kişileri süreklilikten yoksun, belli bir dönem ve koşullarda öyle olan veya davranan nesneler gibi sergilemektir. Bunun kazandıracağı şey, seyircilerin, sahnedeki kişileri bundan böyle asla değiştirilemeyecek, her türlü etkilenmeye kapalı, kaderlerine terkedilmiş, tümüyle çaresiz yaratıklar gibi canlandırıldığını görmekten kurtulacak olmalarıdır. Tiyatro, seyircisini bir uyku durumuna sokmaya, yanılsamaların kucağına atmaya, ona dünyayı unutturmaya, onu kaderiyle uzlaştırmaya kalkmayacak artık, “Al işte sana dünya, bakalım ne yapacaksın?” der gibi dünyayı kendisine buyur edecektir. kafkas Epik tiyatro “gestus”a dayanan bir tiyatrodur. Toplumsal jest ya da davranış olarak da ifade edilen gestus, ses tonu, yüzdeki ifade, bedenin konumu, bir insanın bir başkası önündeki konuşma ve duruş biçimi, ona gösterdiği tepkiler gibi çok geniş bir alanı kapsar. Her karakter, toplumsal sınıfı, konumu, yaşam tarzı ile temsil edilir, çelişkiler ve çatışmalar gestus aracılığı ile gösterilir. Brecht’in “gestus”u, Marx’ın İnsanların yaşam biçimini belirleyen bilinçleri değildir; ama, onların bilincini belirleyen toplumsal yaşam biçimleridir” savının, sahnede beden bulmuş hali gibidir. Bertolt Brecht’in teorisini ve pratiğini ortaya koyduğu Marksist estetik, sınıfsal ve sanatsal mücadelede hala daha geniş imkanlar sunsa da, sanat yaşamı boyunca kendi çalışmalarına son derece eleştirel gözle bakmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş birinin görüşlerini, ister Brecht’in kişiliğine ister temsil ettiği dünya görüşüne duyulan hayranlık nedeniyle olsun,  dogmalaştırmak Brecht’e ihanet etmekten başka bir şey değildir. Dolayısyla, oyunlarını soru ile bitirmeyi seven Brecht’in kendi dönemi için sorduğu ve geliştirdiği tiyatro kuramı ile yanıtladığı şu soruyu, biz de kendi çağımız için sormalı ve cevabını aramalıyız: “Bu korkunç yüzyılın özgürlüğe ve bilmeye susamış insanını, yürekli ama kötüye kullanılan, keşfedici, zeka sahibi, değişebilen ve değiştiren insanını, kendisiyle ve dünyayla başa çıkabilme çabasında onu destekleyecek bir tiyatroya nasıl kavuşturabiliriz?” Nazen Şansal   Kaynaklar: Bertolt Brecht, Tiyatro İçin Küçük Organon, Mitos Boyut Bertolt Brecht, Epik Tiyatro, Cem Yayınevi Marianne Kesting, Tarihte ve Çağımızda Epik Tiyatro, Adam Yayınları Walter Benjamin, Epik Tiyatro Üzerine Üç Metin, Agora Kitaplığı

Dünya Tiyatro Günü Mesajımız: “Oyuna gelmeyin!”

By Nazen Şansal

baraka_kultur_merkezinden_cagri_h43362

Bir oyun dönüyor bu yarım adada, Görüyor, duyuyor, tam anlamlandıramıyoruz ama… Özgürlükten söz edenler kamera takıyor dört bir yanımıza; Eşitlikten söz edenler yalnız kendi çıkarını düşünüyor koltuğa oturunca; Adaletten söz edenler faşistleri salıveriyor hem de karşı gelerek mahkeme kararına; Barıştan söz edenler konuşup duruyor masalarda fakat kulaklarını tıkıyor kendi halkına. Kadına şiddet deyince herkes itiraz etse de hala yok bir sığınma evi bile. Çevrecilerin desteklediği bir hükümette, dereler, denizler, ormanlar kirleniyor gün geçtikçe. Zamlar halkın belini bükerken yine biz oluyoruz adeta alay edilen. Asgari ihtiyaçlara bile yetmezken asgari ücret, sanata ve tiyatroya ne hacet… Ama hayır, bu oyuna gelmeyelim! Sanatın ve tiyatronun eleştirel ve dönüştürücü gücünü önemseyelim. Hem ruhumuzu hem aklımızı besleyen bu silahla, mizahın ve kahkahanın korkusunu salalım bizi yönetenlere. Şarkılarımızı, danslarımızı, repliklerimizi, daha yaşanası bir ülkenin, daha güzel bir dünyanın hizmetine sunalım! Bir gün zifiri karanlıkta kalmamak adına, perde dediğimizde ışığı hep birlikte yakalım! Ve… Perde! Baraka Kültür Merkezi

Baraka Tiyatro Ekibi’nden 27 Mart’ta Sokak Tiyatrosu

By Nazen Şansal

55719358_333829960576049_3377012268062474240_n

27 mart görsel

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Baraka Tiyatro Ekibi, sokak tiyatrosu düzenliyor. Çarşamba akşamı 18.30’da Dereboyu Avenue önünde gerçekleşecek olan müzikli sokak oyunu, Lefkoşa Türk Belediyesi’nin “Sanat Sokakta” etkinlikleri kapsamında yer alacak. Tiyatro topluluğunun hazırlamakta olduğu ve Nisan ayında perde diyecek olan “Ayak Bacak Fabrikası” adlı komedi oyunundan müzikli ve danslı sahnelerin sokakta icra edileceği etkinliğe Sol Anahtarı müzik grubu da şarkılarıyla eşlik edecek. Dünya Tiyatro Günü kutlamalarının da yapılacağı etkinliğe tüm sanat sever halkımız davetlidir. Tiyatronun tüm renkleri kucaklaması adına, dileyenler maskeleri, şapkaları, rengarenk kostümleri ile katılabilir.

55719358_333829960576049_3377012268062474240_n

Açıklanan rakamlar gerçek nüfusu yansıtmıyor. Amaç, yayılmacı politikaları hayata geçirmektir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’ın KKTC’de yaşayan aktif nüfusla ilgili açıklamasının güvenirliliği ve inandırıcılığı olmadığına vurgu yaparak, “ Gerçek halktan gizleniyor. Rakam ne olursa olsun hedeflenen Kıbrıslı Türk toplumunun asimile edilmesi ve nüfusu artırarak entegrasyonun ve Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye’nin bir vilayetine dönüştürülmesinin yolunu açmaktır” dedi.

“Cumhurbaşkanı Akıncı’ya 2016 yılında müzakereler öncesi verilen rakam yurt dışında yaşayan 60 bin vatandaşla beraber 220 binken bu gün sadece Kuzey Kıbrıs’taki vatandaş sayısı 252 bin olarak açıklanmıştır. Bir ülkenin aktif nüfusunun 3 yılda 92 bin kişi artması mümkün değildir. Üstelik bu rakamın gerçekleri yansıtmadığı da Kıbrıs’ın kuzeyinde aktif olan GSM kart sayısından, kayıtlı araç sayısından ortaya çıkmaktadır” diyen İzcan, “ Hükümet manipülasyon yaparak, gerçek dışı rakamlarla halkı kandırmaya çalışmaktadır” dedi.

Nüfusun bilinçli bir toplum mühendisliği ile Neo- Osmanlıcı, yayılmacı politikaları hayata geçirmek amacıyla artırıldığının altını çizen İzcan, “ Güdülen amaç, Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığını yok etmek, kalanları asimile etmek ve Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyerek, Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini ortadan kaldırmaktır” dedi.

“ Ankara’daki AKP Hükümetinin yayılmacı politikaları parlamentoda bulunan siyasi partilerin işbirlikçiliği ile hayata geçirilmiştir” diyen İzcan, Meclis’te bulunan partilere çağrıda bulunarak, “Kıbrıslı Türklerinin varlık ve kimliğini, siyasi iradesini yok etmek pahasına, kendi partilerinize çıkar sağlamak hedefiyle vatandaş yaptıklarınız çözümün önünde en büyük engel olacaktır” dedi.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 21:30’da GENÇ TV’de, Gökhan Altıner’in programına katılarak gündemdeki konuları değerlendirecektir.

Vatandaş, her koşulda zamlı fatura ödeyecektir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami’nin Meclis’te yaptığı konuşmada, 3 aşamalı tarifeye geçmeyi tercih etmeyen kullanıcıların kullanacağı sabit tarifeye %22 zam yapıldığını açıkladığına vurgu yaparak, “ Hem üç zamanlı tarife,  hem de sabit tarife kullanımının vatandaşın cebine zam olarak yansıyacağı ortaya çıkmıştır” dedi.

Vatandaşın en çok elektrik enerjisi kullandığı zaman dilimi olan 17:00-22:00 saatleri arası 0.79 kuruştan 1.29’a %65 oranında, sabah 07:00’den akşam 17:00’e kadar ki zaman dilimine de % 24 oranında zam yapıldığını belirten BKP Genel Sekreteri Sonüstün, “İnsanların uyku saati ve en az elektrik enerjisi harcanan saatler olan 22:00- 07:00 saatleri arasına %15 indirim yapılarak çoklu tarife zamlı tarifeye uydurulmuştur” dedi.

KIB- TEK’in kötü yönetilmesi, fuel oile bağlı maliyeti yüksek enerji üretimi, kurumdaki dengesiz maaş sitemi, KIB- TEK’in bankalara olan 300 milyon TL borç faiz giderleri ve borçlanma maliyetlerinin, AKSA’ya alım garantili ödenen miktarın, üretim maliyetlerini artırdığını ve faturanın vatandaşa ödettirildiğini ifade eden Sonüstün, “ Vatandaş, hangi tarifeyi kullanırsa kullansın, bu noktadan sonra daha yüksek fatura ödeyecektir” dedi.

Yılın 9 ayı güneşin hakim olduğu bir bölgede temiz enerji üretimine geçilmesinin şart olduğuna vurgu yapan Sonüstün, “ Toplumun beklentisi ucuz, güvenli ve temiz elektrik kullanmaktır. Temiz enerji kullanımının yaygınlaştırılması için dünyayla enter konnekte olmak kaçınılmazdır. Ancak o zaman daha ucuz ve kaliteli hizmet almak mümkün olacaktır” dedi.

 

Mahkeme önüne çağrı

By Nazen Şansal

baraka logo

Düşünce ve ifade özgürlüğü için, insan hakları için kitap bulundurmaktan tutuklanan Gargınsu'ya dayanışmamızı belirtmek için hukuk devleti prensiplerini ayaklar altına alan hükümete sesimizi duyurmak için İngiliz müstemlekesinin ceza yasası ile AKP faşizmini adamıza taşıyanlara geçit vermemek için 14 Mart Perşembe sabahı 8.30'da Lefkoşa Mahkemesi önünde buluşalım!

İzcan: Nüfus politikası ve vatandaşlık yasası kökten değişmelidir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, nüfus ve vatandaşlık konusunda acil önlemler alınmasının şart olduğuna vurgu yaparak, “ Kıbrıs’ın kuzeyinde, eğitim, sağlık ve güvenlik konularında yaşanan sorunların temelinde nüfus politikası yatmaktadır. Nüfus politikası ve vatandaşlık yasası kökten değişmelidir” dedi.

“ Ülkeye giriş çıkışların kontrol altına alınmadığı, kimin neden vatandaş yapıldığının belli olmadığı ve ülkenin nüfusunun belirsiz olduğu koşullarda, eğitim, sağlık ve güvenlik gibi temel insan hakkı olan ihtiyaçların planlanması mümkün değildir.” dedi.
CTP, DP, HP ve TDP’den oluşan 4’lü koalisyon hükümetinin birincil görevinin ülkeye giriş çıkışları ve vatandaşlık yasasını yeniden düzenleyerek, nüfusu kontrol altına almak olduğuna vurgulayan  İzcan, “ Dünyanın hiçbir demokratik ülkesi yabancı nüfusun yerli nüfustan fazla olmasına, kendi vatandaşının işsizlik, yoksulluk ve belirsizlik içerisinde  ülkesinden göç etmesine seyirci kalmaz. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan  budur” dedi.

“İnsanımızın güvenliğini sağlamak sizin görevinizdir” diyen İzzet İzcan, hükümeti vatandaşlık yasasını değiştirip acil bir nüfus sayımı yapmaya çağırdı.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, yarın sabah saat 08:30’da BRT’de programa katılarak gündemdeki son siyasi konuları değerlendirecektir.

İzcan: Hiç kimse güvende değildir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, ülkede toplumsal bir travma yaşandığını belirterek, “Bugün en önemli sorun, Kıbrıs Türk toplumunun toplumsal varlık, kimlik ve güvenliğidir” dedi.

“Nüfusun bilinmediği, üç yılda 130 bin yeni vatandaşlık verildiğinin açıklandığı bir ülkede yaşıyoruz” diyen İzzet İzcan, bunun bilinçli ve sistemli bir asimilasyon politikası olduğunu vurguladı.

Dünyanın hiçbir yerinde kendi halkına karşı yürütülen böyle bir yok ediş  politikası olmadığını dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, ülkeyi yönettiğini söyleyen CTP, HP, DP ve TDP koalisyon hükümetine, “Bu yoldan geri dönün” çağrısında bulundu.

 

        Acilen nüfus sayımı yapılarak, vatandaşlık yasası değiştirilmelidir.

“Kuzey Kıbrıs bir suç cennetine dönüşmüştür” diyen İzzet İzcan, acilen nüfus sayımının yapılmasını ve vatandaşlık yasasının değiştirilmesini talep etti.

 

         Toplum bilinçli bir yok oluş sürecine sokulmuştur.

“Artık hiç kimse güvende değildir, trafik kazaları ve cinayetler olağan hale gelmiştir” diyen İzcan, Kıbrıs Türk toplumu, bilerek azınlığa düşürülmüş ve bilinçli bir yok oluş  sürecine sokulmuştur” dedi.

Barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin tek çıkış yol olduğunu vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, tüm demokrasi güçlerini birlikte hareket etmeye çağırdı.

İnşa edeceğinizi söylediğiniz yeni KKTC bu mudur?

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, polisin dün akşam CTP Parti Meclisi Üyesi ve CTP Lefkoşa İlçe Yönetim Kurulu üyesi Bengül Gargınsu’nun evine baskın yaparak Gargınsu’yu “Yasa dışı cemiyete ait kitap bulundurma” iddiası ile gözaltına alıp daha sonra mahkeme tarafından gözaltı süresinin iki gün daha uzatılmasını eleştirerek, “Kıbrıs’ın kuzeyinde düşünce ne zamandan beri suç olmuştur? Ne zamandan beri kitap okuduğu gerekçesi ile insanlar tutuklanmaya başlanmıştır?” diye sordu.
TC ve KKTC İçişleri Bakanlıkları arasında imzalanan “Suçların Önlenmesi ve Ülkeye Giriş Çıkışlarda Sakıncalı İnsanların Tespitine Yönelik İşbirliği Protokolü”nün içeriğinin, “Türkiye’deki baskıcı yönetimin, Kıbrıs’ın kuzeyinde sakıncalı gördüğü herkesin, terör propagandası yapıyor gerekçesi ile tutuklanmasını içeriyor” diyen Salih Sonüstün, “ İçişleri Bakanı Bayabars bu protokolün ülke güvenliğini sağlama açısından önemli olduğuna inandığını söylemişti. Sn. Gargınsu kitap okuyarak ülke güvenliğini tehlikeye mi attı” dedi.
Bengül Gargınsu’nun tutuklanmasının, Türkiye’de uygulanan baskıcı rejimin Kıbrıs’ın kuzeyini de biçimlendirme çabalarının bir sonucu olduğuna vurgu yapan Sonüstün, “ Önce Afrika Gazetesi, sonra ülkede öğrenci olarak bulunan bir genç şimdi de bir siyasi partinin, üstelik hükümette bulunan bir siyasi partinin yönetim kadrosundan bir kadın düşündükleri, okudukları ve eleştirdikleri için suçlu muamelesi görüyor. Kıbrıs’ın kuzeyinin gittiği nokta endişe ve acı vericidir” dedi.
Başbakan Tufan Erhürman’a,“Eşitlik, özgürlük, insan hakları ve demokrasiye inandığını iddia eden ve hükümetin başı olan bir partinin başkanı olarak inşa edeceğinizi söylediğiniz yeni KKTC bu mudur?” diye soran Sonüstün, hiçbir demokratik ülkede göz göre insan hakları bu şekilde aleni ihlal edilemez. Kitap okuyor diye tutuklanamaz. Ve demokrasiye inandığını iddia eden bir başbakan da buna seyirci kalamaz ” dedi.

İzcan: Kaç emekçi daha hayatını kaybetmeli ki görevinizi yapmadığınızı kabul edip istifa edesiniz?

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,, Çalışma Bakanı Zeki Çeler’in görev süresi içinde  9. iş cinayetinin meydana geldiğine vurgu yaparak, “ Göreve geldiğiniz ilk günden bu yana her fırsatta, denetimleri artırdığınızı, çalışma hayatını daha güvenli bir yapıya kavuşturmak için uğraştığınızı söylüyorsunuz sayın Bakan ama bu sürede 9 emekçi hayatını kaybetti.  Kaç emekçi daha hayatını kaybetmeli ki görevinizi yapmadığınızı kabul edip istifa edesiniz?” diye sordu.

Daha iyi bir yaşam umuduyla ülkeye gelen emekçilerin, insani koşullardan uzak, iş güvenliğinden mahrum koşullarda, emekleri sömürülerek ucuz iş gücü olarak çalıştırılmasını önleyecek tedbirleri almayı ve emekçiyi korumayı dahi beceremeyen bir hükümetin, ülke güvenliğini sağlamasını beklemenin ölüden göz yaşı beklemek olduğuna işaret eden İzcan, “ İnşaatlarda kurulan iskelelerin güvenli olup olmadığını kontrol edebilecek bir mekanizmayı dahi oluşturamayan, her hafta yeni bir iş cinayetinin yaşanmasına seyirci kalan bir hükümetin ülkenin güvenliğini sağlaması, vatandaşının daha iyi ekonomik ve sosyal koşullarda yaşamasını sağlayacak adımlar atmasını beklemek abesle iştigaldir” dedi

Türkiye ve 3. Dünya ülkelerinden getirilen ve ucuz iş gücü olarak sömürülen emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının çalışma Bakanlığı’nın denetiminde olmasının şart olduğuna vurgu yapan İzcan, “ Çalışma Bakanı Zeki Çeler’e çağrımız, şov değil iş yapmalarıdır. Emekçinin can güvenliği değil sermayenin kar hırsını gözeten zihniyet yerine, ülkeye ucuz işçi akımını önleyecek, denetimin artırıldığı, ucuz işçi değil, sadece ihtiyaç duyulan alanlarda eğitimli işçi getirilmesine izin verecek, insan haklarına ve emeğe saygılı demokratik bir yapının oluşturması için gereken adımları bir önce atmaları ve yasal düzenlemeleri hayata geçirmeleridir” dedi.

 

Yaşasın 8 Mart Kadın Dayanışması

By Şifa Alçıcıoğlu

8 mart 1

8 mart 18 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle  Kadın Eğitimi Kolektifi, Akdoğan Fikir Sanat Atölyesi, BES, GÜÇ-SEN, HAK-SEN, KTÖS, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu’nun ortak organizasyonuyla Lefkoşa’da yürüyüş düzenlendi. Citroen ışıkları diye bilinen noktadan yürüyüşüne başlayan coşkulu kalabalık yol boyunca kadın mücadelesi temalı sloganlar atarak Lefkoşa sokaklarında bu güne kadar emeği ve bedeni sömürülen, cinsiyeti nedeniyle katledilen tacize tecavüze uğrayan ve görünmeyen emeği altında her gün ezilen kadınlar için ses oldu.
Yürüyüşte “Yaşasın 8 Mart Yaşasın Kadın Dayanışması”, “Devletin Görevi Sığınma Evi”, “Cami Değil Sığınma Evi”, “Pezevenk Devlet İstemiyoruz”, “Gece Klüpleri Kapatılsın”, “Görünmeyen Emek Sesini Yükselt”, “Sendikasız Çalışmak Yasaklansın”, “Son Son Son Sömürüye Son Cinsel Sınıfsal Sömürüye Son” “Kadın Yaşam Özgürlük”, “Zıpla Zıpla Zıplamayan Cinsiyetçi” gibi sloganlar atıldı. 8 mart 2Öte yandan, Lefkoşa’nın simgesi haline gelmiş ve 25 Kasım, 8 Mart, Reddediyoruz gibi günlerde eylemcileri barı önünde güler yüzü ile karşılayıp mutlaka su, meyve suyu veya kola dağıtan ve geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Cadı Bar direktörü Naime Timur için ise “Lefkoşa’nın Cadısı Kalbimizde Yaşıyor” ve “Naime abla için ses çıkar” sloganları atıldı. Kalabalık kitle, meclis ve elçiliğin önünde sloganlar atarak eylemi sonlandırdı. Eylem sonlanırken cinsiyeti ve sınıfı yüzünden haksızlığa uğrayan, öldürülen, dövülen kadınlar olduğu sürece mücadelenin süreceği ve kadınların hayatın her alanında var olacağı vurgusu yapıldı. 8 mart 3

Hem Özgürlük Hem Gül

By Baraka Kültür Merkezi

8Mart

8Mart8 Mart 1857'de kız kardeşlerimiz daha iyi iş koşulları olması ve eşit işe eşit ücret talepleriyle grev yaparken canlarından oldu. Bu günü kadınlara sadece gül vererek ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü pembe bir kadınlar günü olarak bize sunmaya ve bu günün önemini unutturmaya çalışanlar hala aynı. Kapitalizm 8 Mart'ı tekeline almış, bu mücadele gününü kampanyalar, 'kadınlara özel' hediye çekilişleri gibi ucuz numaralarla çirkinleştiriyor. Ayrıca yapılan reklam filmleri ya kadınların ev işleriyle uğraşması gerektiğini söyleyen, onlara ev içi hizmetle ilgili hediyeler almanız gerektiğini telkin eden reklamlar ya da kadınların her zaman diğer hemcinsleriyle yarış içinde olması, hep bakımlı, güzel, zayıf bir vücuda sahip olması gerektiğini söylüyor. Ya çalışan ve her zaman başarınızla bir yerlere gelmeye çalışan ama iş yerinde rekabet, mobing, taciz, hamile kalıp işten atılma korkusu ile mücadele eden ama aynı zamanda da tüm bu karmaşanın içinde her zaman bakımlı güzel ve güler yüzlü olmak zorunda olan bir kadınsınız ya da ev içinde tüm emekleri, hem ev halkı hem toplum hem de devlet tarafından görmezden gelinen bir kadınsınız. Hangi reklam filmi size uygunsa onu sizler için sunuyoruz diyor kapitalizm. Sizce kadınlar hala zor koşullarda mücadeleler vermiyor mu? Bu mücadeleler uğrunda öldürülmüyorlar mı? Kadınlar öldürülüyor, her gün 'sevdikleri', 'sevildikleri' insanlar tarafından aşk, kıskançlık gibi bahanelerle öldürülüyor, ya da hiç tanımadıkları insanlar tarafından öldürülüyor. Peki ya ölümden kurtulup kaçabilen kadınlara noluyor? Devletin görevi olan, onların sığınabileceği bir sığınma evi var mı? Tecavüze uğruyorlar ve bunu kanıtlamak için en az tecavüz kadar travmatik kontrollerden geçmek zorunda kalıyorlar sonra yine sığınabilecekleri bir yer bulamıyorlar. Kadınların muhafazakarlaştırma politikalarıyla eve ve kendi içlerine kapatılması, ev yüküyle ezilirken ataerki eş ve krizle mücadele etmeye çalışmaları ne kadar kolay olabilir? Kadınların özel sektörde az maaşa ve güvencesiz çalıştırılması ama aynı zamanda ev işleri ve çocuklarla ilgilenmek zorunda olması adaletli mi? Devletin ücretsiz kreşleri neden yok? Seks köleliğinin var olması neden hükümetleri rahatsız etmiyor? Kadınları yalnızlaştırarak, baskılayarak, susturarak, metalaştırarak, değersizleştirerek ne yapmaya çalışıyorlar? Soruların cevaplarını biliyoruz ne yapmamız gerektiğini de biliyoruz, susmayacağız! Sesimizi birlikte yükseltmek için, kadının ve tüm toplumun özgürleşmesi için, muhafazakar baskılara dur demek için, erkek şiddetine karşı sesimizi yükseltmek için, krizin yüküne isyan etmek için, eşitliğin, özgürlüğün, birliğin olduğu bir dünya için 8 Mart Cuma günü 17.30'da Citroen ışıklarında buluşalım.

BKP Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mesajı

By birlesikkibrispartisi

          Birleşik Kıbrıs Partisi Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda, eşitlikçi, sosyal adalet dayalı, cinsiyetçi tüm toplumsal yargılardan arındırılmış, demokratik ve özgürlükçü bir toplum oluşturma mücadelesinin devam ettiği ifade edilerek, kadının özgürleşmesinin önündeki en büyük engelin erkek egemen kapitalist sömürü sistemi olduğu vurgulandı.
BKP Kadın Meclisi’nin eşitlikçi, özgürlükçü, toplumsal cinsiyetçi yargı ve tabulardan arındırılmış,  sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir Kıbrıs ve dünya için kararlı mücadelesine devam ettiğinin altını çizen BKP Kadın Meclisi Sözcüsü Hediye Kurucu, “ Kıbrıs’ın kuzeyinde her geçen gün artan kadına yönelik şiddet ve baskı, bir yandan seks köleliği ve insan ticaretindeki artış, diğer yandan da Suni İslam yaşayış biçiminin topluma dayatılarak sosyal kültürel yapının bilinçli bir şekilde değiştirilmek istenmesi, mücadelenin yeniden biçimlendirilmesini gerektirmektedir.  Öte yandan, gece kulüplerinin kapatılması, yasaların tüm baskıcı gelenek, görenek, töre ve çağdışı unsurlardan ayıklanarak kadının sosyal yaşama erkekle eşit biçimde katılımının sağlanması elzemdir” dedi.
Kadına yönelik şiddete karşı  en ağır cezaların uygulanması ve şiddet mağduru kadınlar için Kadın Dayanışma Evleri’nin açılmasını talep eden Kurucu, “BKP Kadın Meclisi olarak cinsiyet eşitliği eğitiminin ilk öğretimden itibaren müfredatlara yerleştirilmesinin toplumsal cinsiyet algılarının dönüştürülerek eşitlikçi, özgürlükçü bir toplum ve bireyler yaratmanın yegane yolu olduğuna inanmaktayız” dedi.
Erkek egemen kapitalist sistemde, kadınların şiddetin, baskının ve sömürünün en ağırına maruz kalmaya devam ettiğini vurgulayan Kurucu, “Kadınların işte, evde, sokakta, kısaca hayatın her alanında, ezildiği, dışlandığı ve güvenlikten yoksun yaşadığı bu ataerkil kapitalist dünyayı reddediyoruz. Kadınların yaşamda aktif ve saygın yerini alabilmesi için ‘pozitif ayırımcılık da dahil, gerekli her türlü destek sağlanmalıdır. İkinci sınıf muamelesi gören tüm dünya kadınlarının, özellikle de emekçi kadınların özgürleşmesini amaçlayan örgütlenmeleri destekleyip, adaletsizce, tek bir cinsiyet lehine yaşanmadığı bir dünyayı kurmanın bugünden mümkün olduğuna inanıyoruz. Cinsiyetçi olmayan, çok kültürlü, çok kimlikli, özgür, eşit, sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir toplum hedefini hayata geçirme mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.

“Neler Oluyor Hayatta?” Oyunu Alaköy’de Sahnelenecek

By Nazen Şansal

1

1

Baraka Gençlik Tiyatrosu'nun sahneye koyduğu "Neler Oluyor Hayatta?" adlı tek perdelik komedi oyunu, Lefkoşa gösterimlerini tamamladı. Arabahmet Kültür Evi'nde sahnelenen oyun, 28 Şubat Perşembe akşamı Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Cemal Özyiğit ve Kültür Dairesi Müdürü Şehbal Hamzaoğulları'nın da katılımıyla izlendi. Eğitim alanındaki sorunların, liseli gençlerin gözünden mizahi bir üslupla sahneye taşındığı tiyatro gösteriminin sonunda Cemal Özyiğit, gençleri tebrik ederek bir konuşma yaptı. Oyun Cumartesi Alayköy'de Sahnelenecek "Neler Oluyor Haatta?" oyunu, 2 Mart Cumartesi akşamı saat 20.00'de Alayköy Kültür ve Sanat Derneği'nde sahnelenecek. Biletler 10TL, öğrenci için 5TL olup Alayköy Kültür ve Sanat Derneği'nden ve oyun günü girişten alınabilecek. Rezervasyon için 0533 886 48 18 numaralı telefon aranabilir. Hababam Sınıfı müziklerinin de kullanıldığı ve videolarla zenginleştirilen oyunda, başka bir gezegenden gelen iki robota, gençlerin dünyasında neler olduğu anlatılıyor. Okullarda yaşanan trajikomik olayların aktarıldığı "Neler Oluyor Hayatta?", 12 yaş üzeri her yaştan seyirciye; öğrenci, veli ve öğretmenlere hitap ediyor. 3  2  

BKP liderlerin bir araya gelerek güven artırıcı önlemlerle ilgili attıkları adımları destekler ve görüşme sürecinin bir an önce başlamasını talep eder.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, liderler arasında gerçekleşen dört maddelik uzlaşının, hem toplumlar arası ilişkilerin gelişmesi hem de Kıbrıs sorununun kalıcı çözümünde katalizör rol oynayacağını belirterek, “ Liderlerin bir araya gelerek Güven artırıcı önlemlerle ilgili adım atmasını destekliyor ve selamlıyoruz” dedi.

 

Ticaretin engelsiz yürütülmesi, suçluların karşılıklı iadesi gibi konuların da masada olduğuna vurgu yapan BKP Genel Başkanı İzcan, “ Atılan her olumlu adım, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda toplumlar arası ilişkileri ve işbirliğini geliştirecek ve tüm Kıbrıslıların refah ve huzur içinde yaşayacağı ortak geleceğin inşasını sağlayacaktır” dedi.

 

Liderler görüşmesinde aynı zamanda Cumhurbaşkanı Akıncı ve Anstasiyadis arasındaki görüş ayrılıklarının devam ettiği sonucunun da ortaya çıktığını ifade eden İzcan, “  Akdeniz’de bulunan doğal gazın çıkarılması ve paylaşılması konusunda da çalışmalar uyum ve uzlaşı içinde sürdürülmelidir. Doğal gaz kullanılarak iki toplumun yeniden gerginliğe ve çatışmaya sürüklenmesine müsaade edilmemelidir. BKP, Kıbrıs halkının yeniden çatıştırılmasını kabul etmemektedir. Önümüzde duran en büyük tehlike doğal gaz konusuyla toplumlar arası gerginlik ve çatışma ortamının yeniden yaratılmasıdır” dedi.

 

Kıbrıs sorununun çözümünün daha fazla geciktirilmesinin mümkün olmadığına, liderler arasında görüşme sürecinin yeniden başlaması için gereken referans şartlarının oluşturulması ve BM’nin Kıbrıs özel temsilcisi Bayan Lute’un aldığı inisiyatif doğrultusunda görüşmelerin bir an önce başlamasının şart olduğuna vurgu yapan İzcan, “ Zaman daralmaktadır. Liderler masaya oturarak sorunları çözmelidir. Taksim tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuz akıllardan çıkarılmadan, yurdumuzun ve tüm Kıbrıslıların ortak geleceği için samimiyetle çalışılmalıdır” dedi.

 

 

Hanaylar Yaptırdım Döşedemedim- Şifa Alçıcıoğlu

By Şifa Alçıcıoğlu

47486566_10217352085539387_7409447360222199808_n

Argasdi'nin Kıbrısla ilgili kültür sayfasında yıllar önceyle bugünün analizini yapabileceğiniz dereler ve sel konusu işlenmekte. Ayrıca yürekleri buran öyküsüyle "Hanaylar Yaptırdım Döşedemedim" ağıtını bulabileceğiniz makalemiz aktivistimiz Şifa Alçıcıoğlu tarafından kaleme alındı. Argasdi'ye ulaşmak için gazete bayilerine, Baraka Kültür Merkezi'ne ve Khora Kitabevleri'ne uğramayı unutmayın... Hanaylar yaptırdım döşedemedim, çifte kumruları eş edemedim, zalim felek ile baş edemedim. Konma bülbül konma çeşme başına,  bu gençlikte neler geldi başıma. Hanaylar yaptırdım yüceden yüce, içinde yatmadım üç gün üç gece, kurbanlar kestirdim gördüğüm gece. Konma bülbül konma çeşme başına,  bu gençlikte neler geldi başıma. 47486566_10217352085539387_7409447360222199808_n Bu hüzünlü dizeler, 1894 yılında Leymosun’da (Limasol) yaşanan sel felaketinde hayatlarını Garilli Deresi’nin azgın sularına teslim eden bir çiftin anısına yakılan ağıtın sözleridir. Serin bir kasım sabahında, kerpiç evleri önüne katan dere; aşırı yağışla birlikte Trodoslardan eriyen kar sularıyla yükselerek, Türk Mahallesi’nde almıştı soluğu. Garilli Deresi ilk kez taşmıyor, bu acı tabloyu ilk kez yaşatmıyordu… 1330 yılında kente verdiği zarar büyüktü. 16. ve 17. yüzyıllarda toplam 2000 kişinin ölümünden de o sorumluydu. Garilli Deresi, 3 ile 8 ayak yüksekliğiyle adeta köpürüyor ve kapıları teker teker çalarak önüne katıyordu ağaçları, hayvanları, insanları… Ve üç günlük yağışın ardından ortaya çıkan acı tabloda; yıkılan evler, dağılan yuvalar ve yitip giden 23 kişinin cansız bedeni vardı. Ölen at, katır ve eşeklerin ise 130 kadar olduğu saptanmıştı. Dere kenarındaki cami ve kilise de yıkıntılar arasındaydı. Dere sularının evlerden üç gün sonra çıkması, çamur bulanan evlerin temizliği kadar zor olmuştu. Evlenmek üzere olan ve selden kurtulmak için oturacakları hanaylı eve sığınan genç aşıklar da henüz evlenemeden sel sularına kapılırlar o kara bulutlu günde. Halk, onların kavuşamamasına hüzünlenir ve “Hanaylar yaptırdım döşedemedim” ağıtıyla gençleri anar. (Ağıt 1940’lı yıllarda Hasan Taş ve Refia Berkap tarafından derlenip Türkiye’ye gönderildikten sonra Kıbrıs türküleri repertuarına alınır.) Bazı kaynaklarda ise genç çiftin yeni evlendikleri ve kendilerine bir hanay yaptırdıkları ama henüz taşınmadıkları yeni hanaya gittikleri zaman yeni hanayın yıkıldığı, eski hanayın ayakta kaldığı söylenir. Bu büyük felaketten sonra, derenin tekrar tekrar taşması, 1930’lu yıllardan sonra dere yatağının yerinin şehrin dışından akacak şekilde değiştirilmesiyle son buldu. On yıllar önce sorun görülen derenin yatağının değişmesiyle, bazı sorunlar çözülebiliyorsa günümüzde neden yapılamasın? Denize akan suların önünü kesmedikçe su akıp yolunu bulur. Onu yatağından yerinden edenlere de cevabını kötü bir şekilde verir. Geçtiğimiz on yıl boyunca, aşırı yağışlarla birlikte derelerin taşması, evlere su taşkınları olması, çirkef içinde kalan güzel ülkemin aşılmaz bir sorunu olarak kendini göstermeye başladı. Oysa ne güzeldir derelerin gelmesini beklemek, zararsız-ziyansız dualarıyla bereketi dilemek… 2010’da Omorfo başta olmak üzere tüm ülkede yaşanan sel felaketini ne çabuk unuttuk ki hiçbir önlem almadan 2018’in son günlerinde yine bir sel felaketi daha yaşamak zorunda kaldık! Hem de dört gencecik canı da aramızdan ayıran, okulların tavanlarının çökmesine, yolların, evlerin yıkılmasına, arabaların ezilmesine neden olan bir felaket… Oysa ne güzeldir akan bir dereyi izlemek, şırıl şırıl akan suya baktıkça bakmak, kurbağaların şarkılarına kulak kabartmak… *** Kesilen ağacın yerine beton diken zihniyet, doğal afet kılıfı altında, üstünü kapatmaya çalıştığı her türlü pislikle birlikte taşkınlarla su yüzüne çıkar. Aslında suçluları çok iyi biliyoruz; altyapısız yapılaşmanın önüne geçmeyen yönetenler, rant sistemiyle arsalar açılmasına sebep olan siyasetçiler, dere yataklarına yapılan evlere müsade edenler, dere yataklarını çöplüğe döndürenler, çarpık yapılaşmada sorunları, yumak haline getirip çözümsüzlüğe ulaştıran üç maymunu oynayan gelmiş geçmiş tüm belediyeler, hükümetler... Aslında yıllardır değişen bir şey yok… Tıpkı 2009 yılında Fikret Başkaya’nın da dediği gibi: “Geride kalan haftalarda sel onlarca insanı alıp-götürdü, evler köprüler yıkıldı, işyerleri tahrip oldu, ekili alanlar ve mahsuller zarar gördü, suya zehirli kimyasallar karıştı... Doğal âfet dendi, ihmal dendi, dere yatağına ev mi yapılır, bu 'derenin intikamıdır' dendi, sorumlular hesap versin dendi, 'muhalif' olduğu sanılan siyasetçiler hükümeti suçladı... Elbette her zaman olduğu gibi 'konunun uzmanları' da konuştular-yazdılar ama konuşmalarda-yazılarda kapitalizm kelimesi geçmedi... Kimse 'bu sosyal bir felakettir, gerisinde kapitalist sömürü, yağma ve talan var' demedi... Eğer öyle diyecek olsalar 'konunun uzmanı' sayılıp, 'değerli görüşlerini' sizinle paylaşmaları mümkün olur muydu?”     Kaynaklar: Limasol Kenti Tarihi Mezarlıkları, Yenidüzen Gazetesi Limasol’da Yaşanan Büyük Sel Felaketi, Yenidüzen Gazetesi https://bit.ly/2LhsJOd  (Kapitalizmi ‘krizden’ kurtarmak değil, kapitalizmden kurtulmak, Fikret Başkaya.) https://www.youtube.com/watch?v=WPgyIchz53g  

AP adayı Kızılyürek BKP’yi ziyaret etti:

By birlesikkibrispartisi

Seçime Katılalım ve Avrupa Vatandaşı Olduğumuzu Beyan Edelim
Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili adayı Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek seçim çalışmaları kapsamında bugün BKP’yi ziyaret ederek yetkililerle görüştü. Adaylık süreci ve Avrupa Parlamentosu milletvekilliği seçimleri hakkında bilgi veren Kızılyürek, bu adaylığın öneminin AP’ye girmekten ziyade Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların birlikte mücadele zemini yaratması olduğunu ifade etti. BKP Genel Başkanı İzzet İzcan da görüşmede yaptığı konuşmada Kızılyürek’e başarılar dileyerek, kesinlikle taraf olduklarını, kampanya sürecine aktif olarak katılacaklarını belirtti.

 

KIZILYÜREK: Mahkum değiliz, AB kurumlarına talip olmalıyız.

         AP milletvekili adayı Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek yaptığı konuşmada 26 Mayıs’ta gerçekleşecek AP seçimleri öncesinde yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi. BKP’nin Kıbrıs’ta çözüme olan inancını bildiği için bu ziyareti çok önemsediğini kaydeden Kızılyürek, ortak mücadele alanı yaratması bakımından AKEL’in bir Kıbrıslı Türkü aday göstererek sunduğu imkanın önemine değindi. Kızılyürek, “bu adaylığın asıl amacı AP’ye başarı ile girmekten öte, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin barış yolunda geleceği birlikte kurmasının temelini atmaktır” dedi. Her ne kadar izole bir hayata mahkum edilseler de Kıbrıslı Türklerin Avrupa vatandaşı olduğuna dikkat çeken Kızılyürek, bunu dünya kamuoyuna gösterme zamanının geldiğini söyledi. Bu nedenle bu seçime mutlaka katılmak gerektiğini kaydeden Kızılyürek, “biz hareketsizliğe mahkum değiliz. AB kurumlarında sesimizi duyurmalıyız. Bu Federal Kıbrıs’ın inşası yolunda iki toplumun birlikte mücadele etmesine de yardımcı olacaktır” dedi.

           İZCAN: AP’de temsiliyeti başarmalıyız.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan da yaptığı konuşmada barış ve demokrasi mücadelesinde ortaya çıkan her durumu değerlendirip federalistlerin aynı çatı altında toplanıp mücadele etmesinin önemine değindi. “AP seçimleri bize böyle bir fırsat tanımıştır. Kıbrıslıların görevi Mayıs’taki bu seçimlere birlikte hazırlanmak ve sürece omuz vermektir” diyen İzcan, iki toplumda da federal çözüm karşıtları bulunduğunu ancak geri kalanların birlikte mücadele edip AP’de temsiliyeti başarması gerektiğini savundu. İzcan şöyle konuştu:

“Biz zaten Avrupalıyız, AB vatandaşıyız. Kurumlara aday olmak, taraf olmak, dünya ve Avrupa ile bütünleşerek normalleşme zamanıdır. Bu süreçte aktif biçimde taraf olacağız ve Kıbrıslı Türklerin bu parlamentoda temsil edilmesi için rol alacağız. Kuruluş felsefemize de uyan budur”.

 

 

Akıncı ve Anastasiadis’ten Olumlu Adımlar

By admin
Mustafa Akıncı, Nikos Anastasiadis ile dün sabah yaptıkları görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, olumlu adımlar olarak değerlendirilebilecek, güven yaratıcı önlemlerle ilgili daha önceden varılan mutabakatların yaşama geçirilmesi Devam »

“Neler Oluyor Hayatta?” Oyunu Lefkoşa’da Son Kez Sahnelenecek

By Nazen Şansal

seyirci foto

Baraka Liseli Gençlik Tiyatrosu’nun “Neler Oluyor Hayatta?” isimli komedi oyunu 28 Şubat Perşembe akşamı Lefkoşa’da son kez seyirciyle buluşacak. Aarabahmet Kültür Evi’nde yer alacak olan gösterim saat 20.00’de başlayacak ve biletler Khora Kitap Cafe’den veya oyun günü girişten alınabilecek. 10TL olan seyirci katkısı, öğrenciler için 5TL olarak belirlendi ve rezervasyon için 0533 886 48 18 numaralı telefonun aranabileceği belirtildi.

DSC_3648

Baraka Tiyatro Ekibi kolaylaştırıcısı Nazen Şansal’ın yazdığı, tek perde ve komedi türünde olan “Neler Oluyor Hayatta?” oyunu, eğitim alanındaki sorunları mizahi bir dille sahneye koyuyor ve Hababam Sınıfı eserinden esintiler de içeriyor. Müzikli sahneler ve videolarla zenginleştirilen oyunda başka bir gezegenden gelen iki robota, gençlerin dünyasında neler olduğu anlatılıyor. Okullarda yaşanan trajikomik olayların aktarıldığı oyun, 12 yaş üzeri tiyatro severlere, öğrenci, veli ve öğretmenlere hitap ediyor. Kolaylaştırıcılığını Kerem Yağmur ve Nazen Şansal’ın üstlendiği oyunda Elif Deligöz, Elvan Efekan, Ertu Üzmez, Halil Sürel, Irmak Devrim Refikoğlu, İncilay Gök ve Serap Kızıl rol aldı. Liseli gençlerin seyirciyi hem güldürüp hem de eleştirilerini ortaya koyduğu “Neler Oluyor Hayatta?” oyununun ilk üç gösterimine tiyatro severler yoğun ilgi gösterdi.

seyirci foto

Alayköy Turnesi 2 Mart Cumartesi “Neler Oluyor Hayatta?” oyunu Lefkoşa gösterimlerini tamamlamasının ardından 2 Mart Cumartesi akşamı saat 20.00’de Alayköy Kültür ve Sanat Derneği’nde sahnelenecek. Biletlerin Alayköy Kültür ve Sanat Derneği’nden temin edilebileceği oyuna, 12 yaş üzeri tüm sanat severler davet edildi.

xx

Prof. Niyazi Kızılyürek, Birleşik Kıbrıs Partisi’ni ziyaret edecek.

By birlesikkibrispartisi

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aday olan Prof. Niyazi Kızılyürek, 27.02.2019 Çarşamba günü saat 10:00’da  Birleşik Kıbrıs Partisi’ni ziyaret edecektir.
BKP Genel Merkezi’nde gerçekleşecek görüşmede, Prof. Niyazi Kızılyürek’in adaylık gerekçeleri değerlendirilecek ve son siyasi gelişmeler çerçevesinde görüş alış verişinde bulunulacaktır.

 

Cenaze yerde yatarken beton mikserlerini çalıştıran zihniyeti kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün yaptığı açıklamada, pazar günü bir emekçinin daha iş cinayetine kurban edildiğine vurgu yaparak, “ Daha iyi bir yaşam umuduyla ülkemize gelen bir emekçi daha denetimsizlik yüzünden hayatını kaybetmiştir. Bu cinayet, Çalışma Bakanı Zeki Çeler’in görev süresi içinde gerçekleşen 8. iş cinayettir, bu bir kaza değildir” dedi.

Söz konusu inşaatla ilgili daha önce basın yoluyla güvenlik tedbirlerinin yetersiz olduğu noktasında ihbarlar yapıldığı ve pazar günü çalışma yasağı olmasına karşın özel izin verilerek çalışılmasına izin verilmesinin yaşanan faciaya ortak olmak anlamına geldiğine vurgu yapan Sonüstün, “ Emekçinin can güvenliği değil sermayenin kar hırsını gözeten zihniyet yerine, ülkeye ucuz işçi akımını önleyecek, denetimin artırıldığı, ucuz işçi değil sadece ihtiyaç duyulan alanlarda eğitimli işçi getirilmesine izin verecek, insan haklarına ve emeğe saygılı demokratik bir yapının oluşturması elzemdir” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’e çağrıda bulunan BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “ Şov değil iş yapın, iş güvenliği ile ilgili önlemlerin alınmasını sağlayın” diyerek,  “ Cenaze yerde yatarken beton mikserlerini çalıştırmaya devam eden, insan hayatına zerre saygısı olmayan, gözünü daha fazla kar hırsı bürümüş sermayenin değil, emekçinin yanında olun. İnsan hayatını koruyacak tedbirler alın” dedi.

 

“Neler Oluyor Hayatta?” Oyunu Sahnelenmeye Devam Ediyor

By Nazen Şansal

DSC_3655

50996757_1206799136152054_9139550823745847296_n

Baraka Gençlik Tiyatrosu'nun sahneye koyduğu "Neler Oluyor Hayatta?" adlı tek perdelik komedi oyunu sahnelenmeye devam ediyor. Arabahmet Kültür Evi'nde izlenebilecek olan oyunun son iki gösterimi 23 Şubat Cumartesi ve 28 Şubat Perşembe akşamı gerçekleşecek. Liseli gençlerin rol aldığı ve eğitim alanındaki sorunların mizahi bir dille işlendiği "Neler Oluyor Hayatta?" oyunu, saat 20.00’de başlayacak ve biletler 10TL, öğrenci için 5TL olup Khora Kitap Evi’nden ve oyun günleri girişten alınabilecek. Rezervasyon için 0533 886 48 18 numaralı telefon aranabilir. Hababam Sınıfı müziklerinin de kullanıldığı ve videolarla zenginleştirilen oyunda, başka bir gezegenden gelen iki robota, gençlerin dünyasında neler olduğu anlatılıyor. Okullarda yaşanan trajikomik olayların aktarıldığı "Neler Oluyor Hayatta?", 12 yaş üzeri her yaştan seyirciye; öğrenci, veli ve öğretmenlere hitap ediyor. Kolaylaştırıcılığını Kerem Yağmur ve Nazen Şansal’ın üstlendiği oyunda Elif Deligöz, Elvan Efekan, Ertu Üzmez, Halil Sürel, Irmak Devrim Refikoğlu, İncilay Gök ve Serap Kızıl rol alıyor. DSC_3640    DSC_3635 DSC_3758     DSC_3655  

Şair-Yazar Mehmet Kansu ile Godot ve Öykü Söyleşisi Yapıldı

By Nazen Şansal

10

 

 10

Ülkemizin önemli yazarlarından Mehmet Kansu, 19 Şubat Salı akşamı Baraka Kültür Merkezi’nin konuğu oldu. Godot üzerine öykü okumalarının ve yorumlarının yapıldığı gecede “Geçmişte ve günümüzde Godot bize neler anımsatır?”, “Toplum olarak beklentilerimiz neler?” “Beklentilerimiz gerçekleşirse mutlu olabilecek miyiz?” gibi sorular da katılımcılarla tartışıldı. Etkinliğin açılışında Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı ünlü oyunu üzerine açıklamalarda ve değerlendirmelerde bulunuldu. Ardından sözü alan Kansu, öyküleri yazma sürecini aktardı, karakterlerin ülkemiz insanına benzerliğine değindi ve Godot’nun toplumumuzla bağlantısını vurguladı.  Ülkemiz insanının daha iyi koşullarda ve barış içinde yaşama umudunun Godot’yu beklemeye benzetildiği sohbetlerde, eyleminin ve eylemsizce beklemenin de anlamı üzerine söyleşildi. Katılımcıların, öykülere kendi yorumlarını kattığı ve birbirlerinin hikayesini dinleyip anlattığı etkinlik, samimi ve sıcak bir atmosferde gerçekleşti. x 2 6    

YENİ BAKIŞ WEB TY’deyiz.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bugün saat 11:00’de YENİ BAKIŞ WEB TV’de proğrama katılacaktır.

Kendi atadığı yöneticileri ile uyumlu çalışamayan bir hükümetten hayır gelmez

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, KIB- TEK’te yaşananların 4’lü koalisyon hükümetinin uyum içinde icraat yapamadığının en açık göstergesi olduğunu vurguladı.
KIB-TEK Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hüdaoğlu’nun toplu iş sözleşmesini ilgili bakandan habersiz olarak imzaladı gerekçesi ile görevden alınmasının gerçeği yansıtmadığını ifade eden İzzet İzcan, “ Esas sorun, KIB-TEK’in geleceği ile ilgili hükümet ile yönetim arasındaki çelişkidir” dedi.
“ BKP, KIB-TEK’in özelleştirilmesine kesinlikle karşıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ KIB-TEK özerkleştirilerek, kendi ayakları üzerinde duran, ucuz ve kesintisiz enerji üreten bir kurum haline dönüştürülmelidir” dedi.
“BKP, KIB-TEK’in verimli çalışması için bir reform programına ihtiyaç duyduğuna inanmaktadır”  diyen İzzet İzcan, kuzey Kıbrıs’taki enerji sisteminin, Türkiye’deki sistemle enterconnect olmasının sayısız yararları olacağının ilgili kesimler tarafından değerlendirilmesini istedi.
Başbakan Tufan Erhürman’ın “ 7 ay önce zam yaptık, yeni zamlar kaçınılmazdır” şeklindeki ifadelerinin talihsiz ifadeler olduğunu vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Yaptığınız zammın %52 olduğunu neden gizliyorsunuz, siz toplumu haraca bağlayan vergi memuru musunuz? “ diye sordu.
“Kendi atadığı yöneticileri ile uyumlu çalışamayan bir hükümetten hayır gelmez” diyen İzzet İzcan, 4’lü koalisyon hükümetini ülkede yaşanan ekonomik kriz koşullarında halkı düşünerek hareket etmeye çağırdı.

“Neler Oluyor Hayatta?” Oyunu Perdelerini Açtı

By Nazen Şansal

52164968_2256263354647524_1434786679096344576_n

Baraka Gençlik Tiyatrosu'nun sahnelediği "Neler Oluyor Hayatta?" adlı tek perdelik komedi oyunu Cumartesi akşamı perdelerini açtı. Arabahmet Kültür Evi'nde gerçekleşen gösterim, tiyatro severlerden yoğun ilgi gördü ve oyun ayakta alkışlandı. 52164968_2256263354647524_1434786679096344576_n Liseli gençlerin sahnelediği oyun, eğitim alanındaki sorunları mizahi bir dille sahneye koyuyor ve Hababam Sınıfı eserinden esintiler de içeriyor. Müzikli sahneler ve videolarla zenginleştirilen oyunda, başka bir gezegenden gelen iki robota, gençlerin dünyasında neler olduğu anlatılıyor. Okullarda yaşanan trajikomik olayların aktarıldığı "Neler Oluyor Hayatta?", 12 yaş üzeri her yaştan seyirciye; öğrenci, veli ve öğretmenlere hitap ediyor. Kolaylaştırıcılığını Kerem Yağmur ve Nazen Şansal’ın üstlendiği oyunda Elif Deligöz, Elvan Efekan, Ertu Üzmez, Halil Sürel, Irmak Devrim Refikoğlu, İncilay Gök ve Serap Kızıl rol alıyor. 52153195_1198706973629079_4686117848911708160_n 21 Şubat Perşembe, 23 Şubat Cumartesi ve 28 Şubat Perşembe olmak üzere Arabahmet Kültür Evi'nde üç gösterim daha gerçekleştirilecek. Gösterimler, saat 20.00’de başlayacak ve Arabahmet Kültür Evi’nde yer alacak. Biletler 10TL, öğrenci için 5TL olup Khora Kitap Evi’nden ve oyun günleri girişten alınabilir. Rezervasyon için 0533 886 48 18 numaralı telefon aranabilir.  

BERTOLT BRECHT MÜZİĞİ- Saadet Çaluda

By Şifa Alçıcıoğlu

sadet yazi foto

Usta bir şairin şiirlerini bestelemek de ustalık gerektirir.  Brecht'in bu yolda tanıştığı bestecileri bulacağınız makalemizde müziğin sorgulayıcı yanını cesurca ortaya koyan eserlerini de daha net anlayacağız. Hala bir Argasdi edinmediyseniz en yakın gazete bayinize, Khora Kitabevlerine ya da Baraka Kültür Merkezi'ne uğrayabilirsiniz... Asıl adı Eugen Berthold Friedrich Brecht olan Bertolt Brecht, 10 Şubat 1898’de Augsburg’da dünyaya geldi. 20. yüzyılın en etkili Alman şairi, oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni olarak nitelendirilir. Eserleri uluslararası alanda da saygı ile kabul görmüş ve ödüllendirilmiştir. Kendisini "Komünist" olarak tanımlayan Brecht’in hayatımızda ve bakış açımızdaki yeri göz ardı edilemez. Brecht’in şiirlerine ezgilerle hayat veren ve 1900’lü yıllardan günümüze gelen, ismi Brecht ile anılan 3 besteci Kurt Weill, Hans Eisler ve Paul Dessau’dur. Brecht ile hem politik hem de müzikal anlamda en fazla bağı bulunan besteci 17 şiirinin 13’ünü melodilerle buluşturan Kurt Weill’dir.sadet yazi foto Kurt Weill, 2 Mart 1900-3 Nisan 1950 yılları arasında yaşamış, 1920'lerin sonlarında yazdığı müzikaller ve şarkılarla Almanya'da oldukça popüler olmuştur. Eserleri, Alban Berg, Darius Milhaud ve Stravinsky gibi besteciler tarafından beğenilmiştir. En çok bilinen eseri ilk kez 31 Ağustos 1928'de sahnelenen Üç Kuruşluk Opera'dır. Kurt Weill ve Brecht 1927-1933  yılları arasında ölümsüz yapıtlara adını yazdırmıştır. Weill, John Gay'in yazmış olduğu Dilenciler Operası üzerine Bertolt Brecht ile beraber çalışmış ve bu eserdeki olaylar dizisini koruyarak Brecht'in sözleriyle yeni besteler oluşturup, yolculuklarını başlatmıştır. Yoksulluk, sefalet ve haydutluğun kol gezdiği 1920’ler Londra’sını arka planına alan Üç Kuruşluk Opera, Berlin’de sahnelendi. Bu sahne, sonraları Brecht’in tiyatrosu olarak anılacak olan –ve hâlâ yaşayan- Berliner Ensemble’dı. Brecht’in metniyle Weill’ın müziği müthiş bir uyum yakalamıştı. Bu “bambaşka” bir operaydı. Kurt Weill müziğinin derinlerine inecek olursak; “Kurt Weill’ın müziği, olabildiğince geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı hedefleyen, oyuncuya belirli tavırları dile getirme olanağı vererek doğrudanlığın altını çizen, eylem ve söylemin koşutluğunu önemseyen, birbirinden farklı tarz ve elemanlardan beslenebilen, çoğul yapılı (caz, dans müziği, kabare, halk müziği, marş, vb.) sıradan olanı yeniden işleyip yabancılaştıran ve emin olunan her şeyi sorgulamaya çağıran parodik, alaycı bir müziktir’’.(1) Yaşadığı dönem, Batı müziğinde 1910’dan günümüze uzanan 1. ve 2. Paylaşım Savaşı’nın olduğu, atonalite (tondışı sesler) kullanılan, teknolojinin hayatımızda yer aldığı Çağdaş Dönem olsa da Weill’ın müzik anlayışında 1750-1800’lü yıllarda ortaya çıkan Klasik Dönemin etkileri görülür. Buna bağlı olarak Weill’ın kariyerinde etkili olmuş besteciler, Klasik Dönem bestecileri Mozart ve Mahler’dir. Mozart’ın ‘müzikal ekonomi’, ‘saydamlık’ ve ‘doğrudanlık’ kavramları ve Sihirli Flüt eseri Weill’ın müziğini de etkilemiştir. Kurt Weill, Nazi Partisi’nin iktidara geldiği 1933 senesinde Almanya’yı terk etmek zorunda kalır. Böylece Brecht’le olan 6 yıllık işbirliği de sona ermiş olur. ABD’ye yerleşir ve Broadway müzikallerinin aranan bestecisi haline gelir. 1950’de hayatını kaybeden Weill’ın müzik dünyasında bıraktığı etki, Brecht’le geliştirdikleri yeni bir sahne müziği anlayışı olmuştur. Hayatı boyunca toplumundan kopuk olmayan işlevsel bir sanatı savunan Kurt Weill’ın müzikleri hâlâ dipdiri ve hâlâ bizleri emin olduğumuz her şeyi yeniden sorgulamaya davet ediyor... Günümüze gelecek olursak, Kıbrıs’ta da sergilenen Genco Erkal yorumu ile dinlenecek ‘Bertolt Brecht’ eserlerinin yerini ne tutar bilmiyorum. Söner görkemli ışıklar, başlar şiir, birleşir Weill’ın müziği ve Brecht seslenir; Ben Bertolt Brecht Kara ormanlardan taşımış şehre anam beni Çekip gidene dek ben bu Dünyadan Çıkmayacak ormanların soğuğu içimden...   (1 )http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/ben-kurt-weill-haberi-55136 https://www.youtube.com/watch?v=C2ODfuMMyss- Sihirli Flüt Operası  

Yazar Mehmet Kansu ile “Beklentili” Bir Godot Söyleşisi (Öykü Okuma ve Söyleşi)

By Nazen Şansal

deneme

Yazar Mehmet Kansu ile 19 Şubat Salı akşamı saat 19.00’da Baraka Kültür Merkezi’nde Godot’yu bekliyoruz! Kansu’nun yazdığı Godot hakkında iki kısa öykünün okunacağı etkinlikte, Godot üzerine bilgiler verilerek söyleşi gerçekleştirilecek. “Geçmişte ve günümüzde Godot bize neler anımsatır?” “Toplum olarak beklentilerimiz neler, beklentilerimiz gerçekleşirse mutlu olabilecek miyiz?” gibi sorularının da tartışılacağı etkinliğe herkesi bekleriz!

“Neler Oluyor Hayatta?” Oyunu 16 Şubat’ta Perde Diyor

By Nazen Şansal

DSC_3750

DSC_3750

Baraka Liseli Gençlik Tiyatrosu “Neler Oluyor Hayatta?” isimli oyunu ile 16 Şubat Cumartesi perde diyor. Ardından 21 Şubat Perşembe, 23 Şubat Cumartesi ve 28 Şubat Perşembe olmak üzere Lefkoşa’da dört kez gerçekleştirilecek olan gösterimler, saat 20.00’de Arabahmet Kültür Evi’nde yer alacak. Baraka Tiyatro Ekibi kolaylaştırıcısı Nazen Şansal’ın yazdığı, tek perde ve komedi türünde olan “Neler Oluyor Hayatta?” oyunu, eğitim alanındaki sorunları mizahi bir dille sahneye koyuyor ve Hababam Sınıfı eserinden esintiler de içeriyor. Müzikli sahneler ve videolarla zenginleştirilen oyunda başka bir gezegenden gelen iki robota, gençlerin dünyasında neler olduğu anlatılıyor. Okullarda yaşanan trajikomik olayların aktarıldığı oyun, 12 yaş üzeri her yaştan seyirciye; öğrenci, veli ve öğretmenlere hitap ediyor. Liseli gençlerin seyirciyi hem güldürüp hem de eleştirilerini ortaya koyduğu “Neler Oluyor Hayatta?” oyununa tüm tiyatro severler davet edildi.

DSC_3623

Kolaylaştırıcılığını Kerem Yağmur ve Nazen Şansal’ın üstlendiği oyunda Elif Deligöz, Elvan Efekan, Ertu Üzmez, Halil Sürel, Irmak Devrim Refikoğlu, İncilay Gök ve Serap Kızıl rol alıyor. Biletler 10TL, öğrenci için 5TL olup Khora Kitap Evi’nden ve oyun günleri girişten alınabilecek. Rezervasyon için 0533 886 48 18 numaralı telefon aranabilecek. DSC_3760 Oyun broşüründen Kerem Yağmur'un yazısından: Toplumsal sorunlarımızın en temel sebebi olan eğitim sistemimizi, biz gençlerin içinde yaşayarak deneyimlediği şekilde sahneye aktarmak istedik. Rıfat Ilgaz’ın kendi eseri olan Hababam Sınıfı’na yaptığı yorumu gibi: “Eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. Belli bir süre sonra idam yaklaştığında tüm dükkanlar açılmaya, esnaf satış yapmak için bağırıp çağırmaya başlamış. Bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlarmış ve idam vakitleri panayır havasına bürünürmüş. Sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş. Ben de çöken eğitim sistemini anlattım. Hepimiz ölen bu sisteme bakarak güldük.” Evet sayın seyirciler, ölen sistemimize gülüyoruz. Bu sistemde zorluklarla, ezilerek, tabiri caizse savaşarak eğitim görüp bir yerlere gelmeye çalışıyoruz. Fakat buna gülüyoruz! DSC_3640 DSC_3635 DSC_3758

Brecht’in Savaş Karşıtlığı ve Frank’ın Ölümü- Tahsin Oygar

By Şifa Alçıcıoğlu

BrechtveOglu

  Bertolt Brecht'i incelemeye aldığımız  Argasdi'nin 53. sayısında, Brecht'in en çok bilinen yönü savaş karşıtlığıyla belki de hiç bilinmeyen yönü  baba olmasının kesişme noktalarını bulacağınız bir makaleyle karşınızdayız. Tahsin Oygar tarafından kaleme alınan ve şiirlerle bezenen bu etkileyici yazıyı mutlaka okumalısınız. Argasdi'ye 10 TL karşılığında Baraka Kültür Merkezi'nden, Khora Kitabevlerinden ve tüm gazete bayiilerinden ulaşabilirsiniz. BrechtveOgluFrank, Frank’ın ölümünden dokuz ay sonra doğdu. I. Paylaşım Savaşı (Dünya Savaşı) tüm dehşeti ile sürerken Bertolt Brecht Peutinger Lisesi’nde öğrenci idi. Lise yıllarında tanımıştı Frank Wedekind’ı. Wedekind hukuk fakültesi bitirmiş, hukuk yerine şiire, tiyatroya yönelmiş bir yazardı. Bu yazarın savaş karşıtı şiirlerinin yanı sıra burjuva ahlakının saçmalıklarını, küçük burjuvaların yozlaşmalarını, insanın cinselliğinin dürtüselliğine olan bağlılığını konu alan oyunları da vardı. Tiyatro anlayışı ise dışavurumcu ve natüralistti. O dönemlerde Brecht, sıkı bir Wedekind hayranı ve takipçisi olmuştu. Savaş yıllarında dönemin Alman politikacıları Wedekind’in bazı oyunlarını savaşın bitimine kadar yasaklamıştı. 1914’te I. Paylaşım Savaşı’nın başlaması yaklaştıkça, ülkede savaş çığırtkanlığı, kulakları sağır, gözleri kör edecek kadar şiddetlenmişti. Brecht 16 yaşında idi. Peutinger Lisesi, savaş çığlıklarının haklılığını ve gençlerin fikirsel olarak savaşa hazırlanmasını önüne koymuştu ki savaşı güzellemesi için öğrencilerine kompozisyonlar yazdırmaya başlamıştı bile. Genç Brecht, Horatius’un "Anavatan için ölmek hoş ve onurludur" sözünü alıp etkileyici bir kompozisyon yazdı. Kısaca Horatius, MÖ. 65 – 8 yılları arasında yaşamış Romalı bir asker ve şairdi. Horatius’un bu sözü söyledikten sonra katıldığı bir savaşta yenilginin hemen ardından kalkanını dahi bırakıp kaçtığı söylenir. Brecht de kompozisyonunda “Anavatan için ölmek hoş ve onurludur lafı Horatius’un da sonradan anladığı gibi (!) zenginleri daha zengin yapmak isteyenlerin veya boş kafalıların rağbet ettiği bir propaganda sloganıdır” diyerek belki de savaş karşıtı ilk eserini yazmıştır. I. Paylaşım Savaşı’nın bitmesine kısa bir süre kala Mart 1918’de Frank Wedekind ölür. Cenaze törenine katılan Brecht, Wedekind’ın oyunlarını yasaklayan politikacıları orada görünce oldukça içerler ve şöyle der: "Cesedin etrafında dönen leş yiyici akbabalar gibi silindir seklindeki şapkaların içinde kafaları karışık durdular" ve bu olaydan dokuz ay sonra dünyaya gelen oğlunun adını Frank koyar.   Brecht’in genç yaşlarda etkileşim ve hayranlıklarla oluşan savaş karşıtlığı, giderek hem teorik olarak Marksizm’den hem de pratikte iki Paylaşım Savaşı’na tanıklık eden hayatı dolayısıyla oldukça gelişti ve müthiş eserlere dönüştü. Sanatçının savaş karşıtı eserlerinin bu denli basit, anlaşılır ve de etkileyici olmasının sebebi sanırım bu donanımıdır. Genel olarak eserlerinde savaşın yere göğe sığdırılamayan, ulvi ve kutsal söylemlerle süslenmiş yanının saçmalığını kanıtlayıp egemenlerin ipliğini pazara çıkarmaktadır. Örnek verecek olursak: … / Güzel bir günde emri geldi. / Hazır etti çantasını, güneye doğru koyuldu yola. / Bir fatihti kardeşim. / Yerimiz yoktu yaşamaya. / Topraklar ele geçirmekti öteden beri hayalimiz. / Kardeşimin fethettiği yer şimdi Guadarama dağlarında. / Boyu tam bir seksen, derinliği bir elli. İşte böylece, sıradan bir insanın, yaşam derdi yerine hiçbir zaman aklına bile gelmeyecek, hiç bilmediği bir coğrafyayı fetih hayalleri kuramayacağını çarpıcı bir şekilde tersten gösterdi Brecht. Fetih için emir alan bir fatih! Ve fethettiği şey sadece mezarı… Bunun dışında Brecht, insanın yaşama sevinci ve arzusunu körüklerken, ölüm korkusunu da ortaya çıkarmaktan, hissettirmekten geri durmadı. "Savaş istiyoruz!" / En önce vuruldu / bunu yazan. O dönemin egemenleri için kazanılan zaferlerle de elinden geldiğince dalga geçip, bu haksız savaşların kazananının halklar olmadığını ortaya koydu.  Akşam savaş alanına çöktüğünde / Düşmanlar yenilmişti / Telgraf tellerinin tınıları / Haberi uzaklara taşıdı / Dünyanın bir ucunda için için yandı / Bir haykırış, gökkubbede parçalanarak / Bir çığlık, çılgın ağızlardan taşan / Ve esrik göğü aşan. / Bin dudak ilençle soldu / Bin yumruk, vahşi bir öfkeyle sıkıldı. / Dünyanın bir başka ucunda / Bir sevinç, gökkubbede parçalanarak / Büyük bir sevinç, bir eğlence, bir çılgınlık / Rahat bir soluklanma, gerinme / Bin dudak eski bir duayı söyledi / Bin el inançla birleşti. / Gecenin geç saatlerinde / Sayıyordu telgraf telleri / Savaş alanında kalan ölüleri / O zaman dost ve düşman sessizleşti. / Yalnız analar ağladı / Her iki yanda.    Brecht’in savaş karşıtlığı bugünün postmodernlerinin modası salt pasifizm veya her türlü şiddette karşı olmak temelinde değil Marksist temelde sınıf bakış açısı ile yoğrulmuştur. Bunun en güzel örneklerinden biri olan  “Çağrı” şiirine bakar mısınız? … / Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın. / Bilin kuvvetinizi. / Bir tabiat kanunu değildir savaş, / barışsa bir armağan gibi verilmez insana:/ Savaşa karşı barış için / katillerin önüne dikilmek gerek, / …  / indirin yumruğunuzu suratlarına! / Böylece mümkün olacak savaşı önlemek. / Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç kişidir, / … / para hesap eder gibi hesaplıyorlar bizi…   Henüz 16 yaşında savaş karşıtı bir duruş geliştirmeye başlayan Bertolt Brecth, hayran olduğu Frank Wedekind’in ismini koyduğu oğlu Frank Banholzer’i II. Paylaşım Savaşı’nda bir bombardımanda  kaybetmiştir. Oğlunun öldürüldüğü zaman sürgünde olan Brecht, bu şiiri belki de hiçkimse yakınını böyle kaybetmesin diye yazmıştır.   HİTLER SAVAŞININ TARİHİNİ TAŞIYAN BİR MEZAR TAŞI   Hoş gördün baba, askere gitmemi, anne, beni saklamadın, kötü öğütler verdin bana, ağabey, ablacığım, uyarmadın beni!         Kaynakça:   https://tr.wikipedia.org/wiki/Horatius   https://www.geni.com/people/Frank-Banholzer/6000000022206050498   http://www.imagi-nation.com/moonstruck/clsc16.htm   https://www.antoloji.com/bertolt-brecht/hayati/   http://kezialogblog.blogspot.com/2013/11/bertolt-brecht-timeline.html   https://www.siir.gen.tr   http://www.filozof.net/Turkce/edebi-sahsiyetler-kisilikler-biyografileri/17520-frank-wedekind-kimdir-hayati-eserleri-hakkinda-bilgi.html  

İZLE-TARTIŞ’TA YERDEKİ YILDIZLAR İZLENİLECEK “HER ÇOCUK ÖZELDİR”

By Pınar Piro

yerdeki yıldızlar

yerdeki yıldızlarBaraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği, Şubat ayı gösterimini özel çocuklarımızın yaşantılarına ayırıyor. Onların engelleri ne olursa olsun, geriye kalan çocuklardan ayrı kalır hiçbir yanlarının olmadığını bir kez de film izleyerek tartışmak üzere, Yerdeki Yıldızlar- Her Çocuk Özeldir filmini izliyoruz.   Disleksi hastası olan Ishaan, öğrenme güçlüğü çekmekte ve bu nedenle derslerinde başarısız olmaktadır. Onun bu durumunu ne ailesi ne de okuldaki öğretmenleri fark eder. Derslerinde başarılı olamadığı için öğretmenlerinden sürekli azar işitir, ailesine şikayet edilir. Tüm bunlar onu dışarıya karşı daha huysuz ve yaramaz bir çoçuk haline getirir. Son derece katı birisi olan babası oğlunun düzeleceğini umarak onu yatılı okula gönderir. Oysa ki ailesinden ayrılınca Ishaan daha da içine kapanır. Onun dünyasına girmeyi başaracak ve ona yardım edebilecek olan tek kişi, yeni okulundaki resim öğretmeni olacaktır.   Sizin çocuğunuz da özel gelişen bir çocuksa  ya da çocuğunuzun etrafında böyle bir özel çocuk varsa, siz de özel çocukların dünyasını bilemiyor ve onlara nasıl davranacağınız konusunda çekinceler yaşıyorsanız, özel bir çocuğun da başarabileceği çok şey olduğuna dair endişeleriniz varsa gelin birlikte tartışalım. Anneler, babalar, çocuklar, komşular, çocukların hayatına dokunan eğitimciler, sokaktan geçen herhangi bir birey olarak gelin. 9 Şubat Cumartesi akşamı 19:00’da Baraka Kültür Merkezi’nde buluşalım.
❌