One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

‘Garantör’ sımsıkı koruyor(!): “Kabul edilemez yolcular odasında kilit altında tutuldum”

By admin
İletişim Uzmanı Ali Bizden, dün akşam yaşadığı olayları kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile duyurdu. Açıklama şöyle: 8 Eylül 2020’de verilen talimatla ‘milli güvenliğe Devam »

Baraka’dan Parklarda Tiyatro Gösterimleri

By Nazen Şansal

211360219_490410378906631_2720349254564699043_n

afiş

Baraka Tiyatro Ekibi parklarda ve meydanlarda seyircisiyle buluşuyor. “İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı” adlı oyun, 17 ve 24 Temmuz Cumartesi günleri saat 19.00’da Barış Manço Parkı’nda oynanacak. Halka açık ve biletsiz olarak gösterilecek olan yaklaşık bir saatlik oyun, işsiz bir gencin iş arama serüvenini ve bu esnada başına gelen trajikomik olayları konu alıyor. Kolaylaştırıcılığını Nazen Şansal’ın yaptığı oyunda Emel Karagözlü Cicibaba, İncilay Gök, Merin Olgun ve Şifa Alçıcıoğlu rol alıyor. “İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı” adlı kara komedi, kapitalizmin neoliberal döneminde çekilen toplumsal acılara geniş açılı bir ayna tutuyor. Tıpkı lunaparklardaki kahkaha aynaları gibi, pek çok gencin yaşadığı trajik gerçekliği komik bir biçime sokuyor. Karakterin, iş arama hikâyesinin bir bölümünde Kıbrıs’a da yolunun düşmesiyle oyun ülkemiz gerçeklerine de değiniyor. Baraka’nın 20. yıl etkinlikleri kapsamında yer alacak olan etkinliğin afişini Mustafa Batak, fragman ve video çekimlerini ise Kamil İpçiler gerçekleştirdi. Oyunun kostüm-aksesuar tasarım ve uygulaması ise Merin Olgun’a ait. Biletsiz ve ücretsiz olan oyun, saat 19.00’da başlayacak ve Pandemi önlemlerine uygun olarak açık havada seyirciye sunulacak. Lefkoşa’daki gösterim yerleri şöyle: 17-24 Temmuz Cumartesi Barış Manço Parkı 27 Temmuz Salı Göçmenköy Parkı 29 Temmuz Perşembe Büyük Han arkasındaki meydancık 211360219_490410378906631_2720349254564699043_n  

Doğayı Yok Edecek Olan ve Size Tepeden Bakan ‘‘Asil Köylü’’ İster miydiniz?

By Nazen Şansal

202125562_1244294232683347_3977998037442313035_n

202125562_1244294232683347_3977998037442313035_n

Binlerce üyeyi temsil eden onlarca örgüt ile birlikte bileşeni olduğumuz "Heykele Hayır Platformu"nun ortak açıklaması:

Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi kurucusu Erbil Arkın’ın ‘‘hayalim’’ diyerek ortaya attığı ve Girne Dağları’nın eteklerindeki doğal olarak kalmış en önemli tepelerden birisine ‘‘Asil Köylü’’ adı verilen devasa bir heykel inşaatı yapılması için çalışmalar yürütülmektedir. Henüz, resmi olarak gerekli adımlar atılmamış olsa da gayrı resmi olarak birçok çalışmanın yürütüldüğü, hatta Girne Belediyesi ile bu konuda işbirliği yapıldığı da bilinmektedir.

Toplumumuzun daha ileriye taşınması, doğamızın korunması, kültür-sanatımızın gelişmesi gibi farklı alanlarda çalışmalar yapan ve bir insan hakkı olan çevre hakkına sahip çıkan örgütler olarak, başta bizzat projenin yaratıcılarından olmak üzere çeşitli kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler ışığında söz konusu proje hakkında değerlendirmelerde bulunduk. Bu değerlendirmeler ışığında, aşağıda sıraladığımız gerekçelere dayanarak ‘‘Asil Köylü’’ heykelinin yapımına, toplumun genelinde hâkim olduğuna inandığımız şekilde açıkça karşı olduğumuzu belirtiriz. 1-      Söz konusu projenin, Girne Dağları’nın eteklerinde yer alan ve tamamen ağaçlarla kaplı olan 174 dönümlük ORMAN ARAZİSİ içerisinde yapılması planlanmaktadır. Bu alan yasal olarak bir orman arazisidir ve doğal bir park yapılmak üzere Girne Belediyesi’ne devredilmiştir. Başta Anayasa ve Fasıl 60 Orman Yasası uyarınca buraya, en iyi amaçlarla bile olsa herhangi bir inşaat yapılması söz konusu olamaz, olmamalıdır. Hele ki son yıllarda iklim krizinin de etkisiyle kuraklaşan, yangınlarla ormanları yok olan adamızda, artık tek bir ağaç bile kesilmemelidir. 2-      Betondan fazlasıyla nasibini alan Girne’de, insanların en azından yüzünü dağa döndüğünde 40x40 metre boyutlarında bronzdan yapılmış devasa bir heykeli değil yeşil dağları görebilmesine imkan sağlanmalı ve Girne Dağları’nın görsel ve ekolojik BÜTÜNSELLİĞİ bozulmamalıdır. Yapılması planlanan devasa heykelin, ülkemizin dokusuna, ölçeğine olan aykırılığı ortadadır. Kıbrıs adasına, toplumun geleceğine ve tüm dünyaya karşı doğaya yapılacak her türlü tahribatın sorumluluğunu hissederek hareket etmek, hiç bir surette ödün verilmemesi gereken bir unsurdur. 3-      Bölgenin orman alanı olması dışında, sahip olduğu çeşitlilik ve arazi yapısı dikkate alındığında heykel yapımı için gerçekleştirilecek inşaat faaliyetleri, projeyi hazırlayanların da ‘‘bir miktar zarar verilecek’’ diyerek önemsizleştirdiği ama kabul ettiği şekilde ciddi bir inşaat faaliyeti yaratacak ve doğaya büyük zararlar verilerek geri dönüşümü mümkün olmayan büyük TAHRİBAT yaşanmasına yol açacaktır. Ayrıca, heykelin çok güçlü aydınlatma sistemleri olacağı, bölgede neredeyse gece yaşanmayacak kadar müthiş bir ışık kirliliği ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu da, doğal yaşam ve çevrede yaşayanlar için ciddi bir fiziki ve ruhsal çöküntü/tahribat yaratacaktır. 4-      Her ne kadar da proje tanıtımlarında ‘‘doğayı korumak için heykelin yapılacağı’’ söylemi yer alsa da ülke gerçeklerimiz, heykelin söz konusu bölge ve civarında İMAR BASKISINI artıracağı ve şehrin büyümesini imar planlarında görülenin aksi bir şekilde artıracağına yönelik endişe yaratmaktadır. Bu da sadece heykelin yapılacağı yeri değil tüm kentin dokusunu ve çevre yollarının trafiğini olumsuz yönde etkileyecektir. 5-      Heykelin yapılması planlanan tepe, AB NATURA 2000 çalışmaları kapsamında Kıbrıs’ın kuzeyinde belirlen 6 ekolojik alandan birisi olan Beşparmak Dağları Potansiyel Koruma Alanı sınırları içerisinde yer almaktadır. Diğer 5 bölge (Akdeniz sahili, Alagadi sahili, kuzey ve güney Karpaz, Tatlısu sahili, Mağusa Sulak Alanları), Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildiği halde taş ocaklarının bulunması nedeniyle Beşparmak Sıra Dağları’nın koruma statüsü resmileştirilmemiştir. Ancak bu durum bölgenin uluslararası anlamda da korunması gerekliliğini ortaya koymaktadır. 6-      ‘‘Asil Köylü’’ heykelinin 40x40 metre boyutlarında ülkenin dört bir yanından görünecek şekilde devasa bir boyutta yapılması planlanmaktadır. Bu ÖLÇEKTE bir yapının hayata geçirilmek istenmesi, gerek malzeme temini ve tahribatın büyüklüğü gerekse inşaatı sırasındaki işçi güvenliği bakımından öngörülemeyen pek çok sıkıntıya da yol açma potansiyeli taşımaktadır. 7-      Söz konusu heykel, Kıbrıs Türk toplumun ürettiği veya kültürel olarak yakın hissedebileceği bir sanat unsuru değildir. Eserin, bir “köylü”nün var oluşundaki gibi doğayla bütünleşik olmadığı tam aksine doğa üzerinde hegemonik bir kurguya sahip olduğu, konu, içerik ve figüratif açıdan yerel değerlerle ve Kıbrıs köylüsü ile bağdaşmadığı da yadsınamaz bir gerçekliktir. 8-      Elbette ki kentlerimizin sanat eserlerine ihtiyacı vardır. Ancak bunlar, zenginliği ve gücü sembolize eden dev yapılar yerine, doğayla ve çevreyle barışık olan, insanlarla iç içe yaşayabilen örnekler olmalıdır.  Kütlesel olarak ezici bir büyüklüğe sahip olmak yerine yaratıcı ve özgün örneklerle toplumun kültürel yapısı zenginleştirilmelidir.  Kent, sokak, cadde, meydan veya park alanları yaratılırken heykel veya diğer kamusal sanat örnekleri için de gerekli mekanlar oluşturmalı ve estetik bir bütünlük içinde heykeller yaşamalıdır. 9-      Heykelin adının, yan yana anılamayacak iki kelime olan, ‘‘asil’’ ve ‘‘köylü’’ kelimelerinden oluşması bile bu projedeki tutarsızlığı itiraf etmektedir. Özellikle monarşi düzeninde kullanılan ve halkı, işçileri, kadınları, köleleri ezen ve üstün kabul edilen soyluları ifade eden ‘‘asil’’ kelimesinin, emekçi, çalışkan, mütevazı Kıbrıs’ın köylüsü ile bir arada kullanılması hayret vericidir. Sadece bu bile, ‘Asil Köylü’ heykelinin bu topraklardan ve halktan kopuk olduğunu diğer taraftan erk sahibinin her şeyi yapabilme istencinin göstergesidir. 10-   Her toplumun yarattığı sanatsal değerlerle var olduğu gerçektir.  “Asil Köylü” heykeli ise ne içerik ne de biçim açısından bu toplumun yarattığı bir değer değildir. Bu nedenle Kıbrıs kültürünü yansıttığı söylenen heykelin, hangi açıdan Kıbrıs halkını yansıttığı belirsizdir. Kıbrıs kültürünün en büyük özelliği olan mütevazılık unsurunu darmadağın eden böylesi bir heykel projesi kültürel perspektiften de yoksundur. 11-   Söz konusu heykelin, Fransa’daki Eiffel kulesini veya Brezilya’daki İsa heykeli örneklerine dayandırılarak ülkemize gelen turist sayısını artıracağı ve ülkemizin ekonomik olarak kalkınmasına katkı sağlayacağı yönündeki ifadeler de gerçek dışı bir söylemdir. Böyle bir iddia, heykelin hangi turizm modelimize uygun bir akıl olduğu ve hangi turizm politikamızın bir yansıması olduğu sorularını cevapsız bırakırken, heykelin turizm potansiyeli taşıması için ünik ve sanatsal açıdan ilerici ve yaratıcı bir dil taşıması gerekliliği da göz ardı edilmektedir. 12-   Böylesi bir heykele Devlet tarafından izin verilmesi, sermayedarlar arasındaki rekabeti artırarak başka zenginlerin de kendi fantezilerini ormanlarımıza, dağlarımıza denizlerimize yapmasına vesile olabilecektir. Sermayenin, kamusal alana ve sanata bu kadar pervasızca girmesi ve kamusal alanları canının istediği gibi bir sanatla donatması, sanatın özgür, yaratıcı ve halkla bütünleşik gelişimini de olumsuz etkileyecektir. Sonuç olarak; doğaya hançer gibi saplanacak, devasa boyutlarıyla her yerden görünecek, güç, ego ve paranın sembolü haline dönüşecek ve toplumun kendi değerleri yerine bir zenginin ölümsüz olma çabası olarak görünen böyle bir heykel projesi, Kıbrıs Türk halkına karşı büyük bir KÜSTAHLIK göstergesidir. “Asil Köylü” heykeli, yukarıda sıraladığımız gibi EKOLOJİK, EKONOMİK, KÜLTÜREL ve SANATSAL açılardan sakıncalarla doludur. Bu nedenle, başta ARUCAD ve Erbil Arkın olmak üzere projenin yaratıcılarını toplumu ikna etmeye çalışmak yerine projedeki ısrarlarından vazgeçmeye çağırırız. Bilinmelidir ki, biz aşağıda imza sahibi örgütler bu yönde gerekli adımlar atılmadığı takdirde çeşitli eylemler ve yargı süreci dahil olmak üzere böyle bir TOPLUMSAL YIKIM PROJESİNE karşı gereken her türlü mücadeleyi ortaya koyacağız. Kamuoyuna önemle duyurulur.  

HEYKELE HAYIR PLATFORMU

Akdeniz Avrupa Sanat Derneği, Avcılık Federasyonu, Bağımsızlık Yolu Partisi, Baraka Kültür Derneği, Barış Derneği, Basın Emekçileri Sendikası, Birleşik Kıbrıs Partisi, Biyologlar Derneği, Çatalköy’ü Geliştirme ve Kültür Derneği, Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu, Dipkarpaz Çevre Koruma ve Sosyal Aktivite Derneği, Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası, Esentepe Cennet Vadisi İnisiyatifi, Eşit Hak ve Adalet Sendikası, Federal Kıbrıs Hareketi, Gençlik Merkezi Birliği, Girne Düşünce Derneği, Gümrük Çalışanları Sendikası, Güzelyurt Geliştirme ve Kalkındırma Derneği, Halk Sanatları Derneği, Karpaz Dostları Derneği, Kıbrıs Erozyonla Mücadele ve Ağaçlandırma Vakfı, Kıbrıs Hayvan Hakları Derneği, Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği, Kıbrıs Sulak Alan Topluluğu, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası, Kıbrıs Türk Devlet Çalışanları Sendikası, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Kooperatif Görevlilileri Sendikası, Kuzey Kıbrıs’ın Dostları Derneği, Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, Lefke Doğa Sporları Derneği, Lefkoşa Gençlik Derneği, Mağusa İnisiyatifi, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Sessiz Kullar Hayvanları Yaşatma ve Sahiplendirme Derneği, Sol Hareket, Şehir Plancıları Odası, Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği, Taşkent Doğa Parkı, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Yerbilimleri Mühendisleri Odası, Yeni Kıbrıs Partisi, Yeryüzü Tohumları İnisiyatifi, Yeşil Barış Hareketi

Argasdi’nin 62. Sayısı Çıktı: Baraka 20 Yaşında!

By Şifa Alçıcıoğlu

ön kapak 62.

ön kapak 62. arka kapak 62.

Üç aylık periyodlarla yayımlanan kültür-sanat-politika dergisi “Argasdi”nin 62. sayısı çıktı. 18 yıldır kesintisiz olarak yayımlanan ve her sayısında özel bir dosya konusunu ele alan derginin yeni dosya konusu ise “Baraka 20 Yaşında” olarak belirlendi.   Baraka Kültür Merkezi’nin 18 yıldır “Her şey herkese, kendimize hiçbir şey” mottosuyla çıkardığı dergi, ülke gündemini mizahi ve eleştirel bir üslupla değerlendiren “Memleketin Ahvali”; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini konu alan “FeministİZ”; şiir sayfası “Lyricus”; Kıbrıs kültürü, Baraka’dan Haberler sayfasının yanı sıra Baraka Kültür Merkezi’nin 20.yılı nedeniyle Baraka’nın dünü, bugünü, kültürel ve sanatsal üretimleri, eylemlilikleri kısacası yirmi yıllık mücadele pratiği hakkında bir dosya ile sesleniyor okurlarına…   Argasdi’nin Hammaliye Kurulu’ndan yapılan açıklama ise şöyle: “Dergimizin dosya konusuna ayırdığımız sayfalarında sizleri Baraka’nın nasıl bir dernek anlayışı ile hayat bulduğu dernekçilik ve aktivizm konulu bir yazı ile karşılıyor, devamında ise derneğimizin kuruluş hikayesini genel bir bakış ile ele aldığımız yazıyla sizleri zaman tünelimizde yirmi yıllık bir geziye çıkarıyoruz. Kültür-sanat alanında bugüne değin biriktirdiğimiz üretimlerimize hayat veren mücadele araçlarımızdan Baraka Tiyatro Ekibi ve Sol Anahtarı Müzik Topluluğu sizleri konuk ediyor sayfalarına. Medya ve video aktivizm konulu bir başka yazımızla Baraka’nın bu alana bakışı, geçmişten bugüne olan üretimleri ve BarakaTV’nin oluşumu ile ilgili bilgiler aktarmaya çalıştık. Bu sayıya özel bilim konusunu da eklediğimiz sanat sayfamızda, derneğimizin en uzun süreli etkinlik grupları arasında yer alan Okuma-Tartışma grubumuz ile Sun-İzle-Tartış’tan kısaca bahsederken, ‘Okuyan insan, halkının yanındadır” şiarıyla yedi yılı aşkın süredir gönüllü olarak gerçekleştirdiğimiz yaz kurslarımız da geçmişinden bugününe sizlerle... Ayrıca yirmi yılını derlemeye çalıştığımız Baraka belleğimizi paylaşıyor, sokakta gerçekleştirdiğimiz röportajlarla mikrofonumuzu size uzatıp Baraka’yı sizden dinliyoruz. Bizler, argasdi otu gibi inatla mücadele ederek var olmaya devam edeceğiz nice yirmi senelerce. Dünün deneyimlileri, yarının ise hala acemileri olarak yıllardır maruz bırakıldığımız asimilasyon ve entegrasyon politikalarına karşı sözümüzle, notamızla, tiyatromuzla,  şiirlerimizle, kısacası kültür-sanatın her rengi ile direnmekten başka çaremiz yok. Başka bir dünya özlemiyle nice yirmi senelere…”   Argasdi dergisi 10TL okur katkısı ile Baraka Kültür Merkezi lokalinden, Lefkoşa ve Omorfo Khora Kitabevlerinden ve marketlerden temin edilebilir.    

BARAKA 20. YIL ETKİNLİKLERİ BAŞLADI

By Pınar Piro

şikago4

şikago22001 yılında kurulan Baraka Kültür Merkezi, 20 yıldır, hem kültürel, hem sanatsal hem de siyasal alanda mücadele etmeye ve etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. 1 şikago31 ay boyunca sürecek kutlama etkinlikleri kapsamında ilk olarak Sun-İzle-Tartış etkinliği gerçekleştirildi. Derneğin kuruluşunu anlatan kısa bir sunumun ardından, en eski etkinlik olan İzle-Tartış etkinliğini anlatan bir video gösterildi. Birlikte film izleyip tartışmanın yıllardır devam ediyor olmasının verdiği hazla,  Şikago Yedilisi'nin Yargılanması filmi izlendi. Şikago'daki 1968 Demokratik Ulusal Konferansı'nı, Vietnam Savaşı'na karşı protesto gösterileri düzenlenmesi sırasında suçlanan yedi sanığın duruşma sürecini anlatan film, katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü. Filmin ardından da, yargının bağımsızlığının önemi, hala daha adalet arayışının ağır bedellere mal olabileceği, ırkçılığın hayatın her anında hiç beklenmedik zamanlarda ve yerlerde karşılaşılabilecek bir tehlike olduğu hakkında sohbet edildi. Ülkemizde yaşanan eylemler sonrası tutuklanmalar da göz önüne alınarak, farklı grupları temsilen birkaç kişinin gözaltına alınmasının dikkate değer bir konu olduğuna değinildi. Geçmiş yılların anıldığı, etkileyici bir filmin izlendiği ve 20. yaş için mumların üflendiği güzel gecede, bir sonraki gösterimde The Collini Case filminin izlenmesine karar verildi. Genç bir avukatın, zalimce işlenen bir cinayet davasının soruşturma sürecinde yaşadıklarını anlatan filmi birlikte izlemek isteyen herkesi, 7 Ağustos akşamı 20:00de dernek lokalimizde bahçe sinemasına bekleriz.  

Bahcada 10 Tayka ”20. Yıl Özel” Programının Konuğu Yaşar Ersoy

By Kamil İpçiler

baraka tv yaşar ersoy son

Baraka TV'nin sevilen programlarından Bahcada 10 Tayka, 20. yıl özel programında, tiyatrocu, yazar ve mücadele insanı Yaşar Ersoy'u konuk ediyor.   Baraka Kültür Merkezi'nin 20. yaş gününe özel 'Seyircili Canlı Yayın' formatında gerçekleştirecek ve ''Devrimci mücadelede kültür sanatın önemi ve Baraka'nın rolü konuşulacak.   8 Temmuz Perşembe saat 19.00'da Kızılbaş'taki Baraka lokalinin bahçesinde gerçekleştirilecek 'Bahcada 10 Tayka', halka açık bir söyleşi olup dernek lokalinde ve Baraka Kültür Merkezi Facebook hesabında canlı izlenebilecek.

İzcan, “Yaşananlar ilhak siyasetinin ta kendisidir”

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıslı Türklerin yeni bir yol ayrımında olduğunu belirterek, “Son dönemde ülkede yaşananlar ciddi ve olumsuz gelişmelerin arifesinde olduğumuzu göstermektedir” dedi.
“Gazeteci yazar Ali Bizden’in Türkiye’ye alınmaması, Türkiye’ye girişi yasaklanan kişilerden oluşan kabarık bir listenin hazırlanması, AKP iktidarının Kıbrıslı Türklerin iç işlerine bile saygısızca müdahale etmesi” kabul edilemez diyen İzcan, “Yaşananlar ilhak siyasetinin ta kendisidir” dedi.,
AKP iktidarının Kuzey Kıbrıs için yeni bir anayasa hazırlama çabaları, Türkiye’deki baskıcı ve otoriter rejimin buraya aktarılması olduğunu belirten İzcan, 20 Temmuz tarihinde Kıbrıs’ı ziyaret edecek olan Tayyip Erdoğan’ın ayrılıkçı ve taksimci kararlarını buradan dünyaya duyuracağını belirtti.
“Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmaları ve uluslararası hukukun belli oranda koruması altında olması tek teselli kaynağıdır” diyen İzcan, “Eğer bunlar olmasaydı Kıbrıslı Türk ilericileri Türkiye’deki kalabalık zindanlarda olacaktı” dedi.
Gelinen aşamada yapılması gerekenin ah vah çekerek hayıflanmak olmadığını dile getiren İzzet İzcan, tek kurtuluşun barış, çözüm ve federal Kıbrıs’ta olduğunu vurguladı.

BKP, Kutlu Adalı’nın mezarına karanfiller bırakarak saygı duruşunda bulundu.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi, Kutlu Adalı’nın mezarı başında düzenlenen anma etkinliğine katıldı. Genel Başkan İzzet İzcan başkanlığında, parti Genel Sekreteri Salih Sonüstün ve beraberindeki parti yetkilileri, Kutlu Adalı’nın mezarına karanfiller bırakarak, saygı duruşunda bulundu.
BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, basına yaptığı açıklamada, Kutlu Adalı’nın katledilişinin üzerinden 25 yıl geçmiş olmasına, faillerin bilinmesine rağmen, devlet tarafından olayın üzerinin örtüldüğünü vurguladı.
Bu cinayetin, geçmişte gerçekleştirilen siyasi cinayetlerden ayrı tutulamayacağını belirten Sonüstün, “Amacın, yurdumuzun bölünmesi ve Kıbrıs’a barış ve demokrasinin gelmesini engellemektedir” dedi.
BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Kutlu Adalı ve diğer demokrasi şehitlerinin katledilmelerinin demokrasi ve özgürlük mücadelesini engelleyemeyeceğini belirterek, onların açtıkları yolda kararlılıkla ilerleyeceklerini vurguladı.
BKP’nin, bu gece Kutlu Adalı’nın katledildiği yerde düzenlenecek etkinliğe, özellikle CTP yönetiminin, BMBP adına düzenlenecek etkinliği ayrı bayrak ve simgeleri ile katılarak, parti mitingine dönüştürme çabası nedeniyle katılmayacağını dile getiren Sonüstün, bencil parti çıkarlarını öne çıkaran bu tür yaklaşımları protesto ettiklerini vurguladı.

İzcan, “Ülkemiz alev alev yanarken hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini yaşamak hepimize acı veriyor”

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Güney Kıbrıs’ın Limasol bölgesinde çıkan ve geniş bir alana yayılıp dört kişinin ölümüne neden olan yangından dolayı Kıbrıs Rum toplumuna geçmiş olsun dileğinde bulundu.
İzzet İzcan yayımladığı mesajda yangında yaşamını kaybeden dört işçinin ailelerine baş sağlığı diledi.
Orman alanı bakımından fakir olan ülkemizde her yıl böyle felaketlerin yaşandığına dikkat çeken İzcan, “Ülkemiz alev alev yanarken hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini yaşamak hepimize acı veriyor” dedi.
Doğal felaketler karşısında iki toplumun iş birliği yapmasının gerekli olduğunu belirten İzcan, Kıbrıs’ın hepimizin ortak vatanı olduğunu ve tarihin bizleri birlikte yaşamaya mecbur kıldığını vurguladı.
Yangının bir an önce söndürülmesi ve yaraların sarılması temennisinde bulunan İzzet İzcan, Kıbrıslı Rumlara geçmiş olsun derken iki toplumun her türlü iş birliği ve dayanışma içinde olması çağrısında bulundu.

Birleşik Kıbrıs Partisi, AKEL’in 23. Olağan Kongresine katıldı.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan ve Genel Sekreter Salih Sonüstün’ün katıldığı kongrede, İzzet İzcan aşağıdaki konuşmayı yaparak kongreye hitap etti
Değerli Yoldaşlar;
AKEL’in 23. Kıbrıs Kongresini en yüksek dayanışma duygularımla selamlıyorum.
AKEL bugüne kadar verdiği mücadele ile, Kıbrıs’ın barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde önemli bir yere sahiptir. Güçlü olması, Kıbrıs halkının yararınadır. Ortak vatan mücadelesinde yeri doldurulamaz.
Kıbrıs halkı 1950’lerden beri acı ve ızdırap çekmektedir. Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri sayesinde Kıbrıs’ı felakete taşımıştır. Bu bölücü planlar hâlâ devam etmektedir.
Bugün önümüzde duran en acil görev, Kıbrıs’ı BM kararları temelinde birleştirmektir. Gelinen aşamada mümkün olan, en iyi çözüm federasyondur. Bunun dışında arayışlara girmek, bizleri yeni maceralara taşıyacaktır.
Ankara’daki Erdoğan iktidarının taksimci planları kabul edilemez. Kıbrıs’ın güney ve kuzeyindeki milliyetçi çevreler Erdoğan’a hizmet etmektedir.
Şunu herkesin bilmesini istiyorum ki, önümüzde duran seçenek, ya taksim, ya da federasyon seçeneğidir. İkisinin arasında bir tercihte bulunma vakti gelmiştir.
Biz tercihimizi Federal Birleşik Kıbrıs’tan yana yaptık ve bunun için de yoldaşlarımızla ortak vatan mücadelesi vermeye devam edeceğiz.
Birleşik Kıbrıs Partisi adına Kongrenize başarılar diler, hepinizi sevgiyle kucaklarız.
– Yaşasın Barış
– Yaşasın birleşik Federal Kıbrıs
– Yaşasın Kıbrıs halkının ortak vatan mücadelesi.

İzcan, “ Kıbrıs Türk toplumu şantaj unsuru olamaz”

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, AB Komisyonu Başkanı Ursula Van Der Leyen’in, “AB olarak Kıbrıs’ta iki devletli bir çözümü asla kabul etmeyeceğiz. Erdoğan’a mesaj gönderildi, bizzat kendim söyledim” şeklindeki açıklamasını selamladıklarını belirtti.
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Erdoğan’ın 20 Temmuz’da Kıbrıs’a yapacağı ziyaretin önemli olduğunu ve yeni oldubittilerle karşılaşılabileceğine dikkat çekerek, her türlü ayrılıkçı politikalar karşısında top yekün ses vereceklerini söyledi.
AKP- MHP iktidarının kendi çıkarlarını korumak için Kıbrıs’ı bir pazarlık kozu olarak kullandığını dile getiren İzcan, “ Kıbrıs Türk toplumu şantaj unsuru olamaz” dedi.
“Türkiye Gümrük Birliği ve diğer konularda AB’ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmelidir” diyen İzzet İzcan, halkın Kıbrıs’ın kuzeyindeki AKP temsilcilerinin taksimci söylemlerine itibar etmemesini istedi.
KKTC’nin tanınmasının söz konusu olmadığını dile getiren İzzet İzcan, Maraş ve diğer konularda provokasyonlar yaparak Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarına zarar verildiğini vurguladı.
Geleceğin federal birleşik Kıbrıs’ta olduğunu belirten İzzet İzcan, tüm federalist güçleri bir çatı altında mücadele etmeye çağırdı.

İzzet İzcan: İlhak siyaseti tam gaz uygulanmaktadır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Bu Memleket Bizim Platformu’nun, vatandaşlık dağıtılması ile ilgili yaptığı protesto eylemine tam destek vererek, “Ülkenin kanayan yarası haline dönüşen ilhak politikası tam gaz uygulanmaktadır” dedi.
“Ankara’daki AKP-MHP iktidarı, Kıbrıs Türk toplumunun kimlik ve varlığını ortadan kaldırmak için bizzat bu operasyonu yürütmektedir” diyen İzzet İzcan, vatandaşlık yasasını bu hale getirenlerin, yaşananlardan sorumlu olduğunu vurguladı.
“Gelinen aşamada tüm muhalefetin bir çatı altında toplanmasından başka yol yoktur” diyen İzzet İzcan, hala parti çıkarları peşinde koşanlar, topluma en büyük kötülüğü yapmaktadır” dedi.
Kıbrıs Türk siyasetinin yeni bir evreye girdiğini dile getiren İzzet İzcan, toplumsal muhalefeti sokakları hareketlendirerek, uluslararası hukuku kullanarak ve tüm Kıbrıslıların barış mücadelesini yükselterek sürdüreceklerini vurguladı.
“Federal çözümden vaz geçen AKP-MHP iktidarı ve onun yerli işbirlikçileri karşısında yılmadan mücadele etmek, bizleri mutlaka başarıya ulaştıracaktır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BKP’nin üstüne düşen görevi kararlılıkla yerine getireceğini belirtti.

İzzet İzcan: Gelecek, Birleşik Federal Kıbrıs’tadır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Dış İşleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun “KKTC tanınmadan masaya oturmayız” şeklindeki açıklamalarının, ilhak siyasetin devamı, uzlaşmaz tavırlar olduğunu vurguladı. “2000 yılları öncesine döndük” diyen İzzet İzcan, “Kıbrıs Cumhuriyetini Rumlara teslim eden, Kıbrıs’ın, çözüm olmadan AB üye olmasını sağlayan ayrılıkçı siyasetin mimarları, toplumu yeni maceralara sürükleme peşindedirler” dedi.
“KKTC şaka olsun diye kurulmadı” diyerek, toplumla alay edildiğine işaret eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “53 yılımızı kaybettik” diye hayıflanan bu faşist zihniyet, bugünkü statükonun sorumlusudur” dedi.
AB’nin, Rum tarafını kendi yasalarını ihlal ederek üye yaptığını söyleyen Tahsin Ertuğruloğlu’nun, görüşmelere katılmayarak bu sonucun ortaya çıkmasından bizzat sorumlu olduğunu belirten İzzet İzcan, şimdi hangi yüzle toplumun karşısına çıkıp hayıflanmaktadırlar diye sordu.
“Gelecek Birleşik Federal Kıbrıs’tadır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, toplumu, bu tür ayrılıkçı ve ırkçı söylemlere kulak vermemeye çağırdı.

İzcan: HDP İzmir İl binasına yapılan saldırı ve Deniz Poyraz’ın katledilmesini şiddetle kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, HDP İzmir İl binasında, Deniz Poyraz isimli kadının katledilmesini şiddetle kınadıklarını belirterek, “Deniz’in katilini tanıyoruz” dedi.
“Türkiye’deki AKP-MHP iktidarının, HDP’ye yönelik kullandığı zehirli dil, tehdit ve şantaj politikaları bu cinayetin failidir” diyen İzzet İzcan, “Muhalefete göz dağı vermeyi hedefleyen, ülkeye korku salan siyasetle ömrünü uzatmaya çalışan AKP-MHP iktidarı, Türkiye halkına en büyük kötülüğü yapmaktadır” dedi.
“Bunlar daha iyi günleriniz” diyen zihniyetin, Türkiye’den sonra Kıbrıs’ta da örgütlenmeye çalıştığını belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Sünni islama dayalı örgütlenmeyi engellemenin, önümüzde duran öncelikli görev olduğunu vurguladı.
“Devlet, vatandaşın yaşam hakkını korumakla sorumludur” diyen İzzet İzcan, başta Deniz Poyraz’ın ailesi olmak üzere, tüm HDP camiasına baş sağlığı diledi.
Türkiye ve Kıbrıs halklarının geleceğinin çözüm, barış ve kardeşlikten geçtiğini dile getiren İzcan, “Faşistler, döktükleri kanda boğulacaktır” dedi.

Kıbrıs sorununu yaratan darbe ve Türkiye’nin askeri müdahalesi, NATO sayesinde gerçekleşti.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Merkez Yürütme Kurulu, Brüksel’de gerçekleşen NATO zirvesinde, ülkemiz Kıbrıs’ın da içine dahil olduğu bir çok sorunun görüşüldüğüne işaret ederek, Kıbrıs halkının, ortak barış iradesinin daha da önem kazandığını vurguladı.
“Kıbrıs sorununu yaratan darbe ve Türkiye’nin askeri müdahalesini gerçekleştiren NATO’nun kendisidir” denilen BKP Merkez Yürütme Kurulu açıklamasında, “Önümüzde duran öncelikli görev, BM kararları temelinde federal birleşik Kıbrıs’a ulaşmaktır” dedi.
“Ankara’daki AKP hükümeti, sadece Kıbrıs’ta değil, Afganistan’da bile batının bekçiliğine soyunarak, tükenen ömrünü uzatmaya çalışmaktadır” diyen BKP Merkez Yürütme Kurulu, “Bölgemizde yeni tehlike ve gerilimleri önlemek hepimize düşen öncelikli görevdir” dedi.
AKP iktidarının, Kıbrıs’ın kuzeyini elinde bir koz olarak tutarak, Kıbrıs Türk toplumunu rehine durumuna indirgediğini dile getiren BKP Merkez Yürütme Kurulu, Kıbrıs Türk toplumunun varlık ve kimliğine yapılan müdahaleler ve ilhak siyasetlerinin temel amacının, halkımızın geleceği ile bağdaşmadığını vurguladı.

Tembellik Hakkı- Münür Rahvancıoğlu

By Şifa Alçıcıoğlu

IMG_5711

Tembellik Hakkı, Argasdi'nin 61. sayısının Sanat sayfasından sizlere sesleniyor. "Ben okudum pek haz ettim" diyerek okuyucuya seslendiğimiz kütüphane bölümünde yer alan yazımız, Marksist temel üzerinde yükselerek 1880’de kaleme alınmış Tembellik Hakkıyla ilgili bilgiler sunuyor... IMG_5711Tembellik Hakkı altmış sayfalık incecik bir kitap. Ancak kısalığına bakılarak küçümsenmemeli, bazı kaynaklara göre Komünist Manifesto’dan sonra tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmiş kitap olma onurunu taşıyor. Marx’ın damadı Paul Lafargue’nin bu eserinin bir sosyalist klasik olduğundan ise kimsenin şüphesi yok. İlk bakışta kitabın isminin çağrıştırdığı şey, sanki Marksizm ile bir çelişki içerisindeymiş izlenimi bırakabilir. Tembelliği savunmak, bunu bir hak olarak yüceltmek sanki çalışmayı reddeden bir tutumu onaylamak, üretmeye karşı olmakmış gibi algılanabilir. Özellikle de Marksizm’in çalışan sınıfları, proletaryayı mücadelesinin merkezine koyan bir dünya görüşü olması ile “tembelliği savunmanın” birbirine ters şeyler olduğu düşünülebilir. Oysa gerçek bunların tam tersi! Lafargue Marksizm’i Fransa’da ilk kez gündeme getiren düşünür ve eylemcidir. Paris Komünü günlerinde Fransa’dadır, Komün yenilince sığındığı İspanya’da Kapital’in İspanyolca’ya çevrilmesinde görev almıştır, Fransa işçi sınıfını bilinçlendirmeyi hedefleyen Egalite gazetesinin yazar kadrosundadır ve Fransız Sosyalist Partisi kurucularındandır. Kısacası Lafargue bir Marksist’tir ve “Tembellik Hakkı” da bu ideolojik temel üzerinde yükselen bir kitaptır. Marksizm insanın evriminde emeğin rolüne işaret edip, alet kullanımından kültüre kadar her noktada topluma şekil verdiğini vurgularken sözü edilen emek, “kapitalist çalışma” değildir. Tam aksine Marx, bu tür çalışmanın işçileri nasıl insanlıktan çıkardığını eserlerinde en çok vurgulayan düşünürlerden biridir. Marksizm insan emeğinin hem insanı hem de toplumu şekillendiren ana unsur olduğunu, insanın emeği aracılığı ile çevresini şekillendirirken kendi kendisini de şekillendirdiğini açıklar. Ancak üretim araçlarının özel mülkiyeti ile birlikte, sadece emek aracılığı ile üretilen artık ürün değil “zaman” da sınıf mücadelesinin konusu olmuştur. Kapitalistler işçileri daha uzun süre çalıştırmak isterken, işçiler de kendilerine ait bir boş zaman talep etmektedirler. Çalışma saatleri uzadıkça işçiler insanlık dışı koşullara maruz kalmakta, insanlıktan çıkmaktadırlar! Lafargue da zaten “çalışma”ya değil, “kapitalist çalışma”ya karşı çıkmakta; “tembellik” derken “aylaklık”tan değil “boş zamandan” bahsetmektedir. İşte Tembellik Hakkı bu Marksist temel üzerinde yükselerek 1880’de kaleme alınmıştır. Günde 12-14 saat çalışan işçilerin sekiz saatlik iş günü mücadelesinin yükseldiği, bu talebin işçi sınıfına kazandırdığı 1 Mayıs mücadelelerinin henüz doğmak üzere olduğu koşullarda Lafargue; tembelliğin kapitalistler kadar işçi sınıfının da hakkı olduğunu tüm dünyaya ilan etti. Lafargue kitabında kendileri tembellikle meşgul olan sınıflarca çalışmanın kutsanmasının ikiyüzlü yapısını teşhir ettikten sonra aşırı saatlerde çalışılması sonucunda ortaya çıkan ürün fazlasının toplumlarda nasıl bir bozulmaya yol açtığına dikkat çekti. (Yeri gelmişken, kitapta aşırı üretim ve tüketimden kaynaklı ekolojik sorunların da eleştirildiğini söyleyerek, Marksizm’in ekolojik duyarlılığı olmadığını iddia eden günümüz “aydınlarına” bir selam gönderelim!) Kitabın son bölümünde ise her insanın günde en fazla üç saat çalışmasını öneren Lafargue, bu durumun teknolojik gelişmeyi teşvik edeceğini ve birçok işin makineler tarafından yapılması ile yaratıcı faaliyetlere, sanata, kültüre çok daha büyük bir alan açılacağını da vurguladı. Aşırı üretim yüzünden ekolojik bir felakete doğru yaklaşırken milyonlarca insanın açlık çektiği, yasalarda var olan sekiz saatlik iş gününün neoliberal saldırılarla küresel çapta fiilen geriletildiği, geçmişin kazanılmış haklarının teker teker kaybedildiği, bizim ülkemizde ise özel sektörde tamamen ortadan kalktığı koşullarda; Marksizm de “Tembellik Hakkı” da hala güncel.      

İzle-Tartış’ta Ödüllü Bir Ercan Kesal Filmi: “NASİPSE ADAYIZ”

By Kamil İpçiler

199768224_780203972863961_2148587465189298443_n

Baraka Kültür Merkezinin kuruluşundan beri kesintisiz devam eden en uzun etkinliği olan Sun-İzle-Tartış etkinliği, pandemi tedbirleri nedeni ile verilen kısa bir aranın ardından film severlerle buluşuyor. Açık havada gerçekleşecek etkinlikte ,katılımcılar bol ödüllü bir ERCAN KESAL filmi izleyecek; NASİPSE ADAYIZ. Nasipse Adayız, 2000’li yıllarda İstanbul Beyeoğlu Belediye Başkanlığına CHP’den aday olmak isteyen bir adamın yaşadıklarına odaklanıyor. Doktor Kemal Güner, belediye başkanlığına aday olmaya karar verir. Bunun için vakit kaybetmeden çalışmalara başlayan Güner, delice bir koşuşturmanın içine girer. Adayı seçecek kurulda Bir Numara'nın gözüne girip aday olmayı başarabilmek için her yolu deneyen Güner, heyecanla adaylığının açıklanacağı geceyi beklemeye başlar. Ancak büyük gün gelip çattığında beklenmedik olaylarla karşı karşıya kalır. Doktor kimliğinin yanı sıra, dizilerde veya uzun metraj filmlerde kısa rollerle gördüğümüz Ercan Kesal aynı zamanda senaryo ve kitap yazarlığı da yapıyor. Hem yönetmen koltuğuna oturduğu hem de oyunculuğunu üstlendiği bu ilk filminde de kendi deneyimlerini yansıttığı kitabından uyarlama yapmış. Bir adayın gözünden siyasetin farklı yüzünü, yapılan pazarlıkları, politik stratejileri ve insanın karanlık yüzünü gerçekçi olarak görmek isteyen herkesi, bu ödüllü filmi izlemek üzere, 12 Haziran Cumartesi akşamı 20:00’de Baraka lokaline, bahçede sinema keyfine bekleriz. Filmin aldığı ödüller: 39. İstanbul Film Festivali:  "En İyi Yönetmen", "En İyi Kurgu" ve "Fipresci” ödülleri. 27. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali: "En İyi Film", "En İyi Senaryo”, "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu", "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Kurgu" ödülleri. Belgrad Uluslararası Film Festivali: En İyi İlk Film Ödülü.

Ah Şu “Tembelliğimiz”- Şifa Alçıcıoğlu

By Şifa Alçıcıoğlu

On the way to the well for water supply in the village of Lympia, 1910 - 1920

Argasdi'nin Tembellik dosyasını  incelediği 61. sayısında Kıbrıslı Türkler ve tembellik konusu "Ah şu Tembelliğimiz" isimli makaleyle tartışmaya açıldı. Derginiz Argasdi Baraka Kültür Merkezi lokalinde, bölgenizdeki Khora Kitap'ta ve gazete bayiilerinde... On the way to the well for water supply in the village of Lympia, 1910 - 1920Kıbrıslı Türkler üzerine en çok yapılan yorumlardan biri “tembelsiniz” argümanıdır. Peki, tembel miyiz? Öyleysek neden tembeliz? Ya tam tersiysek?  İstediğimiz gibi üretebiliyor muyuz, üretimlerimizi pazarlama gücümüz var mı? Kendi ekonomimizi elimizde bulundurabiliyor muyuz? Yoksa konformizmin rahat kollarında mışıl mışıl bir uykuda mıyız? Geçmişimiz; savaşlar, acılar ve yokluk hikayelerini içinde barındıran bir tarihe sahip. Güneş doğmadan uyanan köylülerin, bütün gün didinip durması ve bunu Sisyphos’un bir kayayı itmesi gibi sonsuz bir döngüde her gün tekrar etmesi… Bir yanda kuraklık, bir yanda yoksullukla geçen yıllar. Diğer taraftan ise yönetenlerin ve emperyalistlerin müdahalesi karşısında var olabilme mücadelesi için direnen bir halk… Kendi ayaklarımızın üstünde durma hayallerimiz hep bastırılmış, ağzımıza çalınan bir parmak balla “Aman siz uğraşmayın biz sizin yerinize yaparız” masallarıyla bir şekilde susturulmuşuz. Bugün gelinen nokta ise “şımarık, tembel, besleme” olarak itham edilen Kıbrıslı Türkler olmuş. Tarihe kısa bir bakış 1571 yılında adanın Osmanlıların eline geçmesiyle ilk kez Türk nüfus varlığından söz etmeye başlayabiliriz. Anadolu’dan buraya getirilen daha fazla tarım ve zanaat yaparak geçimini sağlayan Türkler, 1878 yılında İngiliz Sömürge Yönetimi altına geçtiği zaman Kıbrıslı Türk kimliğiyle anılmaya başladı. Kıbrıs, İngiliz sömürgesi olarak iki paylaşım savaşına da tanıklık etti. 1. Paylaşım Savaşı yıllarında Kıbrıslı Türklerin adadan çıkışı yasaklandı, ticaret yapmasına izin verilmedi. Büyük çoğunluğu köylerde yaşayan halk, çalışıp didinse de kuraklık amansız, yoksulluk başa belaydı. İşsizlik nedeniyle gençler bilmedikleri diyarlarda İngiliz askeri olarak savaşa katıldı, kızlar bilmedikleri diyarlara Araplara satıldı... Derken bir Amerikan şirketi boy göstermeye başladı Lefke kıyılarında. Cyprus Mines Corporation (CMC)  maden işletmesi 1914 yılında faaliyete başladı. İşsizlikten kırılan halk böylece kendine bir “kurtarıcı” buldu ve adanın dört bir yanından toplanan büyük bir çoğunluğu erkeklerden oluşan işçiler, CMC maden şirketinde çalışmaya başladı. 1950’li yıllarda bakırın en parlak rengi gibi zirvede ışıldamaktaydı şirket.  2. Paylaşım Savaşı sırasında faaliyetine ara verdiğinde ise tarlasını bırakıp birkaç kuruşa madende çalışan erkekler de işsiz kalır. Yıllarca ekilemeyen tarlalar verimsiz, kuraklık ve işsizlik acımasızdır. 1975 yılına değin maden arayan şirketin, arkasında tek bir iz bırakmadan dev bir çevre felaketi bırakıp gitmesi kadar da acı… Emperyalist güçlerin ada halkı üzerinde yarattığı travma bununla da sınırlı değildi.1960 yılında İngilizler adayı terk etti. Ardından ortak bir cumhuriyet kuruldu: Kıbrıs Cumhuriyeti. Ancak bu, uzun süren bir yönetim olamadı.1963 yılında birbirine kırdırılan halklar, 1974’te yeşil bir çizgiyle ortadan tamamen ikiye bölündü. Üretmeyen bir toplum tükenmeye mahkumdur 193941906_484824112806690_1423892627796488995_nSavaşın ardından yeni bir toparlanma sürecine geçiş yaşanır. Bu esnada Kıbrıslı Elenlerden kalan fabrikalar, 1975 yılında Sanayi Holding ismiyle yeniden üretime geçer. Bundan sonraki on yıl boyunca binlerce çalışanıyla üretime geçen Sanayi Holding altın dönemini yaşar. Öyle ki Japonya’ya bile ihraç edilen mallar vardır. İnsanlar üretmeye, ülke ekonomisi kendini kalkındırmaya başlamışken, 1986 yılında Türkiye Başbakanı Turgut Özal Kıbrıs’a bir ziyaret gerçekleştirir. Cennet gibi bir vatanımız olduğunu söyleyerek turizmin gelişeceğini, tarıma ve üretime gerek olmadığını açıklar. Böylece özelleştirmenin ilk sinyallerinin verildiği o dönemde fabrikaların sayısı yarıya inerken, insanlar işsizlikle ve yönetenlerin zorbalığıyla mücadele etmeye başlar. Sanayi Holdingle kendine yeten, özgür, örgütlü, sınıf çıkarlarını düşünen bir halkın varlığına tahammül edemezler. “Memur cenneti” haline gelmemiz de bu yaşananlardan sonraya rastlar. (Şimdilerdeyse genç memurlar, adaletsiz bir şekilde Göç Yasası cehenneminin mağduru durumundadır.) Bizden olmayana ekmek de yok politikası güden işbirlikçi yönetenler, şükran politikasının temellerini de atarak halka en büyük kötülüğü yapar. Ülkeden göçler yaşanır. TC egemenleri ise üretimden koparılmış, yaratılan nispi refahla rahatlamış bir Kıbrıslı Türk halkını istedikleri şekle sokabileceklerini düşünürler. Yıllar içinde üretim durmaya, halk fakirleşmeye, kurumlarımız teker teker batırılmaya, kimliğimiz sorgulanmaya, adımız tembel diye anılmaya başlar. Siesta bitti. Şimdi uyanma zamanı! Tüm bu arka planla, gelelim yapılan eleştirilere… Yıllarca işsizlikle ve savaşlarla boğuşan Kıbrıslı Türkler özünde üretken insanlar olmakla birlikte yıllardır yaratılan bu yapay refah dönemi nedeniyle biraz daha “rahatına düşkün” olarak tasvir edilebilir. Zamanında yapılan bu yanlış uygulamalarla birçok insan bu yaratılan konforun lüksünü fazlasıyla yaşamıştır. Erken emeklilikler, müşavirlikler, yaratılan bu ganimet düzeninden beslenenler… Artık bu refah döneminin de sonuna gelindiği aşikardır. Üzerimizde kurulan baskılar gün geçtikçe artmakta,  yaşam daha zor bir hale gelmektedir. İşsiz üniversite mezunları, hâlâ ailelerine bağımlı evli çiftler, bitik hale getirilen esnaf,  asgari ücret dahi alamayan özel sektör çalışanları, borçlar, borçlar, borçlar… Kıbrıslı Türkler olarak, geleceğini bu adada gören göçmen kesimlerle kader birliği yapıp var olma mücadelesini asla yitirmeden üzerimizde oynanan çirkin oyunlara, bağımlı hale getirilmemize, maddi çıkar ve menfaatlere, bu çarpık düzenin yarattıklarına karşı gerekirse sıfırdan başlamalı, yerli işbirlikçilere, yaratılan ambargolara ve üstümüzde kurulmak istenen “besleme” edebiyatına inat üretmeye devam etmeliyiz. Gençleri meslek liselerine, zanaata, üretime dayalı işler kurmaya da yönlendirmeli, tembellik argümanının altında ezenlere inat, çalışarak çoğalmalıyız. Fotoğraf: Michalis Georgiou, "On the way to the well for water supply in the village of Lympia, 1910-1920.

Aynı Denizdeyiz, Aynı Gemide Değiliz

By Kamil İpçiler

191795922_919610635252073_4034825240889913112_n

Bu yıl da, Eşcinselliğin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalıktan çıkarılmasının 31. yıldönümü dolayısı ile ülkemizde bir hafta boyunca süren etkinlikler gerçekleştirildi. Pandemi koşullarının LGBTİ+’ları farklı etkilediğini isteyen komite bileşenleri; AYNI DENİZDEYİZ, AYNI GEMİDE DEĞİLİZ teması etkinlikler düzenlediler. Derneğimizin de her yıl yer aldığı 17 Mayıs organizasyon komitesi tarafından düzenlenen Onur Yürüyüşü ise 17 Mayıs günü Dereboyu Çemberinden başlayan Gökkuşağı Zinciri ile Meclise ulaştı. Sokakların gökkuşağı renklerine büründüğü eylem, Meclis önünde okunan basın açıklaması ile son buldu. 192547910_840638719867364_1851074947441002670_n189627231_498329391312311_5359945036343866490_n Komitenin ortak basın açıklaması Onur Haftası etkinliklerinin başlangıcı olan Gökkuşağı Zinciri’ne hoş geldiniz! Bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından eşcinselliğin hastalık olmaktan çıkarılmasının 31. yılı. 17 Mayıs her yıl Uluslararası Homofobi, Bifobi, Transfobi ve İnterfobi Karşıtlığı Gün olarak tüm dünyada anılmaktadır. Kıbrıs’ın kuzey kesiminde ise onur yürüyüşleri eşcinselliğin Ceza Yasası’nda suç olmaktan çıkarıldığı 2014 yılından beridir her yıl düzenlenmektedir. Bu yürüyüşler lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve artıların ayrımcılığa uğramaması ve insan haklarına eşit erişiminin sağlanması için yapılmaktadır. Son yıllarda ise onur yürüyüşleri ve bu kapsamda birçok etkinliği bizler 17 Mayıs Organizasyon Komitesi olarak düzenlemekteyiz. Her yıl çeşitli örgütün bir araya gelerek Kuir Kıbrıs Derneği ile dayanışma içinde düzenlediği bu etkinliklerde hem görünürlük hem de farkındalığı artırmayı amaçlamaktayız. Geçtiğimiz yıl tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 Pandemisinedeniyle etkinliklerimizi online olarak gerçekleştirdik ve Pandemi’nin bizler üzerindeki etkisini tartıştık. Bu bir yıl bizlere göstermiştir ki tüm dünyada Pandemi’den özellikle biz LGBTİ+’lar başta olmak üzere mülteciler, kadınlar, çocuklar, işçi sınıfı, sağlık çalışanları, yaşlılar ve daha birçok dezavantajlı grup olumsuz olarak etkilenmekte ve yöneticiler bu durumu kontrol altına almakta başarısız kalmaktadır. Özellikle Pandemi sürecinde birçok politikacının “Hepimiz aynı gemideyiz” söylemine karşı bizler “Aynı denizdeyiz, aynı gemide değiliz” sloganı ile tepki gösteriyoruz. Özellikle Kuir Kıbrıs Derneği’nin son yıllarda yürütmüş olduğu çalışmalarda da LGBTİ+’ların istihdam, sağlık, barınma, eğitim vb. alanlarda ayrımcılığa uğradığı ve en temel insan haklarının bile ihlal edildiği saptanmıştır. Ülkemizde; - İnterseksler küçük yaşlarda gerekli olmayan tıbbi müdahalelere maruz bırakılmakta, - Birçok trans cinsiyet uyum sürecine ve cinsiyetin hukuken tanınması hakkına erişememektedir, - Eşcinseller ve biseksüeller okullarda, iş yerlerinde, sosyalleşme ortamlarında gizlenmek zorunda bırakılmakta ve açılmalarıdurumunda da büyük risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar, - Özellikle okullarda ve iş yerlerinde LGBTİ+’lar çevresindekiler tarafından zorbalığa, ayrımcılığa maruz bırakılmakta, - Yani özetle bugün heteroseksüel ve natranslara tanınan yasal ve sosyal haklar LGBTİ+’lara tanınmamaktadır. Bu nedenle ayrımcılık son bulana kadar bizler mücadelemize devam edecek ve renklerimizle güçlenerek var olacağız. Gökkuşağı Zinciri ile başlayan Onur Haftası etkinliklerimiz bugünden itibaren 25 Mayıs’a kadar her gün farklı farklı etkinliklerle gerçekleşecektir. Dileyen herkes Kıbrıs’ta 17 Mayıs adlı sosyal medya hesaplarımızdan etkinliklerin detaylarına ulaşabilir. 17 Mayıs Organizasyon Komitesi Bileşenleri: Kuir Kıbrıs Derneği, Mülteci Hakları Derneği, Kadın Eğitimi Kolektifi, VOIS Kıbrıs Uluslararası Öğrenciler, Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu, Akdeniz Avrupa Sanat Merkezi (EMAA), Üçüncü Toplum Örgütü, Kıbrıs Kadın Sağlığı Araştırma Derneği (KISAD), Sol Hareket – Sol Gençlik, Halkın Partisi – Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Gençlik Örgütü ve Kadın Örgütü, Toplumcu Demokrasi Partisi – Gençlik Örgütü ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi.

Sol Anahtarı “Bestelerimiz” Etkinliğine Katıldı

By Mehmet Adaman

191199894_295920502204432_5867150628113194273_n

Müzik grubumuz Sol Anahtarı, Güzelyurt Portakal Festivali kapsamında düzenlenen “Bestelerimiz” gecesine BRT’nin konuğu olarak katıldı. Sol Anahtarı tarafından Fikret Demirağ’ın “Sen Öldükten Sonra da” şiirinden bestelenen son stüdyo çalışmamızın, etkinlikte ülkemizin ünlü gruplarından SOS tarafından icra edildiği konsere, solistimiz Tahsin Oygar Sol Anahtarı’nı temsilen katılarak “Sen Öldükten Sonra da” şarkısını seslendirdi ve dinleyenlerin beğenisini aldı. 191199894_295920502204432_5867150628113194273_n

İzzet İzcan: Kutlu Adalı cinayeti ve Halil Falyalı ile ilgili iddiaların araştırılmasını talep ediyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Türkiye’de organize suç örgütü lideri olarak bilinen Sedat Peker’in yaptığı açıklamaların, Kıbrıs Türk toplumunu yakından ilgilendirdiğini belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, özellikle Kutlu Adalı cinayeti ve sanal bet patronu Halil Falyalı ile ilgili söylediklerinin araştırılmasını talep etti.
Yargı süreci hemen başlatılmalıdır.
“Sedat Peker, Kutlu Adalı cinayetinin, Türkiye’de planlandığını ve Mehmet Ağar ekibi tarafından, Kıbrıs’ta işlendiğini isimler vererek açıklamıştır” diyen İzzet İzcan, davanın yeni deliller ışığında yeniden görülmesi için yargı sürecinin başlatılmasını istedi.
Kıbrıs’taki hukuki sürecin başlaması için, Polis Genel Müdürlüğünün harekete geçmesi gerektiğine dikkat çeken İzcan, Savcılığa suç duyurusu yapılamadığını, Polisin askere bağlı olduğuna dikkat çekerek, başta parlamento olmak üzere, sivil toplum ve demokrasi güçlerine harekete geçme çağrısında bulundu.
Türkiye’deki esrar ve eroin mafyasına ait kara paranın, Kıbrıslı sanal bet patronu Halil Falyalı üzerinden aklandığı ve Türkiye’ye aktarıldığı iddialarının da çok ciddi olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Bütün bunların araştırılması ve üzerine gidilmesi için zaman kaybedilmemelidir” dedi.
KKTC, Türkiye’nin kalın bağırsağıdır.
“Türkiye parlamentosunda dile getirilen KKTC, Türkiye’nin kalın bağırsağıdır, ifadelerinin yeniden hatırlanmasında büyük yarar var” diyen İzzet İzcan, “Statükodan, kimlerin beslendiği bir kez daha gözler önüne serilmiştir” dedi.

Salih Sonüstün: Herkesin aşı ve tedavi hakkı için imza kampanyasını ülkemizde başlatıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “ Covid-19 ile mücadelenin esas yöntemi olan aşının, çok az sayıda ilaç firmasının tekelinde bulunduğu için, 2019 yılı sonunda Çin’de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi, insanlığı ölümlere, işsizliğe ve açlığa mahkum etmeye devam ediyor” dedi.
“Çok uluslu tekellerin başlıca yaşam alanı kar olunca, sömürülen ve yoksullukla mücadele eden ülkelerin halklarının aşıya ulaşması imkansız oluyor” diyen Sonüstün, “Bugün dünyamızın bir çok ülkesi, tek doz aşıya hasret, aşı için yardım bekliyor” dedi.
Sonüstün devamla, “Avrupa Parlamentosu içindeki Avrupa Sol Partisi önderliğinde başlatılan ve esas hedefi monopolleşmeye karşı herkesin aşı ve tedavi hakkı olan, Bir milyon hedefli imza kampanyası bütün hızıyla devam ediyor” dedi. Sonüstün, AKEL, BKP ve YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin, imza kampanyasını ülkemizde başlatarak, uluslararası dayanışmayı Avrupa Parlementosuna taşıyacağımızı vurguladı.
Ana hedefi monopolleşmeye karsı daha çok firmanın üreteceği aşıların, kar merkezli değil insan odaklı olması gerektiğini dile getiren Sonüstün, sadece parası olanın değil, herkesin aşı ve tedavi hakkı olduğunu belirterek, “Bu mücadelenin sadece Avrupa Parlamentosuyla kalmayıp, daha geniş çevresi olan Birleşmiş Milletler ailesinin gündemine getirmek için çalışmalıyız” dedi.

İzzet İzcan: Ankara’nın hükümeti emekçilerin ekmeğine göz dikti.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Mecliste hayat pahalılığının Dört ay süreyle dondurulması kararına ivedilik alınmasının, sermayeden yana olan UBP-DP-YDP hükümetinin zihniyetini ortaya koyduğunu vurguladı.
“Ekonomiyi canlandıracak hiçbir tedbir almayan hükümet, kriz koşullarında zar zor geçinen emekçilerin maaşına göz dikmiştir” diyen İzzet İzcan, “Geçiş kapılarını açıp ekonomiyi canlandıracağınıza, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alıp hırsızlığı önleyeceğinize, kolay yolu seçip emekçilerin ekmeğine göz diktiniz” dedi.
Ankara’nın hükümeti halka saldırmaktan vaz geçmelidir.
“Dün Ercan’da milyarlarca TL geliri patronlara bağışlayanlar, bugün paramız yok diyerek, geçim sıkıntısı çeken halkın cebine saldırıyorlar” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Dövizin patladığı, binlerce insanın işsiz kaldığı pandemi koşullarında, halktan para talep edilemez” dedi.
Aşılama işleminin bir an önce tamamlanıp, ekonominin normalleşmesini talep eden İzzet İzcan, hayatı yaşanmaz kılan Ankara’nın hükümetini, halka saldırmaktan vaz geçmeye çağırdı.

Birleşik Kıbrıs Partisi Merkez Yürütme Kurulu, İsrail’in, Filistin halkına karşı sürdürdüğü saldırıları kınadı.

By birlesikkibrispartisi

BKP Merkez Yürütme Kurulu, İsrail’in doğu Kudüs’te işgal altında tuttuğu bölgede, Müslüman ve Hristiyanların ibadetlerini engellediğini, Doğu Kudüs’ün tarihi Seyh Jarrah bölgesinde ikamet eden Filistinlileri evlerinden kovarak, yerlerine Yahudi yerleşimcileri yerleştirmeye çalıştığını ve Filistin halkına karşı çağdışı provokasyonlar uyguladığını belirterek, “İsrail yönetimi, geçmişte Hitlerin, Yahudi halkına karşı yürüttüğü soykırım politikalarını Filistin halkına karşı uygulamaktadır” dedi.
“BKP, Filistin’in işgali ve kolonizasyon politikalarını tümden ret etmekte ve Filistin halkının yanında durmaktadır” diyen Merkez Yürütme Kurulu, emperyalist ülkelerin, faille mağduru eşitleyen davranışlarının utanç verici olduğunu vurguladı.
BKP’nin, Filistin halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu belirten BKP Merkez Yürütme Kurulu, İsrail’i sivilleri katleden saldırılarını durdurmaya ve 1967 tarihli sınırlar çerçevesinde Filistin devletini tanımaya çağırdı.

BKP, Bayram mesajı yayımladı.

By birlesikkibrispartisi

Kıbrıs Türk toplumunun Ramazan Bayramını büyük ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar ile boğuşarak karşıladığını belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Suç cennetine dönüştürülmüş Kuzey Kıbrıs’ta, suçlular elini kolunu sallayarak gezmekte, uyuşturucu baronları gençlerimizin kanını emerken, gece kulübü adı altında kadın ticareti yapılmaktadır. Dünyayı saran korona salgını, ülkemizde de kendini hissettirmiştir. Yaşanan ekonomik yıkım halkımızın büyük bir bölümünü sefalet içinde yaşamaya mahkum etmiştir”dedi.
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Türk toplumunun ezici çoğunluğunun değişim ve çözüm istediğini, parlamentoda temsil edilen statükocu partilere inanç ve güvenin kalmadığını ve halkın değişim iradesini berhava edeceğini sananların başarısız olmaya mahkum olduğunu vurguladı.
Kıbrıslı Türkler için tek kurtuluşun kendi ülkesinde egemen olacağı federal çözüme bir an evvel ulaşmak olduğunu belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BKP’nin barış ve çözüm yönünde atılacak her türlü adıma destek vereceğini vurguladı.
Barış ve kardeşliğin tüm Kıbrısa egemen olacağı yarınların yakın olması temennisinde bulunan İzcan, Ramazan Bayramı’nın barış ve huzur içinde geçmesini diledi ve halkımızın bayramını kutladı.

İzcan: BKP, Kuzey ve Güney Kıbrıs arasındaki geçiş kapılarının açılmasını talep etmektedir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Güney ve Kuzey Kıbrıs arasındaki kapıların, halkın serbest geçişlerine açılmasını talep etti.
“Covit-19 pandemi salgını nedeniyle alınan tedbirler çerçevesinde kapatılan geçiş kapıları, Kuzey Kıbrıs ekonomisine önemli bir darbe vurmuştur” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs’ın iki yanında Covid aşısı ve alınan tedbirler sonucunda kısmi bir rahatlamanın yaşandığını vurguladı.
Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde, yoğun bir sürecin yeniden başlayacağına dikkat çeken BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, güven yaratıcı önlemler kapsamında toplumlar arası işbirliğinin ileri taşınmasını talep etti.
“Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında iki taraf arasındaki ticaretin durması, patates üreticileri başta olmak üzere, birçok üretici kesimi olumsuz etkilemiştir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, normalleşme ile birlikte geçimini üretimden sağlayan vatandaşların, rahat nefes alacağını vurguladı.
“BKP, geçiş kapılarının, gerekli sağlık önlemleri alınarak bir an önce açılmasını talep etmektedir” diyen İzcan, bu çerçevede UBP-DP-YDP hükümetini kararlı adımlar atmaya davet etti.

Patron Salonun Ortasına Oturmuş, Kalkmıyor!- Zekiye Şentürkler

By Şifa Alçıcıoğlu

photo

Argasdi'nin 61. Sayısı "Tembellik" dosya konusuyla bayiilerdeki yerini aldı. Bugün dosyadan bir yazımızı sizlerle buluşturuyoruz: "Patron Salonun Ortasına Oturmuş, Kalkmıyor!".  Pandemide evden çalışma durumunda bırakılan emekçileri inceleyen makalemizi sizlerle paylaşıyoruz. Aktivistimiz Zekiye Şentürkler tarafından kaleme alınan yazıda kendinizden çok şey bulacaksınız... photo “Evden bağlanalım”, “zoom açalım”, “online meeting atıyorum”, “çevirim içi olalım”, “aman Pandemi var evden çıkmayın ama işleri de aksatmayın” diyerek hayatımıza sokulan yeni terminolojilerin sanırım uğramadığı ender kapı kaldı. Koronavirüsün uzun süre bizlerle olacağını idrak ederek yaşamımızı sürdürdüğümüz günümüzde, koronavirüsten daha da bela bir evden çalışma furyası aldı başını gidiyor ve ne yazık ki bazı kesimler için koronavirüs gitse bile evden çalışma durumu hiç gideceğe benzemiyor. Devletten yine hayır gelmedi “Koyun can derdinde, kasap et” sözü herhalde durumu en iyi özetleyendir. Geçen yıl Mart ayında salgının ülkemize gelmesiyle birlikte ilk kapanma koşullarını yaşadık. İlk aşamada herkes can derdinde olduğundan dolayı evde kalmayı her şeyin önüne koyabilmiş ve kapanmıştı. Zorunlu açık olması gereken sektörler hariç herkes evindeydi ve devletten medet umuyordu. Ancak ilerleyen zaman içerisinde, komik bile denilemeyecek destekler açıklayan devlet, her zamanki gibi elini işçilerin cebine atsa da işverenleri de yeterince memnun edemedi. Böylece patronlar hemen harekete geçti. Hem çalışanlarına boşuna para vermeyeceklerdi hem de kendileri daha fazla para kaybetmeyecekti. Sonuç olarak, işçileri evden çıkarmadan çalıştırabilmenin yollarını aramaya başladılar ki bunu bulmak günümüzde pek çok ülkede kullanılan bir çalışma yöntemi olduğundan dolayı pek de zor olmadı. Evlerden yapılabilecek işler için gerekli altyapı harcamalarını da işçilerin üzerine yıkan pek çok patron internet, telefon, laptop gibi araç gereçleri de sağlamadan, çalışanlara iş başı yaptırmaya başladı. Bu durumun patronlara kat be kat fayda sağlayacağının ve işçiler için ciddi bir sömürü olacağının herkes farkındaydı. Ama ilerleyen günlerde yaşanılacak ekonomik kriz, ödenmesi gereken faturalar, krediler, çocukların masrafları, ev geçindirme derdi derken çalışanlar da mecburen bu duruma boyun eğmek zorunda bırakıldı. Her daim krizi fırsata çevirenler Öncelikle gasp edilen elbette ki çalışanların zamanı olmuştur. Mesai saati mevhumu ortadan kalkmış; öğle arası, akşamüstü, iş bitiş saati dinlemeyen patronlar, dur durak bilmeden mailler, mesajlar, telefonlar yağdırmaktadır. “Zaten evdesin başka işin ne!” bakış açısıyla, çalışanların emeklerini sömürebildikçe sömüren patronlar, özellikle aynı zamanda evi çekip çevirme, yaşlı/hasta/çocuk bakımı gibi pek çok görev üzerine yıkılan, ev içi emeği yok sayılan kadınları iki kat daha fazla ezmiştir. Her an işteymiş gibi “hazır ol”da patrondan emir beklemenin yarattığı psikolojik baskıya, geçimini sağlamak için buna katlanmak zorunda olmanın yarattığı baskı da eklenince insanlar içinden çıkılmaz bir bunalıma sürüklenmiştir. Sabah, patronların istediği saatte başlayıp akşam geç saatlere kadar süren mesailerin karşılığının ödenmesi söz konusu olmazken, patronlar insanların özel hayatının içerisinde olmayı normalleştirme yolunda hızla ilerlemektedir. Patronlar, davetsiz bir misafir gibi eve gelip salonun ortasına oturmuş ve kesinlikle kalkmayı da düşünmemektedir. Zorunlu kapalı olunan dönemde ödeneksiz izin gibi pek çok seçeneği kullanarak çalışanlarının yatırımlarından kırpan, maaşlarını ödemeyen ya da ciddi kesintilere uğratan, tabiri caizse çalışanlarına bu zor dönemde hiçbir destek göstermeyen patronlar şimdi çalışanlarından onların kölesi olmasını talep etmektedir. Her durumda krizi fırsata çevirip kendi menfaatlerine öncelik veren patronlar açıkça çalışan haklarını hiçe sayıyor, İş Yasası’na göre ek mesailerini ödemeyerek, zorunlu izine çıkarıp yıllık izin haklarını tüketerek suç işliyor ancak buna dur diyebilecek yetkili organlar üç maymunu oynuyor. İşsizliğin gün geçtikçe katlanarak arttığı bu zamanlarda ise çalışanlar da bu duruma katlanmak zorunda bırakılıyor. Beterin beteri var dedikleri Bir de Pandemi kuralları gevşetilip artık ofislerine dönme imkanı olsa da dönemeyen bir kesim var ki onlar için beterin beteri tabirini kullanmak tam yerinde olur. Özellikle çağrı merkezi gibi vardiyalı görevlerde çalışan kişiler evlere hapsedilmeye devam ediyor. Bunun gerekçesi ise tam bir rezalet! Gecelerini gündüzlerini patronların cebini doldurmak için iş yerinde harcayan bu kesimin ısınma/soğuma,  içecek ve tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını evde çalışma durumunda kendi ceplerinden karşılamaları, patronların cebini biraz daha fazla şişiriyor. Fırsatçı patronlar bu gibi çalışanları evlerine hapsetmeye devam edip, bu giderleri de onların üzerine yıkıyor. Özetle bu çalışanlar için hem 8 saatlik mesai kavramı ortadan kaldırılıp, ek mesai ödemeleri yapılmıyor hem de bu kişilere ek gider yaratılıyor. Ülkemizde, sermaye-hükümet el ele çalışanları köleleştiriyor. Oysa emekçilerin örgütlü bir yapısı olabilse, bu kâr düzeni içinde bile bir takım iyileştirici önlemler alınabilir. Örneğin bazı Avrupa ülkelerindeki şirketler, evden çalışan emekçilerin kirasının ve ısınma/soğuma masrafının yarısını ödemeye başladı bile. Acilen yasal düzenleme! Bu insanca çalışma hakkını hiçe sayan uygulamaların derhal sona ermesi için evde çalışan işçilere ek yasal düzenlemelerin, cezai yaptırımların ve denetimlerin bir an önce yapılması hayati önem taşımaktadır. Devletin, evde çalışma koşullarını ve bu kesimdeki işçilerin haklarını yasalar nezdinde ivedilikle düzenlemesi ve çalışanları patronların kölesi olmaktan kurtarması gerekmektedir. Çalışanların uğradığı haksızlıkları hızlıca çözme kabiliyetine sahip İş Mahkemelerinin kurulması da bu süreci destekleyecek önemli bir adım olacaktır.

Hediye Yiğiter: Ev içi şiddet yasa önerisini görüşüp yasallaştırın.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Kadın Meclisi, 25 Kasım 2020 yılında, dönemin Meclis Başkanına iletilen, ev içi şiddet yasa önerisinin ivedilikle görüşülüp yasallaşması çağrısında bulundu.
Yasa önerisinin medeni haline bakılmaksızın, her türlü şiddeti önlemeye yönelik olduğuna vurgu yapan BKP Kadın Meclisi Sözcüsü Hediye Yiğiter, “Kıbrıs’ın kuzeyinde her geçen gün artan ve endişe verici boyutlara ulaşan, ev içi şiddetin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için bu yasanın ivedilikle onaylanması şarttır” dedi.
“Ev içi şiddetle mücadelede önemli bir adım olduğuna inandığımız bu yasanın, bir an önce görüşülerek onaylanması talebimizdir” diyen Yiğiter, “Tüm milletvekillerine çağrımız, böylesi önemli ve ivedi bir konuda kararlı davranmalarıdır” dedi.

İzzet İzcan: Statükoyu kimin koruduğu ortaya çıkmıştır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Cenevre görüşmelerinde Kıbrıs Rum tarafının, Mağusa limanının AB, Maraş ve Ercan Hava Limanının BM gözetiminde açılması teklifinin, Türkiye tarafından ret edilmesinin kabul edilmez olduğunu açıkladı.
“Statükoyu kimin koruduğu açıkça ortaya çıkmıştır” diyen İzzet İzcan, “Kıbrıslı Türklerin çıkarları ile, Ankara’nın hedefleri birbirine zıttır” dedi.
Kıbrıslı Türklerin uyanma vakti gelmiştir.
“Ankara’nın bir tek Kıbrıslı Türk kalmasa bile, Kıbrıs bizim elimizde olmalıdır, bölgedeki askeri ve ekonomik çıkarlarımız bunu gerektiriyor anlayışı, bugünkü trajedinin temel kaynağıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıslı Türklerin uyanma vaktinin geldiğini vurguladı.
Yaşananların garantörlükle ilişkisi olmadığını dile getiren İzcan, “Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü, egemenliği ve anayasal düzeni bu şekilde korunamaz” dedi.
Garantörler sorunun parçası olmuştur.
Rusya Federasyonunun zirve sonrası yaptığı “Garantörler sorunun parçası olmuşlardır” açıklamasının tam yerinde olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kıbrıs halkının, birlikte ortak vatan mücadelesi vermesinden başka çıkar yol yoktur” dedi.
“Bu sorun sokakta çözülecektir” diyen İzcan, BKP’nin üstüne düşeni kararlılıkla yapmaya devam edeceğini vurguladı.

1 Mayıs Mesajı.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan yayımladığı mesajda, işçi ve emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı kutladı.
“ Bütün dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının yaşandığı dünyada 1 Mayıs’ın, işçi sınıfının her türlü sömürüye, baskıya karşı direniş ve mücadelesini simgelediği akıllarımızdadır” diyen İzcan, sınıfsız, savaşsız, sömürüsüz bir dünya için mücadelenin devam ettiğini vurguladı.
İzcan, “İçinden geçtiğimiz süreçte toplum sağlığını korumak için tüm imkansızlıklara rağmen canla başla çalışan tüm sağlık emekçilerine teşekkürü bir borç biliriz” diyerek, Emperyalist kapitalizmin her türlü saldırısına karşı direnen, tüm dünya işçi sınıfını ve tüm ezilen halkların şanlı mücadelesini selamladıklarını, uluslararası işçi sınıfı ve ezilen halklar ile dayanışma içerisinde olduklarını vurguladı.
İşçi ve emekçilerin hakları, Kıbrıs’ta barış ve sosyalizm için canlarını feda eden İşçi sınıfı önderlerini saygı ile andıklarını belirten İzzet İzcan, “Derviş Ali Kavazoğlu, Kostas Mişaulis, Fazıl Önder ve daha nice işçi sınıfı öncüsü yoldaşımızı katledenler mücadelemizi geriletmeyi başaramamışladır. Mücadelemiz güçlenerek devam etmektedir” dedi.
“Yurdumuzun bütünlüğünü sağlayıp, tüm Kıbrıslıların insan haklarına saygılı, birlikte özgürce yaşayacağı günlere ulaşmak ve sosyalizm bayrağını açmak temel amacımızdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan “İlhak siyasetine karşı mücadele etmek boynumuzun borcudur, Yaşasın 1 MAYIS! Yaşasın Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların Ortak Vatan yaratma mücadelesi! Yaşasın Kıbrıs İşçi Sınıfının Birliği! Yaşasın Sosyalizm!” dedi.

BKP MYK: AKP’nin hazırladığı KKTC’nin tanınmasını talep eden öneri paketi görüşme sürecini havaya uçurdu.

By birlesikkibrispartisi

BKP Merkez Yürütme Kurulu, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, Cenevre zirvesi sonucunda, tarafların resmi müzakerelere başlaması yönünde yeterli zemin bulamadıklarını açıklamasını esefle karşıladıklarını açıkladı.
“Türkiye’deki AKP hükümeti tarafından hazırlanan 6 maddelik öneri paketinin ilk maddesi süreci havaya uçurmuştur” diyen BKP Merkez Yürütme Kurulu, “Müzakerelerin başlaması için Güvenlik konseyinden, KKTC’nin egemen bir devlet olarak tanınmasını talep etmek, süreci dinamitlemektir” dedi.
Ersin Tatar Ankara’nın papağanıdır.
Sunulan 6 maddelik önerilerin ne Mecliste, ne de Kıbrıs Türk siyasetinde tartışılmadığını, Cenevre’ye taşınan muhalefetin süs bitkisi haline getirildiğini dile getiren BKP Merkez Yürütme Kurulu, Ersin Tatar’ın tam da söylenildiği gibi Ankara’nın papağanı olduğunu vurguladı.
“Yaşananlar ilhak siyasetinin devamıdır” denilen BKP Merkez Yürütme Kurulu açıklamasında, “Görüşlerimizi kayıt altına aldırdık” gibi saçma sapan açıklamalarla Kıbrıs Türk toplumunun kandırılmasına izin vermeyeceklerini açıkladı.
“Kıbrıs Türk toplumunun iradesini yok sayan, Güvenlik Konseyinden kararlarını değiştirmesini talep eden ve federal çözümü görüşmeyi ret eden bu zihniyet, barışa değil savaşa hizmet eder” diyen BKP Merkez Yürütme Kurulu, tüm federalistleri bir araya gelip, ayrılıkçı rejimi ret etmeye ve Birleşik Federal Kıbrıs için kararlılıkla mücadele etmeye çağırdı.

İzzet İzcan: Devlet Bahçeli’nin, Mustafa Akıncı’yı hedef alan küfür dolu sözlerini kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Devlet Bahçeli’nin, Mustafa Akıncı’yı hedef alan küfür dolu sözlerini kınadıklarını açıkladı.
“Türkiye’de siyaset sürdüren bir partinin Genel Başkanı, Kıbrıs Türk insanına ve onun Cumhurbaşkanlığı görevine getirdiği Mustafa Akıncı’ya,ağıza alınmayacak küfürlerle saldırması kabul edilmez” diyen İzzet İzcan, yapılan küfür dolu açıklamaları, aynen kendisine iade ettiklerini belirtti.
Kıbrıs’ın tüm Kıbrıslıların ana yurdu olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Dün Anayasa Mahkemesi Başkanına, bugün Sn: Akıncı’ya, yarınsa başka bir yöneticimize saldırarak verilmek istenen mesaj, buraların kendilerine ait olduğudur ve her istediklerini yapabilecekleri imajıdır” dedi.
Devlet Bahçeli istenmeyen kişi ilan edilip, ülkemize girişi yasaklanmalıdır.
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP-DP-YDP hükümetine çağrıda bulunarak, Devlet Bahçeli’nin istenmeyen kişi ilan edilmesi ve ülkemize girişinin yasaklanmasını talep etti.

BKP: Kıbrıs’ta federal çözümü talep ediyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Merkez Yürütme Kurulu, bugün Cenevre’de başlayan Kıbrıs zirvesine başarılar diledi.
Kıbrıs halkının sokaklara inerek federal çözüm talebini ortaya koyduğunu, Kıbrıs’ta ortak bir gelecek istediğini ve “Bölünme buraya kadar” diyerek iradesini tüm dünyaya duyurduğunu dile getiren BKP Merkez Yürütme Kurulu, tarafları bu iradeye saygılı olmaya çağırdı.
Görüşme zemininin, BM Güvenlik Konseyi kararları ve Guterres Belgesi olduğunun altını çizen BKP Merkez Yürütme Kurulu, “Bunun dışında arayışlara gitmek, çözüm istememekle eş anlamlıdır” dedi.
BKP, BM zemininde görüşme sürecinin devam etmesi gerektiğine inanmaktadır, denilen açıklamada, “Kıbrıs’ın tüm Kıbrıslıların ortak yurdu olduğunun hatırdan çıkarılmaması gerektiğini hatırlatmakta yarar görür” dedi.
BKP Merkez Yürütme Kurulu, çözümsüzlüğün Kıbrıs için felaket olacağını, Kıbrıs Türk toplumunun varlığının tehlikeye soktuğunu belirterek, ilhak siyasetinin asla kabul edilmez olduğunu vurguladı.
Gelinen aşamada, ortada ilhak veya federasyon seçeneği kaldığını dile getiren BKP Merkez yürütme Kurulu, barış, sevgi ve kardeşlik yolunda kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti.

1 MAYIS 2021: “Ultra Zenginler de Bedel Ödesin”

By Zekiye Şentürkler

1

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu’nun organize ettiği, Kadın Eğitimi Kolektifi’nin de destek belirttiği 1 Mayıs yürüyüş ve etkinliği “Ultra Zenginler de Bedel Ödesin” çağrısıyla gerçekleştirildi. Saat 17.00’de Hastane çemberinde toplanan eylemciler buradan Göçmenköy Çocuk Parkı’na yürüyüş düzenledi. Yürüyüş ve etkinlikte zenginlerden Servet Vergisi alınması, asgari ücretin en düşük kamu maaşına endekslenmesi, sendikasız çalıştırılmanın yasaklanması talepleri dile getirilerek çeşitli sloganlar atıldı. Yürüyüşün ardından Göçmenköy Çocuk Parkı’nda düzenlenen etkinlikle şiirler okunup Sol Anahtarı konseri gerçekleştirildi. Baraka Kültür Merkezi, yine 1 mayıs günü sabahı bazı sendika, dernek ve partilerin organize ettiği, Sarayönü’nde gerçekleştirilen 1 Mayıs mitingine de katılım gösterdi. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu Partisi ve Lefkoşa Belediyesi İşbirliğiyle Umut Bahçesi’ne Yeni Fidanlar Dikildi

By Nazen Şansal

179427755_162087052497716_7368317151746684812_n

179427755_162087052497716_7368317151746684812_n

2017 yılından bu yana ağaç dikimi ve bakımı yapılarak yeşillendirilen Umut Bahçesi’ne yeni fidanlar ekildi. Belediye Meclisi tarafından 2018 yılında alınan kararla “Umut Bahçesi” adı verilen, Haydar Paşa Ticaret Lisesi yanında bulunan yeşil alanda, Baraka aktivistleri, Bağımsızlık Yolu üyeleri ve Lefkoşa Belediyesi personelinin katılımıyla 29 Nisan Perşembe günü bir etkinlik gerçekleştirildi. Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’nın da katıldığı etkinlikte yeni zeytin ve narenciye fidanları dikilerek sulaması yapıldı. Belediye ekipleri, Baraka ve Bağımsızlık Yolu işbirliğiyle temizliği ve düzenlemesi yapılan yeşil alana, banklar ve çöp bidonları da yerleştirildi. Etkinliğe bölge halkından da katılım oldu ve parkın ileride daha da geliştirilmesi planlandı. 179525505_471179367287981_7845135902431215653_n   179573608_462294831761053_7993247981903412656_n 179748231_1156820021433133_8698670775163967451_n   179847426_3823445747704072_3675773373422243317_n 180083210_168298535193182_6603631223082575303_n   180178233_504704650714953_1915286333254824497_n 180403643_479327743274966_2979647930814274659_n bDSC_0209-min bDSC_0216-min bDSC_0232-min bDSC_0240-min bDSC_0257-min b-min

Teali-i Nisvan- Cansu Nazlı

By Şifa Alçıcıoğlu

2678578_e1fb30ab7ecea83b52a992544b7de8e6

Tarihte bugün; 28 Nisan 1913'e  giderek, Osmanlı’da ilk feminist örgüt sayılabilecek Teali-i Nisvan'ın kurulmasına tanık olacağız. Argasdi'nin tarihe ışık tutan sayfası Bellek'te yer alan makaleyi Cansu Nazlı yazdı. Argasdi'ye 10 TL karşılığında Baraka Kültür Merkezi lokalinden, bölgenizdeki Khora Kitabevlerinden ve gazete bayiilerinden ulaşabilirsiniz. 2678578_e1fb30ab7ecea83b52a992544b7de8e6Lisedeki tarih dersleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilerleme ve gerilemeleriyle empati kurduran, devlet aklıyla bize tarih öğreten müfredatını bir hatırlayın. Osmanlı’nın dağılma döneminin olumsuzluklarını genç zihinlere boca eden resmi tarih anlatımında işçi ve kadın hareketlerinin yükseldiğinden ve emekçilerle kadınlar için kaydedilen ilerlemelerden hiç bahsedilmez. Bir düşünün, 2. Meşrutiyet döneminde işçilerin daha adil bir ücret ve çalışma koşulları için İstanbul’dan Beyrut’a, İzmir’den Selanik’e, Üsküp’ten Ereğli’ye, Kavala’dan Samsun’a grevlere çıktığı 1908 grevlerinden bahsedilseydi Osmanlı Devleti’nin dağılmasına mı empati kurardık yoksa işçi hareketinin o döneme dek görülmedik derecede canlanmasına mı? Peki ya,  aynı dönem ilk feminist örgüt olan Teali-i Nisvan’ın  kurulduğu, bunu onlarca daha kadın örgütü, gazete ve dergi takip ettiği ve kadınların özerk örgütlenmesinin bir siyasi parti kurma girişimine kadar ilerletildiği ancak başvurularının reddedildiği öğretilse, bugün kadınlar Atatürk büstüne Mustafa Kemal kadına seçme ve seçilme hakkı ‘verdiği’ için karanfil koyar mıydı? Örnekleri çoğaltmak mümkün ama bugün daha çok Teali-i Nisvan Cemiyeti’nden bahsedelim. Nam-ı diğer "Kadınların Durumunu Yükseltme Derneği”, bazı kaynaklara göre 1908’de bazılarına göre 1913’te, Halide Edip’in girişimiyle kuruluyor; üyeleri arasında Nakiye Hanım, Nezihe Muhiddin, Rana Sani Yaver de bulunuyor. Kadınların kültürel olarak gelişmesini ve ekonomik özgürlüklerini kazanmasını hedefleyen derneğin dil kursu açmak, konferanslar vermek, çeviriler yapmak, kadınlar için okuma yazma kursu açmak gibi faaliyetleri bulunuyordu. Kültürel bir örgütlenme olan bu cemiyete üye olabilmek için iyi derecede Türkçe bilmek ve verilmekte olan İngilizce derslerine katılım sağlamak gibi belirli şartlara sahip olmak gerekliydi. İngiltere’de kurulmuş olan Türk Kadınları Muhibbi Cemiyeti’ne paralel olarak çalışmak istendiğinden İngilizce’ye bu kadar önem verildiği tahmin ediliyor. Dernek, kadınların ayda 5 kuruş karşılığında haftanın iki günü giderek ‘Mektebi İbtidaiye’ eğitimi aldıkları bir dershane de açmış. Kadınlara ayrıca Türk işi, beyaz iş, hesap işi ve çamaşır imalatı gösterilen kurslar da düzenlenmiş. Kadınlarla ilgili yazılar, tarihi, edebi, sosyal eserler dernek bünyesinde Türkçe’ye çevrilmiş. Cemiyet-i İmdadiye, Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan, Kırmızı Beyaz Kulübü, Çerkez İttihat ve Teavün Cemiyeti ve daha onlarca kültürel kadın örgütü, yine aynı dönem faaliyet göstermeye başlamış. Yine aynı yıllar Hanımlara Mahsus Gazete, Kadın, Kadınlar Dünyası gibi birçok gazete ve dergi de yayımlanmaya başladı. Kadınların toplumsal yaşama daha fazla karışmasının ve örgütlenmesinin de tesiriyle bu dönemde kadın erkek beraber alışverişe çıkma, evlilikte belediye nikâhı şart olması, Aile Hukuku Kararnamesi çıkarılarak kocanın ikinci bir kadın ile evlenebilmesinin ilk kadının onayına bırakılması minvalinde gelişmeler de yaşanmıştır. Araştırmacı gazeteci bir yazar olan Eduardo Galeano, Tersine Dünya Okulu isimli kitabının bakış açışı bölümlerinden birinde şöyle der: “Yakın bir zamana kadar, Atina demokrasisini inceleyen tarihçiler laf arasında değinmenin dışında kadınlardan ve kölelerden hiç bahsetmezlerdi. Köleler Yunan nüfusunun çoğunluğunu, kadınlarsa yarısını oluşturuyordu. Atina demokrasisi kadınların ve kölelerin bakış açısından nasıl görünüyordu acaba? ABD Bağımsızlık Beyannamesi 1776’da “bütün insanların eşit doğduğunu” ilan etti. Siyah kölelerin, köleliklerini sürdüren bu beyanname yarım milyon kölenin bakış açısına göre ne anlama geliyordu? Ya hiçbir hakları olmadan yaşamaya devam eden kadınlar, kimle eşit doğuyorlardı?” Resmi tarihten okunduğunda Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma döneminin başlangıcı kabul edilen 2. Meşrutiyet dönemi oldukça olumsuz olarak lanse edilirken aynı döneme emekçiler ve kadınlar açısından baktığımızda da başka bir şey görürüz: Dünyanın birçok ülkesinin resmi tarihinin gizlediği gerçeğiyle emeğin ve kadının özgürleşme mücadelesinin hikayesini... İşte buralarda gizlenen bizim hikayemizdir.

Birleşik Kıbrıs Partisi, 23 Nisan 1962 yılında, faşist katiller tarafından katledilen Ayhan Hikmet ve Ahmet Gürkan’ı saygı ile andıklarını açıkladı.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “59 yıl önce bugün, sırf kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşamasını istediler diye Ayhan Hikmet ve Ahmet Gürkan hunharca katledilmişlerdir” dedi. “Katillerin kim olduğunu biliyoruz, er veya geç yargılanmaları için elimizden geleni yapacağız” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, ülkemizin birliği, halkımızın kardeşliği için toprağa düşen bu yiğit insanların mücadelemize ışık tutmaya devam edeceklerini vurguladı.
“Onların öldürüldüğü bugün, ülkemize hâla barış ve özgürlük gelmiş değildir” diyen İzzet İzcan, “Bedel ödemeden demokrasi, barış ve özgürlüğe ulaşmak mümkün değildir” dedi.
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, 24 Nisan Cumartesi, İnönü meydanında düzenlenecek barış şöleninin önemli olduğuna dikkat çekerek, tüm barış yanlılarını eyleme katılmaya davet etti.
Rejimin engelleme çalışmalarının farkında olduklarını dile getiren İzzet İzcan, korkusuz bir şekilde alanlarda olacaklarını vurguladı.

Kültür Derneklerinden Başbakanlık Önünde Eylem: “Tüzük değişikliği yapılmazsa kaybeden kültür ve sanatımız olacaktır”

By Nazen Şansal

2

1

Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 66 dernek adına temsilciler, bugün Bakanlar Kurulu toplantısının yapılacağı Başbakanlık önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını öncesi yapılan konuşmada, ülkemizin doğusundan batısına, halk dansları, fotoğraf, seramik, edebiyat, müzik, tiyatro, kadın çalışmaları ve benzeri alanlarda üretimler yapan ve yüzlerce üyesi bulunan derneklerin ortak bir sıkıntısının dile getirileceği vurgulandı. Pandemi koşulları gereği, toplum sağlığını korumak adına sınırlı sayıda temsilci ile gerçekleştirilen eyleme destek veren turizm emekçilerine ve Bu Memleket Bizim Platformu’na da teşekkür edildi. Serkan Soyalan’ın okuduğu ortak açıklamada; Şubat ayında, Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü’nde, derneklere hiç danışılmadan değişiklik yapıldığı ve derneklerin Değerlendirme Komisyonu’na seçtiği 5 üyenin iptal edildiği anlatıldı. Komisyonda, Bakanlıkça görevlendirilen 8 üye ile derneklerin demokratik seçimle belirlediği 5 üyenin yıllardır uzlaşı içerisinde çalıştığı vurgulanarak “Pandemi koşullarında devletin, kültür ve sanatı yaşatmak için daha çok destek olması gerekirken böylesi bir değişikliğe gidilmesini ve derneklerin dışlanmasını protesto ediyoruz” denildi. Ayrıca bir süredir Bakan ve Kültür Dairesi Müdürü ile toplantılar gerçekleştirildiği ve bu toplantılardan çıkan sonuçların da takipçisi olunacağı belirtildi. 2 3 Açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli basın emekçileri kültür-sanata duyarlı halkımız, Şubat ayında, Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü’nde bir değişiklik yapılarak Değerlendirme Komisyonu'na, Kültür-Sanat Danışma Kurulunca seçilmekte olan 5 üyenin iptal edildiğini ve yerine Kültür Dairesi Müdürü tarafından 5 üyenin atanacağını öğrendik. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, yıllardır bu alanda aktif olarak çalışan; müzikten halk danslarına, tiyatrodan fotoğrafçılığa, tangodan edebiyata kadar pek çok konudaki üretimlere imza atarak kültür ve sanatın gelişimine katkı yapan onlarca dernek varken hiçbirinin fikri alınmadan böyle bir değişikliğe gidilmesi kabul edilemezdir. Üstelik yasal dayanakla kurulmuş olan ve derneklerin seçilmiş temsilcilerinin de yer aldığı Kültür Sanat Danışma Kurulu, yasa ve tüzük gereği Bakan'a danışmanlık yapmakla görevli ve yetkilidir. Tüzük değişikliğine gidilmeden bu Kurulun görüşünün alınması çok daha doğru ve sağlıklı olurdu. Oysa Bakanlık, bunu yapmadan Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü’nü değiştirmiştir. Dolayısıyla bu Tüzük değişikliği sadece antidemokratik değil, teamüllere de aykırı olmuştur. Değerlendirme Komisyonu’nda, mevcut tüzüğe göre Bakanlıkça görevlendirilen 8 üye ile Kültür Sanat Danışma Kurulu tarafından demokratik seçimle belirlenen 5 üye, yıllardır uyumlu ve uzlaşı içerisinde çalışmaktaydı. Şimdi bunca zorluğun yaşandığı Pandemi koşullarında devletin, kültür ve sanatı yaşatmak için derneklere daha çok destek olması gerekirken böylesi bir değişikliğe gidilmesini şiddetle kınıyoruz ve protesto ediyoruz. Mevcut tüzük, devlet olanaklarının, atanmış kişilerin iki dudağı arasından çıkacak keyfi ve partizan kararlarla yürütülmesine alternatif, demokratik, katılımcı ve devlet ile derneklerin işbirliğini hayata geçiren bir tüzük olarak kurgulanmıştı. Ancak yıllar içinde uygulamada ortaya çıkan eksiklikleri gidermenin yolu, kesinlikle dernek temsilcilerinin karar alma süreci dışına atılması olamaz. Hep aynı kişilerin görev yapması bir sorun olarak görülürse, Komisyon üyeliğine belli bir süre sınırı konması gayet uygun, demokratik ve katılımcı bir çözüm olacaktır. Bu amaçla bir süredir Bakan ve Kültür Dairesi Müdürü ile toplantılar gerçekleştirdik ve bir uzlaşı noktası bulmak üzere çeşitli önerilerde bulunduk. Önerilerimiz tümüyle kabul görmedi ancak dün yaptığımız toplantıda Bakan’dan bir söz aldık. Şöyle ki; derneklerin seçeceği sadece 2 kişi arasından Bakanın veya Kültür Dairesi Müdürünün atama yapması şeklinde Tüzüğün değiştirileceği bize açıklandı. Bu yöndeki bir uygulamanın yaratacağı sakıncaları veya sağlayacağı faydayı henüz enine boyuna değerlendirme imkanımız olmasa da ve bu hususta çeşitli dernekler farklı görüşlerde olmakla birlikte, tüm dernekler olarak Bakanın en azından verdiği bu sözü tutmasının takipçisi olacağız. Bu Tüzük değişikliği Nisan ayı sonuna kadar yapılmaz ise sonuçta kaybeden kültür-sanat alanındaki çeşitlilik, çoğulculuk, nitelikli üretimler ve dolayısıyla kültür-sanata duyarlı halkımız olacaktır. Şunu da kaydetmek gerekir ki; kültür ve sanatın gelişmesi için devletin desteği önemli ve gereklidir hatta bu, devletin Anayasal ödevidir. Ancak kültür-sanat, devletin ve resmi ideolojinin uhdesinde olmamalı, farklı ve renkli alternatif seslere ve yaratıcı düşüncelere yer açılmalıdır. Bu açıklamayı yapan kültür-sanat dernekleri olarak, tek derdimiz devletten katkı almak değildir. Elbette parasal destekle üretimlerimiz daha kaliteli olabilmekte, halkımıza daha fazla ulaşabilmekte, gençlerimize, çocuklarımıza ücretsiz etkinliklere dönüşebilmektedir. Ancak bizler, ülkesine, kültürüne ve sanata gönül vermiş kişiler olarak kendi dayanışma ağlarımızla da üretimlerimizi her şekilde sürdüreceğiz. Derdimiz, yıllar içinde mücadele ile kazandığımız demokratik ve katılımcı bir anlayışın, topluma da zarar verecek şekilde otoriter bir zihniyetle değiştirilmiş olmasıdır. Bakanlığı bu konuda verdiği sözü tutmaya ve tüm halkımızı da kültür-sanata sahip çıkmaya çağırıyoruz. Akademi Sanat Derneği Akdeniz Avrupa Sanat Derneği (EMAA) Akçay Kültür Sanat Derneği (AKDER) Alayköy Folklor Derneği Alpay Volkan Kültür Sanat Derneği Alzheimer Derneği AVSAD AYDER Baraka Kültür Merkezi Çatalköy’ü Geliştirme ve Kültür Derneği (ÇADER) Dikmen Gençlik Merkezi Derneği (DİGEM) Dördüncü Duvar Kültür ve Düşünce Derneği Envision Diversity Evrensel Hasta Hakları Derneği Genç Yetenekler Kültür Sanat Derneği Gençlik Merkezi Birliği Girne Gençlik Merkezi Göçmenköy Taşkınköy Kültür Derneği (GÖÇ-TAŞ) Güzelyurt Amatör Sanatçılar Derneği (GASAD) Güzelyurt Atılımcı Sanat Derneği (GASAD) Güzelyurt Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) Halk Sanatları Derneği (HASDER) Hayata Dokun Hareketi İnönü Gençlik Merkezi Kültür Sanat ve Spor Derneği (İGEM) İnsan Kaynakları Yönetimi Derneği (İKYD) İskele Kültür Sanat Derneği (İSDER) Kadından Yaşama Destek Derneği (KAYAD) Kalkanlı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYDER) Kıbrıs AB Derneği Kıbrıs Ada Tango Derneği Kıbrıs Edebiyat Derneği Kıbrıs Fotoğraf Sanatı Derneği (KIFSAD) Kıbrıs Havaları Derneği (KIBHAD) Kıbrıs Kâğıt Sanatçıları Derneği Kıbrıs Polifonik Korolar Derneği Kıbrıs Sanat Derneği Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği Kıbrıs Türk Fotoğraf Derneği Kıbrıs Türk Fransız Kültür Derneği Kıbrıs Türk Kütüphaneciler Derneği Kıbrıs Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (KTÜKD) Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği Kuir Kıbrıs Derneği Kuzey Kıbrıs Seramikçiler Derneği Lefkoşa Folklor Derneği (FOLKDER) Lefkoşa Folklor ve Gençlik Merkezi (FOGEM) Lirik Şiir Grubu Mehmetçik Kültür ve Dayanışma Derneği Mağusa Kadın Merkezi Derneği (MAKAMER) Mağusa Kültür Derneği Nicosia New Generation Lions Kulübü Özgür Adımlar Kültür ve Sanat Derneği Sevgi Çiçeği Kültür Sanat Derneği (SEÇDER) Sivil Toplum İnisiyatifi Sonare Çoksesli Korolar Derneği Tango Siempre Dans ve Sosyal Aktivite Derneği Turizm ve Folklor Araştırmaları Derneği (TUFAD) Üçüncü Toplum Forumu Üretim Merkezi Yeni Erenköy Kültür ve Sanat Derneği (YENDER) Yunan Dili Derneği (YUDER)   Ayrıca “Bu Memleket Bizim Platformu” da derneklere destek açıklamıştır.    

Kültür-Sanat Dernekleri “Yardım Tüzüğü” İle İlgili Basın Açıklaması Yapacak

By Nazen Şansal

151220181123581238071_2

 

 download (1)

50’den fazla dernek, 9 Nisan Cuma günü saat 13.00’de Bakanlar Kurulu toplantısının gerçekleşeceği Başbakanlık önünde bir basın açıklaması gerçekleştirecek. Dernekler, “Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü”nde Şubat ayında yapılmış olan antidemokratik değişikliğin, kültür-sanatın özgürce gelişimine vuracağı darbeyi anlatarak Hükümeti bu yanlıştan dönmeye çağırmak amacıyla böyle bir eylem düzenliyor. Derneklerden yapılan açıklamaya göre; “Kültür sanat projelerine maddi katkı yapılıp yapılmamasına karar veren Değerlendirme Komisyonu'nun zaten 8 üyesi devlet yetkililerinden ve/veya temsilcilerinden oluşurken, derneklerin seçimle belirlediği 5 üyenin de siyasete bağlanmasında hiçbir şekilde kamu yararı yoktur. Demokrasiyi ve katılımcılığı yok eden bu tüzük değişikliği geri alınmaz ise sonuçta kaybeden kültür-sanat alanındaki çeşitlilik, çoğulculuk, nitelikli üretimler ve dolayısıyla kültür-sanata duyarlı halkımız olacaktır.” Ne olmuştu? Güzel Sanatlarla İlgili Derneklere Yardım Tüzüğü, Şubat ayında, mevzuat gereği zorunlu olan Kültür Sanat Danışma Kurulu’nun görüşü alınmadan değiştirilmiş ve Değerlendirme Komisyonu’ndaki 5 dernek temsilcisi süreçten dışlanmıştı. Buna derhal tepki gösteren 50’den fazla dernek, gerek imza kampanyası gerekse de Bakan ve Kültür Dairesi Müdürü ile toplantılar gerçekleştirerek bir uzlaşı yolu aramışlardı. Tüzükte bir takım düzeltmeler yapılması yönünde çalışmalar da başlatılmıştı. Ancak verilen bazı sözlere rağmen, gelinen aşamada Tüzük halen antidemokratik ve dernekleri dışlayıcı şekilde yürürlüktedir ve derneklere dayatılmış durumdadır. 9 Nisan Cuma günü saat 13.00’de Bakanlar Kurulu (Başbakanlık) önünde yapılacak basın açıklamasına tüm basın emekçilerinin ve kültür-sanata duyarlı halkımızın ilgisini rica ederiz.

Argasdi’nin 61. sayısı “TEMBELLİK” Dosya Konusu ile Çıktı

By Şifa Alçıcıoğlu

169458785_253836753132915_950487460902188517_n

169458785_253836753132915_950487460902188517_nÜç aylık kültür-sanat-politika dergisi “Argasdi”nin 61. sayısı çıktı. 18 yıldır kesintisiz olarak yayımlanan ve her sayısında özel bir dosya konusunu ele alan derginin yeni dosya konusu ise “Tembellik” olarak belirlendi. Baraka Kültür Merkezi’nin 18 yıldır “Her şey herkese, kendimize hiçbir şey” mottosuyla çıkardığı dergi, ülke gündemini mizahi ve eleştirel bir üslupla değerlendiren “Memleketin Ahvali”; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini konu alan “FeministİZ”; şiir sayfası “Lyricus”; kitap, film ve müzik yazılarının yer aldığı sanat sayfalarının yanı sıra “Tembellik” temasını farklı boyutlarıyla işleyen bir dosya içeriyor. Bu sayıda bellek sayfamız, bizleri Osmanlı’da kurulan ilk feminist örgütle tanıştırıyor. Tembel olmakla itham edilen Kıbrıslı Türkler araştırma konusu olarak karşımıza çıkıyor. Derginin ilerleyen sayfalarında, Pandemi koşullarında özel sektör emekçilerinin yaşadığı sorunlar malumken, Bağımsızlık Yolu partisinin öne çıkardığı Servet Vergisi hakkında detaylı bir yazı ile karşılaşacaksınız. Son zamanlarda ortaya atılan PCR testlerinin güvenirliğinin sorgulanmasını araştıran makalemiz de dergimizde yer alıyor. İnsanlar tarafından (kendisi yapmadığı zamanlarda) hoş karşılanmayan tembellik, özünde o denli kötü bir şey olmayabilir. Örneğin Eski Yunan’da zenginler çalışmaz, deyim yerindeyse tembellik ederlerdi ki kendilerine herkesin sahip olamayacağı bir zaman ayrıcalığı kazanabilsinler. Bu dönemde sanatta, sporda, düşüncede atılan temeller hâlâ güncelliğini koruyor. Çalışmanın ve boş zamanın, madeni bir paranın iki yüzü gibi birbirini tamamladığını düşünmemişizdir önceden belki de. Ya da yaratıcılık için boş zamana duyulan ihtiyacı... Belki de olmasaydı şimdi hayatımızı kolaylaştıran icatlar da olmayacaktı. Yine de okulda, iş yerinde hatta evimizde hep kötü gözle bakarız tembel olana, tembellik yapana. Bilmeyiz tembel diye damgalanan her çocuğun başka başka cevherlere sahip olduğunu. 1800’lü yıllarda başlayan çalışma hayatının yarattığı zorluk, zaman içerisinde değişse de günümüzde Pandemi’yle çakışan iş yaşamı hâlâ aynı derecede zor. Sürekli evden çalışmak durumunda kalan özel sektör emekçileri boş zaman özlemini daha da perçinlemişken, tembellik de bir hak olmalı diyoruz. Argasdi dergisi 10TL okur katkısı ile Baraka Kültür Merkezi lokalinden, Lefkoşa ve Omorfo Khora Kitabevlerinden ve marketlerden temin edilebilir.    
❌