One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

Baraka Kültür Merkezi’nden, Serdar Denktaş’a Açılan Tazminat Davalarıyla İlgili Kamuoyunu Bilgilendirme

By Nazen Şansal

taz-678x381

Baraka Kültür Merkezi’nden, Serdar Denktaş’a Açılan Tazminat Davalarıyla İlgili Kamuoyunu Bilgilendirme Hatırlanacağı üzere, karanlıkta okula giderken yaşanan otobüs kazasında kaybettiğimiz iki gencimiz ve otobüs şoförü ile ilgili ülkede yaşanan infial üzerine geniş halk kitlesi tarafından eylemler yapılmıştı. Baraka Kültür Merkezi olarak bizim de katıldığımız protestolarda devletin sorumsuzluğu ve işbirlikçi hükümetin yanlış kararları yüzünden kaybedilen canların yarattığı acıların unutulmayacağını, hayatımıza mal olan bu düzenin eninde sonunda değişeceğini dile getirmiştik. Söz konusu eylemlerin ardından Serdar Denktaş, katıldığı bir televizyon programında derneğimiz ve aktivistimiz Münür Rahvancıoğlu hakkında “gençleri provoke etmek ve insanların üzerinden vandalizm yapmak” gibi çirkin iftiralarda bulunmuş, bunun yanısıra da gerek derneğimizin Avrupa Birliği’nden para alarak halkı devletten soğutmak ve olası bir planda “evet”e hazırlamak için eylemleri provoke ettiğini, gerekse de aktvistimiz Münür Rahvancıoğlu’nun iş ahlakı ve maaşı hakkında da yalan ifadelerde bulunmuştu. Serdar Denktaş’ın televizyon programında sarfettiği çirkin ve asılsız iftiralara karşı gerek aktivistimiz Münür Rahvancıoğlu gerekse de derneğimiz Baraka Kültür Merkezi dava açarak konuyu Mahkeme gündemine taşımıştık. Aktivistimiz Münür Rahvancıoğlu’nun açmış olduğu dava, yine hatırlanacağı üzere, Mahkeme tarafından haklı bulunmuş ve Serdar Denktaş davayı kaybederek aleyhine 8,000 Türk Lirası tazminat, ara karar ve dava masraflarına hükmedilmişti. Derneğimizin açmış olduğu dava ise gerek ilk davanın neticesinin beklenmesi gerekse de halen yaşanmakta olan Pandemi dolayısı ile ertelenerek nihayetinde bu adli yılda görüşülmek üzere Mahkemenin gündemindedir. İlk davada aktivistimizden özür dilemek yerine, duruşma yapmayı tercih eden Denktaş, duruşma neticesinde haksız çıkmasına rağmen, derneğimiz ile ilgili davada da özür dilememeyi tercih ediyor. “İlk davanın neticesine göre ikinci dava ile ilgili tavrımız netleşecektir” şeklindeki beyanı Mahkeme tarafından Avukatı vasıtası ile kendisine hatırlatılan Denktaş, davanın günlü olduğu 8 Ekim tarihinde ne davada hazır bulunmuş ne de herhangi bir özür teklifinde bulunmuştur. Avukatların yaptığı görüşmeler neticesinde Mahkeme davayı 25 Ekim tarihine ertelemiştir. Burada belirtmekte fayda vardır ki; Serdar Denktaş, Baraka aktivisti Münür Rahvancıoğlu’nun kazandığı davada, Mahkeme tarafından hükmedilen tazminat ve masraf miktarlarını bugüne kadar hâlâ ödememiştir. Söz konusu davaların açılmasına sebep olan asılsız iftiralar, karanlıkta okula giderken yaşanan kazada kaybettiğimiz gençler için yapılan protestolar üzerineydi; tam da bu sebeple gerek aktivistimiz gerekse de derneğimiz açısından söz konusu davalardaki tavrımızın maddi/parasal değil, politik olduğunun altını çizer, ta en başından beri söylediğimiz gibi Mahkeme tarafından hükmolunan ve hükmolunacak parasal miktarların da trafik alanında faaliyet yürütmekte olan bir kuruma bağışlayacağımzı da tekrardan hatırlatırız. Baraka Kültür Merkezi

Kiminin derdi geçim, kiminin seçim! – Zekiye Şentürkler

By Zekiye Şentürkler

AD236E55-E0E6-4A3C-957F-474CBF4C380F

Toplanmak için helak olan! asgari ücreti belirleme komisyonu hepimizin bildiği üzere en nihayetinde bir karara varmış ve asgari ücreti artırmıştır. “Aferin artırdı” şeklindeki ironik hayıflanmayı buraya bırakıp hemen devam edeyim. Eskilerden gelen bir laf vardır “sıfıra sıfır elde var sıfır” diye, işte bu yapılan artışla o lafa şükreder olduk. Emekçinin elinde artık eksi var. Yine asgari ücret açlık sınırı dersinden sınıfta kaldı. Döviz karşısında eriyen türk lirası ile hem geçimini sağlamak hem de sterlin ev kirası ödemek ülkemizde yapılan en çetrefilli şeyler listesindeki yerini yani zirveyi bu artışla da kimselere bırakamadı. Başlı başına bu durum elde avuçta bırakmıyorken; tüp gaz, elektrik, kahve, gıda peşi sıra zamlar birbirini kovaladı. Et yemek zaten günden güne zorlaşıyordu da, bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı vardı hani. Bütün hafta tabir-i caizse canı sökülene kadar çalışan insanların hafta sonu hem fiziksel hem psikolojik olarak yeniden üretime hazırlanma ihtiyacını karşılamak için en doğal hakkı olan sosyalleşmek uzun bir süredir lüks. Hade bir mekana oturamadık bari arabada bir turlayalım bile yok, çünkü benzine de zam. Ekmeğe süte zam, benzine tüpe zam, ay sonu gelmez oldu… Anlattığım tüm bu geçim dertleri karşısında bir de seçim derdi olanlara bakalım. Hükümet edenlerimizin kurultay, muhalefet edenlerimizin yerel/genel seçim dertleri büyük efendim. Döviz cinsi kiraları türk lirasına sabitlemek için çalışıp oy kaybedeceğine, vatandaşlık dağıtıp oy toplamak gibi zorlu bir süreç içerisindeler şu sıralar. Tabii ki tek dertleri bu değil! Sermayeye hibe, teşvik, yeni parselleyecekleri yerler, deniz aşırıya yaranmak için emirlerini yerine getirme çabası… zor çok zor! Ve önemli; emekçinin bir sokum yemek yemek için, başını sokacak yerin kirasını ödeyebilmek için, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için, sofrasına bir sokum ekmek koyup, bir yudum kahve içebilmek için uyumadan çalışmak zorunda bırakılmasından çok daha önemli! Bir de muhalefette olanlar var ki, ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Hepsinin bir koltuk görmüşlüğü olduğuna göre, e şimdi saydırdıkları şeyler o zamanlar da olduğuna göre… bu şeyler nasıl halen var demekten alıkoyamıyor insan kendini vesselam. Yalnız yazımı sonlandırmadan kimsenin hakkını yemeyeyim; muhalefet hiç bir zaman “uçan araba, ayşeaba, fatma teyze” seviyelerinde saçmalamamış, yüksek makamlardayken sosyal medyadan insanlara “sen şaşırdın” şeklinde yorumlar yazmamıştır. Tüm bu yazdıklarımdan seçim karşıtı olduğum gibi bir sonuca varılmaması için derdimi anlatacak olursam; seçimlerin birilerinin çıkarları için kullanmasına değil, halkın iradesiyle, halkın menfaatine yapılması elzemdir. Eğer demokratik hak ve özgürlükler yoksa ya da engelleniyorsa, hak ve özgürlükler için mücadele şarttır! Gel gelelim iş yine başa düştü. Hal böyleyken emekçinin güçlenip direnmekten, birleşip mücadele etmekten başka çıkar yolu yok. Örgütlenin! Zekiye Şentürkler

Baraka Aktivistleri Gündemi Yazıyor…

By Şifa Alçıcıoğlu

Adsız

AdsızBaraka Kültür Merkezi aktivistleri, her hafta ülke gündemini, toplumsal olayları, Kıbrıs’la ilgili gelişmeleri kaleme alıp, çeşitli makalelerle değerlendiriyor. Derneğin, internet sitesi olan www.baraka.cc adresinde cuma günleri yayınlanacak olan yazıları takip edebilirsiniz. Bu cuma aktivistimiz Zekiye Şentürkler’in kaleme aldığı “Kiminin derdi geçim, kiminin seçim!” isimli makale sizlerle buluşacak.
Devrimci mücadele içinde hayatı deneyimleyerek ve toplumun içinde bulunduğu somut koşulları iyice tahlil ederek ilerlemenin, teoriyle pratiği bu deneyim içinde buluşturmanın önemine inanıyoruz. Bizler; trafiğin gittikçe içinden çıkılmaz bir hal aldığı, cinayet gibi kazaların birbirine ulandığı bu ülkede toplu taşımanın yaygınlaşması gerektiğine inanıyor, ücretsiz bir şekilde eğitim ve sağlık hakkı istiyoruz. Halkın geçim derdinin günden güne artan zamlarla zorlaştığı, üretimden koparılıp bağımlı hale getirildiği bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Dağların delinmesini, kamu arazilerinin özel sermayeye devredilmesini, denizlerin kirletilmesini protesto ederken, kadın haklarının önemine vurgu yapıyor hala bir sığınma evi yapılmamasına seyirci kalmak istemiyoruz. Teori pratikle anlamlı kılınabilir diyor, bunu hem kalemimizle hem de eylemlerimizle besliyoruz.
Kavgamız; ekolojiden, emekçiden, kadın haklarından, hayvan haklarından, burayı vatan bilmiş Türkiyeli- Kıbrıslı ayrımı yapmadan örgütlü bir mücadeleden yana… Sevdamız; eşitlikten, özgürlükten, dayanışmadan ve barıştan yana…

İzcan: Gidişinize hiç kimse üzülmedi.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP-DP-YDP hükümetinin istifasının beklenen bir gelişme olduğunu, Meclisi açıp kapayamaz duruma düşen koalisyon hükümetinden farklı bir tutum beklenemeyeceğini belirtti.
10 ay süren UBP koalisyon hükümeti süresince, bol bol yolsuzluk yapıldığını, 10 bine yakın yeni vatandaşlık dağıtıldığını, partizanca uygulamalarla üretici ve emekçi kesimlerin ezildiğini dile getiren İzzet İzcan, “Gidişinize kimse üzülmedi,” dedi.
“Kıbrıs’ta hükümet sorunu değil, rejim sorunu vardır” diyen İzcan, “Türkiye’deki AKP iktidarı tarafından kurdurtulan kukla yönetimin çöküşü hiçbir şeyi değiştirmeyecektir” dedi.
Gelinen aşamada, federal çözüme inanan tüm kesimlerin ortak bir programı benimseyerek, bir araya gelmesinin kaçınılmaz olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, ilhak karşıtı, barış ittifakının tek çıkar yol olduğunu vurguladı.
Önümüzdeki seçimlerin, bu amaç doğrultusunda birlikte kullanıldığı taktirde bir anlam ifade edebileceğini belirten İzzet İzcan, kişisel ve partisel çıkarlar peşinde koşularak, Ankara’nın boyunduruğundan kurtulmanın mümkün olmadığını belirtti.

İzcan: Kıbrıs Türk toplumu, Erdoğan iktidarının şamar oğlanı değildir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi, Basın-Sen Başkanı Ali Kişmir’in, Türkiye’ye girişine izin verilmeyerek gözaltına alınmasını kınadıklarını açıkladı.
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Ali Kişmir’den önce Özay Hüseyin Kurtdere, Ali Bizden ve Dr: Ahmet An’a da ayni muamelelerin yapıldığını belirterek, “TC yetkilileri, Kıbrıslı Türk barışseverleri kara listesine almış ve ülkesine sokmayarak, cezalandırma yolunu seçmiştir” dedi.
“Yaşananlar, Ankara’daki AKP iktidarının ilhak siyasetinin bir sonucudur” diyen İzzet İzcan, “Üzüntü verici olan, KKTC hükümet yetkililerinin sus pus olarak, bu insanlık dışı muameleye onay vermeleridir” dedi.
TC Büyükelçisi’nin, Dış İşleri Bakanlığı’na çağrılarak, kendisinden izahat istenmesini ve olduğu varsayılan yasaklılar listesinin açıklanmasının talep edilmesi gerektiğini belirten İzzet İzcan, “Kıbrıs Türk toplumu, Erdoğan iktidarının şamar oğlanı değildir” dedi.
Yaşananların, Kıbrıs’ta federal çözümün aciliyetini ortaya koyduğunu dile getiren İzzet İzcan, demokratik hukuk devleti içinde özgürce yaşamanın, Kıbrıslı Türklerin en temel insan hakkı olduğunu vurguladı.

İzcan: BKP, Barış ittifakına hazırdır.

By birlesikkibrispartisi

Sol Hareket, Birleşik Kıbrıs Partisi’ni ziyaret etti. Görüşmede, özellikle federal çözüm yanlısı kesimlerin iş ve güç birliği yapması konuları görüşüldü.
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BKP’nin, ülkenin içinde bulunduğu günümüz koşullarında, federal çözüme inanan güçlerin ortak bir şemsiye altında toplanarak, birlikte mücadele etmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. “BKP, barış ittifakına hazırdır” diyen İzcan, “Hızlı hareket edilerek, ilhak tehlikesi karşısında dimdik durulmalı, ülkemizi ikiye ayıran dikenli teller sökülüp atılarak, yurdumuz yeniden bütünleştirilmelidir” dedi.
Kıbrıs Türk toplumunun yok sayıldığı bu koşullar altında, insanımıza sahip çıkmanın bir görev olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu amaç için çalışan kesimlere teşekkür etti.
Sol Hareket Genel Sekreteri Abdullah Korkmazhan, ülkenin büyük bir yıkım yaşadığını, toplumsal muhalefetin bir araya gelmesi gerektiğini, var olan iş birliklerinde siyasi ayağın eksik olduğunu dile getirdi.
Sol Hareket’in, ortak bir muhalefet birliğinin oluşumuna önem verdiğini belirten Korkmazhan, siyasi örgütlerin birliğine inandıklarını ve bunun için çalışacaklarını vurguladı.

İzcan: Mevcut rejim ömrünü tamamlamıştır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kuzey Kıbrıs’ta var olan sistemin iflas ettiğini, Mecliste nisabın sağlanamadığını, statükodan beslenen siyasi partilerin, birbirlerine komplo kurduklarını belirterek, “Sadece Meclis değil, mevcut rejim ömrünü tamamlamıştır” dedi.
Halkın yarıdan çoğunun yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkemizde, kişisel ve partisel çıkara dayalı icraatların devam ettiğini dile getiren İzzet İzcan, Ankara’daki iktidarlar tarafından çizilen sınırlar içinde devam eden hükümetçilik oyununun inandırıcılığını tamamen yitirdiğini vurguladı.
“Yurdumuzu bölen dikenli telleri ortadan kaldırarak, yeniden birleşmiş bir ülke yaratmak ve uluslararası hukukun parçası olarak, dünyada yerimizi alacağımız, çağdaş bir hukuk devleti öncelikli hedefimiz olmalıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Göstermelik ve bağımlı yönetimlerle, Kıbrıs Türk toplumunun refah ve huzura kavuşması mümkün değildir” dedi.
Meclisteki partileri, halka gerçekleri anlatıp, bağımsız özgür bir ülke yaratma mücadelesinde taraf olmaya çağıran İzcan, bir takım ayak oyunlarıyla, birbirlerine üstünlük sağlama yarışından vaz geçmeye çağırdı.

Kıbrıslı Türk, Rum tüm çözüm yanlılarını birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi halkımızı, 3 Ekim 2021 Pazar günü, Güney ve Kuzey Kıbrıs’ta aynı anda düzenlenecek çözüm ve birleşme yürüyüşüne katılmaya çağırdı. BKP Basın Bürosundan konu ile ilgili yapılan açıklamada, “Kıbrıs halkının ellerini bölünmüş dikenli teller üzerinden birleştirme vakti gelmiştir” denildi.
“Maraş’ın iskana açılması, iki devletli taksim siyasetleri ve Kıbrıs Rum tarafındaki milliyetçi ve ayrılıkçı siyasetler bizlerin bir araya gelmesini zorunlu kılmaktadır” denilen BKP Basın Bürosu açıklamasında, Kıbrıs’ın tüm Kıbrıslıların ortak yurdu olduğu vurgulandı.
Halkımızın içine düşürüldüğü bunalımın çıkış yolunun federal çözümden geçtiğini bilen BKP’nin, diğer federal çözüm yanlısı kesimlerle birlikte hareket etmeye devam edeceği belirtilerek, Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan sanal dünyanın, hiçbir ülke tarafından tanınmayacağını, halkın bilerek kandırılmaya çalışıldığını, Kıbrıslı Türklerin kimlik ve varlığının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu vurgulandı
Kıbrıs’ın kuzeyinde hükümet edenlerin, Türkiye’deki iktidarlarla, ilhak siyasetine devam ettiğini belirten BKP, Kıbrıslı Türk, Rum tüm çözüm yanlılarını 3 Ekim 2021 Pazar saat 9:30’da düzenlenecek çözüm ve birleşme yürüyüşüne katılmaya çağırdı.

Sonüstün: Tatar, çözüm görüşmelerini berhava edemez.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Türkiye tarafından Cumhurbaşkanlığı görevine atanan Ersin Tatar’ın, ülkemizin birleşmesi için verilen mücadeleleri berhava edemeyeceğini vurguladı.
“BM Güvenlik Konseyi’nin çerçevesini çizdiği iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayanan federal çözüm modeline dinamit koymayı hedefleyen, taksimci politikalara izin verilmeyecektir” diyen Salih Sonüstün, Ankara’nın bölgesel çıkarlarını korumak adına çözüm istemediğini belirtti.
Ersin Tatar’ın, Ankara’daki AKP iktidarı tarafından kullanılan bir kukla olduğunu dile getiren BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Kıbrıslı Türklerin istem ve iradesini temsil etmediğini vurguladı.
“Çözümsüzlük ve statükonun devamı, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olan Kıbrıslı Türkleri kimliksiz bir yaşama mahkum edecektir” diyen Salih Sonüstün, “Önümüzde duran öncelikli görevin, BM kararları çerçevesinde, Genel Sekreter Guterres’in ortaya koyduğu 6 maddelik öneriler temelinde görüşme sürecine dönmektir” dedi.

İzcan: Asya bebeğin yaşam mücadelesine katkı yapan tüm kesimlere teşekkür ederiz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Asya bebeğin tedavisinin Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesini memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı.
Bu kararı alan Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerine teşekkür eden İzcan, “İki toplum el ele verirse, başaramayacağı iş yoktur” dedi.
Bu olayın iki toplum arasında güvenin oluşmasına katkıda bulunacağını dile getiren İzcan, kaybettiğimiz yurdumuzu geri almak için bir fırsat yaratıldığını vurguladı.
21. Yüzyılda, düşmanlık ve kinden beslenen politikalara yer olmadığını dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, dostluk ve kardeşliğin, düşmanlık karşısında daima galip geldiğini belirtti.
Asye bebeğin tedavisine para bulamayan Ersin Tatar ve hükümetinin, New-York’ta ayrılıkçı politikalarını dile getirmek için, 160 bin doları maliyeden bulabildiğine dikkat çeken İzzet İzcan, “İnsanı sevmeyen, ülkesini parçalamak için uğraşan kesimlerden, başka türlü hareket etmesi beklenmezdi” dedi.
BKP’nin, tüm Kıbrıslıların başta yaşama hakları olmak üzere, temel insan haklarını savunmaya devam edeceğini dile getiren İzzet İzcan, bu uğurda çalışan tüm kesimlere teşekkür etti.

Argasdi’nin 63. Sayısı Çıktı!

By Zekiye Şentürkler

01E91DFA-FF42-45B4-BEC1-8C4ED5F05470

Baraka Kültür Merkezi’nin 18 yıldır kesintisiz olarak çıkan kültür-sanat-politika dergisi Argasdi, 63. sayısı ile raflardaki yerini aldı. Her sayı olduğu gibi ülke gündeminin değerlendirildiği makaleler, ‘Memleketin Ahvali’, ‘FeministİZ’, ‘Kıbrıs kültürü’, kitap, film ve müzik üzerine değerlendirme yazıları, şiir ve karikatür sayfalarının yer aldığı derginin bu sayısındadosya olarak ilhamımızı Bertolt Brecht’ten alıyor ve “İnsan Neyle Yaşar” diyoruz. 24 sayfalık Argasdi, 10TL okur katkısı ile Baraka Kültür Merkezi’nden, bölgenizdeki Khora Kitap’tan, marketlerden ve kitabevlerinden alınabilir. Derginin, “Hammaliye Kurulu” olarak tanımladığı Yayın Kurulu’nun okura seslenişi ise şöyle:   “İnsan Neyle Yaşar” konulu bu sayımızda siz okurlarımız ile birlikte bizler de yaşama dair şeyleri irdelemeyi ve bulmayıamaçladık. İnsan nasıl yaşar? Yaşam insanın kendini merkeze aldığı bir süreç midir yoksa doğa ile birlikte içinde var olduğubir süreç mi? Neyle yaşar insan? Nefes almak yeterli midir yaşamak için, yoksa bazen sadece nefes alabiliyor olabilmek bizi yaşayan bir ölüden farklı mı kılar? Nasıl yaşar çocuklar ve yetişkinler? Nasıl etkileriz çocuklarımızın yaşamını ve neye evriltiriz onları körükleyen o uçsuz bucaksız merak larını? Kaygılarımız, hem bizi hem çocuklarımızı boğarken nasıl alabiliriz hayatımızın dümenini elimize?   İşte bu ve bunun gibi onlarca soru sorduk birbirimize bu sayıyı hazırlarken. Bir insanın ne ile yaşadığı, yaşaması için neyeihtiyaç duyduğunu tartıştık saatlerce. Doğa ile insan ilişkisinin hayati öneminden, kadınların yaşam içindeki yerinden çocukların hayata bakış açısından ve daha birçok şeyden bahsettik ve sonunda elinizde tutup satırlarını okuduğunuz dergimizi hazırladık.   Büyük usta Nazım Hikmet’in de dediği gibi yaşadım diyebilmek için yarınların gailesini bugünden çekmeliyiz. Yaşadım diyebilmek için yarınlar, belki de bizim göremeyeceğimiz yarınlar için çabalamalıyız. Bunu yaparken de Argasdi gibi yayı- larak ve çoğalarak büyümeliyiz. Yaşadım, yaşadık diyebilmek için...  

İZLE-TARTIŞ’TA KAYKAYCI KIZ İZLENECEK

By Pınar Piro

kaykaycıkız2

İZLE-TARTIŞ’TA KAYKAYCI KIZ İZLENECEK kaykaycıkız1Baraka Kültür Merkezi ücretsiz İzle-Tartış etkinliğinde Ekim ayı filmi olarak KAYKAYCI KIZ filmi izlenecek. Film, az gelişmiş ülke coğrafyalarındaki kadının durumunu Hindistan örneği üzerinden çok net olarak anlatmaktadır. Eğitim için para gerekmesi, kadınlara iş hayatında yer verilmediği için hane geçiminin sağlanmasında da güçlük yaşanması, kadının söz hakkının olmaması, kız çocukları için eğitime değil ev işleri ve evlenmeye öncelik tanınması, filmi izlerken rahatsızlık uyandıracak öğelerden sadece birkaçı. Peki bir kaykay bir insanın hayatını ne kadar değiştirebilir? Cesaret ve kararlılıkla çıkılan yolda, size kim ya da ne engelleyebilir? 2 Ekim Cumartesi 20:00’de Kızılbaş’taki dernek lokalimize gelin, birlikte izleyip tartışalım.

İklimi Değil Sistemi Değiştir – Nazen Şansal

By Nazen Şansal

türkiye

gretaBugün 24 Eylül… Tüm dünyada, özellikle gençlerin iklim grevleri ve eylemleri düzenlendiği bir gün. Kıvılcımı yakan, 2018 yılında 15 yaşındayken, iklim grevlerine başlayan Greta Thunberg’di. İsveç hükümeti, Paris Anlaşmasına uysun ve karbon emisyonunu azaltsın diye, elinde bir döviz (karton pankart) ile günlerce eylem yapmıştı. Bir süre sonra sesi dünya çapında duyuldu ve diğer çevre-ekoloji aktivistleri ile birlikte, iklim adaleti için protestolara katıldı. Dünya zirvelerinde konuştu, liderlere “Eviniz yanıyormuş gibi davranmanızı istiyoruz, çünkü öyle” dedi. Sosyal medyadan “Değişim için oy vermek yetmez. Aynı zamanda aktif yurttaşlar olmalıyız ve sokaklara çıkıp eylem talep etmeliyiz” şeklinde seslendi. Zaten yıllardır çevre ve ekoloji sorunlarıyla ilgili mücadele eden örgütlerin de desteği ile iklim grevleri büyüdü, yayıldı. mağusaHatta ülkemizdeki gençler de (kuzeyiyle, güneyiyle) geçmiş yıllarda bu tür eylemler yapmışlardı. Taleplerini netleştirerek ve yerelleştirerek yenilerini yapmaları, kendi geleceklerine sahip çıkmak adına anlamlı olacaktır. Ülkemizde ağır sanayi veya büyük bir endüstrimiz olmasa da başta zehir saçan termik santrallerimiz olmak üzere taş ocaklarımız, ormansızlaşma sorunumuz, özel araçların ve yeni yolların teşvik edilip toplu taşımaya geçilmemesi, Başbakan’ın gururla söylediği “ülkeyi şantiyeye çevirmeleri” yani inşaat patlaması gibi küresel ısınmayla doğrudan bağlantılı meselelerimiz var. güney lefkoşagirne Tabii popüler olan ve sistemin kontrol altına almak isteği her hareket gibi iklim grevcilerinin bazıları da büyük kuruluşların ve Amerikan şirketlerin “desteğinden”, hayırsever! vakıfların fonlarından nasibini aldı ve mücadeleyi sistem içi bir yerde tutmaya başladı. Ama konumuz bu değil. Konumuz, küresel ısınmayı durdurmak için neden kapitalistlerin kârına dayalı bu sistemi değiştirmek zorunda olduğumuz... Orman yangınlarında çaresizlikten gözlerimiz doluyorsa; nesli tükenen hayvanları çocuklarımız göremeyecek diye üzülüyorsak; her gün yeni bir hastalık duyuyor ve kaygılanıyorsak; soluduğumuz hava egzoz kokuyor, yediğimiz domates ise eskisi gibi tütmüyorsa; binbir emekle sahip olduğumuz evimizin, işimizin, tarlamızın pek de “doğal” olmayan bir afetle yok olması an meselesiyse, artık bir zahmet örgütlü mücadele etmemiz gerektiği… Son raporun söyledikleri Birleşmiş Milletlere bağlı İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Ağustos 2021’de bir rapor yayımladı. Gezegeni en çok kirleten, sera gazı salınımında ilk sıraları kimselere bırakmayan, ekolojik yıkımdan sorumlu olan devletlerin birliğinden çıkacak olan rapordan kime ne hayır gelir demeyin. Rapor, 14 bin bilimsel makale ve 3 bin 949 raporun, 66 ülkeden 234 bilim insanının inceleme ve değerlendirilmesiyle hazırlandı ve IPCC içerisindeki 195 ülkenin onayı alındı. Her ne kadar BM, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması ile güya küresel ısınmayı durdurmak adına, niyet beyanından öteye gitmeyen ve üstüne üstlük karbon ticareti piyasası kuran bir birlik de olsa, bilim insanlarının ortaya koyduğu veriler oldukça dikkat çekici ve insanlığın geleceği için uyarıcı. Dünyada son 40 yılın her bir 10 yılının bir öncekinden daha sıcak geçtiği ve 2010-2019 yılları arasında buzul miktarında ciddi miktarda düşüş yaşandığı raporda yer alıyor. 1981-2018 yılları arasında deniz seviyesinde toplam 20 santimetre artış gerçekleşti. Maldivler'in de aralarında olduğu 50'ye yakın ülke, önlem alınmadığı takdirde yeryüzünden silinecek. Eğer ciddi adımlar atılmazsa 2040 yılına geldiğimizde dünyanın ortalama sıcaklığı en az 1,5 derece artmış olacak. Şu anda 1,1 derece artışla neler yaşadığımızı görüyoruz. Kuraklık, sel felaketleri, yangınlar, sıcak hava dalgaları, fırtınalar, deniz suyu seviyesinde hızlı yükseliş… Özetle birçok felaketin artarak devam edeceği öngörülüyor. ClimateCrisisİnsanlığın karanlık, fosil yakıtların altın çağı 21. yüzyılın başında, sera gazı kaynaklı emisyonlarda büyük bir artış yaşandı. Bu artışta en önemli pay, özellikle elektrik üretiminde kullanılan kömürde. Ayrıca petrol ve doğal gaz üretimi, sürekli daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulduğu yalanı ile yükseliyor. Bu kadar çok üretim ve tüketimin kimin ihtiyacı olduğu ve ne pahasına yapıldığı ise asla sorgulanmıyor. Artık tek bir fosil yakıt yeryüzüne çıkarılmamalıyken adamızın çevresinde de, paylaşılması ayrı bir politik kriz olan petrol ve gaz sondaj çalışmaları devam ediyor. Ekolojik yıkımın geri dönülemez bir noktaya gelmesini engellemek için en kısa zamanda fosil yakıtlara dayalı enerji üretiminin yerini güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerjiye bırakması zorunlu. Fakat halkların baskısıyla doğru politik kararlar verilse dahi, bu dönüşüm bir çırpıda olamaz. Yeni bir enerji altyapısı inşa etmek için fosil yakıt kaynaklarına dayanan bir üretim süreci yaşanması kaçınılmaz. Dolayısıyla bu “tuzak”tan kurtulmak için büyümeye değil üretim ve tüketimin ekolojik planlamasına dayanan bir ekonomik sistem gerekir. Oysa sermayenin ve beslendiği sistemin hayatta kalabilmesinin tek koşulu (kısa dönemli istisnalar hariç) daha fazla üret(tir)mek, tüket(tir)mek ve büyümektir. Hele ki içinde bulunduğumuz neoliberal dönemin doğasında, doğa dahil her şeyi piyasaya açarak metalaştırmak vardır. Bunun en yıkıcı etkisini ise küresel ısınmadan birinci derecede sorumlu olan gelişmiş ülkelerin halkları değil onların çöplüğü durumundaki yoksul ülkeler yaşıyor. Dolayısıyla bu karanlık çağı aydınlığa çıkarmak istiyorsak; küresel iklim adaleti için, daha temiz bir hava solumak için, bir zeytin ağacı daha kaybetmemek için, canım Akdeniz’i petrole bulamamak için, Asil Köylü ucubesi yerine ormanları savunmak için, Pandemiyi atlattık derken “doğal” afetlere yenik düşmemek için “iklimi değil sistemi değiştir” talebiyle, çevremizdeki irili ufaklı her türlü ekolojik soruna karşı örgütlü mücadele etmeliyiz. Özelde kendi hükümetimize genelde ise sisteme yapılacak her baskı ve elde edilecek en küçük kazanım bile, bu değişime hizmet edecektir. Nazen Şansal

İzcan: Halkı kandırıp zehirlemekten vazgeçin.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Yeşil Barış Hareketi’nin, Teknecik Elektrik Santralinden aldığı yakıt numuneleri tahlil sonuçlarının, insana, çevreye ve makinelere zararlı çıkmasının ibret verici bir durum olduğunu ve derhal gerekenlerin yapılmasını talep etti.
Tüm yakıtlar ayni tankta muhafaza edildiğine göre, son gelen yakıtın temiz olmasının hiçbir anlamı olmadığını dile getiren İzcan, UBP-DP-YDP hükümetine, halkı kandırıp zehirlemekten vaz geçin çağrısında bulundu.
Ekonomi ve Enerji Bakanı Erhan Arıklı’nın, “Ya yüklü bir zammın, ya da açıktan, elden ihalesiz yakıt alınmalıdır” diyerek KIB-TEK’in batacağını ilan etmesinin kabul edilmez olduğunu belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Sn: Arıklı’nın, kendi hükümetinin yönettiği devletin bir kurumu olan, Merkezi İhale Komisyonunu dava edeceğini açıklaması, koalisyon hükümetinin bittiğinin işaretidir” dedi.
“KIB-TEK bilerek ve isteyerek batırılmaktadır” diyen İzzet İzcan, 2019 ve 2021 yılları arası 282 milyon TL zarar edildiğinin açıklanması ve her ay 40 milyon TL zararın devam etmesi, “Gidilecek köyün minarelerini göstermektedir” dedi.
BKP’nin, bu gidişin durdurulmasını talep ettiğini açıklayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, sorumluların yargı önünde hesap vermesini talep etti.

İzcan: Federal Kıbrıs Cumhuriyeti dışında bir çözüm şekli olamaz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, görüşmelerin yeniden başlaması için yeni fikirler geliştirerek, taraflara sunmasını memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı.
“BM antlaşmasının 25’inci maddesine göre, BM kararları bağlayıcıdır” diyen İzzet İzcan, tarafların uymaları gereken Güvenlik Konseyi kararları ortada dururken, yeni maceracı arayışlara girmelerinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.
“Ne Ankara’nın ayrı devlet politikası, ne de Nikos Anastasiyadis’in manevraları, Kıbrıs sorununu çözemez” diyen İzzet İzcan, “Kıbrıs, tüm Kıbrıslıların ortak evidir ve bulunacak çözüm, BM Genel Sekreteri Guterres’in önerileri ve BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde olacaktır” dedi.
Kıbrıs’ta, federal çözüme inanan kesimlerin birlikte mücadelesinin önemine vurgu yapan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bulunacak çözümün tüm Kıbrıslıların insan hakları ve AB müktesebatına uygun olması gerektiğini ve Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dışında bir çözüm şeklinin olamayacağını, halkın bilmesi gerektiğini vurguladı.
“BKP, görüşme sürecinin en erken zamanda başlayıp, sonuçlanmasını talep etmektedir” diyen İzcan, BKP’nin, üstüne düşeni kararlılıkla yapacağını belirtti.

İzcan: KIB-TEK’te gerekli denetim acil yapılmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Türk Makine Mühendisleri Odası’nın, Teknecik Elektrik Santralinde, 450 000 Euro değerinde 50 adet enjektörün, kötü yakıttan dolayı hasara uğradığını saptandığı açıklamasının ardından, KIB-TEK yönetim Kurulunu, konu ile ilgili açıklama yapmaya çağırdı.

KIB-TEK’te “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” anlayışının hakim olduğunu belirten İzzet İzcan, “KTHY örneğinde olduğu gibi, KIB-TEK’i elden çıkarmak için büyük bir oyun oynanıyor” dedi.

İhaleye çıkılırken, yakıt kalitesiyle ilgili şartnamenin değiştirildiği iddiasıyla mahkemeye başvurulduğunu belirten İzzet İzcan, halkın sağlığı ile göz göre göre oynanmasının kabul edilmez olduğunu vurguladı. Bu şekilde devam etmesi durumunda, ülkenin karanlığa gömüleceğini dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Yaşananlardan UBP-DP-YDP koalisyon hükümeti sorumludur” dedi.
“İhalesiz ve düşük kaliteli yakıt almak, yolsuzluk ve şaibe kokmaktadır” diyen İzzet İzcan, gerekli denetim mekanizmalarının devreye sokulmasını talep etti.

Birleşik Kıbrıs Partisi, Türkiye’de 41 yıl önce gerçekleşen 12 Eylül darbesini kınadı.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Türkiye halkını baskı altına alarak acı, işkence ve ölümlere yol açan faşist darbenin etkileri hala devam ediyor” dedi.
“Kıbrıs’ta KKTC adı altında ilan edilen ayrı devlet, 12 Eylül’ün ürünüdür” diyen İzzet İzcan, BM Güvenlik Konseyi tarafından tanınması yasaklanan ayrılıkçı siyasetin, Kıbrıs Türk toplumunu, dünyadan kopararak, yok oluşa sürüklediğini vurguladı.
“İnsan hakları ihlalleriyle ünlenen bugünkü rejim, Türkiye ve Kıbrıs halklarına acı vermekte, demokrasi ve barış mücadelesini engellemektedir” diyen İzzet İzcan, “12 Eylül darbesiyle zindanlara atılan, işkencelerde yaşamlarını yitiren yurtsever, devrimci kardeşlerimizi saygı ile anıyoruz” dedi.
Bütün halkların kardeş olduğunun asla unutulmaması gerektiğini dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BKP’nin, dünyadaki tüm faşist darbeleri lanetlediğini vurguladı.

ADA TV’deyiz.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bugün saat 17:30’da, Seval Oyaltan’ın sunduğu TARAFSIZ BAKIŞ programının konuğu olacaktır.

Baraka’dan 15-25 Yaş Arası Gençlere Ücretsiz Tiyatro Eğitim Çalışmaları

By Nazen Şansal

21eylül

 

 21

Baraka Kültür Merkezi, kendini geliştirmek ve oyunlarda rol almak isteyen tiyatro sever gençler için ücretsiz olarak, eğitim ve ardından oyun sezonunu açıyor. 15-25 yaş arası gençlerin başvuru ve kayıt için 21 Eylül Salı günü saat 17.30’da Kızılbaş’taki Baraka lokalinde olması gerekiyor. İki ay sürecek olan eğitim çalışmalarının ardından açık hava oyunları için provalara geçilecek. Eğitim çalışmalarında, nefes, ses ve beden kullanımı, yaratıcı doğaçlamalar, kısa skeç yazımı, ezilenlerin tiyatrosu cephaneliğinden oyunlar, şiir, müzik ve dans gibi temalar yer alacak. Mümkün olduğunca açık havada yapılacak olan eğitim çalışmalarına, Pandemi önlemleri gereği sınırlı sayıda katılımcı kabul edilebilecek. Bu nedenle ilgilenen gençlerin Baraka Kültür Merkezi’ne ulaşmaları ve 21 Eylül Salı günü saat 17.30’da Kızılbaş’taki Baraka lokalinde olması gerekiyor.  

Geçmişten Bugüne Kıbrıs Evleri- Şifa Alçıcıoğlu

By Şifa Alçıcıoğlu

12039092_10207355852679813_8093694094864473602_o

12039092_10207355852679813_8093694094864473602_oArgasdi'nin Kıbrıs kültürü sayfasında yer alan "Geçmişten Bugüne Kıbrıs Evleri" yazımızı sizlerle paylaşıyoruz. Argasdi 10 TL okur katkısıyla Baraka Kültür Merkezi'nde, Khora kitabevinde ve gazete bayiilerinde... Ülkemizde yer alan kalelerin taş duvarlarında, her sarı taşın üzerinde yer alan bazı şekiller vardır. Çoğumuz onlara dikkat bile etmemişizdir ama onlar bu kaleleri inşa eden, böylece kaç taş oydukları ve ne kadar para alacaklarını hesaplayan taş ustalarının imzalarıdır. Mimari yapılar, kültürel yaşamın en önemli göstergelerindendir. Onları, kerpici birlikte yapan köylülerin ellerinde yoğrulan çamurda, Koca Sinan gibi mimarların eserlerinde, kimisini de sarı taştan inşa edilen bir kalede görürüz. Neolitik çağlardan bugüne değin yaşamın var olduğu bilinen adamızda da birçok kültürden çeşitli yapılar inşa edilmiş ve bir kısmı günümüze değin ulaşmıştır. Asırlardır haşmetle dikilen bu tarihsel mirasa sahip çıkmak en önemli görev kabul edilmeliyken, üzerine değil bayrak asmak tek çivi çakılmasına izin vermemek gerekir. Dokunduğunuzda hissettiğiniz sadece soğuk taş bir duvardır. Oysa her bir binanın sakladığı sıcacık bir hikâyesi vardır mutlaka. İçinde geniş aileler barındıran kerpiç evlerin, şimdi birer açık hava müzesi olan mermer sütunlarla bezenmiş harabelerin, yüksek duvarlarıyla, kapılarının çeşitli motiflerle bezendiği dönemin zenginliğini yansıtan, bir zamanın kilisesi şimdinin camisi olan inanç evlerinin… Barınma, ilk çağlardan bu yana insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Mağaralarda, kovuklarda başlayan yaşam, insanlığın yerleşik düzene geçmesiyle daha da gelişmeye ve genişlemeye başlar. İlk insanlar, doğanın sunmuş olduğu toprak, taş, ağaç gibi malzemeleri kullanarak yapmaya başladığı evlerle daha korunaklı bir yaşam hayal ederler. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte evlerin işlevselliği de artar. Günümüzde doğa koşullarıyla uyumlu, o toplumun kültürünü yansıtan; ahşaptan, betondan, buzdan, tekerlek üstünde çok çeşitli evler yuva olmakta milyonlarca insana. Kıbrıs’ta bulunan evlerin tarihsel gelişimine bakacak olursak, Lüzinyan döneminde var olan evler, genellikle kesme taş malzemeden oluşan bahçeli konutlardı. Eğer zenginseniz eviniz, iki katlı olup döneme estetik katan gotik kemerli kapı ve pencerelerle süslü olurdu. Venedik döneminde ise depremlerle ve savaşlarla harap hale gelen adanın evlerinin duvarları da surları tamir için kullanıldı. Günümüze kadar gelebilen pek az ev örneği bulunmaktadır. Dönemin kraliçesi Caterina Cornaro’nun evi buna bir örnektir. Osmanlı dönemine geçtiğimizde ise geçmişten günümüze miras kalan evlerde en çok konakları görürüz. Şehirlere yapılan bu yapılar, kemerli sundurmaları (sündürme), iç avluları ve mertekli tavanlarıyla tamamen Türk mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir. Daha fazla Lüzinyanlardan kalan taş yapı üzerine inşa edilen evler, günümüze değin gelebilmiştir. Osmanlı döneminde, Türk mimarisine uygun olmayan evlere kafesli cumbalar eklenmiş, toprak damlar kerpiç ve dolgu duvarlarla desteklenmiştir. Kafesli cumbaların amacı sokağa çıkamayan kadınların bu şekilde sokağı izleyebilmesi ve sokaktan geçenlerin evi görmesini engellemekti. Lüzinyan ve Venedik döneminden kalma geniş sokaklar İslami yapıya uygun evler inşa edilmesiyle daralmış ve daha kıvrımlı bir hale gelmiştir. Geleneksel Türk evlerinde, göz hizasından yukarıda bulunan pencereler, yüksek duvarlı avlularla dışarıdan içerisinin görünmeyecek biçimde mahremiyeti koruması amaçlanmaktaydı. O dönem, özellikle Mesarya köylerinde kerpiç yapıların bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu yapılarda genellikle eve giren uzun bir sundurma, sundurmadan odalara açılan kapılar ve avlu bölümleri bulunurdu. Avlu kısmında ise yemeklerin yapıldığı, çamaşırın yıkandığı bir oda da aşevi olurdu. Bazı evlerde ise dışarıdan merdivenlerle üst katta bulunan yatak odasına çıkılır, buna da hanay denirdi. Avlunun epey uzağınaysa tuvalet yapılırdı. Kerpicin tercih edilmesinin sebebi yazları evlerin içini nispeten daha serin yapması, kışın ise daha sıcak tutmasıdır. Sıcak ve kurak Akdeniz iklimi ve kerpicin saman ve çamurdan oluşan bileşimle maliyeti düşünüldüğünde kerpiç kullanmak mantıklıdır ama kerpiç dayanıklı bir malzeme değildir. Her yıl tekrardan sıvanması gerekir. Alçı ise evin cilası durumundadır. Kerpiç uzun yıllar boyunca yaygın olarak kullanıldıktan sonra, modern dönemde modern malzeme olarak beton kullanılmaya başlandı. Çünkü beton, hem daha dayanıklı hem inşası kolay hem de hızla işlenebilen bir malzemeydi. O yüzden kerpiç yapılar zamanla terk edildi ve yerini betona bıraktı. Taşın bol olduğu yerlerde ise taş evler, yarı kerpiç yarı taştan oluşan evler vardır ki bu evler çoğunlukla dağ köylerinde karşımıza çıkar. İngiliz dönemine geçildiğinde ise evler açısından “ilk”ler yaşanır. Örneğin, ilk kez betonarme yapılar bu dönemde kullanılır. İlk sosyal konutlar olan Samanbahçe evleri bu dönemde inşa edilir. Ardından aynı mantıkla Belediye Evleri ve Standart Evleri yapılmıştır. Günümüzün evleri ise modern ve estetik anlayışla bizlere istediğimiz konforu birçok açıdan sunsa da evleri anlamlı kılan bizleriz. Çünkü evler, duygusal bağ kurduğumuz yapılardandır. Bahçesinde koşup oynadığımız çocukluğumuzdur, anılarımızın yeşerdiği ya da karardığı anlarda gözümüzün önüne ilk gelendir, bazılarımız için göç etmek zorunda bıraktığı bir daha dönemeyeceği yerdir.     Kaynaklar: Lefkoşa’da Osmanlı Dönemi Konut Mimarisi- Ceyda Alçıcıoğlu. http://docs.neu.edu.tr/library/6538370750.pdf Fotoğraf: Mehmet Altuner

“Baraka’yı Kurmak, Bıçağa Yumruk Atmakla Eşdeğer Bir İşti”- Münür Rahvancıoğlu ile röportaj

By Şifa Alçıcıoğlu

16864057_1542192785791092_7092112546193560964_n

16864057_1542192785791092_7092112546193560964_nArgasdi'nin 62. sayısında yer alan röportajımızı keyifle okumanızı dileriz. Baraka’nın 20. yaşına özel olarak yapılan röportajda Baraka'nın kurucularından Münür Rahvancıoğlu’yla dernekçilik, aktivizm ve Baraka'yı konuştuk. 1- Dernekçiliğe nasıl bakılmalı? Toplumsal yaşamın şekillenmesinde derneklerin çok büyük bir önemi vardır. Parti, sendika ve dernek tipi örgütlenmeler içinden en etkisizi, en önemsizi derneklermiş gibi algılanır. Oysa derneklerin tarihi, partilerden ve sendikalardan öncelere uzanır. Sendikalar 19. yüzyılda işçi sınıfının gelişmesinin ürünüdürler. Partiler ise 20. yüzyılda bildiğimiz şekline gelmiş nispeten yeni oluşumlardır. Dernekleri ise 18. yüzyıldan itibaren görebiliyoruz. Özellikle 1789 Fransız Devrimi’nde dernekler çok büyük rol oynamışlardır. Kısacası demokrasi, kitle örgütlenmesi, hak mücadelesi ve fikir üretiminde dernekler tarih sahnesine partilerden de sendikalardan da önce çıkmışlardır. Özü itibariyle derneklerin, sendikaların ve partilerin ortak noktası kitlesel bir insan grubunun, demokratik prensipler çerçevesinde bir araya gelerek bir hedef doğrultusunda birlikte hareket ettikleri örgütler olmalarıdır.   2- Ülkemizdeki mevcut derneklerin ve aktivizmin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 20. yüzyıl sonu ile içinde bulunduğumuz 21. yüzyıl başında derneklerden başlayarak sendikalara sirayet eden post-modern siyasal kültür, hem ülkemizde hem de dünyada biraz önce bahsettiğim demokratik temelin altını oymuş bulunuyor. Tüm demokratik kitle örgütlenmeleri finansmanını üyesinden sağlamak, yönetimini demokratik yollarla seçmek ve yönetimin üyelere hesap vereceği bir mekanizmaya dayalı olmak gibi ortak noktalara sahiptir. Şimdilerde ise özellikle dernek ve sendikalar bu kavram yerine Sivil Toplum Kuruluşu ismi ile anılıyorlar. Derneklerle sendikaların yaşadığı dönüşüm salt bir isim değişiminden ibaret değil, DKÖ tanımından “demokrasi” ve “kitle” kelimelerinin çıkmış olması da tesadüf değil. Kitleler artık finansmanı sağlayan, yönetimi seçen ve hesap soran merkezi unsur değiller; aksine “cahil”, “aptal”, “bilgisiz” bir sürü olarak kabul ediliyorlar. Bilgili ve “duyarlı” azınlık artık DKÖ’lerde kitlelerle “vakit yitirmek” yerine, STK’larda proje yazarak finansman buluyor. Böylece yönetim seçmek veya üyelere hesap vermek gibi “gereksiz” şeylerle oyalanmadan, doğrudan “projelerine” odaklanabiliyorlar! Ülkemizdeki yaygın dernekçilik anlayışı da bu şekildedir. Proje yazıp fon bulmak için bir araya gelmiş kişilerin, şirket gibi yönettiği yapılara dönüşmüştür dernekler. Ne kitlelerin bir fikir etrafında örgütlenmesi, ne demokratik prensiplerle yönetimin seçilmesi ne de yöneticilerin üyelerine hesap vermesi gibi bir olgu kalmamıştır. Tabii içerisinde Baraka’nın da olduğu bir avuç dernek hala demokratik prensipleri ayakta tutmaya çalışıyor. 66243383_2655900641086962_7397672999437991936_n3- Bundan 20 yıl önce Baraka Kültür Merkezi fikriyatı nasıl oluştu? Dernek kurulurken nasıl bir bakış açısı hakimdi? Şimdi geriye dönüp baktığımda 2001 yılında Baraka’yı kurmak, bıçağa yumruk atmakla eşdeğer bir işmiş. Yukarıda sözünü ettiğim dönüşümün en şiddetli döneminde, kendi öz kaynakları ile kendi finansmanını sağlayan, üyelerine hesap veren ve demokratik prensipleri vurgulayan bir örgütlenme yaratma çabasına girdik. Ne yaptığımızın farkındaydık elbette, ama dünyanın gittiği yönün ve yapmaya çalıştığımız şeyin rüzgârın tersine yürümek demek olduğunun ne kadar farkındaydık emin değilim. Bunun farkında olsak bile, rüzgârın şiddetinin ve bu kadar uzun süreceğinin farkında olmadığımız kesin! Ben 2001 yılında 24 yaşındaydım. 1980lerin mücadeleci günlerinin anısı ile ayakta duran, kendi eski örgütlülüğünün gölgesi haline gelmiş ve dünya kafasına yıkılmış bir ilişki ağının parçasıydım. Yaklaşık yedi yıllık bir mücadele deneyimim vardı. Adı konmamış çalışma tarzımız; birbiri ile tanımlanmış bir hukuğu olmayan yoldaşlar çevresi olarak, kendi dışımızdaki geniş kesimlerle çeşitli ortak pratikler örgütlemek şeklindeydi. Bu da sürekli yeni hedefler belirleyen, her defasında yeni bir şeylere başlayan ama kendi içinde de bütünlüğü olmadığı için sürekli azalan bir ilişki ağının dağınık çalışması olmak demekti. Gençlik çalışması yapmış, anti-faşist çalışma yapmış, insan hakları çalışması yapmış, gazete çalışması yapmış, azalmıştık ve bu hep böyle devam edeceğe benziyordu. Buna bir yerde dur demek gerekiyordu. Bunun üzerine benim de dâhil olduğum bir grup genç; kendi içimizde hukuğun belirlenmesi, kimin kime karşı neden sorumlu olduğunun tanımlanması, iç örgütlülüğün “dostça” değil yoldaşça tanımlandığı bir düzenlemenin yapılması, dağınık bir şekilde oradan oraya savrulmaya bir son verilmesi talebi ile harekete geçtik.  Baraka 2001 yılında böyle kuruldu. Bu sancılı bir süreç oldu. Eski tarza devam etmek isteyen arkadaşlar, bizimkinin gelip geçici bir heves olduğunu düşünerek bir müddet suyumuza gittiler ama bildikleri gibi davranmaya da devam ettiler. Bu da 2003 yılında bir ayrışma ile sonuçlandı. Eski yoldaşlarımız aynı tarzı devam ettirerek erimeye devam ettiler. Bugün örgütlü veya kurumsal bir mirasları yok. Her biri farklı yerlerde, birçoğu ise örgütlü siyasal çalışma yapmıyor. Geriye bir şey kalmış değil. Biz Baraka çatısı altında devam ettik. Kendi iç örgütlenmemizi düzenledikten sonra, Argasdi’nin yayınlanması, Sol Anahtarı’nın oluşması, Baraka Tiyatro Ekibi’nin şekillenmesi, Khora’nın kuruluşu ve Bağımsızlık Yolu’nun ilan edilmesi gibi ileri adımlarla yavaş da olsa sürekli büyüyen ve ideolojik olarak netleşip ayrışan bir çizgi tutturduk. Baraka kurulurken amaç, 1980’li yılların devrimci mirasını bugüne taşıyacak bir örgütlenme yaratmaktı. Bunun fazlasıyla başarıldığını ve günümüze uygun daha ileri hedeflerle de zenginleştirilerek devam ettirilmekte olduğunu düşünüyorum.   4- Baraka neden kültür sanat alanında bir dernek olarak kuruldu? Kıbrıslı Türkler 1980’li yıllardan itibaren sistematik politikalarla üretimden koparılmış bir halktır. Bu nedenle de maruz bırakıldığımız asimilasyon, entegrasyon sürecine direniş esas olarak; tiyatro, müzik, resim, şiir ve halk dansları gibi kültür-sanat faaliyetleri üzerinden şekillenmiştir. Baraka’nın kültür sanat alanında bir dernek olarak kurulması, bu stratejik alana yaslanarak hareket etme kararıyla ilgiliydi. Özellikle gençlerin devrimci fikirlere örgütlenmesi için kitlesel bir işçi sınıfı mücadelesinin yokluğunda ve sermaye ideolojisinin küresel saldırısı karşısında kültür-sanat hem sığınılacak bir mecra hem de önemli bir kaldıraç oldu. Hala da öyledir. Bir insanı en umutsuz anında devrimci bir parçadan daha fazla ne motive edebilir? Kolektif çalışmayı hangi faaliyet tiyatrodan daha fazla benimsetebilir? Geçmişi öğrenmek, geleceği planlamak için sinemadan daha uygun bir sanat var mıdır? Bunları uzatmak mümkün ama kısaca şu şekilde söyleyebilirim; devrimci sanat bir topluma ruhunu veren şeydir. Giderek eriyen bir toplumun mevzisini kültür-sanat alanına kurması da en mantıklı adımdır. Baraka işte o mevzidir.   5- Son olarak Baraka’nın 20. yaşını kutlamasıyla ilgili neler söylemek istersiniz? Baraka’nın 2001’de yola çıkması, kültür-sanat alanına yaslanarak devrimci bilince sahip kadroların yetişmesi için bir okul gibi hareket etmesi, demokratik kültürün muhafaza edilmesi için çok önemliydi. Biz bunu çok da bilerek yapmadık; en güvenli yere, kültür-sanat alanına sığındık. Bugün geriye dönüp baktığımda “ne iyi yapmışız” diyorum. Ancak 2010’lardan sonra sermaye birikiminin artmasıyla ülkemizde hatırı sayılır bir özel sektör çalışanları sınıfı oluştu. Kamudaki haklar geriletilerek, kamu emekçileri içerisinde sosyalist çalışma yapmanın koşulları gelişti. Bu da sendikal çalışma ile siyasal parti çalışması için zemin yarattı. Bu koşullarda Baraka da kültür-sanat çalışmasının yeni boyutlarını keşfedecek diye düşünüyorum. İşçi sınıfının gerilediği ve savunmada olduğu yaklaşık 30 yıllık bir dönem kapanıyor, şimdi küresel ölçekte sınıf mücadelesinin yükselişe geçeceği yeni bir döneme giriyoruz. Devrimci sanatın da Baraka’nın da bu dönemde çok önemli bir rolü olacak diye düşünüyorum. Ve iyi ki Baraka var diyorum…

Sağlık Hakkı Platformu: ”Asya bebek büyük bir sağlık krizinin bedelini ödemektedir”

By Nazen Şansal

241844796_114663067612825_5668107243871349833_n

Baraka olarak bileşeni olduğumuz "Asya Bebek İçin Sağlık Hakkı Platformu"nda biraraya gelen ve kamusal sağlık hakkını savunan gönüllüler ve örgütler olarak, yetkililerce yapılan yalan beyanatların doğrusunu kamuoyu ile paylaşmak amacıyla bir basın açıklaması yayımladık.

241844796_114663067612825_5668107243871349833_n

Halkın sağlığından Sağlık Bakanlığının sorumlu olduğunu fakat en temel görevini yapmaktan aciz olduğunu vurguladığımız açıklamada, Asya bebeğin Türkiye'ye götürülmesine aracı olan TC kurumlarının da çocuğun tedavisi için gerekeni yapmadıklarını belirttik. İlaç endüstrisi tekellerinin ilaca değil insan hayatına fiyat biçtiğini söylediğimiz açıklamada, başka ülkelerde de fahiş fiyatlara itiraz edildiğini, ayrıca sosyal sigortanın karşılaması için mücadele verildiğini anlattık. Duyarlı halkımızn katkı koyduğu kampanyalar yürütüldüğünü ancak kimsenin hayatının ve sağlığının toplumun vicdanına veya zenginlerin yardımseverliğine bırakılamayacağının da altını çizdik. Asya bebek büyük bir sağlık krizinin bedelini ödemektedir Asya Polatlı isimli SMA Tip-1 hastalığıyla boğuşan 10 aylık Asya Bebek sağlık sisteminin içine düşürüldüğü krizin mağdurlarından biridir. Asya Bebek ikinci kez Ankara’ya kas erimesini durdurmak için gerekli olan ilacı almaya gitmiştir. İlk olarak Ankara’ya gittiğinde TC vatandaşlığı olmadığı için hastane Asya Bebeğin tedavisini YAPMAMIŞTIR. Bu hastalık için çok önemli olan bu ilacı o tarihlerde alamaması Asya Bebeğin sağlığı için çok büyük bir mağduriyet yaratmıştır. Aylar sonra TC Elçiliği aracılığıyla Ankara’ya gönderilen Asya Bebek zamana karşı yarışırken 4 haftadır ilacının reçetesi yazılmasına rağmen tedavisi YAPILMAMIŞTIR. Asya Bebek, TC vatandaşı olmadığından dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna kaydı yapılamamaktadır. Bu nedenle bu ilacı ALAMAMAKTADIR. Asya Bebeğin vatandaşlık işlemleri gitmeden verilen tüm sözlere rağmen yine Türkiye’de bürokrasiye takılmış, Asya Bebeğin vatandaşlık işlemleri HIZLANDIRILMAMIŞTIR. KKTC Sağlık Bakanlığı ve hükümeti konuyla ilgili duyarsız kalmakla birlikte Sağlık Bakanı Ünal Üstel ve Sağlık Bakanlığından bazı kişiler kamuya yalan beyanatlar vermektedir. Asya Bebeğin tedavisi BAŞLAMAMIŞTIR. Asya Bebeğin yaşaması için gerekli olan ‘Zolgensma’ ilacına, ilaç endüstrisi tekellerinin biçtiği fiyat 2.4 milyon dolardır. Başka ülkelerde, insan hayatına biçilen bu fiyata itiraz edilmekte ve sosyal sigortanın karşılaması için mücadele verilmektedir. Sağlık Bakanlığı, halkın sağlık hakkından sorumlu olmasına rağmen çözüm üretmek için hiçbir adım ATMAMIŞTIR. Asya Bebek 2.4 milyon dolar değerindeki ilacı almazsa ölecektir. Kimsenin hayatı ve sağlığı toplumun vicdanına veya zenginlerin yardımseverliğine bırakılamaz. Buna rağmen duyarlı halkımızın katkı koyduğu kampanyalar yapılmış ancak artık durma noktasına gelmiştir. KKTC Başbakanı Ersan Saner devlet bütçesinden sadece 10 bin TL Asya Bebeğe bağışta bulunmuştur. Şu ana kadar paranın sadece % 15.1’i toplanmıştır. Devletin bu parayı hemen karşılaması elzemdir. Sağlık bütün insanların en temel hakkıdır. Bilimsel, kamusal, ücretsiz sağlık hizmetinden mahrum bırakılan insanlar sırf parası olmadığı için tedavi olamıyorlarsa ve ölüyorlarsa bu cinayetten başta sağlık bakanlığı ve o ülkeyi yönetenler sorumludur. Asya Bebek Sağlık Bakanı Ünal Üstel’in, Başbakan Ersan Saner’in, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın çocuğu olsaydı bu para 5 dakikada bulunacaktı. Asya Bebek halkın çocuğu olduğu için ölüme terkedilmiştir. Bu ülkede bu para varken, bu ülkede milyonlarca lira zengin kesimlere peşkeş çekilirken, hükümet edenler kamu kaynaklarını kendi çıkarları için harcarken göz göre göre bir bebeğin ölüme terkedilmesine seyirci kalmayacağız. Asya Bebeğin sağlık hakkını söke söke alacağız!

Ziller Kimin İçin Çalıyor? – Emel Karagözlü Cicibaba

By Pınar Piro

3C3056FB-30EF-4553-A063-A9623A1A2422

Ziller Kimin İçin Çalıyor? 3C3056FB-30EF-4553-A063-A9623A1A2422Okulların açılmasına sayılı günler kalmışken birçok farklı kesimden birçok farklı görüşü okuduk, dinledik. Çocukların okullarına dönmesini hepimiz istiyor ama bunun sağlıklı ve tüm önlemlerin alındığı bir çerçevede gerçekleşmesi gerektiğini savunuyoruz. İki yıldır tüm olumsuzlukların, beceriksiz yönetimin, yolsuzlukların, alınan göstermelik kararların tümünün faturası eğitim alanına kesildi. Yaz dönemi turizm sezonu açılabilsin diye kuralları esneten, turiste ve kumarcılara yönelik kararlar üreten hükümet söz konusu okullara ve eğitime geldiğinde tek bir karar, tek bir pratik üretmeyip çareyi her eğitim dönemi okulları kapatmakta buldu. İki yıldır okulların pandemi koşullarında eğitim verilebilmesi için kayda değer hiçbir altyapı çalışması yapmayan eğitim bakanlığı, ders sürelerini azaltmak, tenefüsleri artırmak, sınıf sayılarını azaltmak, sınıflarda ve okullardaki hijyenik altyapıyı geliştirmek adına hiçbir şey yapmadı! Eğitim<Turizm Kreş seviyesinden üniversite seviyesine kadar birçok öğrenci mağdur olmaya devam ederken Eğitim Bakanı Amcaoğlu ayakları yere basan ve halka güven veren tek bir açıklama dahi yapamıyor. Okula gitmek isteyen öğretmenleri sürekli topun ağzında bırakan muğlaklıta alınan kararlar ve pratikler ile tüm stressi okul idarelerinin ve öğretmenlerin omzuna yükleyen bakanlık ders saatleri kadar basit bir düzenlemeyi dahi yapmaktan aciz durumda. Tüm yaz boyunca yapılan partiler, kurultaylar, köy gezmeleri hız kesmeden devam ederken ve ülkeye turist girebilsin diye tüm önlemler gevşetilirken tek bir siyasi, tek bir yönetici dahi uzun vaadeli düşünmemiş, bu yapılanların, bu gevşekliğin okulların açılmasını nasıl etkileyeceğini hesaba katmamıştır. Evinde teknolojik altyapısı bulunmayan, bunu karşılayacak maddi gücü olmayan birçok öğrenci iki yıl mağdur edilmiş, yüzyüze eğitime ihtiyaç duyan küçük yaştaki çocuklar okuma yazmayı öğrenememiştir. Okul ortamında arkadaşları ile sosyalleşemeyen, evlerine kapanan birçok çocuk obezite ve asosyalliğin pençelerinde çırpınırken onlara maddi manevi destek olacak tek bir adım atılmamıştır. Özel eğitime gereksinim duyan birçok çocuk resmen unutulmuş ve kendi kaderine mahkum edilmiştir! Tüm bunları dile getirirken atlamamamız gereken bir nokta da turizm emekçilerinin, ki bunların içinde çocuğunu okutmaya çalışan veliler de vardır, ciddi anlamda mağdur edildiğidir. Turizm emekçilerinin kapanmalardan dolayı çekdikleri ciddi sıkıntıları göz ardı etmek doğru olmaz. Küçük işletmelere, esnaflara veya büyük işletmeler yanında çalışan emekçilere bu dönem boyunca ele avuca sığar bir destek yapılmaması toplumun ciddi bir kesimini oluşturan bu insanları fazlasıyla mağdur etmiş ve zor durumda bırakmıştır. İç turizmi canlandıracak adımların atılması küçük işletme ve esnafın belini doğrultması için önemli bir gereklilikti. Otel ve casino gibi yerlerde çalışıp pandemi döneminde işten atılan birçok insan hayatını idame ettirecek parası olmadığı için açlığa ve borç batağına mahkum edilmiştir. Fakat pandemi dönemi boyunca koltuklarda oturan hükümetler bahsi geçen kesime değil, patronlara destek çıkmayı seçmiş ve bu yönde kararlar üretmiştir. Ziller kimin için çalıyor! Kulaklarımda duyduğum ziller Pazartesi okullarda çalacak olan okul zili değil, halkını satan, çocuklarını eğitimden mahrum eden siyasilerin miyadlarının dolduğunu müjdeleyen zildir. Çocukların eğitiminden, toplumu geleceğinden eden eğitim bakanı Olgun Amcaoğlu için çalan zildir. Ülkeye kilit vurulmuşken özel jetle ülkeye kaçak turist getiren, ücretli ve 21 günde bir pcr ve antijen testi kararı alan, doktorlara ve sağlıkçılara kulaklarını tıkayan sağlık bakanı Ünal Üstel için çalan zildir. Zam üstüne zam kararı alınırken, tek derdi tatil ve yandaş ziyareti olan, cebinde tek kuruş kalmayan vatandaş yiyecek tek bir ekmek bulamazken, petrol sızıntıları ülke sınırlarına gelmiş deniz canlılarını yok edip bizi kanser ederken deniz kenarında uyuyan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar için çalan zildir. Bu çalan, bu kokuşmuş, pençesini vatandaşın sırtına geçirmiş, eğitimden sağlığa her alanda yüzünü sermayeye çevirip sırtını paraya yaslamış çarpık düzenin tükendiğini müjdeleyen zildir. Fakat unutmamamız gereken nokta şudur ki bu ancak örgütlenip, yaşadığımız tüm haksızlıkların öfkesini bunu gerçekleştirecek mücadeleyi ördüğümüz takdirde mümkün olacaktır. Baraka Aktivisti Emel Karagözlü Cicibaba

İzcan: Acilen yeni asgari ücreti belirleyin.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP koalisyon hükümetine çağrıda bulunarak, acilen yeni asgari ücretin belirlenmesini talep etti. “Her şeye yağmur gibi zam yağarken, niye emekçinin alın terini çalıyorsunuz?” diye soran izcan, “Başladığı hiçbir işi bitiremeyen aciz bir hükümetle karşı karşıyayız” dedi.
Şubat ayından beri asgari ücretin ayni olduğunu dile getiren İzzet İzcan, işçi ve işveren çevrelerinin anlaşmış olmalarına rağmen, hükümetin ayak sürmesinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.
İşverene verilen sosyal sigorta desteğinin sürmesinde yarar olduğunu belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, ülkede ekonomik kaos yaşandığını, binlerce küçük esnafın iflas ettiğini, banka taksitlerini ödeyemediğini dile getirerek, UBP’yi kurultay hesabı yapmaktan vaz geçerek, halkın temel ihtiyaçlarına cevap verecek çözümler üretmeye çağırdı.
“BKP, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da emekçilerin yanında durmaya devam edecektir” diyen İzzet İzcan, örgütlü mücadelenin yükseltilmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

İzcan: Nikos Anastasiyadis’in sunduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş önerisi, samimiyetten uzaktır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiyadis’in, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geri dönüş çağrısının, samimiyetten uzak, içi boş bir öneri olduğunu belirtti. “Bu dönüşün nasıl olacağı ve yaşama nasıl geçirileceği belli değildir” diyen İzzet İzcan, “Önümüzde duran öncelikli görev, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sunduğu 6 maddelik önerilerin, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde hayata geçirilmesidir” dedi.
“Türkiye’deki AKP hükümeti ve onun buradaki işbirlikçilerinin ortaya attığı, iki ayrı egemen devlet politikalarına karşıt sunulduğu açık olan, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş önerileri, bugüne kadarki BM kararlarını ortadan kaldıracağı gibi, Kıbrıs’ı yeni maceralara sürükleyecektir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kıbrıs halkı 47 yıldır süren entrikalardan bıkıp usanmıştır” dedi.
Kıbrıs’ın hızla taksime doğru gittiğini dile getiren İzzet İzcan, Kıbrıs’ta federal çözümden yana olan kesimlere düşen görev, güçlerini birleştirerek, ortak vatanı yaratmak olduğunu vurguladı.

Özgürlük ve barış için mücadeleye devam.

By birlesikkibrispartisi

BKP Merkez Yürütme Kurulu, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, tüm dünya ve ülkemizin, barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğunu belirterek, Kıbrıs sorununun çözümü ve barışın kökleşmesi için kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.
Her iki toplumdaki milliyetçi ve şoven hareketlerden yararlanan emperyalist güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahalelerinin bir sonucu olan Kıbrıs sorununun yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildiğine dikkat çeken BKP Merkez Yürütme Kurulu, tüm barış ve demokrasi güçlerinin birinci önceliğinin erken çözüm ve 47 yıllık bölünmüşlüğün sonlandırılması olduğunu vurguladı.
“Dünyanın jandarmalığına soyunan küresel terörist ABD, petrol uğruna yaptığı katliamlarla küreselleşme, neo-liberalizm ve kapitalizmin yüzünü açıkça ortaya sermektedir. ABD ve diğer müttefiklerinin, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Yemen, Filistin ve diğer bölge ülkelerine yaşattığı dram, bugüne dek yaptıklarının ve bundan sonra yapabileceklerinin somut delilidir” diyen BKP Merkez Yürütme Kurulu, yerel ve evrensel barış güçleri ile birlikte hareket ederek, emperyalist savaşlara ve kapitalist sömürüye karşı mücadeleye etmeye ve savaşa karşı barış, sömürüye karşı savaş şiarını ileriye taşımaya devam edeceklerini vurguladı.
BKP Merkez Yürütme Kurulu, BKP’nin, özgürlük ve barış için mücadele eden bütün dünya halkları ile dayanışmasını ve barış mücadelesini kararlı bir şekilde sürdüreceğini vurguladı.

İzcan: Çevre tüm insanlığın ortak malıdır. Hızlı hareket edin.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Suriye’deki Baniyas Termal İstasyonundan Akdeniz’e sızan tonlarca petrolün, tam bir çevre felaketine neden olabileceğini belirterek, yetkililerden gerekli önlemleri acilen almasını talep etti.
Bu konuda, Türkiye ve Güney Kıbrıs’la yakın ilişki içine girilmesi gerektiğini belirten İzzet İzcan, hükümeti gerekli temasları başlatmaya çağırdı. “Ne kadar hızlı hareket edilirse o kadar iyi olur” diyen İzzet İzcan, “Çevre tüm insanlığın ortak malıdır” dedi.
“Küreselleşip küçülen dünyamızda, bir bölgede yaşananlar, diğer bölgeleri ve insanlığın tümünü tehdit edebilmektedir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, özellikle çevre, iklim değişikliği gibi konularda birlikte hareket, dayanışma ve küresel çevre politikalarına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

İzcan; Artık çekip gidin.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP koalisyon hükümetinin tüm kişilerinin karantina giderleri PCR/Antijen testi ücretlerini kendilerinin ödemesi yönünde aldığı kararların uygulanamaz olduğunu savundu. “Yaşanan ekonomik kriz nedeni ile geçinme sıkıntısı olan vatandaşların sorunlarını çözeceğine, yeni sorunlar yaratan bu hükümet, ne yaptığını bilmeyen şaşkın ördeğe dönmüştür” diyen İzcan, “Artık çekip gidin” dedi.
Bu yanlış kararla halkın sağlığı ile oynandığını dile getiren İzcan, parası olan yaşasın anlayışının çağ dışı bir anlayış olduğunu vurguladı.
“Başbakanın başka, sağlık bakanının başka konuştuğu bir hükümetten hayır gelmez” diyen İzcan, halkı yaşananları yakından izlemeye çağırdı ve KKTC’de süren hükümetcillik oyunları ile sorunların çözülemeyeceğinin anlaşılmasını istedi.
“Bu rejim sorunların kaynağıdır” diyen İzzet İzcan, demokratik bir yönetime kavuşmadan, toplumun düzlüğe çıkamayacağını vurguladı.

İzcan, ” Gerekli olan ülkenin bölünmesini engelleyecek politikaların hayata geçirilmesidir”

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Rum Bakanlar Kurulu’nun bazı Kıbrıslı Türk siyasilerin Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarını iptal etmesini izlenen gerginlik siyasetinin devamı olarak niteledi.
“İki taraftaki şahinler, iki toplumun yakınlaşmasını engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar” diyen İzcan, gerekli olanın ülkenin bölünmesini engelleyecek politikaların hayata geçirilmesi olduğunu vurguladı.
“ Kıbrıs’ta federal çözüme savaş açan milliyetçi ve ayrılıkçı görüşleriyle siyasi atmosferi zehirleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportları olduğunu gizleyen siyasetçilerin bu gün pasaportları iptal edildi diye feryat etmelerini halkımız tebessümle izlemektedir” diyen İzcan, “ Rüzgar eken fırtına biçer” dedi.
BKP milliyetçi ve ayrılıkçı politikalar peşine takılmayan, birleşik ortak vatan yaratma mücadelesinde hiç bir beklentisi olmayanları bu tür provokasyonlardan uzak durmaya ve barış mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye çağırır” dedi.

BKP MYK, Nerden ve kaça alındığı belli olmayan, kalite tahlilleri bulunmayan, ihalesiz alınan yakıt, buram buram yolsuzluk kokmaktadır”

By birlesikkibrispartisi

17.08.21
Birleşik Kıbrıs Partisi Merkez Yürütme Kurulu KIB-TEK’te yaşananların tam bir rezalete dönüştüğünü açıkladı.
“Nerden ve kaça alındığı belli olmayan, kalite tahlilleri bulunmayan, ihalesiz alınan yakıt, buram buram yolsuzluk kokmaktadır” denilen BKP Merkez Yürütme Kurulu açıklamasında, sorumluların yargıya havale edilmesi talep edildi.
Santralin yakıtının bitmesinin beklendiğini belirten BKP MYK, “Vaktinde ihale açılmamış, açılan ihale iptal edilmiş, bakkal usulü alışveriş yapılmış ve hiç sıkılmadan “Teşekkürler Türkiyem” denilerek halkla alay edilmiştir” dedi.
KIB-TEK’in bu şekilde yoluna devam edemeyeceğini, bir an önce yapılanarak, özerk bir yapıya kavuşturulmasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren BKP MYK, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” mantığının hakim oluşunun kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Ankara’daki AKP iktidarının Kıbrıs’taki temsilcisi olan UBP Koalisyon hükümetinin, KIB-TEK’i özelleştirme adı altında yandaşlarına peşkeş çekmek için oyunlar oynadığını belirten BKP Merkez Yürütme Kurulu, Kıbrıs Türk toplumunun buna izin vermeyeceğini belirtti.

Taşı Delmeye Başlayan İlk Su Damlalarından Biri: Sun-İzle-Tartış – Ali Şahin

By Şifa Alçıcıoğlu

IMG_5646

Baraka Kültür Merkezi'nin kurulduğu zamandan bugüne kesintisiz devam eden etkinliği "Sun- İzle-Tartış" ve izlenilen bazı filmler hakkında bilgi sahibi olmak  isterseniz yazımıza bir göz atınız. Bahçede gerçekleştireceğimiz ücretsiz ve biletsiz olan etkinliğimizde  sinema keyfi için yaşamak istiyorsanız 4 Eylül Cumartesi akşamı Baraka Lokalinde bize katılınız. Argasdi'ye  Baraka Kültür Merkezi lokalinden, bölgenizdeki Khora Kitabevi'nden ve gazete bayiilerinden 10 TL okur katkısıyla ulaşabilirsiniz. IMG_5646Üyeleri arasında 50 yaşına yaklaşanlar olsa da, halkın geniş bir bölümünün hala daha Barakacı gençler ya da sol cenahın bizim çocuklar diye andığı Baraka 20  yaşına geldi. Yaygın söyleme uygun olarak şöyle de söyleyebiliriz ki Baraka, 20 yaşında bir genç artık. Derneğimiz bu 20 yılda Kıbrıslı Türk siyaset, sanat ve kültürüne inkar edilemez katkı ve farklılıklar kattı ki, aktivistlerinin ve dostlarının çok iyi bildiği gibi Baraka’nın namı gerçek gücünün ve etki alanının hep ötesinde oldu. Bu durum bile belki de başlı başına üstünde düşünülmesi gereken bir durum.  Sol bir siyaset açısından yaygın bir  umutsuzluğun yaşandığı koşullarda doğan, doğumundan kısa bir süre sonra ise her şeyin  Annan Planı sürecine göre belirlendiği bir süreçle sıkışan, 2004 referandumu sonrasında ise öncekinden de büyük bir hayal kırıklığı ve yılgınlık koşullarıyla boğuşan bir süreçten bugün gelen bir çabadır Barakacılık. “Yüksek siyaset” dışında bir şey düşünemeyen solcuların ve bu solun içinde halka ve siyasete küsen tiplemelerin “büyük” fikirlerine rağmen “küçük” işlerden başlama ve sürdürebilme cesaretidir. Doğrusu ve yanlışlarıyla taşın içine sızabilmiş bir su damlasıdır. İşte bu sürecin en eski faaliyetlerinden biri olan Sun-İzle-Tartış etkinliği, “Sinemaya seyirci kalmayın sloganıyla” ilk olarak 2003 yılında başladı. Ücretsiz olarak gerçekleştiren bir film gösterimi olan etkinlikte her film öncesinde filmi öneren kişiye belirlediği şekilde bir sunum, filmin ardından ise gösterime katılanlarla izlenilen film üstüne  bir tartışma gerçekleştirilir. Bir sonraki film ise yine o gösterime katılan izleyicilerin önerisi ve kararı üstünden belirlenir. İlk iki yıl 15 günde bir şeklinde gerçekleştirilen İzle-Tartış etkinliği, Baraka’nın faaliyetlerinin artması sonucu daha sonra her ayın ilk cumartesi yapılmaya başladı. Baraka’nın en eski düzenli etkinliği olan Sun-İzle-Tartış’ta bugüne kadar çok çeşitli konu ve tarzlarda 100’den fazla film izlendi. Yazının devamında bahsedeceğim filmler, bugüne kadar izlenen yüzlerce film arasından en beğendiklerimdir.   1- 3 idiots Hint filmi deyince aklınıza hemen filmlerin her anında şarkı söyleyen ve dans eden oyuncular geliyor değil mi? Evet haklısınız. Hemen hemen her Hint filminde böyle sahneler var. Ancak bunun yanında, Hint sinemasında önemli bir devrimci damar da var. Özellikle Aamir Khan’ın rol aldığı filmlerde. Ünlü Hint oyuncunun rol aldığı 2009 yapımı filmde, 3 aylak öğrencinin Hindistan’ın en iyi mühendislik okuluna başlamaları ile başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır. Yarışmaya dayalı eğitim sistemlerini eleştiren ve bir komedi filmidir.   2- Hayat Treni II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin soykırımından kurtulmaya çalışan bir Doğu Avrupa Yahudi köyünün öyküsünü son derece eğlenceli bir şekilde anlatan 1998 yapımı kurgu film, müzikleriyle de izleyicilerini etkiliyor. Film sonrasında tartışırken yaşı benden büyük ve filmi gösterime girdiği dönem izleyen bir arkadaşın söyledikleri filmin ayırt edici yanını anlamak açısından son derece aydınlatıcıdır; “90’lı yılların siyasal ortamı da düşünülünce,  Yahudi soykırımına dair filmlerin içinde Hayat Treni çölde bir vaha gibiydi.”   3- Burn/Queimada Hepimiz Marlon Brando’yu daha çok en meşhur olduğu Godfather filmi üzerinden biliriz. Ancak Brando bir röportajında, rol aldığı filmler arasında kendisini en çok etkileyen filmin Queimada olduğunu söyler. Özgün adı Queimada olan fakat Amerika’da Burn adıyla gösterime giren 1969 yapımı film, adeta yeni sömürgeciliği anlatan siyasal bir metin derinliğindedir. Portekiz sömürgeciliğine karşı bir Karayip adası yerlilerinin ayaklanmasında rol alan bir İngiliz ajanı, önce adanın bağımsızlığını kazanmasını ve ardından da Büyük Britanya’nın yeni sömürgesi haline gelmesi için çabalar. Filmde siyah yerlilerin liderini canlandıran ve Brando ile diğer başrol oyuncusu olan Evaristo Marquez, gerçek hayatta da tıpkı filmde canlandırdığı karakter gibi bir şeker kamışı işçisidir.  

Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir- Mustafa Keleşzade

By Şifa Alçıcıoğlu

13900368_1044400372334465_4255195168987956967_n

Argasdi'nin Bellek sayfasında bu sayıda  14 Ağustos'u anlatıyoruz. Adanın bölünmüşlüğünü yaratan emperyalist müdahalelere karşı isyan ediyor, halkların kardeş olduğu bir Kıbrıs için mücadeleye devam diyoruz. Bugün saat 18.00'de Pronto Çemberi önünde buluşuyor ve  hep birlikte İngiltere Konsolosluğu, Amerikan Temsilciliği ve TC Elçiliği önüne giderek yapacağımız basın açıklamamıza bekliyoruz. 13900368_1044400372334465_4255195168987956967_n14 Ağustos 2012: Çağlayan Çocuk Parkı’nda “Bağımsız Kıbrıs” etkinliği coşkuyla gerçekleşti. 14 Ağustos Türkiye’nin adaya gerçekleştirdiği 2. müdahalenin yıldönümüdür. Fakat son 10 yılda 14 Ağustos’lar farklı da bir anlam kazanmıştır. 14 Ağustos Kıbrıslı Türk halkının iradesine sahip çıkmak için sokaklarda olduğu, Bağımsız ve halkları kardeş bir Kıbrıs için mücadele edenlerin günü haline gelmiştir. 14 Ağustos 2012’de Çağlayan Çocuk Parkı’nda gerçekleştirdiğimiz eylem, “Bağımsız Kıbrıs” şiarını yükselttiğimiz ilk eylemdir. İlk kez Baraka ve YKP öncülüğünde ve pek çok örgütün katılımı ile 14 Ağustos 2009’da Anti-Militarist Barış Harekâtı ismiyle gerçekleşmiş olsa da bugün taşıdığı politik sözü, yaşanılan ayrışmanın ardından 2012 senesinde kazanmıştır. 2012’den günümüze Bağımsız Kıbrıs eylemlerinde Kıbrıs’ın kuzeyinden, güneyinden ve Türkiye’den onlarca sanatçı, aydın dayanışma göstererek, şiirleri, şarkıları ve mesajları ile Bağımsız Kıbrıs mücadelesinin var olmasına katkı sağlamıştır. 14 Ağustos’lar Çağlayan Parkı’ndan Göçmenköy Parkı’na pek çok alanda konserler ve etkinlikler ve yürüyüşler şeklinde gerçekleşmiştir. Eylemlerin yeri ve şekli değişse de adamızın bölünmüşlüğünü yaratan emperyalist müdahalelere karşı isyanını, halkların kardeş bir Kıbrıs mücadelesine olan bağlılığını hiçbir zaman değiştirmemiştir. Bağımsız bir Kıbrıs hedefine etnik temelden ayrışarak ve göçmen düşmanlığı yaparak değil, emek ekseninde birleşip birlikte özneleşerek ulaşılabileceği vurgusunu yapmakla kalmamış ve bu çerçevede faal olduğu döneminde bir göçmen örgütü olan Pir Sultan Abdal’ın da ortak organizatörlüğü ile pratikte bunu göstermiştir. Konserli gerçekleşen etkinliklerde elde edilen gelir de eylemin bir parçası olarak düşünülmüş ve etkinliklerden kalan maddi gelir Mülteci Hakları Derneği gibi eylemin sözünü tamamlayacak şekilde bağışlanmıştır. 2016 senesinde Türkiye’de 15 Temmuz Darbe süreci ile yaratılan faşizm ortamında, 14 Ağustos, Türkiye’de var olan baskıcı ortamın buraya da taşınmasının reddiyesi niteliğinde olmuş, sokaklarımızın bizim olduğu mesajının taşıyıcılığını yapmıştır.  2020 senesinde pek çok kritik eylemin Pandemi nedeni ile yapılamadığı bir dönemde, 14 Ağustos Pandemi kurallarına uyularak, üç yerde; İngiltere Konsolosluğu, Amerikan Temsilciliği ve TC Elçiliği önünde eş zamanlı olarak yapılmıştır. Bağımsız Kıbrıs eylemleri adanın bölünmüşlüğü ve tamamında süren emperyalist işgallere bir isyan olarak ortaya çıkmış, bazen umudun, bazen inancın, bazen ise iradenin sembolü olmuş ama her zaman örgütlü, kararlı ve devrimci bir mücadelenin  taşıyıcısı olmuştur.  

Sahnede ve Sokakta, Devrimin Provasında- Nazen Şansal

By Şifa Alçıcıoğlu

1 (3)

1 (3)Onları sahnede, sokakta, eylemde görebilirsiniz. Zamlara karşı Sarayönü'nde bir protestoda mesela ya da bir eylemde kadınların görünmeyen emeğini sergilerken, Başbakanlık, Meclis veya TC Elçiliği önünde protest bir şiir okurken hatta güneyde bulunan ABD Elçiliği önünde haksızlığa dayanamayan bir seyirciden dayak yerken... Baraka Kültür Merkezi'nin tiyatro ekibi BTE, gençlik ve yetişkin ekipleriyle, oynadığı oyunlarla, amatör çabanın en değerli emeğini buluşturdu hep seyircisiyle...Nazen Şansal'ın dilinden Baraka Tiyatro Ekibi... “Belki tiyatro kendi içinde devrimci değildir; ama hiç kuşku yok ki tiyatro bir devrim provasıdır.”  Augusto Boal - Ezilenlerin Tiyatrosu  Sahnemiz, oyuncumuz, kostümümüz ve bir tiyatro kurmak için tecrübemiz yoktu. Ama bir şeyler söylemek ve bunu oynayarak yapmak istiyorduk, içimizdeki homo ludens bizi rahat bırakmıyordu. 2000’lerin başıydı ve ABD Ortadoğu’ya “demokrasi” götürüyordu, tabii bombalarıyla… Yanı başımızdaki savaşa karşı sessiz kalamadığımızdan Nazım’dan şiirler okuyor, tiyatral biçimlere sokuyorduk. Karamsar bir buluta dönüşen Annan Planı referandumu ertesinde, tekrardan umutlanmak, barıştan vazgeçmemek adına Aziz Nesin’in mizahına sığınıyor, öykülerini oyunlaştırıyorduk. “Başka bir dünya mümkün” diyen Dünya Sosyal Formu’nu takip ediyor, güneyde ve kuzeyde yaptığımız sokak performanslarıyla küresel direnişe minicik de olsa katkımızı koyuyorduk. Ve ilk dayağımızı o zaman yemiş, sokağın etki-tepki sıcaklığını yakından görmüştük. Güneydeki ABD elçiliği önünde oynadığımız bir oyunda, emperyalist-kapitalistleri sembolize eden ve dünya halklarına kök söktüren bir oyuncumuz, buna tahammül edemeyen bir seyirciden dayak yemişti! Bizler, tiyatroyu bir hükmetme veya uyutma aracı olarak değil, bir sorgulama ve özgürleşme aracı olarak görüyoruz. Tiyatronun, insanın bütün faaliyetleri gibi zorunlu olarak politik olduğunu ve yaşamın kendisinden ayrılamayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle gerek oyunlarımızda gerekse çalışma yöntemimizde, sanatsal-estetik kaygıların yanı sıra politik bir bakış açısıyla hareket ediyoruz. Yöneten-yönetilen ilişkileri yerine deneyim aktarmayı, bildiklerimizi paylaşmayı ve dayanışarak birlikte üretmeyi tercih ediyoruz. Eğitim çalışmalarımız gibi oyun provalarımızı da, yükü sırtlanmaya gönüllü olan bir veya birkaç “kolaylaştırıcı”nın eşliğinde yürütüyoruz. Derneğimizin dükkândan bozma küçük lokâlinde ve sokaklarda başlayan tiyatro serüvenimiz, zamanla sahneye de taşındı. Daha sonra özelleştirilmesine büyük bir direniş gösterdiğimiz, Belediye’ye ait olan Arabahmet Kültür Evi sahnesi Baraka oyuncularının ikinci yuvası oldu. Ekibimizde her zaman çoğunlukta olan kadınlar, sosyalist feminist bilincini geliştirdikçe bunu sahneye de taşıyor, kadın oyunları ile toplumla paylaşıyorduk. Çevre aktivisti Greta’dan çok önce “Küresel IsınMA Sabrımızı Taşırma” diyor, Karpaz’a elektrik giderken “Elektrik Değil Eşek Tepsin” performansını Mahkeme bahçesinde, polislerin şaşkın bakışları karşısında sokaklıyorduk. Tecrübemiz arttıkça Bertolt Breht, Sermet Çağan, Yakavos Kambanellis, Dario Fo, Moliere gibi yazarların önemli oyunlarını “yazan-bozan” esprisiyle Kıbrıs’a ve günümüze uyarlıyor, toplumcu gerçekçi tiyatro anlayışıyla seyirciye sunuyorduk. Göç Yasası’nın gençleri etkilediği, neoliberal dalganın halkı vurmaya başladığı yıllarda krizin faturası emekçilere kesilemez diyerek “Ödenmeyecek Ödemiyoruz”u, sınıflı topluma bakışımızı, ezen-ezilen çelişkisini ortaya koyan “Cimrinin Uşakları”nı sahneliyorduk. Akkuyu’daki nükleer santrale tepkisiz kalamıyor, sokak performanslarımızla “Radyoaktif Olma Aktif Ol” çağrısı yapıyorduk. Türkiye’deki yoldaşlarımızdan da davetler alıyor, TAKSAV Uluslararası Tiyatro Festivali’nde defalarca sahne alıyorduk. Ekibimiz kalabalıklaşıp gençlerimiz bağımsızlığını ilan etmek isteyince, liseliler için ayrı bir ekip kurarak onların yaşına ve gündemlerine uygun oyunlar yazmaya başladık. Ekoloji, eğitim, aile, özgürlük gibi konuları liseli gençlerin gözüyle sahneye taşıdık. Hep birlikte gözetim toplumuna karşı sokaklara çıkıp, Türkiye’den gelen mobeseler daha yeni kurulurken NObese dedik. Bizi ilk oyunumuzdan bu yana destekleyen Yaşar Ersoy hocamızın Devlet Tiyatrosu’nda yaşadığı sansüre karşı “özerk tiyatro - özgür sanat” talebiyle sokaklamamızı yaptık. John Steinbeck’in “Ay Batarken”iyle işgale karşı direnişi örgütlerken, hayatımızı ve tiyatroyu derinden etkileyen korona, kısa bir süre ne yapacağımızı şaşırtsa da üretmemizi durduramadı. Çünkü insan var olduğundan beri, içine homo ludens kaçanlar rahat duramaz. Tiyatro değil tiyatromsu da olsa video vb. farklı formlarda derdimizi anlatmaya çalıştık. Pandeminin sebeplerini ve sonuçlarını unutturmak değil hatırlatmak ve sorgulamak sorumluluğuyla yazdık, oynadık. Göz göze gelmenin imkânsızlığı, birbirimizi duymamıza engel değildi; geçmişin radyo tiyatrosu, “Zaman Makinesi”ne binip imdadımıza yetişti. Belki bir süre daha buluşamayız aynı salonda ama 20. yaş kutlamalarımızda parklar, sokaklar, meydanlar bizi bekliyor yaz boyunca…      

“Bir barakacık olsa bize yeter!”- Tahsin Oygar

By Şifa Alçıcıoğlu

599703_10151397550457762_615854243_n

“Bir barakacık olsa bize yeter!” dediğimiz o günün üzerinden 20 yıl geçmiş bile. Aktivistimiz Tahsin Oygar'ın kaleminden Baraka'nın kuruluş hikayesini anlattığı makalemizi keyifle okumanızı dileriz. Argasdi'nin 62. sayısı, Baraka dosyasıyla tüm gazete bayiileri, Khorakitap ve Baraka Kültür Merkezi lokalinde 10 TL okur katkısıyla sizlerle buluşmayı bekliyor. 599703_10151397550457762_615854243_nYıllar önce Baraka ile yola koyulmaya karar verirken heyecanlı bir grup gençtik. O dönemlerde Halk-Der geleneğinden gelen “abilerimiz” vardı. Biz gençlerin de politize olma süreci o zamanlarda başlamıştı.  Baraka’nın kurulmasından önce siyasi bir dizi etkinliğimiz olmuştu tabii ki. “Abilerimizin” gündemlerinin peşinde süreçlere ve alınan kararlara hakim olma şansını pek yakalayamıyorduk. Kendimizi o gündemlerin içinde sürüklenirken buluyorduk. Bu “abilerimiz” dediğimiz grubun, dağınık liderliği, örgüt anlayışını geliştirip katılımcı bir demokratik ortam sağlayamamaları, gündelik ve hızlı geliştirilen politikalar tarafından sürüklenmeleri bizi gerçekten yormuştu. Ülkenin içinde bulunduğu durum ve bizim gibi rahatsızlık çekenlere de sol bir anlayışla kültür ve sanat üretimleri üretme, hayatı sol değerler üzerinden paylaşma ve dayanışma fırsatı vermek amacı ile kuruldu Baraka. Kültür merkezimizi kurma çalışmaları için bile toplantı yapacak yer, mekân bulmak oldukça zordu. Yine bu kuruluş toplantılarından birinde, bu mekân bulamama sorunu üzerinden hayıflanırken bir arkadaşımız, yanılmıyorsam Cengiz Erdem’di, “derme çatma baraka bile olsa bize yeter” demiş ve herkes “evet bir barakacık olsa bize yeter” diyerek iç çekmişti. İşte kültür merkezimizin ismi böyle ortaya çıkmıştı. Sonra tüm ilişkiler kullanılarak ilk mekânımız olan Şht. Tuncer İlkokulu yanındaki binamızı kiraladık. İmece usulü ile harabe halde olan dükkanı büyük özveri ve emek ile içine girilebilecek hale getirmek oldukça güç olmuştu. Tabii kaynak sağlamak için dayanışma konseri düzenlemiştik. Ayrıca herkes elinden geldiğince katkı koyunca kendi gücümüzle, zor da olsa bir şeyler başarmak bize özgüven sağlamıştı. Kuruluştan sonraki ilk yedi aylık süreç oldukça zorlayıcı ve bir o kadar da öğretici oldu. Hayal ettiğimiz katılımcı, düzenli ve sistemli bir toplantı düzeni oluşturamıyorduk. “Abilerimizin” dağınık ve gündelik kararlarını Baraka’ya dayatması ve ikili sohbetlerde Baraka’ya ilişkin kararlar ürettiklerini duymak bizi oldukça rahatsız ediyordu. “Kervan yolda da düzülebilir” görüşümüz bizi bir süre sakin tutuyor; ta ki mekânımızın açık olabilmesi için “abilerimizin” önerisi ve bizim onayımızla barakanın büfesini işletmesi için bir arkadaşa görev verene kadar... Bu arkadaşın yönettiği büfe bir süre sonra Baraka’yı bir bar ortamına çevirmeye başlıyor. Gerek mahalle sakinlerinden gerekse de etkinliklerimize katılan gençlerden aldığımız şikayetler üzerine olaya müdahale etmek için harekete geçiyoruz. Fakat tüm çabalarımız sonuçsuz kalıyor. Olayı tartışmayı bile kabul ettiremiyoruz, bir de üstüne üstlük “özel mülkiyetçilik” ve “mekân sahipliği” yapmak ile suçlanıyoruz. Tüm emeklerimizi gerimizde bırakarak birkaç sandalye ve Baraka tabelası ile ilk mekânımızdan ayrılırken “Sorun, mekân sorunu değildir; kültürel duruş tercihidir” isimli tarihi bildirimizi yayınlıyoruz. Kalan arkadaşlar Kırlangıç Kültür olarak kısa bir süre devam ettikten sonra dağılıyorlar. İşte bu olaydan sonra (1 Ocak 2003)  yeni bir mekâna geçiyoruz ve yirmi yıl sonra bugün halâ devam ettirdiğimiz cuma toplantılarımıza ilk kez başlıyoruz. Film gösterimleri, tiyatro ve koro çalışmaları ile örgütlülüğümüz artarken, değerler, çalışma tarzı ve etkinliklerimizi kaleme almaya başlıyoruz. Baraka’nın organizasyon yapısı cuma toplantılarında ele alınıp ilmik ilmik örülmeye başlıyor. “Hemen Şimdi” isimli yayınımız böylece oluşuyor. Cumartesi sohbetleri ile gündeme ilişkin sohbetler düzenlerken, ücretsiz satranç ve bilgisayar kursu vermeye başlıyoruz. 1 Mayıs, 1 Eylül, 8 Mart gibi bizim için önemli günlerde sokakta olmaya çalışıyor ve gündemi takip edip emeğin yanında bir politik hattı kültür sanat etkinliklerimiz ile harmanlamaya çalışıyorduk. Kıbrıslı Elenler ile iletişimimizi geliştirmeye çalışıp birlikte düzenlenen birçok eyleme katılıyorduk. Bu eylemlerden bazıları Savaş Karşıtı, Filistin ile dayanışma için ve adamızdaki İngiliz üslerine karşı yapılan eylemlerdi. Kıbrıslı Türk halkına uygulanmaya çalışılan asimilasyon politikalarına karşı çıkarken, Kıbrıslı milliyetçiliği yapıp neredeyse ırkçı tutumlar sergileyen göçmen düşmanlığı ile de mücadeleyi bir görev edindik, çeşitli üretimlerde bulunduk. Ülkemizin tamamında ekolojik talanın başladığı her yerde ses vermeye çalıştık. Adamızın birleşmesi ve barışın sağlanması için de “Barış Bizlerin Ellerindedir” şiarı ile irademizi teslim eden değil özne olma çabasını ön plana çıkaran bir anlayış ile mücadele verdik. Elinizde tuttuğunuz Argasdi’miz bir duvar gazetesi olarak başladı ve dergi olup çıktığı ilk günden bu güne kesintisiz sizlere ulaşmaya devam ediyor. Müzik grubumuzun albümleri, tiyatro gruplarımızın oyunları, film atölyemiz ve sonrasında BarakaTV olarak faaliyet gösteren etkinlik grubumuzun sayısız üretimi oldu. Okuma grubumuzla birlikte tartışarak kitaplar okuduk. Dinsel gericiliğe karşı çocuklarımız için yaz kursları hazırladık. Siyasi yönümüzün güçlenmesi ile Lefkoşa Belediye seçimlerinde meclis üyesi adayı göstermeden tutun, genel seçimlere kadar bir dizi seçime de girmek durumunda kaldık.  Geziler, yeme içmeler, yaz kampları, paneller, festivaller derken 20 yıl olmuş.  “Her şey herkese kendimize hiçbir şey” şiarı bize kişisel çıkar ve kariyer çabasını değil tüm değer ve zenginliklerin herkese adil ve eşit dağıtılmasından yana olmayı öğretti. Hatası ve sevabı ile geçen 20 yıl. Baraka üretmek isteyen, sanata kültüre ilgi duyan, sol değerlere inanan herkese açık. Gelin bir el atın. Birlikte nice 20 yıllarımız olsun!  

BKP Merkez Yürütme Kurulu, KIB-TEK Yönetim Kurulunu istifaya çağırdı.

By birlesikkibrispartisi

“Ülkeyi elektriksiz bırakmayı başardınız” denilen BKP Merkez Yürütme Kurulu açıklamasında,” Başta Ekonomi ve Enerji Bakanı Erhan Arıklı olmak üzere, UBP koalisyon hükümeti yaşananlardan sorumludur” denildi.
Aylar var ülkede ihalesiz mazot alımı yapıldığını, bu konuda ciddi şaibeler bulunduğunu vurgulayan BKP Merkez Yürütme Kurulu, “Bilerek ve isteyerek ihale açılmamakta, açılan ihaleler ise usulsüzlükler nedeniyle sonuçlandırılmamaktadır” dedi.
AKSA’dan ve Güney Kıbrıs’tan enerji almak mecburiyeti doğduğu için, Elektrik Kurumunun zarara sokulduğunu belirten BKP Merkez Yürütme Kurulu, bu kararları alanların, doğan zararları kendilerinin karşılamasını talep etti.
BKP Merkez Yürütme Kurulu, elektrik kesintilerinin son bulmaması halinde, sebep oldukları ekonomik kayıplardan dolayı, KIB-TEK Yönetim Kurulu aleyhinde yargıya başvurup dava dosyalayacaklarını açıkladı.

İzcan: Aşı kayıt listelerini, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne verin.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP koalisyon hükümetine, aşı kayıt listelerinin Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarına verilmesi çağrısında bulundu.
“İki Toplumlu Sağlık Komitesi, bu tür konuların konuşulup sorunların çözüleceği yerdir” diyen İzzet İzcan, meseleyi milliyetçilik çizgisine çekip, statü kavgasına tutuşarak, Kıbrıs Türk toplumunu mağdur etme hakkınız yoktur”dedi.
Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden tedarik edilen 110 bin Covit -19 aşısının parasının, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ödenmiş olduğunu ve iki toplumlu sağlık komitesinde varılan mutabakata göre hareket edildiği gerçeği ortada iken, aşı listelerini vermemekle neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? diye soran İzzet İzcan, “Yoksa varılan mutabakatın dışına mı çıktınız?” diye sordu.
“Taksimci Tatar ve şövenist ekibinden farklı bir şey beklenmezdi” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, sorunların anası Kıbrıs sorununu yaratan zihniyet, hiç bir sorunu çözemeyeceği gibi, Kıbrıslı Türkleri yalnızlığa mahkum etmektedir” dedi.
Yalnızlıktan kurtulmanın yolunun işbirliği, dayanışma ve federal çözümden geçtiğini dile getiren İzzet İzcan, ırkçı, kafatasçı, uzlaşmaz yöneticiler karşısında birlik olup mücadele etmekten başka yol olmadığını vurguladı.

❌