One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Brüksel’de Avrupa Forum’u toplantısında konuştu.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün 8 Kasım 2019 tarihinde Brüksel’de gerçekleşen Brüksel Avrupa Forum’u toplantısına katılarak Birleşik Kıbrıs Partisini temsilen bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, Kıbrıs’ta bulunan zengin yer altı kaynakları ve Ortadoğu’daki stratejik konumu nedeni ile Kıbrıs’ın tarih boyunca emperyal güçlerin çekim alanında bulunduğunu vurgulayarak, “ Kıbrıs’taki esas sorun, toplumlar arası çatışmalar değil, emperyalistlerin böl yönet politikası kapsamında her iki toplumdaki milliyetçi ve şoven güçleri toplumların çatışmasında kullanmasıdır. Bu güçler dönem ve dönem yerli işbirlikçilerini devreye sokarak, iki toplum arasına nifak tohumu serperek, toplumlar arası çatışmalara neden olmuşlardır” dedi.

Ankara’nın, Kıbrıs’ta kendine bağlı hükümetler kurdurarak, öncelikle kendi çıkarlarını gündemde tutarak, Kıbrıslı Türklerin varlık ve kimliğine müdahale ettiğini ifade eden Sonüstün, “Hedef ve mücadelenin kabul edilebilir bir çözüme erken ulaşmak, önümüzdeki Berlin  görüşmelerinin çözüm için bir anahtar olması gerektiği,  bunun gerçekleşebilmesi de her  iki toplum liderinin göstereceği çabaya bağlıdır. 3’lü görüşme yerini 5’li görüşmeye taşımalıdır. BKP olarak talep ve mücadelemiz iki toplumlu, iki kesimli tek kimlik ve tek  vatandaşlığa dayanan Birleşik Federal Kıbrıs’ın en erken bir zamanda inşa edilmesidir

Baraka’dan Sokak Tiyatrosu: Mobese’ye NObese!

By Nazen Şansal

77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o

Baraka Tiyatro Ekibi, şehrimize yerleştirilmeye başlanan Mobese kameralarına NObese demek, gözetim toplumunun yaratacağı baskı ve sakıncalara dikkat çekmek ve gözetleme kameralarını toplumda tartıştırmak amacıyla 16 Kasım Cumartesi günü saat 14:14'te Sarayönü'ndeki Mobese direği altında sokak tiyatrosu oynayacak. "Gözeklen da gözetlenin" adlı oyun Sarayönü'nden sonra 15.00'te Lokmacı'da ve Selimiye Meydanı'nda da sokaklanacak. Özgürlükten yana olan tüm tiyatro severler davetlidir... 77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o Başlıyooor! Başlıyooor! Baraka Tiyatro Ekibi’nin “Gözeklen da gözetlenin” oyunu başlıyooor! Gözlerinizin önünde, Göz göre göre dikilen Mobese direklerine Demek için NObese, Elemtere fiiiş, kem gözlere şiiiş niyetine Başlıyooor! Emir geldi büyük yerden Kameralarsa askerden Protokoller imzalandı Bütün meclis onayladı Güya sağlamak için güvenliği Sağcısı solcusu kaldırdılar ellerini: “Kabul!” Büyük hırsızlar otururken rahat koltuklarında Küçük hırsızlar kaçarken memleketten ellerini kollarını sallaya sallaya Kol gezinirken sokaklarda taciz, şiddet, istismar Suçları önliyecekMİŞ  bu kameralar! Diktiler bu direkleri Gözetlemek için hepinizi Şşşşş! İzleniyorsunuz Çıkarmayın sesinizi  

Heyecanımı Besle – Halide Erkıvanç

By Nazen Şansal

foto (1)

Argasdi derginizin 56. sayısından bir tiyatro yazısı...

foto (1)

Asırlardır toplumların hayatına dokunan, yaşamlarından izler taşıyan ve insanların ruhuna hitap eden bir sanat faaliyeti, tiyatro... Gelişmişliğin sembolleri arasında yer alan, ortak bir emeğin insanda toplanıp vücut bulduğu sanatsal bir üretim... İnsanların sanata olan açlığı, her çağda kendisini göstermekle kalmayıp sanatsal üretime de yol açıyor. Yine de ilerlemenin ve üretimin önündeki o her dönem kendisini gösteren karşıt güçler, otoriteler veya insanlar hâlâ var. Ortaçağ’da tiyatro gösterileri yasaklanmış olduğundan, tiyatro ile ilgili düşünce de üretilememiştir. Yalnızca okullarda Latince öğrenimine bağlı olarak okutulan Latin ozanlarının oyunları bilinmekte, yazınla ilgili incelemelerde bu oyunların özelliklerinden söz edilmektedir. Öte yandan din adamları, halkın tiyatro sevgisinin içten içe yaşadığını gözlemledikleri için, her fırsatta bu sanatı suçlamış, tiyatronun zararlı etkilerine karşı uyarılarda bulunmuşlardır. Ortaçağ’da tiyatro düşüncesi, tiyatroyu suçlama biçiminde gelişir. Bunlar insanı hayrete düşürse ve sadece geçmişte kalmış yasakçı zihniyetler olarak görülse de, aslında öyle değil. Tamam bugün belki tiyatro yasak değil ama ne kadar özgür? Sözümüz, sahnemiz ne kadar bizim? Saint Augustine, trajik sahne oyunlarının ayartıcı olduğunu, ruhu tuzağa düşürüp yozlaştırdığını söylemiş, bazı heyecanları kurutacak yerde beslediğini söyleyerek tiyatronun sakıncalarını belirtmiştir. Ve ben söylediği bu sözle tiyatroyu neden bu kadar çok sevdiğimi ve herkesin neden özgür tiyatroyu savunması gerektiğini keşfettim. Heyecanımı beslemesi; bu bitmek bilmeyen coşkumu, heyecanımı, bir şeyler anlatmak, öğrenmek arzumu tiyatroya borçluyum. Sonra düşündüm benim bu kadar heyecan duyduğum, beni bu kadar mutlu eden bir şey nasıl olur da geçmişten günümüze kadar bütün otoriteleri rahatsız eder? Bence sebeplerimiz aynı; tiyatro, dayanışmayı öğretir, düşünceyi eyleme sokma yeteneğini geliştirir, düşünerek, yorumlayarak okumayı öğretir, toplumun kişiliği ezmesini önler. Özetle otoriteler, özgür tiyatroları ve izlediğini anlayabilen tiyatro severleri istemezler. Peki biz ne istiyoruz? Seyirci içinde yaşadığı sorunların sahneden doğru bir biçimde aktarıldığını gördüğü anda, ayakta duracak direnci de elde eder. Tiyatronun seyircisine karşı sorumluluğu vardır. Bundan on yıl kadar önce ölen, tanınmış Alman tiyatro yönetmeni Hans Schweikart, çağımızda her yönden tehlike içinde ve tehdit altında bulunan insanlar için tiyatronun sorumluluğunu şöyle açıklamıştır: "Tiyatro, seyircisine, kendi yaşantısında bilmediği şeyleri, yani daha çok bilmekten kaçındığı gerçekleri göstermekle yükümlüdür. İş adamlarının yarattığı harikalar ile dünyanın bir anda yok olması korkusu arasında sersemlemiş olan insanlar yaşamın verdiği güvensizlik karşısında, tiyatrodan ayaklarını sağlamca basabilecekleri bir zemin dilemektedirler."  Shakespeare'in Hamlet'te dediği gibi, sahne "çağının aynası ve kısaltılmış tarihi"dir. Bunun için de sahne, çağını doğru olarak, açık ve seçik, bozmadan yorumlayıp yansıtabildiği anda önemli bir araçtır. Öyle ki, tiyatro, güzeli abartmadan, kötüyü örtbas etmeden, çirkini saklamadan ve doğruyu yadsımadan görevini yapmalıdır. Bırakın tiyatro görevini yapsın, özgürce sözünü söylesin, bizi uyandırsın, ayağa kaldırsın, önce sesimiz olsun sonra hep beraber ses olalım. Bir de şu gerçeği hiç unutmayalım: Devlet ödenekli tiyatrolar, hükümetlerin değil, devletin tiyatrosudur. Devlet ise halkındır, hükümetlerin değil.   Halide Erkıvanç halideerkivanc0@gmail.com   Kaynaklar: Ülkenin Kalkınmasında Tiyatronun Rolü - Özdemir Nutku Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi- Sevda Şener Uygulamalı Tiyatro Eğitimi- Yılmaz Arıkan  

SOL ANAHTARI PAZAR GÜNÜ LEFKE’DE ÇALACAK

By Mehmet Adaman

FB_IMG_1573305309304

Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı, 10 Kasım Pazar günü Lefke Hurma Festivali kapsamında saat 15.00'te konser verecek.

Dijital Dünyada Cinsiyet Eşitsizliği – Pınar Piro

By Nazen Şansal

dijital cinsiyet eşitsizliği

Argasdi dergimizin 56. saısından FeministİZ  makalemiz... dijital cinsiyet eşitsizliği Teknolojinin bu kadar geliştiği çağımızda, merak ettiğimiz her şeye ulaşmak artık saniyelik bir kolaylıkta. Elimizin altındaki küçük dikdörtgen kutular, ilgi duyduğumuz/duymadığımız herşeyi bize sunacak şekilde tasarlanmış. Öyle ki, çocuklarımızın çoğu kitapların da değerli olduğunu idrak edebilmiş değil. Ailemizde pişen yemekleri artık büyüklerimizden aldığımız tariflerle değil, internetten araştırdığımız şekliyle hazırlıyoruz. Yol tarifi aldığımız haritaların ömrü neredeyse bitmek üzere. Günümüzde isteyip de ulaşamayacağımız bir bilgi kalmadı. Yaşadığımız yüzyılın bizlere artıları olan bu gelişmeler, gelecekte çok yetersiz kalacak, bunun da farkındayız ve belki de bundan ürküyoruz hatta. Çünkü bu hızlı gelişim, teknolojiyle bu kadar haşır neşir olan büyük bir kesimin sadece uzaktan izlediği bir süreç. Dijital dünyanın insanlığa sunduğu imkanları tamamen olumsuzlayamayacağımız gibi top yekün doğru kabul etmek de doğru değildir. Örneğin insanlığın yerine makinelerin geçtiğini düşünebilir miyiz? Dijital öğretmenler, mahkemede dert anlatmaya çalıştığımız dijital hakimler, iş başvurumuzu değerlendiren dijital sistemler nasıl olurdu mesela? Birçok sebep olsa da en etkili sebeplerden biri, teknolojik nimetlerden tüm dünya halklarının aynı şekilde faydalanamaması gerçeğidir. Tüm ülkelerin aynı teknolojik altyapıya sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da aynı ülkede yaşasalar da tüm çocukların teknolojiden eşit bir şekilde faydalanabildiğini? Dijital hayatta kadınlar Yapılan araştırmalar, ataerkil düzenin kız çocukların dijital becerilerini de engellediğini gösteriyor. Çünkü teknolojik konular erkek ilgi alanı olarak algılanıyor ve bu da kızların ilgi duyma eğilimini düşürüyor. 1990’larda yapılan araştırmalar, odasına bilgisayar konulan erkek çocuk sayısının kız çocuklarının iki katı olduğunu gösteriyor. Bu durum da, gelecekte teknolojiyle ilgilenme anlamında, daha en baştan bir avantaj/dezavantaj konumuna dönüşüyor. Yine bazı araştırmalar gösteriyor ki, eğitimin ilk yıllarında kızlar bilgisayar derslerinde erkeklerden daha başarılı, ancak üniversiteye gelindiğinde bilişim teknolojileri ile ilgili bölümlerde okuyan kızların sayısı erkeklere oranla çok azalıyor. Dijital yazılımların yaratıldığı ortamlarda da kadınların varlığı hiç de tatmin edici sayıda değil. Teknolojide de daha çok kadın Evet, gerçekten de teknolojide daha fazla kadın istiyoruz, ama uzaktan kumandalı bir kutuya hapsedilmemiş halde. Bizim olması gerektiğini düşündüğümüz kadınların adı Siri, Alexa veya Cortana değil. Kadınların sesini telefona verdiğimiz komutları yapan ya da sorularımızı cevaplayan, bize gideceğimiz yolu tarif eden sesler değil, teknik ve bilimsel araştırmalarda açıklamalar yapan, yazılımların geliştirilmesinde politika yürüten sesler olmasını istiyoruz. Ses asistanlarının kadın sesi ile konuşuyor olması da tesadüf değildir. Şirketler bunu yaratmadan önce testler yaptıklarını ve müşterilerin etkili bir kısmının kadın sesi duymayı tercih ettiklerini açıklıyorlar. Ancak bir çok araştırma da insanların yetkili açıklama dinlerken erkek sesi, yardım alırken kadın sesi duymak istediklerini açıkça gösteriyor. Ve tabii ki de amacı kar elde etmek olan şirketler, tercihini karşı cinsten yana yapan kesimi ciddiye alma yönünde kullanıyor. Ses asistanlarındaki sesin kadın sesi olarak tercih edilmesinin sebebi kimi zaman kadının “çocuk yetiştiren” sevgi dolu bir ses olmasına atıfta bulunurken, kimi zaman da kadınların “yardımcı kişiler” olmasına atıfta bulunuyor. Hatta bazı erkekler, bir kadından yol tarifi almak istemedikleri için, navigasyon cihazında seçim şansı varsa eğer, erkek sesini tercih ediyorlar. 1990’lı yıllarda kadın sesinden talimat almak istemeyen sürücülerin şikayetleri nedeniyle BMW 5’ler Amanya’da geri çağrılmış. Japonya’daki borsa sistemlerinde hisse fiyatları kadın sesiyle bildirilirken, işlem onayını veren ses erkek. Sesin cinsiyeti olur mu? Kadına, erkeğe ya da farklı cinsel eğilimlere sahip insanlara atfedilen kimlikler, cinsiyet ayrımcılığının ya da eşitsizliğinin en büyük nedenleri arasında. Kültürden kültüre değişse de kadınların ya da erkeklerin toplum ve aile içerisindeki görevleri daha doğmadan veriliyor. Yeryüzünde cinsiyete dayalı ayrımcılığın yaşanmadığı bir kültür neredeyse yok. Tüm bu söylediklerimize, günümüzün en gelişmiş yapay zekâ yazılımlarına sahip olan sesli asistanlar da dahil. Asistanların hepsi kadın sesinde duyuluyor. Bir grup dilbilimci, mühendis ve ses uzmanı tarafından geliştirilen Q, cinsiyete dayalı ayrımcılığın sonunu getirme, hatta bunun teknolojik olarak önüne geçme amacı taşıyor. Q’nun yapımcıları, eşit oranda kadın, erkek ve eşcinsel 4600 insanın sesini kaydederek Q’nun sesini oluşturdular. Yapay zekânın ilk sürümü test için bir grup katılımcıya dinletildi. Katılımcıların %80’i asistanın bir kadın sesine sahip olduğunu söylediler. Her ne kadar her cinsiyetten eşit oranda ses bulunsa da Q’nun %80 oranında kadın sesi olarak karşılanmasının bir nedeni vardı. Sesli asistanlar, insanların aklında kadın sesine sahip olan yapay zekâlar olarak kodlanmışlardı. Peki neden? Cevap basit; ses asistanı yaratan şirketlerin bilişim teknolojileri birimlerindeki ekip elemanları neredeyse hep erkek. Erkek ağırlıklı ekipler tarafından geliştirilen ses asistanlarının sesinin hatta espiri anlayışının dahi itaatkar kadın hizmetkarlar olması gayet doğal. Ancak bu değişmeli. Neden mi? En basitinden, erkeklerin eğer kadınlara sözlü tacizde bulunurlarsa kibar bir şekilde alttan alınmayacakları gerçeğini yeniden hayata geçirebilmek için. Kadınların yardımcı kişiliklerinden sıyrılabilmeleri için. Kadınların da yönetebileceği, hayata yön verebileceğinin tam kabulü için. Peki bunu kim yapacak?...   Pınar Piro pınarpiro@gmail.com *Bu yazıda Bilim ve Gelecek dergisi Temmuz 2019 sayısında yer alan, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Ses Asistanları makalesinden faydalanılmıştır.  

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Brüksel’e gidiyor.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Avrupa Sol Parti ve  bileşenlerinin organize ettiği, 3. Avrupa Forumuna katılmak için 7 Kasım’da Brüksel’e gidiyor.

Dünyanın çeşitli ülke temsilcilerinin siyasi, ekolojik, çevre ve kadın haklarının tartışılacağı Forum’da, Genel Sekreter Salih Sonüstün, bölgemizin ve ülkemizin içinde bulunduğu son siyasi gelişmelerle ilgili bir sunum yapacak.

Sonüstün 11 Kasım’da yurda dönecektir.

 

İzcan: 25 Kasımdaki 3’lü görüşme, 5’li gayri resmi toplantının önünü açmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,  25 Kasım’da gerçekleşecek 3’lü görüşmede, tarafların yapıcı tavırlar sergileyerek 5’li gayri resmi toplantının önünü açmalarını istedi.

BM kararları ve geçmiş mutabakatlar temelinde hareket edilerek, referans noktaları üzerinde antlaşmaya varmanın şart olduğunu dile getiren İzzet İzcan, “Zamana oynayarak süreci berhava etmek, hiç kimseye bir şey kazandırmaz” dedi.

Halkın iradesine darbe vurulmaya çalışılmaktadır.

Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki statükocu güçlerin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın,  görüşmelere katılmasını engellemek için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, yetki tartışmaları yaparak, halkın iradesine darbe vurulmaya çalışıldığını belirterek, çirkin bir oyun oynandığını vurguladı.

Kalıcı bölünme Kıbrıs Türk toplumunun sonudur.

Esas niyetin, Kıbrıs sorununa Birleşik Federal bir çözümün bulunmasını engellemek olduğunu vurgulayan İzcan, “Türkiye’deki AKP hükümetinin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya karşı yürüttüğü saldırılar, başta UBP-HP olmak üzere çözüm karşıtı kesimleri cesaretlendirmiştir” dedi.

“Kalıcı bölünme Kıbrıs Türk toplumunun sonudur” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, tüm demokrasi güçlerini, çözüm yönünde kararlı adımlar atmaya çağırdı.

 

“12 Yıllık Esaret” ve Devam Eden Kölelik – Serap Kızıl

By Nazen Şansal

IMG_2918

Argasdi dergimizin 56. sayısından bir film değerlendirmesi...

IMG_2918 “12 Yıllık Esaret”, 1800’lerin sonunda, New York’ta yaşayan Solomon Northup’ın kaçırılıp, köle olarak satılması ve 12 yıl süren kölelik yaşamı üzerine çekilmiş biyografik bir film. Hayatını müzisyen olarak, iki çocuğu ve eşiyle özgür bir şekilde sürdüren Solomon Northup, iki kişi tarafından kandırılmış ve bir günde hayatı alt üst olmuştur. Başından sonuna kadar kendinizi başrolün yerine koyacağınız bu filmde, ırkçılık, şiddet, işkence, çaresizlik, kabullenme ve hayata tutunmak için gösterilen tüm mücadeleyi derinden hissediyorsunuz. Ayrıca gerçekçi ve sert yaklaşımıyla, seyri zor ve duygusal açıdan yıpratıcı bir film... Yalnızca “özgürlükler ülkesi” Amerika’nın değil, dünya tarihinin kara lekesi ve utanç kaynağı olan köleliği anlatan bu filmde; köle sahibi beyazların sapkın zihinlerine odaklandığınızda, bir insanın mal gibi görülüp ona sahip olma düşüncesinin akli dengeleri nasıl bozduğunu görüyorsunuz. Kölelerine iyi davranmakla övünenler veya vicdan azabı duyduğunu itiraf edenler dahi, var olan sisteme uyum sağlayarak bu sapkınlığın bir parçası olduklarının farkında değiller ne yazık ki. Köle olarak doğup büyüyenler özgürlüğün ne demek olduğunu bilmedikleri için büyüdükleri çember içerisinde öğrenilmiş çaresizlik örneği göstermektedirler. Solomon Northup’ı diğer kölelerden ayıran en büyük özelliği ise yaşamının ilk yıllarında köleliği bilmemesi... Özgür yaşantısında sadece müziği ve ailesiyle ilgilenen Solomon’un, halkının köle olarak yaşam sürmesi her ne kadar onu rahatsız etmese de, ardından köle olması ironik ve hikayeye mücadele anlamında katkısını gösteriyor. Beyaz perdede gördüklerimizi ve hissettiklerimizi birebir yaşarken; aynı anda bizden çok uzakmış gibi gelse de, aslında hepimiz kapitalist sistemin modern köleleriyiz. Filmde, sahibinden korktuğu için ağzını açamayan, hakkını arayamayan, her söylenileni yapmak zorunda olan kişiler, şiddetle ve belki de ölümle yüz yüze gelmemek için sahiplerinin istediği şekilde, karın tokluğuna, insani olmayan şartlarda kölelik yaşamını sürdürüyorlar. Film bittiğinde; “Tüm bunlara ne gerek vardı!” “İnsanlar birbirlerine nasıl bu kadar acımasız olabildiler?” diye sorduruyor insana. Özellikle Northup’ın şu sözü her şeyi özetleyecek bir biçimde: “Ben hayatta kalmak değil, yaşamak istiyorum.” Solomon Northup’ın 1853 yılında yazdığı ve kendi hikayesini anlattığı romanından uyarlanan film, 2014 Oscar ödüllerinde En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanmıştır. Senaryosu sağlam, müziklerin, yönetmenliğin ve oyunculukların tek tek iyi olduğu bu film, aldığı ödülleri sonuna kadar hak etse de bu ödüllerin verilme nedenlerinden birinin de “günah çıkarma” olduğu düşünülebilir.

Serap Kızıl srpkzl90@gmail.com

Baraka Tiyatro Kampı Gerçekleştirildi

By Nazen Şansal

3

 

 2

Baraka Kültü Merkezi, Lapta Gençlik Kampı tesislerinde, 2 gün süren bir tiyatro kampı gerçekleştirdi. Derneğin bünyesinde faaliyet yürüten hem yetişkin hem de liseli gençlik ekiplerinin katıldığı kampta eğitici ve eğlenceli bir program yer aldı. 25 tiyatroseverin bir araya geldiği kamp, oyunculuk atölyeleri, drama ve doğaçlama çalışmaları, dans, tirat ve oyun okuma, film izleme ve tartışma gibi etkinliklerle dolu dolu geçti. Sol Anahtarı müzik grubu elemanları da kampa katılarak ses, kulak eğitimi ve şarkı söyleme konusunda bir atölye gerçekleştirdiler. Baraka Tiyatro Ekibi, toplumsal meselelerle ilgili sokak tiyatroları ve sahne oyunları ile seyircisiyle buluşmak üzere çalışmalarına devam ediyor. 5 4 9 19 17 14 11 20 6    

Basın susturulamaz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, basında “Rekabeti düzenlemek için uygulanan, ancak genel bütçeye aktarılan kaynakla ilgili BASIN- SEN’in açıklamasını desteklediklerini belirterek, meselenin maddi destek talep etmek olarak algılanmasının en büyük yanlış olacağını vurguladı.

Sonüstün, “ Özgür basın, özgür düşünce demektir. Özgür düşünceye kilit vurulmayan toplumlarda hem bireyler hem de toplumlar özgürdür” diyen  BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “ Barış ve çözüm yönünde mücadele eden basın emekçileri ve basın kuruluşları ile birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Ortak hedefin, barış ve çözüme ulaşmak olduğuna vurgu yapan BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, bu ortak hedef doğrultusunda birlikte mücadelenin önemine inandıklarına vurgu yaparak, “ Birleşik Kıbrıs Partisi barış ve çözüm yolunda mücadele veren tüm örgütlerle sıkı işbirliği yapmaya bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir” dedi.

 

İzcan: TC Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun saldırılarını şiddetle kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, TC Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki barış yanlısı kesimlere ‘Rumcu’ diye saldırılarını sürdürmesinin kabul edilmez olduğunu ve kendisini şiddetle kınadıklarını belirtti.

“Sn Çavuşoğlu, kuzey Kıbrıs’a, ülkesinin bir ilçesi gibi davranmaya devam ediyor” diyen İzcan, “Türkiye’nin Kıbrıs’ta,  garantörlük haklarından başka bir hakkı bulunmamaktadır” dedi.

Tüm otoriter rejimler gibi, AKP iktidarı da yıkılmaya mahkumdur.

“Kıbrıs Türk toplumu kendi ülkesinde hür ve özgür olarak yaşamalıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AKP iktidarının, Türkiye’yi kapalı bir hapishaneye çevirdiğini, Sünni islama dayalı  karanlık bir  rejim kurma peşinde olduğunu ve fetihçi bir anlayışla, Cumhurbaşkanı Mustafa akıncı dahil kendinden farklı herkese saldırdığını vurgulayarak, “Tüm  otoriter rejimler gibi AKP iktidarı da yıkılmaya mahkumdur” dedi.

AKP, Kıbrıs’ta çözüm istemiyor.

AKP’nin Kıbrıs’ta çözüm istemediğinin açık ve net olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AKP’nin, şiddet ve güce dayalı bir dış politikayla, Kıbrıs’ın doğal zenginlikleri dahil, her şeyine el koymaya çalıştığını vurguladı.

İzcan, “Barış ve demokrasi güçlerinin en geniş birlikteliği tek çıkar yoldur” diyerek, sonuna kadar mücadele edeceklerini belirtti.

 

İzle-Tartış’ta Hayat Treni İzlendi

By Pınar Piro

ht1

ht1Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği kapsamında, 2019 bahçede sinema gecelerinin sonuncusu Hayat Treni filmi ile gerçekleştirildi. Ekim ayının ilk cumartesi akşam seyrettiğimiz Hayat Treni filmi bizlere, ikinci paylaşım savası sırasında yerlerinden edilen insanları, onların hayatta kalmak için vermiş oldukları haklı ve trajik/komik hikayesini anlattı. Film sonrası gerçekleştirdiğimiz sohbette savaşın görünen yüzüyle yaşattıklarının yanında görünmeyen yüzünün de olduğu buna ilaveten aslında var olan ancak “görünmeyen” insanlara yani; azınlıklara yaşattıkları da ele alındı. ht2Yapılan keyifli sohbetin ardından Kasım ayı filmi için öneriler bölümüne geçilerek öneriler arasından Der Verdingbub filmine karar verildi.   Bu filmde, Max bir çiftçi ailesinin çiftlik işlerinde çalıştırmak üzere evlatlık aldığı bir yetimdir. Üvey ailesi Max'a adeta bir köle gibi davranırken, evin öz oğlu ise onu aşağılamak ve yetim olduğunu başına kakmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Akordeon çalmak Max'ın kendine has bir özelliğidir. Kasabanın yeni öğretmeninin Max ile ilgilenmeye başlaması zaten kötü olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Max'ın çiftlikte çalışan Berteli ile kurduğu dostluk, tüm bu sıkıntılara dayanabilmesini sağlayan tek şeydir. Max onunla, çiftlik aletlerinin bile saf gümüşten olduğu bir dünya hayal etmektedir...   Bu hayal ile birlikte, Max’ın hikayesini konu alan bu filmi gelin birlikte izleyelim. 2 Kasım Cumartesi akşamı 19.00’da başlayacağımız etkinliğimize herkesi bekliyoruz…    

Ersin Tatar Eski Barakacıdır!

By Baraka Kültür Merkezi

BarakaErsin

  BarakaErsin                             Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın özünde “Bütün savaşlar ölüm getirir.” gibi temel bir mesajı olan ve oldukça yerinde bulduğumuz açıklaması sonrası, Türkiye basınına demeç veren Ersin Tatar’ın “Maalesef yaptığı açıklama marjinal grupların etkisinde yapılmış biraçıklamadır… Biz o tarafın kalabalığına Barakacılar diyoruz. Adı Türk, kendileri farklı bir ırk. Bazı Emperyalist güçler de bunları destekliyor” ifadelerini kullandığını öğrenmiş bulunuyoruz.   Öncelikle işbirlikçi siyasetin yıllardır birilerini Ankara’ya hedef göstermek ya da ilgili kişinin sağ cenahtan tepki görmesini sağlamak amacıyla “Bu Barakacıdır.” demesi artık bütün halkımızın aşina olduğu bir durumdur. Bu bağlamda derneğimizle aynı mücadele alanlarında bulunmak dışında hiçbir ilgisi olmayan gazeteciler, sanatçılar ve sendika yönetimleri yıllardır “Barakacı” diye hedef gösterilmektedir. Ancak son dönemde iş iyice çığırından çıkmıştır. Geçtiğimiz günlerde Bertan Zaroğlu isimli halk düşmanı şahıs, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’ı ‘’Barakacı olmakla’’ suçlamıştır. Bugün ise Cumhurbaşkanı Akıncı için Ersin Tatar tarafından ‘’Barakacıların etkisi altındadır.’’ ifadeleri kullanılarak aslında aynı imada bulunulmaktadır.   Derneğimizin yıllardır verdiği mücadeleden kaynaklı olarak, gailesi halkımızın haklarına sahip çıkmak olan herkes için “Bu Barakacıdır”denilmesi bir bakıma doğru olabilir. Tabii eğer halkın hakları için mücadele ederken Baraka ile aynı çizgiye denk gelmiş olmak birini ‘Barakacı’ yapmak için yeterli bir kriter ise, en eski Barakacılardan birinin Ersin Tatar olduğunu açıklamak durumundayız. 2005 yılında CTP’nin Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk’in Kumsal Park’ı halkın elinden almaya kalkışması üzerine konuya muhalif olanlar bir araya gelmiş, Ersin Tatar da Barakacılar ile komite kurarak, aynı masada toplantılar yapmış, sokakta yan yana bildiri dağıtmıştır. Yani olur da bir gün “Barakacılıkla” suçlanma sırası Ersin Tatar’a gelirse bilinsin ki, kendisi eski Barakacıdır.   Öte yandan Tatar’ın ırkımızla ilgili kullandığı ifadeleri ise halkımıza havale etmeyi uygun görüyoruz. Zira çabalarıyla, mücadelesiyle, sözüyle ve özüyle kim bu halktandır, kimin ise kökü dışardadır insanlarımız her şeyin farkındadır. Kimin Kıbrıslı Türk halkına, kim başka devletlere güvenerek hareket etmekte olduğu da ortadadır. Tüm hesapları ve gelir giderleri şeffaf şekilde kamuoyu ile paylaşılan Baraka’ya yönelik “Emperyalist güçler tarafından desteklendiği” ifadeleriyle ilgili ise, benzer bir iftirada bulunma gafletine düşen Serdar Denktaş’la ilgili hukuki sürecin devam ettiğini Tatar’a hatırlatır, sert gelen toplara kafa vurmaması konusunda uyarırız.       Baraka Kültür Merkezi (a) Kamil İpçiler

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 21:30’da GENÇ TV’de programa katılarak, gündemdeki siyasi konuları değerlendirecektir.

İzcan: Kıbrıs Türk toplumu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yanındadır. Yapılan hakaretleri sahiplerine aynen iade ediyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Türkiye’deki AKP hükümetinin ‘Barış Pınarı Harekatı’ adı altında Suriye’ye saldırmasının kabul edilmez olduğunu, AKP’nin,  kendini kurtarmak için bölge halklarını ateşe attığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, savaşla sorunların çözülemeyeceğini, adına ‘Barış Pınarı Harekatı’ dense de akanın kan olduğunu belirtip, halkların kardeşçe bir arada yaşayacağı barış temennisinde bulunmasının ardından, başta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere savaştan beslenen kesimlerin tehdit ve hakaretlerine maruz kalmasının kabul edilmez olduğunu vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kıbrıs Türk toplumu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yanındadır ve yapılan hakaretleri aynen sahiplerine iade etmektedir” dedi.

İşgalci ve işbirlikçilerinin tavırları, dünyanın her yerinde aynidir.

“Kıbrıs’ta, başta Başbakan Ersin Tatar ve Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay’ın yağ kokan demeçlerini dinlediğim zaman utandım” diyen İzzet İzcan, işgal altında olan ülkelerde, işgalci ve işbirlikçilerin tavırlarının değişmediğini belirtti.

Bu haksız savaş derhal durmalıdır.

BKP’nin, barış ve özgürlük mücadelesi veren kardeş halkların yanında olduğunu dile getiren İzzet İzcan, “Savaş ile sorunların çözülemeyeceğini, bu haksız savaşın derhal durmasını ve tarafların masaya oturarak sorunlarını sulh yoluyla  çözmelerinin tek çıkar yol olduğunu vurgulamakta yarar görürüz” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya tam destek verdiklerini vurguladı.

Baraka, ‘Anti-kapitalizm’ Değerini, Cuma Toplantılarında Tartışarak Güncelledi

By Kamil İpçiler

baraka hemen şimdi

Baraka Kültür Merkezi, yaklaşık 10 yıl önce belirlediği ve kitaplaştırdığı değerlerini yeniden tartışmaya ve geliştirmeye devam ediyor. Baraka’da son olarak ‘Anti-kapitalizm’ değeri, ‘Cuma Toplantıları’nda yapılan tartışmalar doğrultusunda güncellendi. Süreç, Baraka’nın tüm değerlerin yeniden ele alınması ve tartışılmasıyla devam edecek. Baraka’nın değerleri, Baraka Kültür Merkezi’nin her Cuma saat 19.00’da, Kızılbaş’taki Baraka lokalinde gerçekleştirdiği ve herkese açık olan ‘Cuma Toplantıları’nda tartışılıyor. Anti-kapitalizm değerinin son hali ise şöyle: Baraka anti kapitalisttir. Kapitalist emperyalizm, çağımızda sadece insanlığın değil bir bütün olarak eko-sistemin karşı karşıya olduğu temel beladır. Kültürel çeşitliliğin ve insanlığın entelektüel mirasının kapitalizmin tehdidi ile karşı karşıya olduğunun farkında olan Baraka, kapitalizme karşı mücadeleyi sınıfsal zeminde kurgular ve kendisini doğrudan kapitalizmin karşısında konumlandırır. Kapitalist sistem içerisinde tüm üretim ilişkilerinin ve toplumsal yaşamın örgütlenişi kar döngüsü-sermaye birikimi üzerinde şekillenmektedir. Kapitalizmin özünde bulunan daha fazla kar elde etme mekanizması, insanlığın toplumsal ihtiyaçlarını hiçe sayarak, kültürel değerleri ve ekolojik dengeyi yok etmek pahasına çalışır. Sermaye için tek bir anlam vardır, o da tüm anlamları anlamsızlaştıran kardır. Kapitalizm bir yandan sürekli krizlere girerken, öte taraftan bu krizlerden kaçınmak veya krizden çıkmak için “olağanüstü haller” yaratır. Öyle ki kapitalizmin kendisi tam da bu “olağanüstü halin” kural haline dönüşmesidir. Kriz halinde iken çıplak bir “olağan üstü hal”, değilken üstü kapalı bir “olağanüstü hal”! İşçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinin acımasız bir sömürüye tabi tutulabilmek için; cinsel yönelim, azınlık kimliği, göçmenlik  ve yerlilik temelinde yalnızlaştırılması; toplumsal yaşamın tüm bu kesimlerin birbirinden korkacak şekilde organize edilerek kontrol edilmesi; gezegen üzerinde yayılmacılık, savaş ve ekolojik talan! Öte yandan kapitalizm, kendisini tek seçenek olarak dayatır. Rekabet, bencillik ve kıskançlık gibi tasarımları insan doğası ve değişmez bir unsuru olarak sunan kapitalizm, bunun sonucunda dayanışmayan, bireysel kurtuluşçu ve tüketimci tek boyutlu bir insan profilinin evrensel insan doğası olduğu iddiasını ortaya koyar. Kapitalist sistemin devamı için egemenlerin kullandığı düşünsel hegemonya araçlarının başında ‘iyi yüzlü kapitalizm’ veya ‘yeşil kapitalizm’ gibi tasarımlar gelir. Özellikle sivil toplumcu anlayışın ürünü olan bu yaklaşımları savunanlar sadece sistem içi reformlara gidilmesini yeterli görürler. Eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin kaynağını sorgulamaktan uzak olan bu anlayışlar bizzat kapitalizm tarafından üretilen fikirler olup “iyi yüzlü barbarlık” veya “yeşil barbarlık” diye de okunabilir. Baraka, kapitalist sistem içerisinde kapitalizme ve onun ilişki biçimlerine karşı örgütlenen bir kurumdur. Bundan dolayı kendisini “kurtarılmış alan” olarak tanımlayıp kapitalist ilişki biçimlerinden etkilenmediğini iddia etmez. Fakat sadece büyük mücadeleler içerisinde değil hayatın her alanında ve en küçük biriminde dahi -rekabete karşı dayanışmayı vb. savunarak- kapitalist ilişki biçimlerine ve dayatmalara karşı mücadele eder. Bu anlamda “yarını bugünden kuralım” şiarı, Baraka’nın varoluşunun karakterize olduğu zeminin yapı taşlarındandır. Baraka kapitalizmin dayattığı biçimiyle sabit ve değişmez bir insan doğasının kabul edilemez olduğunu savunur. İnsan doğası var olduğu toplumsal yapıdan etkilenmeden oluşmaz. Kapitalizmin dayattığı biçimi ile insan; rekabetten, bireyselcilikten ve egoizmden etkilenmiştir. Fakat bu insanın doğası değildir. Bu bağlamda Baraka kolektif kurtuluş ile bireysel özgürlüğü bir birinden bağımsız olarak düşünmez. Bu özgürleşme de ancak içerisinde dayanışma, eşitlik, bir arada yaşam, enternasyonalizm, adalet ve özyönetimcilik ilkelerinin bulunacağı bir anti kapitalist  mücadele sürecinin içerisinde gelişip yayılabilecektir. Baraka ekoloji, gençlik, kadın özgürleşmesi ve LGBT+ gibi toplumsal hareketlerin bağımsızlıklarından ödün vermeksizin anti kapitalist zeminlerde birlikteliğini savunur. Sistem içi iyileştirmeleri reddetmemekle birlikte, aslolanın sistemi reformlarla dönüştürmek değil, tamamen ortadan kaldırmak  ve  yerine “birimizin özgürce gelişmesinin hepimizin özgürce gelişmesinin koşulu olduğu” sosyalist bir sistem  kurmak olduğunu savunur.

BKP: Savaş ve işgallere hayır diyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Merkez Yönetim Kurulu,  Türkiye’deki AKP hükümetinin savaş kararı alarak Suriye sınırları içerisinde askeri operasyon başlatmasının bölge istikrarına hiçbir katkı yapmayacağını vurgulayarak, savaş kararının Türkiye’nin koas içerisine çekilmesine ve yıllarca sürecek bir savaşa neden olacağına işaret etti.

Yaşananlardan bölge ve Türkiye halkları adına büyük kaygı duyduklarını ifade eden BKP Merkez Yürütme Kurulu, bu savaşın haksız bir savaş olduğunu, Türkiye ve bölge haklarına bir faydası olmayacağını ve Orta doğuyu kan gölüne çevireceğini vurguladı.

“ Birleşik Kıbrıs Partisi, böylesi vahim sonuçlar doğuracak  bu savaşı desteklememektedir. AKP hükümeti gündemi değiştirerek, halk içinde kaybettiği desteği şovenizm ve milliyetçiliği  ön plana çıkararak kitle desteğini artırmaya çalışmaktadır” diyen BKP MYK, Yaşananların AKP’nin emperyalist ve Noe Osmanlıcı dış politikasının devamı olduğunu vurguladı.

BKP’nin Türkiye’deki Türk ve Kürt halklarının kardeşçe birlikte, demokrasi, özgürlük ve barış içerisinde yaşamasını desteklediğine vurgu yapan BKP MYK,  AKP’nin de Tüm diktatörlük yönetimlerinde olduğu gibi milliyetçilik ve şovenizmi tırmandırarak iktidarını koruma çabasında olduğuna işaret ederek, “ Yüzlerce Türk ve Kürt genci yaşamını yitirecek, ancak egemen sınıf savaştan nemalanmaya devam edecek ve bu savaştan egemenler karlı çıkacaktır” dedi..

“ BKP MYK  savaş kararına destek veren başta CHP ve diğer siyasal partileri de yaşanacaklardan sorumlu tutar ve kınar. Demokrasi ve barışı savunduğunu belirten siyasal partilerin böylesine haksız ve acımasız bir savaşa destek vermesi kabul edilemez bir tutumdur” diyerek, “ BKP yurdumuz Kıbrıs’ta olmak üzere dünyada bu fetihçi, işgalci zihniyete destek veren kesimleri kınar ve insanlığın geleceğinin barış ve demokraside olduğuna vurgu yapar” dedi.

Asılan Bedenler Yaşayan Fikirler – Aziz Güven

By Nazen Şansal

70678399_2246523222304871_6526809977208700928_n

Argasdi dergimizin "Bellek" sayfasında, 48 yıl önce bugünü; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararının verildiği gün olan 9 Ekim 1971'i ele aldık...

70678399_2246523222304871_6526809977208700928_n

9 Ekim 1971... Üç fidanı darağacına gönderen idam kararının verildiği gün... Son dönemlerde idam cezası tekrardan tartışılır olmaya başlandı. En temel insan haklarından biri olan “yaşama hakkı”na aykırı olması nedeni ile Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkenin ceza yasalarından çıkarılmış olan idam cezası; taciz, tecavüz gibi suçları işleyen kişilere karşı duyulan ve büyüyen haklı öfkenin adı olarak sıkça dillendirilir oldu. Yaşama hakkına aykırılığı ve çağ dışılığı bir yana dursun, böylesi bir cezanın hukuk sistemlerinde yer alması halinde kimlere uygulanacağı da göz ardı edilemeyecek kadar önem arz etmektedir. Demokrasinin ve özgürlüklerin her geçen gün gerilediği günümüz Türkiye’sinde, idam cezalarının olsa olsa devrimcilere uygulanacağından endişe duymak hiç de yersiz olmayacaktır. İdam cezası ile taciz ve tecavüz suçlularına duyulan öfkenin dineceği, yüreklerde hissedilen acılara bir nebze de olsa su serpileceği zannedilse de, aslında böylesi suçların yaşanmayacağı daha güzel bir dünya için mücadele edenlerin aleyhine rahatlıkla uygulanabilecek bir yaptırıma da dönüşebilecektir.

*** Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)’nun kurucu üyelerinden olan Deniz Gezmiş, yaşasaydı bugün 70 yaşındaydı. 27 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde, öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Deniz, henüz daha lise yıllarındayken tanışmıştı sol fikirlerle. Gencecik yaşında kendisini eylemlerin içerisinde buluveren Deniz Gezmiş’in ilk tutuklanması 31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin, Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında, Türk-İş yöneticilerini protesto eden bir grupla beraber yaptığı eylem sonucunda olacaktı. 1966 Kasımında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde dahil olduğu çok sayıda eylemliliklerle geçen üniversite yıllarında birçok kez gözaltına alınan ve tutuklanan Gezmiş’in 1967 senesinde öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağının yakılması nedeniyle yaşadığı bir gözaltı da mevcuttur. Anti emperyalist tam bağımsız bir Türkiye uğruna yoldaşları ile birlikte cesurca verdiği mücadeleye sığdırdıkları sayısız protestonun içinde kuşkusuz ki en önemlilerinden biri de 6. Filo eylemleriydi. Üniversite yıllarında Devrimci Hukukçular Örgütü’nün de kurucularından olan Gezmiş’in beraatla sonuçlanan yargılanmaları da oldu. 68 Kuşağı’nın ideolojik atmosferinde “Sosyalist Devrim”, “Milli Demokratik Devrim” gibi politik tezlerden Milli Demokratik Devrim görüşünün öğrenciler arasında yayılmasına çok büyük bir etkisi olan Deniz, 1968 yılında yapılan öğrenci eylemlerinde Cihan Alptekin, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Mustafa İlker Gürkan, Cevat Ercişli, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Erim Süerkan ile birlikte Devrimci Öğrenci Birliği’ni kurar. Yürüttükleri Milli Demokratik Devrim mücadelesi içerisinde silahlı eylemlerde de bulunan Deniz Gezmiş ve arkadaşları başta Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Alparslan Özdoğan, Cihan Alptekin olmak üzere diğer genç sosyalistlerle birlikte 4 Mart 1971 tarihinde yayımladıkları bir bildiri ile THKO’yu kurduklarını kamuoyuna açıklarlar. İlk silahlı eylemini 29 Ocak 1970 tarihinde gerçekleştirecek olan THKO; içinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in de bulunduğu idam kararının iptali için çalışmalar yürütecektir. Silahlı faaliyetlerine bu dönemde de devam edecek olan örgüt, Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki Sıkıyönetim Mahkemesi’nin, 9 Ekim 1971 tarihinde verdiği idam kararı ve ardından 1972 yılının 6 Mayıs’ında üç fidanın idam edilmeleri neticesinde dağılacaktır. Bugün, üç fidanın haklarında verilen idam kararının 48. yılında Türkiye’deki genel siyasal tablonun hemen hemen hiç değişmediğini söyleyebiliriz. Türkiye’de idam cezası kaldırılmış olsa da, Denizlerin idamına ortak olan zihniyetlerin mirasçıları hala daha iktidardadır; ve yargısız infazlarla idam müessesesini farklı biçimlerde sürdürmeye, her geçen gün idam cezasına geri dönüşün yollarını açmak adına ajitasyon yapmaya devam etmektedir. Kurulu düzenin hukuken, siyaseten ve ahlaken daha da geriye gittiği Türkiye’de, tüm bu olumsuzluklara karşı ilerici, aydın ve devrimci halk kitleleri tarafından sahiplenilen simgenin adıdır Denizler; ve mücadeleleri bugünün devrimcilerine hala ışık tutmaya devam etmektedir. Aziz Güven Kaynak: Vikipedi.com

Yiğiter: “Yaşamını yitirenlerin ailelerine sabır dileriz. Yoğun bakımdaki çocukların da bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ederiz”.

By birlesikkibrispartisi

         Birleşik Kıbrıs Partisi Kadın Meclisi sözcüsü Hediye Yiğiter,  Turunçlu-Ulukışla arasında meydana gelen trafik kazasında 3 kişinin hayatını kaybetmesinden derin üzüntü duyduklarını belirterek, “ Gün geçmiyor ki yeni bir kaza haberi ile ocaklara ateş düşmesin. Ne yazık ki 3 can daha kaybettik. 2 çocuğumuz da yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Yaşamını yitirenlerin ailelerine sabır dileriz. Yoğun bakımdaki çocukların da bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ederiz” dedi.
Geçmiş hükümetler dahil hiçbir hükümetin yol güvenliğini sağlayacak gerekli tedbirleri almadığına vurgu yapan Yiğiter, “Yolların alt yapısı bozuk, yeterli ışıklandırma ve bariyer yok.  Hem alt yapı eksikliğinin hem de sürücü dikkatsizliğinin neden olduğu kazalar yaşanıyor. Yaşanan kazada temel sorun bariyerlerin olmamasıdır. Eğer yolda bariyerler olsaydı ölümler yaşanmazdı” dedi.
Polis kontrolünün artırılmasının, yolların alt yapısının çağdaş ülkelerdeki seviyeye getirilmesinin ve sürücülerin sıkı bir eğitim ve denetimden geçmesinin şart olduğunu ifade eden Yiğiter, “ Trafik kazalarını en aza indirmenin yolu bu üç bacağın da eksiksiz uygulanmasından geçer” dedi.
Hükümet edenlerin yaşananların ardından üzgünüz açıklaması yapmasının abesle iştigal olduğuna vurgu yapan Yiğiter, “ Bir ülkeyi yönettiğini iddia edenlerin üzgün olma lüksü yoktur, idare edenlerin görevi vatandaşının güvenliğini sağlayacak tedbirleri almaktır”  dedi.

İzcan: BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 5’li uluslararası konferansı toplamalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, iki toplum liderinin New-York ziyaretleri sonrasında topun BM Genel Sekreteri Antonio Guterre’te olduğunu vurgulayarak, BM Genel Sekreteri’ni liderleri referans noktalarında uzlaşmaya teşvik ederek, 5’li uluslararası konferansı toplamaya çağırdı.

“Yeterince görüşme yapılmıştır” diyen İzzet İzcan, “Sıra kararlı adımlar atıp sorunu kalıcı bir şekilde çözmeye gelmiştir” dedi.

Önümüzdeki Ekim, Kasım aylarının önemli olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, varsa pürüzlerin,  BM temsilcisi bayan Loutun bölgeye gelerek giderilebilineceğini belirterek, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten 5’li uluslararası  konferans için inisiyatif almasını talep etti.

Önümüzdeki fırsat kaçırılırsa,  “Kıbrıs ve bölgede gerginlik politikası hakim olacaktır.

Önümüzde duran fırsatın kaçırılması durumunda, Kıbrıs ve bölgede gerginlik politikasının hakim olacağını belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kıbrıs sorununu dünyada çözümsüz sorunların arasına katılacak ve kalıcı bölünme gerçekleşecektir” dedi.

Geleceğimiz çözüm ve barıştadır.

“Geleceğimiz çözüm ve barıştadır” diyen İzcan, ilgili tarafları federal birleşik Kıbrıs için çalışmaya davet etti.

Kıbrıs Türk Diyabet Derneği, BKP’yi ziyaret ediyor.

By birlesikkibrispartisi

 

Kıbrıs Türk Diyabet Derneği,  2 Ekim Çarşamba, sabah  saat 11’de Birleşik Kıbrıs Partisi’ni ziyaret edecektir.

“Yürümek Güzeldir”  kampanyası çerçevesinde gerçekleşecek görüşme, Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleşecektir.

İlker Kılıç’ı kaybettik.

By birlesikkibrispartisi

Kıbrıs sorununa verilecek cevabın, tüm Kıbrıs toplumlarının bir araya gelerek tek bir sesle, barış içinde, eşit Kıbrıslı vatandaşlar olarak birlikte yaşama isteklerini ortaya koymalarında yattığına inandım” İlker Kılıç.

 

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, İlker Kılıç’ın vefatı dolayısıyla yayımladığı taziye mesajında, “Ömrünü barış, birleşik ve federal Kıbrıs’a adamış sevgili yoldaşımız İlker Kılıç’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz “ diyerek, başta ailesi olmak üzere tüm barışsever Kıbrıslılara baş sağlığı dileğinde bulundu..

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapıldı.

By Sersan
Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve Devam »

We should say a clear NO to the extraction of petrol and natural gas that will not help to the nature and the people of the island at all!

By Nazen Şansal

1

Baraka Cultural Center and Independence Path, that organized in the north of Cyprus, had made a statement about oil and gas:

3

We should say a clear NO to the extraction of petrol and natural gas that will not help to the nature and the people of the island at all! The steps of a new ecological crisis are being taken in our country and throughout the Mediterranean for the continuity of the ongoing system of lies and plunder.The petrol and natural gas drilling activities which are the most important issue of the imperialists' political finances and the commercial incomes of the giant energy companies, continue to endanger the peace from time to time.While all around of us is getting dirty with petrol by the clash of interest, no one thinks of the real interest of the people of the island, the future of the Mediterranean and our planet.Regardless of right-leftist, environmentalist-developmentalist, ecologist-capitalist, everyone seems convinced that petrol and gas are ‘wealth’ and ‘need’.The fact that energy companies do not prefer a tense atmosphere in the geography they will invest in and that the states fund the capital, create the belief that ‘peace’ will be risked while taking the petrol to surface.In fact, with that ‘wealth’ (which will come from petrol), plans are being made to cover the cost of the solution (especially the cost of property) which the majority of our people are longing.We; nature lovers, want to live in peace and tranquility of an island where all peoples are brothers and sisters. While we are not standing up against them, both the Republic of Cyprus and Turkey's government is continuing their drilling by a mutual challenge. However, we know very well from the Middle East that there is no human prosperity and the peace of the peoples when it comes to petrol, but wars and ethnic/religious conflicts escalate and terror and armament increase.The natural resources in the hands of capital have brought oppression to the peoples while providing wealth to only a very small class.Peace and brotherhood and sisterhood of the people in Cyprus cannot be built with petrol, but with an ecology-oriented order that is compatible with nature. Apart from the risk of ‘accidents’ that affect the lives of thousands of people that have turned the Gulf of Mexico into a dead sea for years, deep-sea drillings have been damaging the sensitive Mediterranean ecosystem.The catastrophe, which recently resulted in the death of 11 people in the US-owned drilling rig owned by a world-class petrol company, did not only affect the lives of people, but also infiltrated the sea for 3 months, the ecosystem of the Gulf of Mexico and negatively affected lives of the animals such as whales, sea turtles and migratory birds.There is no guarantee that such a disaster will not occur in the Mediterranean and that the lives of the islanders and our ecosystem will not be adversely affected. The filth left by the American company CMC in Lefke region between 1912 and 1974 has been causing environmental problems, pollution of sea and ground waters, cancer and various diseases for 45 years. When petrol is discovered and operated, the result will unfortunately be similar. Above all, if mankind wants to exist on this planet and is thinking of future generations, fossil fuels that arethe most important cause of climate change, air and water pollution and ecological destruction must now be completely abandoned.New wells and resources should not be opened at all. Renewable energy sources should be used as a continuous choice.Almost all of the capitalist states had to accept this scientific truth, and international law was created in this respect by the Paris Agreement.However, states that do not obey their own rules are only maximizing the profits of companies.Because the existing system of exploitation has no choice but to grow.Saying a clear no to petrol extraction in our island - no matter which company or state it is in - also includes an anticapitalist attitude and opens the door to a new way of life for us. The defense that energy is an inevitable ‘need’ also comes up with the question of ‘who needs’ it.Unless the people / producers decide what to produce for how long and for what, we're not talking about real needs but a consumption frenzy inflated by the advertising market.In an era of cultural degeneration and alienation at the peaks and worship of commodities, everything is produced in excess to satisfy the hungry eyes of the market and impudence is imposed as a way of life. We urge our environmentally sensitive people, who shouted that they did not want apetrol filling facility on the shores of our island a few years ago, who organized actions from the east to the west, who asked the account of the pollution created by AKSA, and who made meaningful contributions by planting trees and collecting garbage to say ‘stop’ to the petroleum and gas exploration works. We invite all officials, particularly the President and the Ministries of Foreign Affairs and Environment, to think ecologically, people-oriented, and not to allow petrol and natural gas to be searched in our seas. We invite environmental friends and nature lovers living in the south of our island to raise their voices against their governmentsand to fight together to end the search for petrol and natural gas. Baraka Cultural Center, Independence Path 28 September 2019

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı

By Nazen Şansal

3

1

  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına "hayır" denmesi gerektiği mesajını verdi. Baraka lokalinde gerçekleşen açıklamada ilk olarak Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu bir konuşma yaparak, "Petrol ve doğalgaz konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye hükümeti üzerinden yükselen bir gerilim gibi görünse de bunun geri planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği hatta İsraille bağlantılı şirketlerin ülkemizin doğal varlıkları üzerinden elde etmeye çalıştıkları kar ve zenginlik gerilmi vardır." dedi. Petrolün, yıllardan beridir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne hizmet edeceği iddia edilse de aslında çözümü daha da zorlaştıracağını vurgulayan Rahvancıoğlu, dünyadaki örneklere ve ülkemizde Lefke CMC örneğine baktığımızda, maden aranmasının halklara sadece zehir yığını bıraktığını, ekosisteme de ciddi zararlar verdiğini vuguladı. Ardından Baraka aktivisti Pınar Piro'nun okuduğu basın açıklamasında ise petrol ve doğalgaza hayır denmesi çağrısının detayları yer aldı. "Yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir." ifadelerinin yer aldığı açıklamada, "insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır." denildi.

2

Kuzey ve güneyde yaşayan ada halklarına birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamanın tam metni şöyle:   Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz! Süregiden yalan ve talan sisteminin devamlılığı için, ülkemizde ve tüm Akdeniz’de yeni bir ekolojik krizin adımları atılıyor. Emperyalistlerin siyasi hesaplarının ve dev enerji şirketlerinin ticari rantlarının en önemli konusu olan petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları, zaman zaman barışı da tehlikeye atacak şekilde sürüyor. Dört bir yanımız, çıkar çatışmalarıyla petrol karasına bulanmak istenirken kimse ada halklarının gerçek menfaatini, Akdeniz’in ve gezegenimizin geleceğini düşünmüyor. Sağcı-solcu, çevreci-kalkınmacı, ekolojist-kapitalist fark etmeksizin herkes petrol ve doğalgazın “zenginlik” ve “ihtiyaç” olduğuna ikna görünüyor. Enerji şirketlerinin, yatırım yapacakları coğrafyada gergin bir atmosferi tercih etmemesi ve devletlerin de sermayenin dümen suyuna gitmesi, petrolle birlikte “barış”ın da su yüzüne çıkacağı inancını pompalıyor. Hatta halkımızın büyük çoğunluğunun özlemle beklediği çözümün bilhassa mülkiyet ile ilgili maliyetinin bu “zenginlik”le karşılanması planları yapılıyor. Bizler; doğa severler, halkları kardeş bir adada barış ve huzur içinde yaşamak isteyenler, meydanı boş bıraktıkça, bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti bir yandan Türkiye hükümeti, karşılıklı meydan okumalarla sondajlarını sürdürüyor. Oysa yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir. Meksika Körfezi’ni yıllarca ölü bir denize çeviren, binlerce insanın yaşamını etkileyen türde "kaza"ların olma riski bir yana, derin deniz sondajları hassas Akdeniz ekosistemine önemli zararlar vermektedir. Yakın zamanda ABD’de dünya devi bir petrol şirketine ait sondaj alanında 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan felaket, sadece insanların yaşamına etki etmemiş, 3 ay boyunca denize sızan petrol, Meksika Körfezi'nin ekosistemini ve bu ekosistemde yaşayan balinalar, deniz kaplumbağaları ve göçmen kuşlar gibi hayvanların yaşamını olumsuz etkilemiştir. Buna benzer bir felaketin Akdeniz’de yaşanmayacağının, ada halklarının hayatının ve ekosistemimizin olumsuz etkilenmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır. 1912-1974 yılları arasında Lefke bölgesinde maden çıkaran ve sömüreceği maden bitince de çekip giden Amerikan şirketi CMC’nin bıraktığı pislik, 45 yıldır ada çapında çevre sorunlarına, deniz ve yer altı sularının kirlenmesine, kanser ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Petrol bulunup işletildiğinde varılacak sonuç, ne yazık ki benzer olacaktır. Hepsinden önemlisi, insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu bilimsel gerçeği, kapitalist devletlerin de neredeyse tümü kabul etmek zorunda kalmış ve Paris Anlaşmasıyla bu konuda uluslararası hukuk yaratılmıştır. Ancak kendi koydukları kurallara dahi uymayan devletlerin tek yaptığı, şirketlerin karını maksimize etmektir. Çünkü mevcut sömürü sisteminin, ne pahasına olursa olsun büyümekten başka çaresi yoktur. Adamızda petrol çıkarılmasına -hangi şirket veya devlet olursa olsun- net bir hayır demek, bu anlamda antikapitalist bir tavır da içerir ve bizlere yeni bir yaşam biçiminin kapılarını aralar. Enerjinin kaçınılmaz bir "ihtiyaç" olduğu savunusu da "neyin ve kimin ihtiyacı?" sorusuyla karşılaşır. Neyin, ne kadar ve ne için üretileceğinin kararını halklar/üretenler vermediği sürece, gerçek ihtiyaçlardan değil reklam piyasasının şişirdiği bir tüketim çılgınlığından bahsediyoruz demektir. Kültürel yozlaşma ve yabancılaşmanın doruklarda yaşandığı, metalara tapılan bir dönemde, piyasanın aç gözünü doyurmak için her şey fazlasıyla üretilmekte ve arsızlık bir yaşam biçimi olarak dayatılmaktadır. Daha birkaç yıl önce adamızın kıyılarında petrol dolum tesisi istemediğini haykıran, en doğudan en batıya eylemler düzenleyen, AKSA'nın yarattığı kirliliğin hesabını soran, ağaç dikmeye ve çöp toplamaya anlamlı katkılar koyan çevreye duyarlı halkımızı, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına da "dur" demeye çağırıyoruz. Başta Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve Çevre Bakanları olmak üzere tüm yetkilileri, ekonomi değil ekoloji öncelikli, kar değil insan odaklı düşünmeye ve her kim olursa olsun denizlerimizde petrol ve doğal gaz aranmasına izin vermemeye davet ediyoruz. Adamızın güneyinde yaşayan çevre dostlarını, doğa severleri de kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltmeye, petrol ve doğalgaz aranmasına son vermek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu 28 Eylül 2019

 3

Baraka Tiyatro Ekibi Liseli Gençlere Kapılarını Açıyor

By Nazen Şansal

DSC_3750

DSC_3750

Baraka Kültür Merkezi çatısı altında faaliyet gösteren ve pek çok sahne ve sokak oyununa imza atan Baraka Tiyatro Ekibi, yeni katılmak isteyenler için kapılarını açıyor. 18 yaş üzeri yetişkin ekibinin çalışmaları 24 Eylül Salı günü başlarken, 15-18 yaş arası liseli gençlik ekibine katılmak içinse 28 Eylül Cumartesi 16.30’da başvuru ve kayıt yapılabileceği belirtildi. Ücretsiz olarak yapılacak eğitimlere Lefkoşa Belediye Tiyatrosu oyuncularından Döndü Özata ve Özgür Oktay Refikoğlu ile Devlet Tiyatrosu oyuncusu Özlem Özkaram da çeşitli atölyelerle katkı koyacak. Bir ay sürecek eğitimlerde, nefes, ses ve konuşma egzersizleri, beden ve mimik kullanımı, yaratıcı doğaçlama, müzik ve ritim atölyeleri yer alacak. Ayrıca Ekim ayı sonunda da 2 günlük tiyatro kampı gerçekleştirilecek. Eğitim sürecinin ardından çeşitli protest sokak tiyatroları hazırlanması ve mart ayında da sezon oyununun sahnelenmesi planlanıyor. Başvurular ve çalışmalar Baraka lokalinde yapılacak. Adres: Ayvalı Sokak No:3, Kızılbaş, Lefkoşa. (Kermeoğlu karşısı, Ay Mobilya yanı)    

Baraka ve Bağımsızlık Yolu Petrol ve Doğalgaz Konusunda Basın Açıklaması Yapacak

By Nazen Şansal

petrol foto

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, 28 Eylül Cumartesi günü saat 11.00'de Baraka Kültür Merkezi'nin Kızılbaş'taki lokalinde "Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz!" başlıklı bir basın açıklaması gerçekleştirerek, ülkemiz kıyılarında petrol aranması konusundaki detaylı görüşlerini basın ve kamuoyu ile paylaşacaktır. Basın emekçilerinin ve konuya duyarlı kişi ve örgütlerin ilgisi ve katılımı özlenir.
Tarih: 28 Eylül Cumartesi
Saat: 11.00
Yer: Baraka Kültür merkezi lokali, Ayvalı Sokak No:3 Kızılbaş-Lefkoşa (Kermeoğlu karşısı, Ay Mobilya yanı)
petrol foto

İzcan: Liderler New-York görüşmelerinde samimi ve sorumlu davranmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,  New-York’ta  BM Genel Sekreteri Antonio  Guterres’le yapılacak görüşme öncesinde liderleri sorumlu ve yapıcı davranmaya çağırdı.

BM Genel Sekreterinin yol haritasını belirlediğini, bunun da referans şartlarında uzlaşarak, Avrupa’nın bir şehrinde 3’lü zirve olduğunun altını çizen İzcan, taraflardan, bunu zora sokacak davranışlardan uzak durmalarını istedi.

AKP görüşme sürecini berhava etme peşindedir.

Türkiye’deki AK parti hükümetinin, 5’li gayri resmi zirve talep ederek süreci berhava etme peşinde olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bunun kabul edilmesi durumunda ipe un serileceğini söyledi.

Nikos Anastasiyadis’i Kıbrıs Türk toplumunun temel haklarına saygılı olmaya çağırıyoruz.

Doğal gaz aramaları ve Maraş’ın iskana açılmasını karşı tarafı tahrik etmek için kullanan AKP iktidarı, “Federal çözüm sürecini engelleme peşindedir” diyen İzzet İzcan, Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiyadis’i  ikircikli davranmaktan vaz geçmeye,  samimi ve dürüstçe Kıbrıs Türk toplumunun temel haklarına saygı göstermeye çağırdı.

Ya federasyon, ya taksim.

“Önümüzde duran alternatif ya federasyon, ya da taksimdir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Ülkedeki tüm federalist güçlerin birlikte hareket etmesi şarttır” dedi.

Yiğiter: İki Kıbrıslı Rum kadının evlerinin fotoğrafını çektikleri gerekçesiyle tutuklanmasını kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Kadın Meclisi Sözcüsü Hediye Yiğiter,  iki Kıbrıslı Rum kadının, ara bölgenin kuzeyinde  kendi evlerinin fotoğrafını çektikleri gerekçesiyle polis tarafından tutuklanmalarını kınadıklarını belirterek,  “ Bu ülkede yaşanan en büyük acılardan biri de her iki toplumun da 1974 sonrasında doğup büyüdükleri evleri, köyleri terk etmek zorunda kalmalarıdır. Bu çok insani ve hassas bir konudur. Ara bölgede kalan eski evlerini fotoğraflamak istedikleri için Kıbrıslı Rum bir anne ve kızının polis tarafından “askeri yasak bölgede fotoğraf çekme” gerekçesiyle tutuklanması çağ dışıdır ve milliyetçilik ve şovenizmi körüklemekten başka bir işe yaramaz” dedi.

Kısa bir sürece önce Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın bir gazeteci ordusu ile Kapalı Maraş’ta fotoğraf ve video çekimi yaptığını hatırlatan Yiğiter, söz konusu evin askeri lojman olarak kullanıldığının basında da yer aldığına vurgu yaparak, “ Maraş’ta yapılan suç değilse, bu neden suç” diye sordu?

İnsani bir konunun, geçmişe, yaşamının bir kısmını geçirdiği eve özlemin mahkemede sonuçlanması yaşamak zorunda bırakıldığımız ateşkes koşullarının siyasi bir sonucudur” diyen Yiğiter, çözümsüzlük devam ettiği sürece temel insan haklarına aykırı bir şekilde tüm Kıbrıslıların bu tarz olaylarla karşı karşıya kalacağını söyledi.

Askeri bölgelerin sivil yerleşim bölgelerinin dışına taşınması gerektiğine işaret eden Yiğiter, “ Acı da olsa göç ülkemizin bir gerçeğidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Rumlara ait birçok yerleşim yeri bu gün askeri bölge içinde kalmıştır. Ve bu yerleşim yerlerinin sahipleri, köylerini, doğup büyüdükleri evleri görememektedir. Bu kuzeyde hüküm süren rejimin temel insan haklarını ihlal ettiğinin en açık göstergesidir” dedi.

“ Bu tür olaylar, milliyetçi ve şoven çevrelerin ekmeğine yağ sürmekten öteye gitmez. Toplumlar arası ilişkileri gerginleştirerek, olası bir çözüm ihtimalini torpilleyerek, kuzeydeki rejimin bu şekilde ömrünün uzatılması mümkün değildir” diyen Yiğiter, “ Ülkemizde artık barış ve çözüme ulaşmanın, temel insan haklarına saygılı demokratik bir yapının kurulmasının zamanı gelmiştir. Kıbrıs sorunun çözümü daha fazla ertelenmemeli, Kıbrıslılar çözümsüzlüğün neden olduğu bu tarz olaylar yüzünden daha fazla acı çekmemelidir” dedi.

 

Sonüstün: Kıbrıs, asker ve silahtan arındırılmalıdır. Halkımıza geçmiş olsun.

By birlesikkibrispartisi

          Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Çatalköy bölgesinde askeri cephanelikte patlamalar meydana gelmesinden duyduğu üzüntüyü belirterek, bölge halkına geçmiş olsun dileklerinde bulundu.

Kıbrıs’ın,  dünyada yüzölçümüne göre en çok silahlandırılmış bir kara parça        sı olduğunu vurgulayan Sonüstün, “Afrodit’in  bu küçücük adasında askeri cephanelikler değil, barış ve huzurun olması gerekir” dedi.

Kıbrıslılar, ölümle burun buruna yaşamaktadır.

Benzer patlamaların Güney Kıbrıs’ta da yaşandığına dikkat çeken Salih Sonüstün, “Ateşkes koşullarında yaşayan Kıbrıslılar, ölümle burun buruna yaşamaktadır” dedi.

“Can kaybının olmaması büyük bir tesellidir” diyen BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “Kıbrıslıların öncelikli hedefi,  asker ve silahtan arınmış bir Kıbrıs yaratmak olmalıdır” dedi.

Kıbrıs’ta çözüm acil bir ihtiyaçtır.

“Görüşme sürecinin bir an önce başlayarak, çözüme ulaşılması için BKP var gücüyle  çalışmaya devam ediyor” diyen Salih Sonüstün, “Yaşananlar, çözümün aciliyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir” dedi.

 

İzcan: TC Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu protesto eder “Hain” söylemini kendisine iade ederiz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun,  ülkemizin çeşitli bölgelerinde kitle toplantıları düzenleyip, hainlik edebiyatı yaparak, iç işlerimize müdahale etmesinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.

Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin bir vilayeti değildir ve olmayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı’nın “ Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlüğüne  karşı çıkanlar vatan hainidir” şeklindeki sözlerini kendisine iade ederek, protesto ediyoruz diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin bir vilayeti değildir ve olmayacaktır” dedi.

“Kıbrıs Türk toplumunun kendi geleceği ile ilgili karar verme hakkı, kendi özgür iradesi ile seçilen yöneticilere aittir” diyen İzcan, “Kıbrıs konusunda görüşmeleri yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nındır” dedi.

Kıbrıslı Türkler,  özne olmaktan çıkartılarak asimile edilmeye çalışılmaktadır.

Ankara’daki AKP hükümetinin federal çözüme karşı olduğunu, Kıbrıs’ın kuzeyini elinde rehine olarak tutarak kendi ekonomik ve askeri çıkarlarını koruma peşinde olduğunu vurgulayan İzcan, “Kıbrıslı Türkler özne olmaktan çıkartılarak asimile edilmeye çalışılmaktadır” dedi.

“Hiçbir onurlu Kıbrıslı Türk bunu kabul edemez” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan,  parlamentodaki partileri, kafalarını kuma sokmaktan çıkartarak, halkın çözüme ve barış iradesine sahip çıkmaya çağırdı.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 20:30’da ADA TV’de programa katılarak son siyasi konuları değerlendirecektir.

İzcan: UBP- HP hükümetinin 100 günlük icraatı daha çok şükran, daha çok biat, daha çok peşkeşten ibarettir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin yüz günlük icraatlarının daha çok şükran, daha çok biat ve daha çok peşkeşten ibaret olduğunu vurgulayarak, “ Bu hükümet Kıbrıslı Türklerin ekonomik, sosyal ya da siyasal anlamda rahatlamasını sağlayacak hiçbir adım atmadığı gibi, şükran, biat politikası ile siyasi ömrünü uzatmaktan öteye gitmemiştir” dedi.
“ UBP- HP hükümeti, Maraş ve Hidro karbon meselesini kullanarak milliyetçilik ve fanatizmi yükselten, sorununun çözümüne dair en ufak bir ümidi ortadan kaldırmak için çabalayan ve Cumhurbaşkanına saldırarak itibarsızlaştırma peşinde statükoya sımsıkı sarılmış, statükonun kendisidir” diyen İzcan, temel politikanın Kıbrıs’ın kuzeyindeki yağma, talan, hırsızlık düzeninin ilelebet devam etmesi ve Kıbrıs Türk toplumunun varlık ve kimliğinin yok olmasının sağlanması olduğunu söyledi.
“Kuzey Kıbrıs’a çizilen rol, buradaki nüfus ve toprak yapısının, Kıbrıslı Türklere ait ne varsa yok edilmesini ve Kıbrıs’ın kuzeyinin ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda Ankara’ya tam bağımlı bir vilayet haline getirilmesidir” diyen İzcan, tek çıkar yolun demokrasi güçlerinin en geniş demokratik birliği oluşturması ve mücadeleyi yükseltmesi olduğunu vurguladı.
Emek, çözüm ve özgürlük mücadelesinin birlikte yükseltilmesinin şart olduğunu ifade eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “ Birleşik Kıbrıs Partisi bu güne kadar olduğu gibi tüm demokrasi güçlerinin en geniş birlikteliğini savunmaya ve birlikteliği oluşturmak için çalışmaya devam edecektir” dedi.

 

İzcan: Liderler referans noktalarında antlaşarak zirvenin önünü açmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiyadis’e  New-Yorkta üçlü zirvenin gerçekleşmesi için yapıcı davranma çağrısında bulundu.

BM Genel Sekreterinin geçici özel danışmanı Jane Holl Lute’nin, taraflar arasındaki ayrılıkların giderilmesi için Kıbrıs’ta bulunduğunu hatırlatan İzzet İzcan, referans noktalarında uzlaşılarak görüşme sürecinin önünün açılmasını talep etti.

Gelecek barıştadır.

“Görüşmeler Crans Montana’da kaldığı yerden başlamalı ve taraflar BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e taahüt ettikleri gibi, referans noktalarında uzlaşarak Guterres  fikirleri temelinde sorunun çözümüne odaklanmalıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Gelecek,  Maraş veya Doğal gaz gibi macera arayışlarında değil, barıştadır” dedi.

Gerekirse bir araya gelin.

Gerekirse iki liderin BM Özel Danışmanı Jane Holl Lute’nin ev sahipliğinde bir araya gelerek, sıkıntılı noktaları aşmaları çağrısında bulunan İzcan, “Zamana oynamak kimseye bir şey kazandırmaz” dedi.

Özgürlük ve barış için mücadeleye devam.

By birlesikkibrispartisi

BKP Merkez Yürütme Kurulu, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, tüm dünya ve ülkemizin, barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğunu belirterek,  Kıbrıs sorununun çözümü ve barışın kökleşmesi için kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.
Her iki toplumdaki milliyetçi ve şoven  hareketlerden yararlanan emperyalist güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahalelerinin bir sonucu olan Kıbrıs sorununun yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildiğine dikkat çeken BKP Merkez Yürütme Kurulu, tüm barış ve demokrasi güçlerinin birinci önceliğinin erken çözüm ve 45 yıllık bölünmüşlüğün sonlandırılması olduğunu vurguladı.
“Dünyanın jandarmalığına soyunan küresel terörist ABD, petrol uğruna yaptığı katliamlarla küreselleşme, neo-liberalizm ve kapitalizmin yüzünü açıkça ortaya sermektedir. ABD ve diğer müttefiklerinin, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Yemen, Filistin ve diğer bölge ülkelerine yaşattığı dram, bugüne dek yaptıklarının ve bundan sonra yapabileceklerinin somut delilidir” diyen BKP Merkez Yürütme Kurulu,  yerel ve evrensel barış güçleri ile birlikte hareket ederek, emperyalist savaşlara ve kapitalist sömürüye karşı mücadeleye etmeye ve savaşa karşı barış, sömürüye karşı savaş şiarını ileriye taşımaya devam edeceklerini vurguladı.
BKP Merkez Yürütme Kurulu, BKP’nin, özgürlük ve barış için mücadele eden bütün dünya halkları ile dayanışmasını ve barış mücadelesini kararlı bir şekilde sürdüreceğini vurguladı.

İzcan: UBP- HP hükümeti Maraş konusunda milliyetçilik ve fanatizm batağına saplanmıştır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Maraş konusunda yürütülmekte olan propaganda çalışmalarının gerçeklerle bağdaşmayan, Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarını korumayan, topluma ekonomik ve siyasi sıkıntı getirecek, hayata geçirilmesi imkansız bir politika olduğunu vurguladı.

“Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın kırkı aşkın gazeteci ile envanter çalışması yapıyoruz diyerek Maraş sokaklarında dolaşması, Kıbrıs Rum toplumunu tahrik etmekten öteye gitmez” diyen İzcan, “ Bu politikalar Kıbrıs Türk toplumunu yalnızlaştıracak ve Kıbrıs sorununun çözümüne hiçbir katkı yapmayacaktır” dedi.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, BM Güvenlik Konseyi’nin 550 ve 789 sayılı kararlarının Maraş’ın iskana açılmasını yasakladığını, Denktaş- Gipriyanu arasındaki 79 Doruk antlaşması ise Maraş’ın BM şemsiyesinde yasal sahiplerine iadesini karar altına aldığını vurgulayarak, “ Bu kararlara uygun davranılması şarttır. Maraş’ın Güven artırıcı önlemler kapsamında, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacak şekilde BM zemininde iskana açılıp yasal sahiplerine iade edilmesi en doğru politikadır” dedi.

“Türkiye’deki AKP hükümetinin Kıbrıs’taki temsilcileri aracılığı ile hayata geçirdiği şantaj siyaseti, doğal gaz ve diğer stratejik çıkarlarla ilgilidir” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs Türk toplumunun rehine olarak kullanılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

“UBP- HP hükümeti ekonomik kriz karşısında çözüm üretememesi nedeniyle toplumun hassas olduğu konuları tahrik unsuru olarak kullanarak, milliyetçilik ve fanatizm batağına saplanmıştır” diyen İzcan,  halkımızı bu oynan oyun karşısında uyanık olmaya çağırdı.

Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nden Av Konusunda Basın Bildirisi: Av Tamamen Yasaklanmalıdır

By Nazen Şansal

2 (1)

2 (1)

Geçtiğimiz yıllarda, Hayvan Refahı (Değiliklik) Yasası çalışmaları, hayvan deneylerine karşı girişimler, yangın helikopteri eylemi, sahillerde çöp temizliği, barınaklarla ilgili eylem ve etkinlikler yapan, Baraka olarak da bileşeni olduğumuz Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi, avcıların son eylemi ve siyasilerin tutumu ile ilgili bir açıklama yaptı. “Hükümet, hayvanları yaşatmaya çalışanların taleplerini yıllardır görmezden gelirken, hayvanları öldürenlerin taleplerini kolayca kabul edebilmektedir. Muhalefet ise Hayvan Refahı Yasası’nda olduğu gibi sözde hayvan sever görünmekte ancak avın hiç açılmaması, tamamen yasaklanması için gereken politikaları üretmemektedir.”  Av Tamamen Yasaklanmalıdır Milli parkları talan edilen, ormanları kül olan, dağları oyulan, gölleri kurutulan, denizleri petrolle dolan ülkemizde doğal yaşam zaten büyük bir tehdit altında, pek çok hayvan türü yok olmakta. Avcılık kültürü ise bencilliği, güçlünün zayıf üzerindeki egemenliğini, ataerkil sistemin cinsiyetçi ve türcü kalıplarını beslemekte ve kendi zevki uğruna doğayı feda etmeye yol açmakta. Hal böyleyken her türlü av, doğaya ve ülkemizin geleceğine büyük zararlar verecektir. Ülkesini ve doğayı seven, çocuklarının geleceğini düşünen herkesin ava karşı çıkması ve gerek hükümeti gerekse avcıları ve örgütlerini bu konuda uyarması, duyarlılığa davet etmesi gerekmektedir. Dünya yalnız bizim değil ve doğal ortamında yaşayan hayvanların “spor” veya “hobi” adı altında öldürülmesi katliamdan başka bir şey değildir. Oy hesapları dışında başka bir şey düşünmeyen hükümet ve muhalefet partileri, doğa ve hayvan sevgisinden her fırsatta dem vurmakta ancak şovdan öteye gidemeyerek ortaya ciddi bir icraat veya muhalif bir tavır koyamamaktadır. Hareketimizce hazırlanan ve ülkemizi hayvan haklarında bir nebze olsun ileriye taşıyacak olan Hayvan Refahı Değişiklik Yasası, aradan 2 hükümet geçmesine rağmen halen daha Mecliste bekletilmektedir. Hükümet, hayvanları yaşatmaya çalışanların taleplerini yıllardır görmezden gelirken, hayvanları öldürenlerin taleplerini kolayca kabul edebilmektedir. Muhalefet ise Hayvan Refahı Yasası’nda olduğu gibi sözde hayvan sever görünmekte, avın hiç açılmaması, tamamen yasaklanması için gereken politikaları üretmemektedir. Bizler, tüm hayvan severleri avın yasaklanması konusunda siyasilere baskı yapmaya çağırır, oy değil can düşünen siyasileri ise bu talebimizle yüzleşmeye davet ederiz.  Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi 28/8/2019 2 (2)

İzcan: UBP- HP hükümeti milliyetçi ve şöven söylemlerle yaşanan sorunların üstünü örtmeye çalışmaktadır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP- HP hükümetinin toplumun ihtiyaçlarına cevap vermediğini, halkın hızla fakirleştiğini, güvenlik sorunlarının ve adli vakaların arttığını belirterek, “ UBP- HP hükümeti milliyetçi şöven söylemlerle yaşanan sorunların üstünü örtmeye çalışmaktadır.” dedi.

“ UBP- HP hükümetinin, Maraş konusu ve Doğu Akdeniz’deki gaz konusunda ortaya koydukları şöven ve uzlaşmaz tavırların amacı toplumu uyutarak Kıbrıs sorunun çözümsüz kalmasını sağlamaktır” diyen İzcan, çözümsüzlüğün güvenlik, nüfus, eğitim, sağlık ve ekonomide yaşanan sorunların hızla artmasının ana kaynağı olduğunu vurguladı.

Statükocu Siyasi parti, sivil toplum ve sendikaların kendi partisel, zümresel çıkarlarını korumak adına toplumsal çıkarları göz ardı etmesinin yaşanan çöküşün nedeni olduğunu belirten İzzet İzcan, “ Barış ve demokrasi mücadelesi veren tüm örgütler bir araya gelip ortak mücadele zeminini oluşturmadığı sürece güvenlik, nüfus, eğitim ve sağlıkta yaşanan  temel sorunlar çözülemez ve barış, çözüm ve demokrasi mücadelesinde başarılı olunamaz” dedi.

“Birleşik Kıbrıs Partisi emek, demokrasi ve barış mücadelesinin tek kurtuluş yolu olduğuna inanır” diyen İzcan, “Mücadeleyi parçalara bölerek başarılı olunamaz. Mücadelenin başarıya ulaşması için  tüm demokrasi ve emek güçlerinin en geniş demokratik birliği sağlayarak ortak mücadele vermesi şarttır” dedi.

“ Birleşik Kıbrıs Partisi’nin demokrasi, barış ve emek mücadelesi veren örgütlere çağrısı vakit kaybetmeden farklılıkları bir kenara bırakarak bir araya gelmeleridir” diyen İzcan, kurtuluşun ortak mücadeleden geçtiğinin altını çizdi.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan 27.08.2019 salı ( Yarın) saat 08.30 ‘da Kanal Sim’de Soyalan’ın sunduğu programa katılarak gündemdeki son gelişmeleri değerlendirecektir.

Hayır, Beni Terk Edemezsin!- Zekiye Şentürkler

By Şifa Alçıcıoğlu

argasdi foto

Çocukluğumuz bize ne anımsatır? Peki içimizdeki çocuktan kaçış yolu var mı? Yoksa büyüdük diye içimizdeki çocuğa sahip çıkmayacak mıyız? Argasdi'nin 55. sayısında Zekiye Şentürklerin kaleminden çıkan makalemizi okuduktan sonra  içinizdeki çocuğa seslenmeyi unutmayın! Argasdi'ye ulaşmak için gazete bayiilerine, bölgenizdeki Khora Kitabevlerine ve Baraka Kültür Merkezi Lokali'ne uğrayabilirsiniz... argasdi fotoÇoğumuz bir sabah uyandık ve onun bizi terk ettiğini fark ettik. Çok mu ihmal ettik onu? Çok mu ihmal ettirdiler? Öldürdük mü onu? Öldürmelerine izin mi verdik? Yoksa o mu bizi terk etti? Hiç mi geri dönmeyecek? İzin mi vereceğiz onu bir daha yaşatmamaya? İçimizdeki çocuğa sahip çıkmayacak mıyız! Çek ellerini hain! Geçim sıkıntısı, hayat gailesi, yokluk, yoksulluk gün geçtikçe sınırları zorlarken, insanların tek derdi de haliyle yaşam mücadelesi oldu. Sistem bizlerden sürekli almaya ve karşılığında aldığının iki katını istemeye, hatta kat sayısını gün be gün artırmaya devam ederken bir durup düşünmenin zamanı çoktan geçti. Bize bu oyunu oynayanların bizlerden neler aldığının farkında mıyız? Peki, bizlerden alınanların onların zenginliğine zenginlik kattığının? Onların para hırslarını bizlere enjekte etmişler gibi hiç durmadan çalışan, sosyal yaşamından, aile ilişkilerinden ödün veren, insanlıktan çıkmaya yüz tutan birer robot olmamızı seyrediyorlar. Mesailer uzuyor, evimize gelemiyor, çocuğumuzu göremiyoruz. Kazandığımız, ihtiyaçlarımıza yetmiyor, yoruluyoruz, sinirlerimiz yıpranıyor, eşimize dostumuza çatıyoruz. İhtiyaçlarımızı bile karşılayamazken işten arta kalan vakitlerde evlerimize hapsoluyor arkadaşlarımızla iki tek atamıyoruz artık. Sistem ruhumuzu çürütüyor, maddi-manevi bizi sömürüyor, yaşama istencimizi, heyecanımızı emiyor. Bizim neşemizin, heyecanımızın, saflığımızın, öğrenme isteğimizin, küçük mutluluklarımızın, gereksiz alınmalarımızın, zamansız ağlamalarımızın, sonu gelmez inatlarımızın ve kocaman kahkahalarımızın yapı taşı olan içimizdeki çocuğun boynuna ellerini dolamış her an biraz daha sıkıyorlar. O zaman onu öldürmeden “çek ellerini hain” demek için harekete geçme zamanı. Sermayenin içimizdeki çocuğu bastırıp sesini kısmasına engel olalım. İçimizdeki çocuğun boğazındaki elleri gevşetmek, onun çıkarmak istediği değişik sesleri özgür bırakmak, sistemin ona söyletmek istediklerini değil de kendi haykırmak istediklerini ona söyletmek bizim elimizdedir. Bırakalım da içimizdeki çocuk kendi hayallerini gerçekleştirmek için yaşasın. Onu başkalarının beklentileri için öldürmeyelim. Güzel saklayalım, güzel büyütelim içimizdeki çocukluğumuzu. Dünün çocukları belki bugünün ana babaları olarak da önemlidir içimizdeki çocukla olan bağlarımızı koparmamak. Zira Doğan Cüceloğlu’nun İçimizdeki Çocuk adlı kitabında da söylediği gibi; "Her normal, sağlıklı insanın içinde değişik sesler vardır. Bu sesler içimizdeki çocuğun dünyasını dile getirdikleri kadar içimizdeki ana babanın da dileklerini dile getirirler. Eğer birey sağlıksız bir aile ortamında büyümüş ve bu nedenle doğal gelişimini tamamlayamamışsa, İç Çocuğun sesi zayıf olacaktır. Bazı durumlarda İç Çocuk o kadar utanca boğulmuştur ki, sesi artık duyulmaz hale gelmiştir. Duyulan tek ses içteki ana-babanın otoriter sesidir." Hey sen! Elma dersem çık armut dersem çıkma İçimizdeki çocuğu yeniden yaşatmak için çabalayalım. Çünkü o olmadan yeni kazanımlar için mücadeleyi sürdüremeyiz. Asla vazgeçmemek gerektiğini içimizdeki çocuk söyler bize mesela. Yeni yürümeye başlayan bir çocuğu düşünelim. Tüm zorluklara rağmen zafere ulaşana kadar asla vazgeçmez. İlk başlarda yapamasa da kolayca yılmaz, ne kadar sert düşerse düşsün tekrar dener ve başarana kadar mücadeleyi hiç bırakmaz. Ve sonunda yürüyebildiğinde elde etmiş olduğu zafer, hayatındaki en büyük değişimlerden biri olur. Örgütlenmeyi de içimizdeki çocuk hatırlatır bize. Örneğin bir çocuk yalnız olmayı sevmez çünkü o kadar güzel değildir oynamak tek başına. Oyuncağını paylaşıp arkadaşıyla konuşturmak daha zevklidir, birlikte resim çizmek daha öğretici ya da beraber çığlık atmak daha yüksek ses çıkarmaktır. Yani örgütlü kötülüğün karşısında iyiliği örgütleyerek başka bir dünya için mücadeleden asla vazgeçmememizi sağlayacak yegâne aracımız içimizdeki çocuğun elinde. İşte tam da bu yüzden gelin artık armut demekten vazgeçelim içimizdeki çocuğa. Özgür bırakalım onu. Sistemin zindanından çıkaralım ki bizler de sistemin çarkını döndüren bir aparat olmaktan kurtulalım. Kıralım zincirlerimizi. Yeniden merak edelim, soralım, sorgulayalım; neden bu düzen böyle, bunu değiştirmek için ne yapmalıyım? Kendi doğrularımız için mücadele edelim, yanlışlarımızdan öğrenelim, eleştirilelim ki başka bir dünyayı mümkün kılalım. Yeniden ilk denemelerimizi yapalım, olmasın, tekrar yapalım, üretelim, ürettikçe var olalım. Biri yap dedi ya da yapma dedi diye değil, biz doğru olduğuna inandığımız için yapalım, kendimiz için değil herkes için yapalım. Saf ve temiz düşünelim, bizleri sömürdükleri, ezdikleri ve yordukları için biz de etrafımızdakilere aynısını yapmak yerine birlik olalım ve mücadele edelim onların kötülüklerine karşı. Hadi ne duruyoruz bağıralım o zaman hep birlikte; elma! İşte orada! Kocaman lunapark ve rengârenk ışıklar! İçerisinde bulunduğumuz karanlık dünyayı hem kendimiz hem de geleceğimiz olan çocuklarımız için rengârenk ışıkları olan kocaman bir lunaparka çevirmek bizlerin elinde. Kötülüğün karşısına kocaman bir iyilik örgütlemek birlikte olunca, heyecanına, isteğine ve merakına sahip çıkınca hiç de zor değil aslında. Tutalım elinden içimizdeki çocuğun ve görelim neler yapabileceğimizi. Unutmayalım; çıkamaz çocukluğundan kimse!   “Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse. Kardeşliğimiz bundandır Mavi sularla binlerce yıl.   Çıkamaz çocukluğundan dışarı Kimse Bundandır inanmamamız Kocaman bombalara.”   Fazıl Hüsnü Dağlarca – Dört Yapraklı Çiçek      
❌