One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

Radyo Mayıs’tayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün moderatörlügünde, bugün saat 16: 00’da yayınlanacak olan BİRLEŞİK KIBRIS’A DOĞRU  programının konuğu, BKP Parti Meclisi Üyesi Hüseyin Demirel olacaktır.

İzcan: Menfaat ve çıkar grupları kazandı.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, imar planı çalışmalarının UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar tarafından sabote edilmesinin, menfaat ve çıkar gruplarının başarısı olduğunu vurguladı.

“ UBP’den başka türlü davranması beklenmezdi” diyen İzcan, “Toplumsal uzlaşı sağlanamadı” iddialarının gerçekleri yansıtmadığını belirtti.

Amaç vurgun düzenine devam edilmesidir.

“Girne’de yaptığınızın benzerini İskele, Yeni Boğaziçi ve Mağusa bölgesinde de yapacaksınız” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Amaç plansız, programsız yapılaşmaya ve vurgun düzenine devam edilmesidir” dedi.

Halkın Partisi’nin,  ortağının vetosu karşısında nasıl davranacağının önemli olduğunu dile getiren İzcan, koltukta oturma uğruna, yaşananların sineye çekilmesinin kabul edilmez olduğunu belirterek, hak,  hukuk ve adalet  yolunun tek çıkar yol olduğunu vurguladı.

Çıkar üzerine kurulu statükonun yıkılması toplumun yararınadır.

“BKP, içinde yaşadığımız rant düzenine sonuna kadar karşı çıkmaya devam edecektir” diyen İzzet İzcan, “Çıkar üzerine kurulan bu statükonun yıkılması toplumun yararınadır” dedi.

Argasdi’nin Yeni Sayısı “Frida” Dosya Konusu ile Çıktı

By Nazen Şansal

81833587_803968106695860_8429967749081464832_n

81833587_803968106695860_8429967749081464832_n

Baraka Kültür Merkezi’nin 17 yıldır kesintisiz olarak çıkan kültür-sanat-politika dergisi Argasdi, yeni sayısı ile raflardaki yerini aldı. Her sayı olduğu gibi ülke gündeminin değerlendirildiği makaleler, Memleketin Ahvali, FeministİZ, Kıbrıs kültürü, kitap, film ve müzik üzerine değerlendirme yazıları, şiir ve karikatür sayfalarının yer aldığı dergide bu sayı “Belleğimizden İzlerle 2020 Takvimi” de okurlara hediye ediliyor. Takvimde ülkemizden ve dünyadan toplumsal bellekte iz bırakan önemli olaylar ve kişiler kısaca açıklanıyor. Dosya konusu olarak Frida Kahlo’nun sanatı, yaşamı ve mücadelesinin incelendiği 24 sayfalık Argasdi, 10TL okur katkısı ile Baraka Kültür Merkezi’nden, Khora Kitapçıladan,  tüm marketlerden ve kitabevlerinden alınabilir. Derginin, “Hammaliye Kurulu” olarak tanımladığı Yayın Kurulu’nun okura seslenişi ise şöyle: Yeni bir yılı daha karşıladık. Goncolozları kovalayıp, bereketli olsun diye golifaları yapıp dama da attıktan sonra gece yarısına 10 saniye kala başlayan heyecanımızla 2019’a veda edip, büyük bir coşkuyla karşıladık 2020’yi. Yeni yıl güzel geçer mi, beklentiler karşılanır mı bilinmez ama bizler; kaybettiklerimizi, kazançlarımızı, sevinçlerimizi, acılarımızı cebimize koyup yeni bir bilinmezliğe doğru yol almaya başladık bile… Geçtiğimiz yıl  “Bertolt Brecht”, “Adalet”, “Çocukluk” ve “Bilim-Teknoloji ve Ütopya” dosya konularını okurla buluşturduğumuz Argasdimizde bu sayı yine çok özel bir konuğu ağırladık: “Frida Kahlo” 57. sayımızda, aşk ile acının harmanından çıkıp gelen bu güzel ruhlu kadının, resimleriyle kendini ve hayatını anlatmasına tanıklık ederken, engelli olmasına rağmen asla pes etmeyen mücadelesini, Komünist Partiyle olan ilişkisini, devrimci kişiliğini, çalkantılı aşk hayatını paylaşmaya çalıştık sizlerle. Duvar resimlerinde, tişörtlerde, çantaların ve çeşitli eşyaların üzerinde; başında çiçekler olan kaşları bitişik bir kadın figürü dikkatimizi çekmeye başladı. Kültürünün bir parçası olan çiçekleri, takıları ve kıyafetleri neden giydiğini bilmeden ona Frida dediler…  Adını biliyorlardı fakat Frida’nın kim olduğunu biliyorlar mıydı? Hayatını, fikirlerini, sanatını ya da mücadelesini duymuşlar mıydı? Bilinmelidir ki sadece popüler bir figür olarak piyasalaştırılıp içi boşaltılan bir simge değildir Frida!  O, fiziksel engellerine rağmen, sadece erkeklerin ressam olduğu bir dönemde resimleriyle kendini ifade eden, halktan, köylüden, yoksuldan, emekçiden yana duruşu ve sorgulayıcı tavrı ile ölümsüz bir devrimcidir.

76931648_2714424505314927_5715945672419573760_n

İzcan: Orta Doğu’da yaşanan kriz, bir Akdeniz krizine dönüşmektedir.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi, Orta Doğu’da yaşanan son siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, konu ile ilgili yaptığı açıklamada, dünyada kapitalizmin büyük bir ekonomik krize sürüklendiğini, uyguladığı Neo liberal politikalarla sorunları çözemediğini belirterek, Emperyalist ülkelerin saldırgan politikalarla gelişmekte olan ülkeler ve dünya halklarına karşı düşmanca siyaset içine girerek saldırganlaştıklarını vurguladı.

“ Büyük Ortadoğu Projesi gibi emperyalist projelerle, Orta Doğu ülkelerini bölüp parçalamak, enerji kaynaklarını kontrol ve denetim altına almak için bölgesel savaşlar çıkararak devletleri işgal edip parçalamaya çalışmaktadırlar” diyen İzcan, Türkiye ve İran gibi devletlerin de kendi ekonomik krizlerini bastırabilmek için Orta Doğu’da nüfus alanları yaratma yarışına girdiklerini vurguladı.

“ AKP ve İran yönetimi gibi gerici güçlerin amacı içteki anti demokratik uygulamalarını gizlemek, ekonomik başarısızlıklarının üstünü örtmek ve baskıcı rejimlerinin ömrünü uzatmaktır” diyen İzcan, “ gelinen aşamada Orta Doğu’da yaşanan kriz bir Akdeniz krizine dönüşmektedir” dedi.

“ Türkiye- Kıbrıs- Yunanistan ve İsrail’i de içine çekebilecek ve ülkemiz insanına büyük acılar yaşatabilecek bir duruma ulaşmıştır.” Diyen İzcan, Kıbrıslıların bu savaşlardan uzak durması, barış ve çözüm ve halkların kardeşliğinden yana durması gerektiğini vurguladı.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, gelinen aşamada, Kıbrıs sorununun çözümünün daha da bir önem kazandığını belirterek, görüşme sürecinin biran önce başlayarak Federal Birleşik Kıbrıs’a ulaşılmasının tek çıkar yol olduğunu vurguladı. İzcan,  her iki toplum liderini akılcı ve sağduyulu hareket etmeye çağırdı.

 

İzcan: Doğu Akdeniz’deki sorunlar diplomasi yoluyla çözülemiyorsa, Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesine başvurulmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Doğu Akdeniz’deki önemli ve tehlikeli gelişmelere dikkat çekerek, “Gelinen aşama, güce dayalı dış politikanın, diplomasi ve işbirliğine karşı galip gelmesidir” dedi.

Doğu Akdeniz’deki doğal  kaynaklar, bölge halkının ortak malıdır” diyen İzcan, “Bölge ülkeleri,  uluslararası hukuku dikkate alarak işbirliği ve dayanışma içerisinde hareket etmelidir” dedi.

“Türkiye’nin, Libya ile imzaladığı münhasır ekonomik bölge antlaşması ve Libya’ya asker gönderme kararı, Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Rum tarafının East Med projesi kapsamında, Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattının inşası için antlaşmaları, yeni çatışma noktaları yaratacak ve Kıbrıs sorununu içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Bölgemiz ciddi bir çatışma riski ile karşı karşıyadır” dedi.

Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun olduğu, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde çözülmesi gerektiği ve bölgede var olan doğal kaynakların, bölge ülkelerinin hakkı olduğunu vurgulayan İzzet İzcan, eğer diplomatik yolla sorunlar çözülemiyorsa Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesine başvurmanın çıkar yol olduğunu belirtti.

 

Lefkara İşi – Şifa Alçıcıoğlu

By Nazen Şansal

indir

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

Keten, hurmalı kare, goftili işleme ya da gaco çekme size ne anımsatır? Birçoğumuzun yabancı bulduğu bu sözcükler,Lefkara işini yaparken kullanılan terimlerden başka bir şey değildir aslında. Kültürümüzün en güzel el sanatlarından biri olan Lefkara işi, diğer bir adıyla Lefkaratika Ortaçağ’dan bugüne, bin bir emekle Kıbrıslı kadınların ellerinde şekillenmiş çok zahmetli bir nakıştır. Keten kumaş üzerine iğneyle işlenen motifler yanında, iğne işi olarak tabir edilen bir nakış daha vardır ki bilindiği kadarıyla günümüzde yapan pek kimse kalmamıştır.

Trodos Dağları’nın eteklerinde bulunan Lefkara adındaki köyle başlar, Lefkara işinin hikayesi…Köy, yüksek konumu ve temiz havasıyla hala daha oldukça popüler bir yerdir. Birçok medeniyetle tanışan adamız, 1489 yılından 1571 yılına dek Venedik hükümdarlığının boyunduruğu altında kaldı. İşte o zamanlarda Lefkara, Venedikli soyluların tatil beldesi olarak tercih ettikleri bir köy olmuş. Yaz aylarında buraya gelen kadınlar yanlarında getirdikleri keten ve iplikle nakış işlemekteymiş. Daha fazla haç gibi dini motifleri nakşeden Venedikli kadınlardan etkilenen Kıbrıslı kadınlar da doğayı taklit ederek ve kendi yaratıcılıklarını katarak bugünkü Lefkara işinin gelişmesine vesile olmuşlar. Kıbrıslı Türk’ü, Kıbrıslı Elen’i hep birlikte toplanan kadınlar, bir yandan sohbet ederken, öbür yandan alın teriyle emeği kavuşturur, biten işler ise sergilenir, en güzel parçalar da ödüllendirilirmiş vaktiyle Lefkara’da… Lefkara işi o denli ünlü olmuş ki bazı kaynaklara göre 1481 yılında adaya gelen Leonardo Da Vinci kenarlarında dere motifi bulunan bir masa örtüsü satın alarak, MilanKatedrali’ne sunak örtüsü olarak hediye etmiştir. Leonardo Da Vinci’nin ünlü “Son Akşam Yemeği” tablosunda bulunan masa örtüsünün her iki kenarında dere motifi olanbir Lefkara işi olduğu açıkça görülmektedir. Bu motife “Vinci deseni” adı verilmesi de tabloyla ilişkilendirilir. indir Lefkara işi,  köyde bulunan kadınlarca yıllarca işlenmiş, genç kızlar, kız çocukları okuldan alınıp bu nakışla tanıştırılmış, hatta dışarıya gelin vermeyip köye damat alınmış ki bu değerli iş köyün dışına taşmasın.Lefkara işi, önceleri çeyiz ve süsleme gibi ihtiyaçları karşılamak için yapılırken daha sonraları bu iş bir kazanç kapısı olma ümidi taşımış bölgeli kadınlara. Ancak tıpkı adanın kaderi gibi kadınları da bölerek yöneten aracılar, parça başı ödedikleri ve işin bütününü göstermekten kaçındıkları kadınların emeği üzerinden ciddi kazançlar elde etmiştir. Savaştan sonra kuzeye yerleşen ve Lefkara işi bilen Kıbrıslı Türk kadınların, emeklerini işleten tüccarlar da bu işten epey para kazanmayı başarmış.Gözleri kör edecek kadar zor bu nakış, yurt dışına satılırken alınan birkaç kuruş da görünmeyen emeği daha da görünmez kılmış yıllarca. *** Günümüzde de Lefkara işi hem Lefkara’da hem de o dönem Lefkara’da yaşayan şimdi ise Aytotoro’ya (Çayırova) göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türk Lefkaralı kadınların kurduğu Lefkara Evi’yle, bazı köylerde kadınların emeğiyle, çeşitli derneklerin ve belediyelerin verdiği kurslarla, bu işe gönlünü, yıllarını vermiş esnaf kadınların emeğiyle yaşatılmaya çalışılmaktadır.Peki dünya mirası listesine girmiş ve yaklaşık 500 yaşında olan bu sanat, gelecek nesillere nasıl aktarılmalıdır? Teknolojinin, günden güne ilerlediği çağımızda kültür de bir şekilde bundan etkilenmektedir. Bir zamanlar insanların gündelik yaşamlarına anlam katan eşyalar,bugün ya turist bir metaya dönüştürülmüş ya da sadecenostaljik bir değer olarak görülmektedir. Kadınların yıllarca uğraşıp uğrunda gözlerini bozduğu Lefkara işi de makineleşmeyle tanışmıştır. Bu durum belki de Lefkara işiyle hiç tanışmayacak olan neslin onu tanıması için bir avantaj niteliğindedir. Elbette ki makinelerin yaptığı işle, saatlerce uğraşarak ortaya çıkan üretim yarıştırılamaz. Ancak, kültürel mirasın yaşaması için belki de makineleşmeye karşı çıkmamak gerekir. Bilmeliyiz ki hiç kimse varlığından haberdar olmadığı bir şeyin kaybından dolayı üzülmez. Zaten hayatında hiç nakış işlememiş, onu tanımamış bir çocuk için Lefkara işinin var olup olmadığı bir önem taşımaz. Dolayısıyla eksikliği ona bir şey ifade etmez.Ailelere, öğretmenlere düşen en büyük görev kültürü de çocuklara aşılamak olmalıdır. Eğitim programlarına kültürümüzle ilgili daha fazla ders eklenmeli, çocukların kültürü sahiplenmesi sağlanmalıdır. Hatta bu gibi nakışlar için atölyeler kurulmalı ve yaparak yaşayarak prensibinden faydalanılmalıdır ki bilgi ve kültür akışı bu şekilde devam edebilsin. Aksi takdirde bu tarz şeyleri deneyimlememiş çocukların ve yetişkinlerin yapılan işi takdir etmesini, yaymasını ve korumasını beklemek ve bunun için çaba sarf etmesini istemek hayalden öteye geçmeyecek bir dilek olarak kalacaktır. Şifa Alçıcıoğlu sifalcicioglu@gmail.com Kaynak: Muharrem Faiz, Kültür ve Yabancılaşma-Lefkara işi Üzerine Bir Araştırma, Galeri Kültür Yayınları.  

Birleşik Kıbrıs Partisi, piyango çekilişini yaptı.

By birlesikkibrispartisi

 

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

LEFKOŞA TASDİK MEMURU

ENVER  SEDAT  SİMAVİ

Haydar Aliyev Caddesi No:1 K.Kaymaklı-Lefkoşa V/D:L/şa  Vergi Sicil No:033760

Ofis Tel:0392 22 56830 faks:22 57713 Ev :22 35368 Cep :0533 864 22 23

 

TARİH: 31.12.2019

PİYANGO ÇEKİLİŞ ONAYI

BİRLEŞİK KIBRIS PARTİSİ’nin düzenlemiş olduğu DAYANIŞMA PİYANGO   çekilişleri  31.12.2019 Salı günü saat 10.30’da çekiliş heyetinde bulunan HÜSEYİN YILMAZ YAŞARCAN ve AZİZ KUTLAY huzurunda BKP Merkez binasında yapılmış olup ikramiye kazanan numaralar aşağıda belirtilmiştir.

 

  • Tam Altın                                                               0666

 

  • Yarım Altın                                                   2956

 

  • Çeyrek Altın                                     7318

 

  • Gree Butterfly 17000 BTU Klima                         2875

 

  • Samsung Tablet                                                        5243

 

  • Bisiklet                                                  2774

 

  • Kahve Makinesi                                                    8821

 

  • Gazlı Soba (3 petekli)                                             1401

 

  • Su Sebili                                      5324

 

  • DVD Player                                      1114

 

TASDİKNAME

Yukarıdaki tüm çekilişler, çekiliş heyetinde bulunan HÜSEYİN YILMAZ YAŞARCAN, ve AZİZ KUTLAY huzurunda, BKP Merkez binasında 31.12.2019 Salı günü saat 10.30’da huzurumda yapıldığını tasdik ve beyan eder resmi mühürüm ile onaylarım.

 

ENVER SEDAT SİMAVİ

LEFKOŞA TASDİK MEMURU

 

Birleşik Kıbrıs Partis, piyango çekilişini yaptı.

By birlesikkibrispartisi

 

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

LEFKOŞA TASDİK MEMURU

ENVER  SEDAT  SİMAVİ

Haydar Aliyev Caddesi No:1 K.Kaymaklı-Lefkoşa V/D:L/şa  Vergi Sicil No:033760

Ofis Tel:0392 22 56830 faks:22 57713 Ev :22 35368 Cep :0533 864 22 23

 

TARİH: 31.12.2019

PİYANGO ÇEKİLİŞ ONAYI

BİRLEŞİK KIBRIS PARTİSİ’nin düzenlemiş olduğu DAYANIŞMA PİYANGO   çekilişleri  31.12.2019 Salı günü saat 10.30’da çekiliş heyetinde bulunan HÜSEYİN YILMAZ YAŞARCAN ve AZİZ KUTLAY huzurunda BKP Merkez binasında yapılmış olup ikramiye kazanan numaralar aşağıda belirtilmiştir.

 

  • Tam Altın                                                                0666

 

  • Yarım Altın                                                   2956

 

  • Çeyrek Altın                                     7318

 

  • Gree Butterfly 17000 BTU Klima                         2875

 

  • Samsung Tablet                                                         5243

 

  • Bisiklet                                                  2774

 

  • Kahve Makinesi                                                      8821

 

  • Gazlı Soba (3 petekli)                                              1401

 

  • Su Sebili                                      5324

 

  • DVD Player                                      1114

 

TASDİKNAME

Yukarıdaki tüm çekilişler, çekiliş heyetinde bulunan HÜSEYİN YILMAZ YAŞARCAN, ve AZİZ KUTLAY huzurunda, BKP Merkez binasında 31.12.2019 Salı günü saat 10.30’da huzurumda yapıldığını tasdik ve beyan eder resmi mühürüm ile onaylarım.

 

ENVER SEDAT SİMAVİ

LEFKOŞA TASDİK MEMURU

 

İzcan: Tüm yurttaşlarımızın yeni yılı kutlu olsun.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, 2020 yılının ülkemize barış ve huzur getirmesini diledi.

“BKP, birleşik federal Kıbrıs için, kararlı mücadelesine devam edecektir” diyen İzcan, toplumsal yok oluş tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Kıbrıslı Türkler için tek çıkış yolunun, erken federal çözüm olduğunu vurguladı.

Emek, demokrasi ve barış mücadelesinin bir bütün olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Özgür olmadan,  refah ve huzura kavuşmak mümkün değildir” dedi.

“BKP, dünyanın değişik bölgelerinde, emperyalizme karşı özgürlük mücadelesi veren halkların yanında olmaya devam edecektir” diyen İzcan, Anglo-Amerikan emperyalizminin,  Ortadoğu başta olmak üzere, dünyanın değişik bölgelerinde gerçekleştirdiği katliam ve vahşetler ile halklara zulüm uyguladığını belirterek, 2020 yılının dünya halkları ve yurdumuza barış ve huzur getirmesini dileyerek, yurttaşlarımızın yeni yılını kutladı.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, bugün saat 17:15’te KANAl T’de Okan Şafaklı’nın programına katılacaktır.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 20:30’da ADA TV’de Derviş Doğan’ın programına konuk olacaktır.

Birleşik Kıbrıs Partisi, Genel Sekreter ve Merkez Yönetim Kurulu’nu seçti.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Kurultayı ardından toplanan Parti Meclisi, Genel Sekreter ve Merkez Yönetim Kurulu’nu seçti.

BKP Genel Sekreterliğine oy birliği ile Salih Sonüstün seçildi. Merkez Yönetim Kurulu üyelikleri ve görev bölümü aşağıda belirtildiği şekilde Parti Meclisi tarafından onaylandı.

Genel Sekreter: Salih Sonüstün

Dış İlişkiler Sekreteri: Ülker Fahri

Basın Yayın ve Propaganda Sekreteri: Dr. Ahmet İşbeceren

Eğitim Sekreteri: Hüseyin Demirel

Mali Sekreter: Hüseyin Yılmaz Yaşarcan

Örgüt Sekreteri: Emin Taşker

Sosyal İşler Sekreteri: Münür Özdiren

 

Kamu oyuna  ve  basına saygı ile duyurulur.

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, yarın sabah saat 08:30’da KIBRIS TV’de Hüseyin ağlamaz’ın programına katılarak gündemdeki konuları değerlendirecektir.

İzcan: Ülkemizde İHA veya SİHA denilen savaş makineleri istemiyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi, Geçitkale  Havaalanı’nın Türk silahlı kuvvetlerine devri,  İHA ve SİHA’ların konuşlandırılmasının, bölgede var olan gerginliği daha da arttıracağını belirtti.
Konu ile ilgili açıklama yapan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Ülkemizin ihtiyacı silah deposuna dönüşmek değildir” diyerek, Kıbrıs ve bölgedeki sorunların silah zoru ile çözülemeyeceğini vurguladı.

BKP’nin, Kıbrıs’ın asker ve silahlardan arındırılmasını savunduğunu belirten İzcan, askersiz ve silahsız bir Kıbrıs için görüşme sürecinin bir an önce başlamasını talep etti.

Emperyalist ülkelerin, enerji merkezlerini kontrol etmek için, Orta Doğu başta olmak üzere bölgeyi ateş topuna çevirerek, Doğu Akdeniz’de büyük bir paylaşım kavgasına girdiğini dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıbrıs’ta yaşayan iki toplumun, Suriye ve Irak’ta yaşananlardan dersler çıkararak, karşılıklı silahlanmadan uzak durmasını istedi.

“Biz, ülkemizde ne İHA, ne de SİHA istemiyoruz” diyen İzzet İzcan, “Barışa inananların yayılmacı ve işgalci politikalar karşısında sesini yükselterek, ortak vatan mücadelesi vermesi halkımız için tek seçenektir” dedi.

 

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bugün saat 16:00’da SİM TV’de Ahmet Ertaç’ın programına katılarak gündemdeki konuları değerlendirecektir.

SOL ANAHTARI “GURTULAMAN ELİMDEN” ŞARKISINA KLİP ÇEKTİ

By Mehmet Adaman

final.00_00_08_17.Still001

Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı, geçen aylarda çıkardığı 3. albümünde yer alan “Gurtulaman Elimden” adlı şarkıya klip çekti. Sözleri Kıbrıs manilerinden oluşan şarkının müziği Sol Anahtarı tarafından bestelenmişti. Lefkoşa'nın tarihi mekanları Büyük Han, Bandabuliya ve Samanbahça’da çekilen klip, sosyal medyada yayınlanmasının ardından büyük beğeni topladı. Gözü yükseklerde olan bir kıza aşık olan kemanecinin hikâyesinin anlatıldığı ve buram buram Kıbrıs kültürü kokan klibin sonunda ise izleyicileri bir sürpriz bekliyor. Klip, Youtube ve Baraka Kültür Merkezi Facebook sayfasından izlenebilir. Klibi izlemek için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz:   https://www.youtube.com/watch?v=yIuVKWTkDDI&fbclid=IwAR3pelB4L4lwzCGnNhkGNkdeM2T9uOg4moLIkBMpz_ftEi5q6SAHWw0RrzA https://www.facebook.com/barakakulturmerkezi/ final.00_00_21_13.Still007 final.00_00_13_14.Still005 final.00_00_08_17.Still001 final.00_00_28_07.Still010 final.00_01_28_07.Still014 final.00_01_41_03.Still004 final.00_02_52_22.Still022 final.00_03_16_23.Still024

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, yarın sabah saat 08:50’de KANAL T’de Serhat İncirli’nin programına katılarak gündemdeki konuları değerlendirecektir.

BKP 5. Olağan Kurultayı coşkuyla kutlandı.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi, 5. Olağan Kurultay’ı yoğun bir katılımla toplandı. Yurt dışı ve yurt içinden konukların da katıldığı kurultayda, Kıbrıs sorunu, Ortadoğu, Türkiye’de yaşananlar ve gençlik konularında karar tasarıları tartışılarak onaylandı.

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, kurultayın açılışında yaptığı konuşmada, ülkede bir kaos yaşandığını, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir ekonomik model uygulandığını, sömürü düzeninin var gücüyle devam ettiğini belirtti. İzcan’ın demokrasi şehitlerini saygıyla andığı konuşmasında, Kıbrıs’ın geleceğinin federal birleşik Kıbrıs’ta olduğunu vurgulayarak bu çerçevede ortak vatan mücadelesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

25 Kasım Berlin zirvesinde yeni bir sürecin başladığını işaret eden BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Önümüzdeki aylar çok kritik olacaktır” diyerek, tüm federalist güçlerin birlikte hareket etmesinin istedi.

“Önümüzde duran öncelikli görev, referans şartlarında iyi bir hazırlık yapmaktır” diyen İzcan, “Toplanacağı kesinleşen 5’li konferansın, başarılı olması tüm Kıbrıs halkının yararınadır” dedi.

Genel Başkanın konuşmasının ardından, konukların konuşmaları, karar tasarıları, faaliyet ve mali raporların onayına geçildi. Raporlar oy birliği ile onaylandı.

Genel Başkan İzzet İzcan’ın güven tazelediği kurultayda, yeni dönemde görev yapacak Parti Meclis ve Yüksek Onur Kurulu üyeleri belirlendi. Parti Meclisi önümüzdeki hafta toplanarak Genel Sekreter ve Merkez Yürütme Kurulunu seçecektir.

 

 

 

 

 

 

Parti Başkanı, Parti Meclisi ve Yüksek Onur Kurulu listesi aşağıdaki gibidir.

 

Genel Başkan:   İzzet İzcan

 

Parti Meclisi:

1-Ali Fegan
2-Ahmet İşbeceren
3-Ülker Fahri
4-Bahire Korel
5-Doğa İzcan
6-Ulus Taşker
7-Hüseyin Yılmaz Yaşarcan
8-Hediye Yiğiter
9-Mehmet Kızıldere
10-Münür Özdiren
11-Naci Arsaç
12-Ecevit Sanlı
13-Ömer Köse
14-Salih Efendi
15-Salih Sonüstün
16-Uğur Sadi Sönmez
17-Barış Hacışevki
18-Hüseyin Demirel
19-Tuncer Minare
20-Emin Taşker

 

Yüksek Onur Kurulu:

1-Aziz Kutlay
2-Hilmi Hoca
3-Fatma Alçıcıoğlu
4-Kâşif Fevzioğlu
5-İncilay Eren

 

 

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.  

 

 

 Birleşik Kıbrıs Partisi
Basın Bürosu

 

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet izcan, bugün saat 15:30’da ADA TV’de  Erçin Şahmaran’ın programına katılarak, gündemdeki konuları değerlendiecektir.

Yapay Zekadan Ütopyaya – Sezgin Keser

By Nazen Şansal

yapay zeka foto

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

yapay zeka foto

 

Yıl 2154. Güneşin doğuşuyla gökyüzü aydınlanıyor ve sokaklarda hareketlilik başlıyor. Bir yandan parklarda koşan, yürüyen insanlar bir yandan sürücüsüz toplu ulaşım araçları, öte yandan da mesaisine erken başlayan çalışanlar... Günümüz dünyasında bilimin ve teknolojinin geldiği noktanın az çok farkındayız. Cep telefonlarımız ve bilgisayarlarımızdaki akıllı uygulamalar ve oyunlar, fabrikalarda, atölyelerde, ofislerde, kafelerde kullanılan, üretim ve hizmetin bir parçası haline gelen akıllı sistemler , insan zekasıyla kıyaslanmaya başlanan yapay zekanın neler yapabildiğinin günlük hayattaki yansımalarıdır. Bu yansımalara baktığımızda yapay zekanın verilen komutlara bağlı olarak belirlenen görevi çerçevesinde işlediğini anlarız. Buna en iyi örnek 1996 yılında dünya satranç şampiyonu Kasparov’u yenen Deep Blue adlı bilgisayardır. Deep Blue kendisine yüklenen veriler doğrultusunda satrançta yapılacak her bir hamlenin oluşturacağı sonucu önceden bilmekte ve ona göre en rasyonel hamlesini yapmaktaydı. Yani Deep Blue yapılan hamlelere göre tepki veren dar bir yapay zekaydı.Tabi ki 1996 yılından bu yana bilimsel çalışmalar yapay zekayı farklı noktalara taşımaya başladı. Telefonlarımızdaki dijital asistanlar aldıkları yeni verilerle ve görevlerini yerine getirirken elde ettikleri tecrübelerle sadece sınırlı bir görevi yerine getirmiyor, aksine gelişen yeni durumlara göre kararlar verebiliyorlar. Yani dijital asistanımızla yaptığımız sohbetler, ona sorduğumuz sorular daha sonraki sorularımızın ve sohbetimizin yapay zeka açısından altyapısını oluşturmaktadır.Yapay zekanın dış dünyadan öğrendiği her şey kendisi için belirlenen görevini aşmasını ve geliştirmesini sağlamaktadır. Yapay zeka üzerinde yapılan çalışmalar bitmiyor ve sürekli yeni ilerlemeler sağlanıyor. Artık müzik yapan, resim çizen yapay zekalara sahip robotlar var. Nasıl ki biz insanlar yazı yazarken, müzik yaparken, resim çizerken, farklı kültürel ve sanatsal eylemlerde bulunurken insan ve dünya tarihinin teorik ve pratik birikiminden, duygularımızdan faydalanıyorsak yapay zekalar da insanlardan aldıkları ve dışarıdan öğrendikleri datalarla yaratıcı eylemler yapabiliyorlar. Buna örnek olarak, farklı akorların, müzik türlerinin, ritimlerin veri olarak yüklendiği  ve hangi duyguyla ve sözlerle bir şarkı oluşturması komutunun verildiği ve belleğindeki bilgilerle yeni şarkılar yaratan yapay zeka müzik yazılımlarını gösterebiliriz. (1) Bu kadar gelişmekulağımıza hoş gelirken yapay zekanın insanların davranışlarını, tavırlarını anlayabilecek ve tahmin edebilecek bir seviyeye hatta kendi öz varlığına yani tamamıyla kendi bilincine sahip olabileceği bir noktaya geleceği beklentisi insanlarda korku yaratmaya ya da yarattırılmaya başladı. Kendi bilincine sahip olacak yapay zekaların insanların yerine geçebilecekleri, insanların işlerini ellerinden alacakları, hatta dünyayı ele geçireceklerine dair senaryolar özellikle bilim insanları tarafından dillendirilmektedir. Peki bu endişe verici senaryolar olası mı? Büyük kapitalist ülkelerde iş alanında aktif bir şekilde kullanılan yapay zeka sayesinde daha az insana ihtiyaç duyulan, daha çok robotun olduğu, sistem üzerinden üretimin, dağıtımın her anının görülebileceği akıllı fabrikalar oluşturulmaya başlandı.Daha az insana ihtiyaç duyulan otomasyon sistemlere bankaların mobil uygulamalarını örnek gösterebiliriz.Banka işlemlerinin birçoğunu bu mobil uygulamalar sayesinde yaparken, bankanın bu işleri yapacak yeni eleman istihdam etmesine gerek kalmayacaktır.Bu gelişmelere rağmen iş hayatındaki bu değişim, ne düşünüldüğü gibi hızlı bir şekilde gerçekleşecek ne de dünyanın her ülkesinde aynı değişim yaşanacaktır.Çünkü teknoloji, her ülkede ve toplumda aynı gelişmişlik düzeyinde değildir.Şunu da belirtmek gerekir ki “kapitalizmin eğilimi sadece en ileri teknolojiyi üretim alanında uygulamak değil, en ucuz iş gücünü kullanmak ve en yoğun sömürüyü gerçekleştirmektir. Dolayısıyla robotların tüm üretim alanlarına hızla girmesi ve işçilerin yerini robotların alması söz konusu olmayacaktır.” (2) Rekabetin, bencilliğin dayatıldığı bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin kapitalist güçler tarafından başka ülkeleri işgal etmek, doğal kaynaklarını sömürmek için savaş sanayisinde kullanıldığı bir düzende, kendi bilincine sahip olacak yapay zekaların bu düzenin oyununu kendi kurallarına göre oynayacağı yani ezen tarafında olacağı bir apokaliptik gelecek korkusunun oluşması normaldir. Bu korkuya inat teknolojik ilerlemelerin egemenlerin çıkarları doğrultusunda kullanılması yerine bu gelişmelerin halkların çıkarları doğrultusunda kullanaılacağı başka bir dünyanın olabileceği gerçeğini kabul etmeliyiz.Yapay zekanın insanların işlerini ellerinden alması gibi bir durum yerine ihtiyaç temelinde bir üretimin olduğu, yapay zekalar sayesinde iş yükümüzün ve saatlerimizin azaldığı dolayısıyla kültürel, sosyal, sanatsal yaşamımıza daha fazla vakit ayırabileceğimiz sömürüsüz bir gelecek kurulabilir.Nasıl ki bir insanı şekillendiren, içinde yaşadığı düzen ve çevresi ise kendi bilincine sahip olacak yapay zekalı insanımsı robotları da aynı düzen ve çevre şekillendirecektir. Yıl 2154. Güneşin doğuşuyla gökyüzü aydınlanıyor ve sokaklarda hareketlilik başlıyor. Bir yandan parklarda koşan, yürüyen insanlar bir yandan sürücüsüz toplu ulaşım araçları, öte yandan da mesaisine erken başlayan çalışanlar ve mesai arkadaşları yapay zekalı insanımsı robotlar. Şehrin sokakları ağaçlarla, renkli teknolojik evlerle, tiyatro salonlarıyla, kafelerle, spor salonlarıyla dolu. İnsanların emeğinin sömürülmediği aksine geliştirdikleri bilim ve teknoloji sayesinde sosyal yaşamlarına daha fazla zaman ayırdıkları bir dönem…   Sezgin Keser sezginkeser92@gmail.com   (1)  https://musiconline.com.tr/muzik-ve-yapay-zeka/ (2)  https://journo.com.tr/arif-kosar-robotlarin-isleri-devralmasi-mumkun-degil

Birleşik Kıbrıs Partisi, 5. Olağan Kurultayı toplanıyor.

By birlesikkibrispartisi

 

Birleşik Kıbrıs Partisi, 5. Olağan Kurultayı toplanıyor. Kurultay 8 Aralık Pazar günü KTOEÖS salonunda, saat 10:00’da toplanacaktır.

Kurultaya Avrupa Sol Partisi başta olmak üzere, yurtdışı ve Kıbrıs’ın her iki yanından siyasi parti, sendika ve sivil toplum temsilcileri katılacaktır.

Kurultayda, Kıbrıs sorunu, Ortadoğu, Türkiye’de yaşananlar ve Gençlik konularında hazırlanan karar tasarıları yanında, önümüzdeki dönem, BKP’nin takip edeceği politikalar tartışılıp karara bağlanacaktır.

Başta basın olmak üzere, halkımızı, kurultayı izlemeye davet ediyoruz.

 

Kapitalizm ve Sosyalizmde Teknoloji – Tahsin Oygar

By Nazen Şansal

teknoloji

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

teknoloji

Teknolojiye bakışın, anlayışın nasıl olması gerektiği ile ilgili çok fazla tartışma yapıl(a)mıyor günümüzde. En fazla sonuçları üzerinden hayıflanmak, modern zamanları lanetleyip, “kaçınılmaz!” son ile ilgili yapacak hiçbir şeyin olmadığı konusunda hemfikir olmak, o kadar! Karl Marx ne demişti? “Bana teknolojini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” şaka, şaka! Yani tam olarak böyle dememişti ama buraya varıyor söyledikleri… Esas olarak söylediği şuydu: “Teknoloji; insanın doğayı ele alış biçimini, yaşamını sürdürmek için başvurduğu üretim sürecini açıklayarak, toplumsal ilişkilerinin oluşum biçimini ve bu ilişkilerden doğan kavramları ve düşünce biçimlerini ortaya koyar.”  Yani bir toplumu, içinde yaşadığı doğa ile olan ilişkilerini, hatta bireylerin ilişkilerini bile belirleyen, anlaşılmasını sağlayandır teknoloji. En son çıkan cep telefonunun özelliklerini bilmemiz isteniyor yalnızca. Üretim ve ihtiyaçların belirlenmesine ne kadar dahilsiniz? Kapitalist sistem teknolojiyi mistik, zaten olması beklenen, kendiliğinden bir şekilde gelişen bir şeymiş gibi sunuyor. Hâlbuki egemenler kendi iktidar ve kar amaçları doğrultusunda bilinçli olarak teknolojik gelişimi planlıyorlar. Hatta o kadar planlılar ki kendi aralarındaki çıkar çatışmaları uğruna, sabotaj, itibarsızlaştırma ve türlü entrikalarla bu işi savaşa dönüştürmüş durumdalar. “Yüksek” teknoloji dedikleri aslında yüksek değil de saklanan, gizlenen, nasıl yapıldığı insanlıkla paylaşılmayan anlamına geliyor. “Know how” veya patent diye uydurulup, paketlenip tekrar tekrar kendi aralarında alınıp satılan bir metaya dönüşmüş durumda bilgi. Ateş yakmayı bulan ilk insan: “Bu ateşi yakmayı ben buldum bundan sonra her yakan bana patent parası verecek” deseydi ne olurdu acaba? İşte bu kadar saçma kapitalizmin yaptıkları… Bilim, kolektif bir insan etkinliğidir. Bugüne kadar yüz yıllardır on binlerce buluş gerçekleştirmiştir insanlık, tüm bu mirastan yararlanmadan bugünün teknoloji devleri kibrit dahi üretemezdi. Teknoloji en basit tanımı ile bir ihtiyacın karşılanabilme koşullarının kolaylaştırılmasıdır. Peki, eğer bunda hemfikir isek, kimin ihtiyacı? Bu ihtiyaç, kimin tarafından neye göre belirleniyor? Ve neye rağmen kolaylaştırılıyor? Bugünün kapitalist dünyasında, teknolojiyi üreten araçlar genelde kapitalistlerin elinde, kar ve iktidar ihtiyaçları için doğanın ve insanlığın talanına rağmen bir şeyleri kolaylaştırıyorlar! Teknolojinin gelişim bilgisini de tekellerine alan egemenlerin bu bilginin paylaşılmasına da tahammülleri yok. Kısacası, kapitalizmin toplumsal ihtiyaçlara göre bir teknoloji planlaması beklenemez. Reel sosyalizimdeki (SSCB) teknoloji anlayışı Bu konu bir makalede tüm yönleriyle değerlendirilemeyecek kadar geniştir fakat elimizden geldiğince değinmek gerek. 1917 devriminden sonra ülkede ciddi bir açlık söz konusu idi. Sosyalist bir devlet inşa etmek hedefi ile bilim ve teknoloji alanının Çarlık döneminden kalan çarpık ve dağınık durumu hemen merkezileştirildi. Gençlerin bilim ve teknoloji alanına ilgilerinin artırılması için üniversitelerin kapıları tümüyle halka açıldı. Laboratuvar ve enstitüler geliştirilip halkın hizmetine verildi. Toplamda yaklaşık 800 bilim kurumu kuruldu, kısa bir süre içinde 40 yeni üniversite açıldı. İlk işlerden biri SSCB Bilimler Akademisi’nin(SBA) kurulması ve Ulusal Ekonomi Komisyonu ile birlikte çalışmasının sağlanması oldu. Ülkede elektrik sıkıntısı ve açlık en önemli sorunlar olarak tespit edildi. Tüm ülkeye beş yıl içinde elektrik götürebilmek için Goelro Planı geliştirildi. Bu plan çerçevesinde tüm akademi ve enstitüler birlikte çalışmaya başladı. Tarımda verimliliği artırmak için Tarım Bilimleri Akademisi kuruldu. Kapitalizmin aksine küçük bir azınlığın kar amacı için değil, sosyalist bir ülkenin toplumsal ihtiyaçları için planlı hareket eden bir mekanizma kurulmaya çalışıldığı çok net bir şekilde anlaşılıyor. Teknoloji ve bilime bu şekilde yaklaşım, sonuçlarını çok kısa bir sürede verdi. Örneğin fizikte, kristal deformasyonunun mekaniğindeki buluşları ile bugün “elastik”, “plastik”, “anelastik”ten bahsedebiliyoruz. Kömürün yeraltında gaza dönüştürülmesini sağlayarak, maden işçilerinin tehlikeli ve zor koşullardaki çalışmalarını ortadan büyük ölçüde kaldırdılar. Tüm bunların yanı sıra dönemin iki kutuplu gerilimli dünyasında, kapitalizm karşısında sosyalizmin “gücünü” kanıtlamak amacıyla silah, nükleer ve roket teknolojilerine de büyük önem gösterildi. 1930’larda uzay programı devreye alınarak geriye kalan kapitalist dünya ile bu alanlarda rekabete girildi. İlk kez uzaya insan gönderme, aya insansız ilk iniş gibi “başarılar” elde edildi. Gizli nükleer silah araştırmaları, gizli uzay programlarına gereğinden fazla önem verildi. Her dönem kendi koşulları ile değerlendirilmeli fakat bugünden bakıldığında ABD ile girilen bu rekabet büyük ölçüde sosyalist teknoloji ve bilim anlayışı ile çelişmektedir. Sosyalist bir toplum dayanışmacıdır, sosyalizmde teknoloji ise rekabet uğruna değil insanlığın yararına geliştirilmelidir. Kapitalizm ile rekabet edemez, doğasına terstir. Bir yandan sistemin demokratik bir sosyalizmden uzaklaşıp otoriter bir rejime yaklaşması, diğer yandan o dönem dünyadaki ekolojik talanın, bugünkü kadar kötü durumda olmadığı için teknolojik gelişim planlamasının ekolojik sonuçlarının hesaplanamaması, reel sosyalizmin teknoloji anlayışını tersine çevirdi. Bu yaşananlardan ders çıkarmalıyız. Başka bir bilim ve teknoloji anlayışı mümkündür. İnsanın doğanın bir parçası ve de toplumsal bir varlık olduğunu bilerek, planlı, dayanışarak, bilgiyi paylaşarak ve doğa dostu olarak geliştirilecek teknoloji, sadece mevcut toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve üretici güçlerin gelişmesini sağlamayacak, birey olarak insanın niteliğini ve mutluluğunu da artıracaktır.   Tahsin Oygar tahsinoygar@yahoo.com   Kaynaklar: https://en.wikipedia.org/wiki/GOELRO_plan https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/337-sayi-095/1248-sovyetler-birliginde-gunumuz-bilim-ve-teknolojisi https://sarkac.org/2019/05/sovyetler-birliginde-teknoloji/ http://bilimveaydinlanma.org/sovyet-sosyalist-cumhuriyetler-birliginde-bilim-kulturu/ https://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet_uzay_program%C4%B1

Sonüstün: Kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüzlere karşı çözüm üretilmelidir.

By birlesikkibrispartisi

Salih Sonüstün, Kıbrıs’ın kuzeyinde her geçen gün artan şiddet, taciz ve tecavüz olaylarının toplumun içinde bulunduğu travmanın en açık göstergesi olduğunu belirterek, “ İçinde bulunduğumuz ekonomik, sosyal, siyasal koşullar ve sıkıntılar, insanımızın yaşadığı bireysel ve toplumsal belirsizlik ve kaygı, şiddet eğiliminin artmasına neden olmaktadır. İnsanımıza dayatılan toplumsal dönüşüm politikalarının karşısında acizlik içinde olanı biteni seyretmekle yetinen tüm makamlar bu toplumsal travmanın sorumlusudur” dedi.

BKP Genel Sekreteri Sonüstün,“Hükümet, toplumun içinde bulunduğu belirsizlik ve kaygı halinin, insanımızın yaşadığı sosyal ve ekonomik travmanın önüne geçebilecek yapısal tedbirleri almak ve vatandaşlarının temel insan haklarını korumak, vücut bütünlüğünü ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Her geçen gün artan şiddet olayları ve güvenlik sorunu kaygı verici bir noktaya ulaşmıştır” dedi.

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün,“ Yıllardır süre gelen bir sorun olan ülkeye giriş çıkışların bir an evvel düzenlenmesi, nüfus politikasının ciddi anlamda gözden geçirilmesi ve Kıbrıs’ın kuzeyinin sorma gir hanı yapısından bir önce kurtulması şarttır” diyerek kontrol mekanizması doğru çalışmadan, önleyici yasal düzenlemeler yapılmadan, sorunların çözülemeyeceğinin ortada olduğuna vurgu yaptı.

UBP- HP hükümetinin kendinden öncekiler gibi ülkenin temel sorunlarını çözecek icraatlar yapmak yerine, söylemlerle toplumu oyalamayı seçtiğine vurgu yapan Sonüstün, “ Hükümetten talebimiz  icraata geçerek, kangrene dönüşmüş sorunlara çözüm üretmesidir” dedi.

 

İzcan: “BKP, Faşizme ve faşistlerin tümüne karşıdır. Faşist ve ırkçı eylemleri kınıyoruz”

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Güney Kıbrıs’ta, KKTC bayrağını yakan Rum faşist ELAM örgütünün, kendinden bekleneni yaptığını, dünyadaki bütün faşist örgütlerin birbirlerinden farkları olmadığını belirterek, faşizme ve faşistlerin tümüne karşı olduklarını açıkladı.

Milliyetçilik ve fanatizmin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu vurgulayan İzzet İzcan, “Ulusal semboller üzerinden, karşı toplumu tahrik edip provokasyon  yapmak, ülkemiz üzerinde emelleri olan emperyalist güçlere hizmet eder” dedi.

Kıbrıs’ın Kuzeyinde de geçmişte Türk faşistler tarafından bayrak yakma ve ırkçı eylemler gerçekleştirildiğini hatırlatan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Yaşananlar karşısında suskun kalan ve faşistlerin arkasını sıvazlayanların, bugün aslan kesilmesi kabul edilemez” dedi.

“Kıbrıs’ın geleceği barış ve halkların kardeşliğindedir” diyen İzzet İzcan, “BKP, nerden ve kimden gelirse gelsin her türlü faşizan ve ırkçı eylemlere karşı çıkmaya devam edecektir” diyerek, “Birleşik Federal Kıbrıs’ın, tek çıkar yol olduğunu vurgulamakta yarar görür” dedi.

 

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Brüksel’de Avrupa Forum’u toplantısında konuştu.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün 8 Kasım 2019 tarihinde Brüksel’de gerçekleşen Brüksel Avrupa Forum’u toplantısına katılarak Birleşik Kıbrıs Partisini temsilen bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, Kıbrıs’ta bulunan zengin yer altı kaynakları ve Ortadoğu’daki stratejik konumu nedeni ile Kıbrıs’ın tarih boyunca emperyal güçlerin çekim alanında bulunduğunu vurgulayarak, “ Kıbrıs’taki esas sorun, toplumlar arası çatışmalar değil, emperyalistlerin böl yönet politikası kapsamında her iki toplumdaki milliyetçi ve şoven güçleri toplumların çatışmasında kullanmasıdır. Bu güçler dönem ve dönem yerli işbirlikçilerini devreye sokarak, iki toplum arasına nifak tohumu serperek, toplumlar arası çatışmalara neden olmuşlardır” dedi.

Ankara’nın, Kıbrıs’ta kendine bağlı hükümetler kurdurarak, öncelikle kendi çıkarlarını gündemde tutarak, Kıbrıslı Türklerin varlık ve kimliğine müdahale ettiğini ifade eden Sonüstün, “Hedef ve mücadelenin kabul edilebilir bir çözüme erken ulaşmak, önümüzdeki Berlin  görüşmelerinin çözüm için bir anahtar olması gerektiği,  bunun gerçekleşebilmesi de her  iki toplum liderinin göstereceği çabaya bağlıdır. 3’lü görüşme yerini 5’li görüşmeye taşımalıdır. BKP olarak talep ve mücadelemiz iki toplumlu, iki kesimli tek kimlik ve tek  vatandaşlığa dayanan Birleşik Federal Kıbrıs’ın en erken bir zamanda inşa edilmesidir

Baraka’dan Sokak Tiyatrosu: Mobese’ye NObese!

By Nazen Şansal

77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o

Baraka Tiyatro Ekibi, şehrimize yerleştirilmeye başlanan Mobese kameralarına NObese demek, gözetim toplumunun yaratacağı baskı ve sakıncalara dikkat çekmek ve gözetleme kameralarını toplumda tartıştırmak amacıyla 16 Kasım Cumartesi günü saat 14:14'te Sarayönü'ndeki Mobese direği altında sokak tiyatrosu oynayacak. "Gözeklen da gözetlenin" adlı oyun Sarayönü'nden sonra 15.00'te Lokmacı'da ve Selimiye Meydanı'nda da sokaklanacak. Özgürlükten yana olan tüm tiyatro severler davetlidir... 77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o Başlıyooor! Başlıyooor! Baraka Tiyatro Ekibi’nin “Gözeklen da gözetlenin” oyunu başlıyooor! Gözlerinizin önünde, Göz göre göre dikilen Mobese direklerine Demek için NObese, Elemtere fiiiş, kem gözlere şiiiş niyetine Başlıyooor! Emir geldi büyük yerden Kameralarsa askerden Protokoller imzalandı Bütün meclis onayladı Güya sağlamak için güvenliği Sağcısı solcusu kaldırdılar ellerini: “Kabul!” Büyük hırsızlar otururken rahat koltuklarında Küçük hırsızlar kaçarken memleketten ellerini kollarını sallaya sallaya Kol gezinirken sokaklarda taciz, şiddet, istismar Suçları önliyecekMİŞ  bu kameralar! Diktiler bu direkleri Gözetlemek için hepinizi Şşşşş! İzleniyorsunuz Çıkarmayın sesinizi  

Heyecanımı Besle – Halide Erkıvanç

By Nazen Şansal

foto (1)

Argasdi derginizin 56. sayısından bir tiyatro yazısı...

foto (1)

Asırlardır toplumların hayatına dokunan, yaşamlarından izler taşıyan ve insanların ruhuna hitap eden bir sanat faaliyeti, tiyatro... Gelişmişliğin sembolleri arasında yer alan, ortak bir emeğin insanda toplanıp vücut bulduğu sanatsal bir üretim... İnsanların sanata olan açlığı, her çağda kendisini göstermekle kalmayıp sanatsal üretime de yol açıyor. Yine de ilerlemenin ve üretimin önündeki o her dönem kendisini gösteren karşıt güçler, otoriteler veya insanlar hâlâ var. Ortaçağ’da tiyatro gösterileri yasaklanmış olduğundan, tiyatro ile ilgili düşünce de üretilememiştir. Yalnızca okullarda Latince öğrenimine bağlı olarak okutulan Latin ozanlarının oyunları bilinmekte, yazınla ilgili incelemelerde bu oyunların özelliklerinden söz edilmektedir. Öte yandan din adamları, halkın tiyatro sevgisinin içten içe yaşadığını gözlemledikleri için, her fırsatta bu sanatı suçlamış, tiyatronun zararlı etkilerine karşı uyarılarda bulunmuşlardır. Ortaçağ’da tiyatro düşüncesi, tiyatroyu suçlama biçiminde gelişir. Bunlar insanı hayrete düşürse ve sadece geçmişte kalmış yasakçı zihniyetler olarak görülse de, aslında öyle değil. Tamam bugün belki tiyatro yasak değil ama ne kadar özgür? Sözümüz, sahnemiz ne kadar bizim? Saint Augustine, trajik sahne oyunlarının ayartıcı olduğunu, ruhu tuzağa düşürüp yozlaştırdığını söylemiş, bazı heyecanları kurutacak yerde beslediğini söyleyerek tiyatronun sakıncalarını belirtmiştir. Ve ben söylediği bu sözle tiyatroyu neden bu kadar çok sevdiğimi ve herkesin neden özgür tiyatroyu savunması gerektiğini keşfettim. Heyecanımı beslemesi; bu bitmek bilmeyen coşkumu, heyecanımı, bir şeyler anlatmak, öğrenmek arzumu tiyatroya borçluyum. Sonra düşündüm benim bu kadar heyecan duyduğum, beni bu kadar mutlu eden bir şey nasıl olur da geçmişten günümüze kadar bütün otoriteleri rahatsız eder? Bence sebeplerimiz aynı; tiyatro, dayanışmayı öğretir, düşünceyi eyleme sokma yeteneğini geliştirir, düşünerek, yorumlayarak okumayı öğretir, toplumun kişiliği ezmesini önler. Özetle otoriteler, özgür tiyatroları ve izlediğini anlayabilen tiyatro severleri istemezler. Peki biz ne istiyoruz? Seyirci içinde yaşadığı sorunların sahneden doğru bir biçimde aktarıldığını gördüğü anda, ayakta duracak direnci de elde eder. Tiyatronun seyircisine karşı sorumluluğu vardır. Bundan on yıl kadar önce ölen, tanınmış Alman tiyatro yönetmeni Hans Schweikart, çağımızda her yönden tehlike içinde ve tehdit altında bulunan insanlar için tiyatronun sorumluluğunu şöyle açıklamıştır: "Tiyatro, seyircisine, kendi yaşantısında bilmediği şeyleri, yani daha çok bilmekten kaçındığı gerçekleri göstermekle yükümlüdür. İş adamlarının yarattığı harikalar ile dünyanın bir anda yok olması korkusu arasında sersemlemiş olan insanlar yaşamın verdiği güvensizlik karşısında, tiyatrodan ayaklarını sağlamca basabilecekleri bir zemin dilemektedirler."  Shakespeare'in Hamlet'te dediği gibi, sahne "çağının aynası ve kısaltılmış tarihi"dir. Bunun için de sahne, çağını doğru olarak, açık ve seçik, bozmadan yorumlayıp yansıtabildiği anda önemli bir araçtır. Öyle ki, tiyatro, güzeli abartmadan, kötüyü örtbas etmeden, çirkini saklamadan ve doğruyu yadsımadan görevini yapmalıdır. Bırakın tiyatro görevini yapsın, özgürce sözünü söylesin, bizi uyandırsın, ayağa kaldırsın, önce sesimiz olsun sonra hep beraber ses olalım. Bir de şu gerçeği hiç unutmayalım: Devlet ödenekli tiyatrolar, hükümetlerin değil, devletin tiyatrosudur. Devlet ise halkındır, hükümetlerin değil.   Halide Erkıvanç halideerkivanc0@gmail.com   Kaynaklar: Ülkenin Kalkınmasında Tiyatronun Rolü - Özdemir Nutku Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi- Sevda Şener Uygulamalı Tiyatro Eğitimi- Yılmaz Arıkan  

SOL ANAHTARI PAZAR GÜNÜ LEFKE’DE ÇALACAK

By Mehmet Adaman

FB_IMG_1573305309304

Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı, 10 Kasım Pazar günü Lefke Hurma Festivali kapsamında saat 15.00'te konser verecek.

Dijital Dünyada Cinsiyet Eşitsizliği – Pınar Piro

By Nazen Şansal

dijital cinsiyet eşitsizliği

Argasdi dergimizin 56. saısından FeministİZ  makalemiz... dijital cinsiyet eşitsizliği Teknolojinin bu kadar geliştiği çağımızda, merak ettiğimiz her şeye ulaşmak artık saniyelik bir kolaylıkta. Elimizin altındaki küçük dikdörtgen kutular, ilgi duyduğumuz/duymadığımız herşeyi bize sunacak şekilde tasarlanmış. Öyle ki, çocuklarımızın çoğu kitapların da değerli olduğunu idrak edebilmiş değil. Ailemizde pişen yemekleri artık büyüklerimizden aldığımız tariflerle değil, internetten araştırdığımız şekliyle hazırlıyoruz. Yol tarifi aldığımız haritaların ömrü neredeyse bitmek üzere. Günümüzde isteyip de ulaşamayacağımız bir bilgi kalmadı. Yaşadığımız yüzyılın bizlere artıları olan bu gelişmeler, gelecekte çok yetersiz kalacak, bunun da farkındayız ve belki de bundan ürküyoruz hatta. Çünkü bu hızlı gelişim, teknolojiyle bu kadar haşır neşir olan büyük bir kesimin sadece uzaktan izlediği bir süreç. Dijital dünyanın insanlığa sunduğu imkanları tamamen olumsuzlayamayacağımız gibi top yekün doğru kabul etmek de doğru değildir. Örneğin insanlığın yerine makinelerin geçtiğini düşünebilir miyiz? Dijital öğretmenler, mahkemede dert anlatmaya çalıştığımız dijital hakimler, iş başvurumuzu değerlendiren dijital sistemler nasıl olurdu mesela? Birçok sebep olsa da en etkili sebeplerden biri, teknolojik nimetlerden tüm dünya halklarının aynı şekilde faydalanamaması gerçeğidir. Tüm ülkelerin aynı teknolojik altyapıya sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da aynı ülkede yaşasalar da tüm çocukların teknolojiden eşit bir şekilde faydalanabildiğini? Dijital hayatta kadınlar Yapılan araştırmalar, ataerkil düzenin kız çocukların dijital becerilerini de engellediğini gösteriyor. Çünkü teknolojik konular erkek ilgi alanı olarak algılanıyor ve bu da kızların ilgi duyma eğilimini düşürüyor. 1990’larda yapılan araştırmalar, odasına bilgisayar konulan erkek çocuk sayısının kız çocuklarının iki katı olduğunu gösteriyor. Bu durum da, gelecekte teknolojiyle ilgilenme anlamında, daha en baştan bir avantaj/dezavantaj konumuna dönüşüyor. Yine bazı araştırmalar gösteriyor ki, eğitimin ilk yıllarında kızlar bilgisayar derslerinde erkeklerden daha başarılı, ancak üniversiteye gelindiğinde bilişim teknolojileri ile ilgili bölümlerde okuyan kızların sayısı erkeklere oranla çok azalıyor. Dijital yazılımların yaratıldığı ortamlarda da kadınların varlığı hiç de tatmin edici sayıda değil. Teknolojide de daha çok kadın Evet, gerçekten de teknolojide daha fazla kadın istiyoruz, ama uzaktan kumandalı bir kutuya hapsedilmemiş halde. Bizim olması gerektiğini düşündüğümüz kadınların adı Siri, Alexa veya Cortana değil. Kadınların sesini telefona verdiğimiz komutları yapan ya da sorularımızı cevaplayan, bize gideceğimiz yolu tarif eden sesler değil, teknik ve bilimsel araştırmalarda açıklamalar yapan, yazılımların geliştirilmesinde politika yürüten sesler olmasını istiyoruz. Ses asistanlarının kadın sesi ile konuşuyor olması da tesadüf değildir. Şirketler bunu yaratmadan önce testler yaptıklarını ve müşterilerin etkili bir kısmının kadın sesi duymayı tercih ettiklerini açıklıyorlar. Ancak bir çok araştırma da insanların yetkili açıklama dinlerken erkek sesi, yardım alırken kadın sesi duymak istediklerini açıkça gösteriyor. Ve tabii ki de amacı kar elde etmek olan şirketler, tercihini karşı cinsten yana yapan kesimi ciddiye alma yönünde kullanıyor. Ses asistanlarındaki sesin kadın sesi olarak tercih edilmesinin sebebi kimi zaman kadının “çocuk yetiştiren” sevgi dolu bir ses olmasına atıfta bulunurken, kimi zaman da kadınların “yardımcı kişiler” olmasına atıfta bulunuyor. Hatta bazı erkekler, bir kadından yol tarifi almak istemedikleri için, navigasyon cihazında seçim şansı varsa eğer, erkek sesini tercih ediyorlar. 1990’lı yıllarda kadın sesinden talimat almak istemeyen sürücülerin şikayetleri nedeniyle BMW 5’ler Amanya’da geri çağrılmış. Japonya’daki borsa sistemlerinde hisse fiyatları kadın sesiyle bildirilirken, işlem onayını veren ses erkek. Sesin cinsiyeti olur mu? Kadına, erkeğe ya da farklı cinsel eğilimlere sahip insanlara atfedilen kimlikler, cinsiyet ayrımcılığının ya da eşitsizliğinin en büyük nedenleri arasında. Kültürden kültüre değişse de kadınların ya da erkeklerin toplum ve aile içerisindeki görevleri daha doğmadan veriliyor. Yeryüzünde cinsiyete dayalı ayrımcılığın yaşanmadığı bir kültür neredeyse yok. Tüm bu söylediklerimize, günümüzün en gelişmiş yapay zekâ yazılımlarına sahip olan sesli asistanlar da dahil. Asistanların hepsi kadın sesinde duyuluyor. Bir grup dilbilimci, mühendis ve ses uzmanı tarafından geliştirilen Q, cinsiyete dayalı ayrımcılığın sonunu getirme, hatta bunun teknolojik olarak önüne geçme amacı taşıyor. Q’nun yapımcıları, eşit oranda kadın, erkek ve eşcinsel 4600 insanın sesini kaydederek Q’nun sesini oluşturdular. Yapay zekânın ilk sürümü test için bir grup katılımcıya dinletildi. Katılımcıların %80’i asistanın bir kadın sesine sahip olduğunu söylediler. Her ne kadar her cinsiyetten eşit oranda ses bulunsa da Q’nun %80 oranında kadın sesi olarak karşılanmasının bir nedeni vardı. Sesli asistanlar, insanların aklında kadın sesine sahip olan yapay zekâlar olarak kodlanmışlardı. Peki neden? Cevap basit; ses asistanı yaratan şirketlerin bilişim teknolojileri birimlerindeki ekip elemanları neredeyse hep erkek. Erkek ağırlıklı ekipler tarafından geliştirilen ses asistanlarının sesinin hatta espiri anlayışının dahi itaatkar kadın hizmetkarlar olması gayet doğal. Ancak bu değişmeli. Neden mi? En basitinden, erkeklerin eğer kadınlara sözlü tacizde bulunurlarsa kibar bir şekilde alttan alınmayacakları gerçeğini yeniden hayata geçirebilmek için. Kadınların yardımcı kişiliklerinden sıyrılabilmeleri için. Kadınların da yönetebileceği, hayata yön verebileceğinin tam kabulü için. Peki bunu kim yapacak?...   Pınar Piro pınarpiro@gmail.com *Bu yazıda Bilim ve Gelecek dergisi Temmuz 2019 sayısında yer alan, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Ses Asistanları makalesinden faydalanılmıştır.  

BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Brüksel’e gidiyor.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, Avrupa Sol Parti ve  bileşenlerinin organize ettiği, 3. Avrupa Forumuna katılmak için 7 Kasım’da Brüksel’e gidiyor.

Dünyanın çeşitli ülke temsilcilerinin siyasi, ekolojik, çevre ve kadın haklarının tartışılacağı Forum’da, Genel Sekreter Salih Sonüstün, bölgemizin ve ülkemizin içinde bulunduğu son siyasi gelişmelerle ilgili bir sunum yapacak.

Sonüstün 11 Kasım’da yurda dönecektir.

 

İzcan: 25 Kasımdaki 3’lü görüşme, 5’li gayri resmi toplantının önünü açmalıdır.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan,  25 Kasım’da gerçekleşecek 3’lü görüşmede, tarafların yapıcı tavırlar sergileyerek 5’li gayri resmi toplantının önünü açmalarını istedi.

BM kararları ve geçmiş mutabakatlar temelinde hareket edilerek, referans noktaları üzerinde antlaşmaya varmanın şart olduğunu dile getiren İzzet İzcan, “Zamana oynayarak süreci berhava etmek, hiç kimseye bir şey kazandırmaz” dedi.

Halkın iradesine darbe vurulmaya çalışılmaktadır.

Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki statükocu güçlerin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın,  görüşmelere katılmasını engellemek için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu belirten BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, yetki tartışmaları yaparak, halkın iradesine darbe vurulmaya çalışıldığını belirterek, çirkin bir oyun oynandığını vurguladı.

Kalıcı bölünme Kıbrıs Türk toplumunun sonudur.

Esas niyetin, Kıbrıs sorununa Birleşik Federal bir çözümün bulunmasını engellemek olduğunu vurgulayan İzcan, “Türkiye’deki AKP hükümetinin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya karşı yürüttüğü saldırılar, başta UBP-HP olmak üzere çözüm karşıtı kesimleri cesaretlendirmiştir” dedi.

“Kalıcı bölünme Kıbrıs Türk toplumunun sonudur” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, tüm demokrasi güçlerini, çözüm yönünde kararlı adımlar atmaya çağırdı.

 

“12 Yıllık Esaret” ve Devam Eden Kölelik – Serap Kızıl

By Nazen Şansal

IMG_2918

Argasdi dergimizin 56. sayısından bir film değerlendirmesi...

IMG_2918 “12 Yıllık Esaret”, 1800’lerin sonunda, New York’ta yaşayan Solomon Northup’ın kaçırılıp, köle olarak satılması ve 12 yıl süren kölelik yaşamı üzerine çekilmiş biyografik bir film. Hayatını müzisyen olarak, iki çocuğu ve eşiyle özgür bir şekilde sürdüren Solomon Northup, iki kişi tarafından kandırılmış ve bir günde hayatı alt üst olmuştur. Başından sonuna kadar kendinizi başrolün yerine koyacağınız bu filmde, ırkçılık, şiddet, işkence, çaresizlik, kabullenme ve hayata tutunmak için gösterilen tüm mücadeleyi derinden hissediyorsunuz. Ayrıca gerçekçi ve sert yaklaşımıyla, seyri zor ve duygusal açıdan yıpratıcı bir film... Yalnızca “özgürlükler ülkesi” Amerika’nın değil, dünya tarihinin kara lekesi ve utanç kaynağı olan köleliği anlatan bu filmde; köle sahibi beyazların sapkın zihinlerine odaklandığınızda, bir insanın mal gibi görülüp ona sahip olma düşüncesinin akli dengeleri nasıl bozduğunu görüyorsunuz. Kölelerine iyi davranmakla övünenler veya vicdan azabı duyduğunu itiraf edenler dahi, var olan sisteme uyum sağlayarak bu sapkınlığın bir parçası olduklarının farkında değiller ne yazık ki. Köle olarak doğup büyüyenler özgürlüğün ne demek olduğunu bilmedikleri için büyüdükleri çember içerisinde öğrenilmiş çaresizlik örneği göstermektedirler. Solomon Northup’ı diğer kölelerden ayıran en büyük özelliği ise yaşamının ilk yıllarında köleliği bilmemesi... Özgür yaşantısında sadece müziği ve ailesiyle ilgilenen Solomon’un, halkının köle olarak yaşam sürmesi her ne kadar onu rahatsız etmese de, ardından köle olması ironik ve hikayeye mücadele anlamında katkısını gösteriyor. Beyaz perdede gördüklerimizi ve hissettiklerimizi birebir yaşarken; aynı anda bizden çok uzakmış gibi gelse de, aslında hepimiz kapitalist sistemin modern köleleriyiz. Filmde, sahibinden korktuğu için ağzını açamayan, hakkını arayamayan, her söylenileni yapmak zorunda olan kişiler, şiddetle ve belki de ölümle yüz yüze gelmemek için sahiplerinin istediği şekilde, karın tokluğuna, insani olmayan şartlarda kölelik yaşamını sürdürüyorlar. Film bittiğinde; “Tüm bunlara ne gerek vardı!” “İnsanlar birbirlerine nasıl bu kadar acımasız olabildiler?” diye sorduruyor insana. Özellikle Northup’ın şu sözü her şeyi özetleyecek bir biçimde: “Ben hayatta kalmak değil, yaşamak istiyorum.” Solomon Northup’ın 1853 yılında yazdığı ve kendi hikayesini anlattığı romanından uyarlanan film, 2014 Oscar ödüllerinde En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanmıştır. Senaryosu sağlam, müziklerin, yönetmenliğin ve oyunculukların tek tek iyi olduğu bu film, aldığı ödülleri sonuna kadar hak etse de bu ödüllerin verilme nedenlerinden birinin de “günah çıkarma” olduğu düşünülebilir.

Serap Kızıl srpkzl90@gmail.com

Baraka Tiyatro Kampı Gerçekleştirildi

By Nazen Şansal

3

 

 2

Baraka Kültü Merkezi, Lapta Gençlik Kampı tesislerinde, 2 gün süren bir tiyatro kampı gerçekleştirdi. Derneğin bünyesinde faaliyet yürüten hem yetişkin hem de liseli gençlik ekiplerinin katıldığı kampta eğitici ve eğlenceli bir program yer aldı. 25 tiyatroseverin bir araya geldiği kamp, oyunculuk atölyeleri, drama ve doğaçlama çalışmaları, dans, tirat ve oyun okuma, film izleme ve tartışma gibi etkinliklerle dolu dolu geçti. Sol Anahtarı müzik grubu elemanları da kampa katılarak ses, kulak eğitimi ve şarkı söyleme konusunda bir atölye gerçekleştirdiler. Baraka Tiyatro Ekibi, toplumsal meselelerle ilgili sokak tiyatroları ve sahne oyunları ile seyircisiyle buluşmak üzere çalışmalarına devam ediyor. 5 4 9 19 17 14 11 20 6    

Basın susturulamaz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Salih Sonüstün, basında “Rekabeti düzenlemek için uygulanan, ancak genel bütçeye aktarılan kaynakla ilgili BASIN- SEN’in açıklamasını desteklediklerini belirterek, meselenin maddi destek talep etmek olarak algılanmasının en büyük yanlış olacağını vurguladı.

Sonüstün, “ Özgür basın, özgür düşünce demektir. Özgür düşünceye kilit vurulmayan toplumlarda hem bireyler hem de toplumlar özgürdür” diyen  BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, “ Barış ve çözüm yönünde mücadele eden basın emekçileri ve basın kuruluşları ile birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Ortak hedefin, barış ve çözüme ulaşmak olduğuna vurgu yapan BKP Genel Sekreteri Salih Sonüstün, bu ortak hedef doğrultusunda birlikte mücadelenin önemine inandıklarına vurgu yaparak, “ Birleşik Kıbrıs Partisi barış ve çözüm yolunda mücadele veren tüm örgütlerle sıkı işbirliği yapmaya bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir” dedi.

 

İzcan: TC Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun saldırılarını şiddetle kınıyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, TC Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki barış yanlısı kesimlere ‘Rumcu’ diye saldırılarını sürdürmesinin kabul edilmez olduğunu ve kendisini şiddetle kınadıklarını belirtti.

“Sn Çavuşoğlu, kuzey Kıbrıs’a, ülkesinin bir ilçesi gibi davranmaya devam ediyor” diyen İzcan, “Türkiye’nin Kıbrıs’ta,  garantörlük haklarından başka bir hakkı bulunmamaktadır” dedi.

Tüm otoriter rejimler gibi, AKP iktidarı da yıkılmaya mahkumdur.

“Kıbrıs Türk toplumu kendi ülkesinde hür ve özgür olarak yaşamalıdır” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AKP iktidarının, Türkiye’yi kapalı bir hapishaneye çevirdiğini, Sünni islama dayalı  karanlık bir  rejim kurma peşinde olduğunu ve fetihçi bir anlayışla, Cumhurbaşkanı Mustafa akıncı dahil kendinden farklı herkese saldırdığını vurgulayarak, “Tüm  otoriter rejimler gibi AKP iktidarı da yıkılmaya mahkumdur” dedi.

AKP, Kıbrıs’ta çözüm istemiyor.

AKP’nin Kıbrıs’ta çözüm istemediğinin açık ve net olduğunu dile getiren BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, AKP’nin, şiddet ve güce dayalı bir dış politikayla, Kıbrıs’ın doğal zenginlikleri dahil, her şeyine el koymaya çalıştığını vurguladı.

İzcan, “Barış ve demokrasi güçlerinin en geniş birlikteliği tek çıkar yoldur” diyerek, sonuna kadar mücadele edeceklerini belirtti.

 

İzle-Tartış’ta Hayat Treni İzlendi

By Pınar Piro

ht1

ht1Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği kapsamında, 2019 bahçede sinema gecelerinin sonuncusu Hayat Treni filmi ile gerçekleştirildi. Ekim ayının ilk cumartesi akşam seyrettiğimiz Hayat Treni filmi bizlere, ikinci paylaşım savası sırasında yerlerinden edilen insanları, onların hayatta kalmak için vermiş oldukları haklı ve trajik/komik hikayesini anlattı. Film sonrası gerçekleştirdiğimiz sohbette savaşın görünen yüzüyle yaşattıklarının yanında görünmeyen yüzünün de olduğu buna ilaveten aslında var olan ancak “görünmeyen” insanlara yani; azınlıklara yaşattıkları da ele alındı. ht2Yapılan keyifli sohbetin ardından Kasım ayı filmi için öneriler bölümüne geçilerek öneriler arasından Der Verdingbub filmine karar verildi.   Bu filmde, Max bir çiftçi ailesinin çiftlik işlerinde çalıştırmak üzere evlatlık aldığı bir yetimdir. Üvey ailesi Max'a adeta bir köle gibi davranırken, evin öz oğlu ise onu aşağılamak ve yetim olduğunu başına kakmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Akordeon çalmak Max'ın kendine has bir özelliğidir. Kasabanın yeni öğretmeninin Max ile ilgilenmeye başlaması zaten kötü olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Max'ın çiftlikte çalışan Berteli ile kurduğu dostluk, tüm bu sıkıntılara dayanabilmesini sağlayan tek şeydir. Max onunla, çiftlik aletlerinin bile saf gümüşten olduğu bir dünya hayal etmektedir...   Bu hayal ile birlikte, Max’ın hikayesini konu alan bu filmi gelin birlikte izleyelim. 2 Kasım Cumartesi akşamı 19.00’da başlayacağımız etkinliğimize herkesi bekliyoruz…    

Ersin Tatar Eski Barakacıdır!

By Baraka Kültür Merkezi

BarakaErsin

  BarakaErsin                             Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın özünde “Bütün savaşlar ölüm getirir.” gibi temel bir mesajı olan ve oldukça yerinde bulduğumuz açıklaması sonrası, Türkiye basınına demeç veren Ersin Tatar’ın “Maalesef yaptığı açıklama marjinal grupların etkisinde yapılmış biraçıklamadır… Biz o tarafın kalabalığına Barakacılar diyoruz. Adı Türk, kendileri farklı bir ırk. Bazı Emperyalist güçler de bunları destekliyor” ifadelerini kullandığını öğrenmiş bulunuyoruz.   Öncelikle işbirlikçi siyasetin yıllardır birilerini Ankara’ya hedef göstermek ya da ilgili kişinin sağ cenahtan tepki görmesini sağlamak amacıyla “Bu Barakacıdır.” demesi artık bütün halkımızın aşina olduğu bir durumdur. Bu bağlamda derneğimizle aynı mücadele alanlarında bulunmak dışında hiçbir ilgisi olmayan gazeteciler, sanatçılar ve sendika yönetimleri yıllardır “Barakacı” diye hedef gösterilmektedir. Ancak son dönemde iş iyice çığırından çıkmıştır. Geçtiğimiz günlerde Bertan Zaroğlu isimli halk düşmanı şahıs, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’ı ‘’Barakacı olmakla’’ suçlamıştır. Bugün ise Cumhurbaşkanı Akıncı için Ersin Tatar tarafından ‘’Barakacıların etkisi altındadır.’’ ifadeleri kullanılarak aslında aynı imada bulunulmaktadır.   Derneğimizin yıllardır verdiği mücadeleden kaynaklı olarak, gailesi halkımızın haklarına sahip çıkmak olan herkes için “Bu Barakacıdır”denilmesi bir bakıma doğru olabilir. Tabii eğer halkın hakları için mücadele ederken Baraka ile aynı çizgiye denk gelmiş olmak birini ‘Barakacı’ yapmak için yeterli bir kriter ise, en eski Barakacılardan birinin Ersin Tatar olduğunu açıklamak durumundayız. 2005 yılında CTP’nin Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay Erk’in Kumsal Park’ı halkın elinden almaya kalkışması üzerine konuya muhalif olanlar bir araya gelmiş, Ersin Tatar da Barakacılar ile komite kurarak, aynı masada toplantılar yapmış, sokakta yan yana bildiri dağıtmıştır. Yani olur da bir gün “Barakacılıkla” suçlanma sırası Ersin Tatar’a gelirse bilinsin ki, kendisi eski Barakacıdır.   Öte yandan Tatar’ın ırkımızla ilgili kullandığı ifadeleri ise halkımıza havale etmeyi uygun görüyoruz. Zira çabalarıyla, mücadelesiyle, sözüyle ve özüyle kim bu halktandır, kimin ise kökü dışardadır insanlarımız her şeyin farkındadır. Kimin Kıbrıslı Türk halkına, kim başka devletlere güvenerek hareket etmekte olduğu da ortadadır. Tüm hesapları ve gelir giderleri şeffaf şekilde kamuoyu ile paylaşılan Baraka’ya yönelik “Emperyalist güçler tarafından desteklendiği” ifadeleriyle ilgili ise, benzer bir iftirada bulunma gafletine düşen Serdar Denktaş’la ilgili hukuki sürecin devam ettiğini Tatar’a hatırlatır, sert gelen toplara kafa vurmaması konusunda uyarırız.       Baraka Kültür Merkezi (a) Kamil İpçiler

Televizyondayız.

By birlesikkibrispartisi

BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, bu gece saat 21:30’da GENÇ TV’de programa katılarak, gündemdeki siyasi konuları değerlendirecektir.

İzcan: Kıbrıs Türk toplumu, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yanındadır. Yapılan hakaretleri sahiplerine aynen iade ediyoruz.

By birlesikkibrispartisi

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan, Türkiye’deki AKP hükümetinin ‘Barış Pınarı Harekatı’ adı altında Suriye’ye saldırmasının kabul edilmez olduğunu, AKP’nin,  kendini kurtarmak için bölge halklarını ateşe attığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, savaşla sorunların çözülemeyeceğini, adına ‘Barış Pınarı Harekatı’ dense de akanın kan olduğunu belirtip, halkların kardeşçe bir arada yaşayacağı barış temennisinde bulunmasının ardından, başta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere savaştan beslenen kesimlerin tehdit ve hakaretlerine maruz kalmasının kabul edilmez olduğunu vurgulayan BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, “Kıbrıs Türk toplumu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yanındadır ve yapılan hakaretleri aynen sahiplerine iade etmektedir” dedi.

İşgalci ve işbirlikçilerinin tavırları, dünyanın her yerinde aynidir.

“Kıbrıs’ta, başta Başbakan Ersin Tatar ve Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay’ın yağ kokan demeçlerini dinlediğim zaman utandım” diyen İzzet İzcan, işgal altında olan ülkelerde, işgalci ve işbirlikçilerin tavırlarının değişmediğini belirtti.

Bu haksız savaş derhal durmalıdır.

BKP’nin, barış ve özgürlük mücadelesi veren kardeş halkların yanında olduğunu dile getiren İzzet İzcan, “Savaş ile sorunların çözülemeyeceğini, bu haksız savaşın derhal durmasını ve tarafların masaya oturarak sorunlarını sulh yoluyla  çözmelerinin tek çıkar yol olduğunu vurgulamakta yarar görürüz” diyen BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya tam destek verdiklerini vurguladı.

Baraka, ‘Anti-kapitalizm’ Değerini, Cuma Toplantılarında Tartışarak Güncelledi

By Kamil İpçiler

baraka hemen şimdi

Baraka Kültür Merkezi, yaklaşık 10 yıl önce belirlediği ve kitaplaştırdığı değerlerini yeniden tartışmaya ve geliştirmeye devam ediyor. Baraka’da son olarak ‘Anti-kapitalizm’ değeri, ‘Cuma Toplantıları’nda yapılan tartışmalar doğrultusunda güncellendi. Süreç, Baraka’nın tüm değerlerin yeniden ele alınması ve tartışılmasıyla devam edecek. Baraka’nın değerleri, Baraka Kültür Merkezi’nin her Cuma saat 19.00’da, Kızılbaş’taki Baraka lokalinde gerçekleştirdiği ve herkese açık olan ‘Cuma Toplantıları’nda tartışılıyor. Anti-kapitalizm değerinin son hali ise şöyle: Baraka anti kapitalisttir. Kapitalist emperyalizm, çağımızda sadece insanlığın değil bir bütün olarak eko-sistemin karşı karşıya olduğu temel beladır. Kültürel çeşitliliğin ve insanlığın entelektüel mirasının kapitalizmin tehdidi ile karşı karşıya olduğunun farkında olan Baraka, kapitalizme karşı mücadeleyi sınıfsal zeminde kurgular ve kendisini doğrudan kapitalizmin karşısında konumlandırır. Kapitalist sistem içerisinde tüm üretim ilişkilerinin ve toplumsal yaşamın örgütlenişi kar döngüsü-sermaye birikimi üzerinde şekillenmektedir. Kapitalizmin özünde bulunan daha fazla kar elde etme mekanizması, insanlığın toplumsal ihtiyaçlarını hiçe sayarak, kültürel değerleri ve ekolojik dengeyi yok etmek pahasına çalışır. Sermaye için tek bir anlam vardır, o da tüm anlamları anlamsızlaştıran kardır. Kapitalizm bir yandan sürekli krizlere girerken, öte taraftan bu krizlerden kaçınmak veya krizden çıkmak için “olağanüstü haller” yaratır. Öyle ki kapitalizmin kendisi tam da bu “olağanüstü halin” kural haline dönüşmesidir. Kriz halinde iken çıplak bir “olağan üstü hal”, değilken üstü kapalı bir “olağanüstü hal”! İşçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinin acımasız bir sömürüye tabi tutulabilmek için; cinsel yönelim, azınlık kimliği, göçmenlik  ve yerlilik temelinde yalnızlaştırılması; toplumsal yaşamın tüm bu kesimlerin birbirinden korkacak şekilde organize edilerek kontrol edilmesi; gezegen üzerinde yayılmacılık, savaş ve ekolojik talan! Öte yandan kapitalizm, kendisini tek seçenek olarak dayatır. Rekabet, bencillik ve kıskançlık gibi tasarımları insan doğası ve değişmez bir unsuru olarak sunan kapitalizm, bunun sonucunda dayanışmayan, bireysel kurtuluşçu ve tüketimci tek boyutlu bir insan profilinin evrensel insan doğası olduğu iddiasını ortaya koyar. Kapitalist sistemin devamı için egemenlerin kullandığı düşünsel hegemonya araçlarının başında ‘iyi yüzlü kapitalizm’ veya ‘yeşil kapitalizm’ gibi tasarımlar gelir. Özellikle sivil toplumcu anlayışın ürünü olan bu yaklaşımları savunanlar sadece sistem içi reformlara gidilmesini yeterli görürler. Eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin kaynağını sorgulamaktan uzak olan bu anlayışlar bizzat kapitalizm tarafından üretilen fikirler olup “iyi yüzlü barbarlık” veya “yeşil barbarlık” diye de okunabilir. Baraka, kapitalist sistem içerisinde kapitalizme ve onun ilişki biçimlerine karşı örgütlenen bir kurumdur. Bundan dolayı kendisini “kurtarılmış alan” olarak tanımlayıp kapitalist ilişki biçimlerinden etkilenmediğini iddia etmez. Fakat sadece büyük mücadeleler içerisinde değil hayatın her alanında ve en küçük biriminde dahi -rekabete karşı dayanışmayı vb. savunarak- kapitalist ilişki biçimlerine ve dayatmalara karşı mücadele eder. Bu anlamda “yarını bugünden kuralım” şiarı, Baraka’nın varoluşunun karakterize olduğu zeminin yapı taşlarındandır. Baraka kapitalizmin dayattığı biçimiyle sabit ve değişmez bir insan doğasının kabul edilemez olduğunu savunur. İnsan doğası var olduğu toplumsal yapıdan etkilenmeden oluşmaz. Kapitalizmin dayattığı biçimi ile insan; rekabetten, bireyselcilikten ve egoizmden etkilenmiştir. Fakat bu insanın doğası değildir. Bu bağlamda Baraka kolektif kurtuluş ile bireysel özgürlüğü bir birinden bağımsız olarak düşünmez. Bu özgürleşme de ancak içerisinde dayanışma, eşitlik, bir arada yaşam, enternasyonalizm, adalet ve özyönetimcilik ilkelerinin bulunacağı bir anti kapitalist  mücadele sürecinin içerisinde gelişip yayılabilecektir. Baraka ekoloji, gençlik, kadın özgürleşmesi ve LGBT+ gibi toplumsal hareketlerin bağımsızlıklarından ödün vermeksizin anti kapitalist zeminlerde birlikteliğini savunur. Sistem içi iyileştirmeleri reddetmemekle birlikte, aslolanın sistemi reformlarla dönüştürmek değil, tamamen ortadan kaldırmak  ve  yerine “birimizin özgürce gelişmesinin hepimizin özgürce gelişmesinin koşulu olduğu” sosyalist bir sistem  kurmak olduğunu savunur.
❌