One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

İZLE-TARTIŞ’TA YOL AYRIMI İZLENİLECEK

By Pınar Piro

yol ayrımı

yol ayrımıBaraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği, serin bir sonbahar akşamında Yol Ayrımı filmini izleyiciler ile buluşturuyor.   Mazhar, hayatını babasından devraldığı teskstil imparatorluğunu büyütmeye adamıştır. Bunun için de agresif ve acımasız yöntemler izlemekten çekinmez. Fakat Mazhar'ın yaşadığı trafik kazası birçok şeyi değiştirir. Kaza Mazhar'ın hayata yeniden tutunmasını sağlar. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden yaşadığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Bu değişim tabii ki kolay olmayacak, başka bir insana dönüşme girişimleri, başta ailesi olmak üzere çok kişiyi karşısına almasına neden olacaktır. Mazhar Kozanlı, yaptığı tercihin bedelini ya ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır.  Ailesi mi? Yeni tanıştığı arkadaşları mı? Yoksa çocukluğundan beri düşleyip de yapamadığı hayallerinin mi peşinden koşacaktır  Mazhar?..   Eğer siz de; “Her çocuğun içinde, geçmişine dair yapmak isteyip de yapamadığı ya da ebeveynlerinden isteyip de yapılmayan bir şeyler mutlaka vardır. O hiç unutulmaz, beynimizin bir köşesinde durur ve ortaya çıkacağı günü bekler.” diyorsanız gelin birlikte izleyelim, birlikte tartışalım.   6 Ekim Cumartesi akşamı 20:00’de Baraka Kültür Merkezi’nde buluşalım. Yol ayrımlarımızı konuşalım.

11. Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali Pazartesi Başlıyor

By Kamil İpçiler

kapak foto

Bu yıl 11.’si düzenlenecek olan Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali (İFF) 3 Aralık Pazartesi 19.30’da, Gönyeli Belediyesi’nde gerçekleştirilecek açılış kokteyli ve Sol Anahtarı’nın müzik dinletisi ile başlıyor. Festival bu yıl “Sistem Krizde! Mücadele Kadrajda” sloganıyla düzenleniyor. “Tavuklar Firarda” isimli bir de çocuk filminin gösterileceği festivalde, Lefkoşa’nın yanı sıra, Değirmenlik, Mağusa, Akdoğan (LYSİ), ve Akçay’da  da gösterimler yer alacak. Program şöyle; 3 Aralık Pazartesi, 19.30: Açılış Kokteyli, Sol Anahtarı’ndan Müzik Dinletisi, Film: Madencilerin Anıları –Gönyeli Belediyesi   4 Aralık Salı, 18.00: Film: Ben Daniel Blake -DAÜ Mustafa Afşin Salonu   5 Aralık Çarşamba, 19.30: Film: Gıda Kooperatifi -Gönyeli Belediyesi   7 Aralık Cuma, 19.00 Film: 9’dan 5’e -Değirmenlik Belediyesi Özle Türkel Sosyal Aktivite Merkezi Konferans Salonu   8 Aralık Cumartesi,11.oo Film: Tavuklar Firarda (Çocuklara Özel) -Arabahmet Kültür Evi   10 Aralık Pazartesi, 19.30 Film: Güneşli Pazartesiler -Mağusa Gelişim Akademisi   11 Aralık Salı, 19.30 Film: 9’dan 5’e Gönyeli Belediyesi   12 Aralık Çarşamba, 19.30 Film: Ev Kira, Semt Bizim -Akçay Kültür Sanat Derneği   13 Aralık Perşembe, 19.30 Film: Madencilerin Anıları -Akdoğan Fikir Sanat Atölyesi   13 Aralık Perşembe, 19.30 Film: İnsan Kaynakları -Gönyeli Belediyesi   15 Aralık Cumartesi, 11.00 Filmler: Tavuklar Firarda (Çocuklara Özel) -Değirmenlik Belediyesi Özle Türkel Sosyal Aktivite Merkezi Konferans Salonu     15 Aralık Cumartesi, 19.30 Film: Güneşli Pazartesiler -Gönyeli Belediyesi.   Festival hakkında detaylı bilgiye “iffkibris.org” sitesinden ulaşabilirsiniz.

İZLE-TARTIŞ’TA BEN MALALA İZLENİLECEK

By Pınar Piro

ben malala

Her ayın ilk Cumartesi akşamı, Baraka’da gerçekleşen İzle-Tartış etkiliğinde, 2019 yılının ilk filmi olarak Ben Malala filmi izlenilecek. ben malalaBen Malala, henüz on beş yaşındayken Taliban tarafından sıkılan bir kurşunla susturulmaya çalışılan ancak iyileşerek tüm dünyada kızların eğitim hakkı sözcüsü haline gelen Nobel ödüllü genç aktivist Malala Yousafzai ve ailesinin çarpıcı ve dokunaklı hikayesi. Malala Yousafzai tüm dünyanın tanıdığı bir isim. Pakistan’ın Swat Vadisi bölgesinde kız çocuklarının eğitimi için verdiği uğraş nedeniyle Taliban tarafından kafasına sıkılan kurşunla susturulmaya çalışıldığında on beş yaşındaydı. Mucizevi bir şekilde kurtulan Malala ailesiyle İngiltere’de yeni bir yaşama başladı. Tüm dünyada çocuk hakları sözcülüğü yaptı, Aralık 2014’te Nobel Barış Ödülü’nü kazanan en genç insan oldu. Filmde bu olağanüstü genç kadını yakından tanıyoruz. Ona eğitim aşkı aşılayan babasıyla olan yakın ilişkisinden Birleşmiş Milletler’deki tarihi konuşmasına, kardeşleriyle olan günlük yaşantısına kadar birçok detayı içeren film sadece bir film olmaktan öte çocuklar arası cinsiyet ayrımına karşı yaratılmış önemli bir belgedir.  Yönetmen Davis Guggenheim on sekiz ayını Yousafzai ailesiyle geçirmiş; İngiltere’deki evlerinde, Nijerya, Kenya, Abu Dabi ve Ürdün’de yaptıkları ziyaretlerde onlara eşlik etmiş. Bizi Malala’nın yanı sıra babası Ziauddin, annesi Toor Pekai, erkek kardeşleri Khushal ve Atal’la tanıştıran film Malala’nın çocukluğunun, kültürünün hikâyesi aynı zamanda. Bir ailenin başkaldırışını ve bunun için ödedikleri bedeli, bu olayın ardından cesur bir liselinin dünyaca tanınan bir eğitim hakkı savunucusuna dönüşümünü izliyoruz. 5 Ocak Cumartesi 19:00’da Baraka Kültür Merkezi Lokalinde. Bekleriz.

İZLE-TARTIŞ’TA YERDEKİ YILDIZLAR İZLENİLECEK “HER ÇOCUK ÖZELDİR”

By Pınar Piro

yerdeki yıldızlar

yerdeki yıldızlarBaraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği, Şubat ayı gösterimini özel çocuklarımızın yaşantılarına ayırıyor. Onların engelleri ne olursa olsun, geriye kalan çocuklardan ayrı kalır hiçbir yanlarının olmadığını bir kez de film izleyerek tartışmak üzere, Yerdeki Yıldızlar- Her Çocuk Özeldir filmini izliyoruz.   Disleksi hastası olan Ishaan, öğrenme güçlüğü çekmekte ve bu nedenle derslerinde başarısız olmaktadır. Onun bu durumunu ne ailesi ne de okuldaki öğretmenleri fark eder. Derslerinde başarılı olamadığı için öğretmenlerinden sürekli azar işitir, ailesine şikayet edilir. Tüm bunlar onu dışarıya karşı daha huysuz ve yaramaz bir çoçuk haline getirir. Son derece katı birisi olan babası oğlunun düzeleceğini umarak onu yatılı okula gönderir. Oysa ki ailesinden ayrılınca Ishaan daha da içine kapanır. Onun dünyasına girmeyi başaracak ve ona yardım edebilecek olan tek kişi, yeni okulundaki resim öğretmeni olacaktır.   Sizin çocuğunuz da özel gelişen bir çocuksa  ya da çocuğunuzun etrafında böyle bir özel çocuk varsa, siz de özel çocukların dünyasını bilemiyor ve onlara nasıl davranacağınız konusunda çekinceler yaşıyorsanız, özel bir çocuğun da başarabileceği çok şey olduğuna dair endişeleriniz varsa gelin birlikte tartışalım. Anneler, babalar, çocuklar, komşular, çocukların hayatına dokunan eğitimciler, sokaktan geçen herhangi bir birey olarak gelin. 9 Şubat Cumartesi akşamı 19:00’da Baraka Kültür Merkezi’nde buluşalım.

İzle-Tartış’ta Black Panter İzlendi

By Pınar Piro

black

blackBaraka'nın her ay kesintisiz devam eden ücretsiz film gösterimi geceleri kapsamında 6 Nisan akşamı Black Panter filmi izlendi. Film gösteriminin ardından gerçekleşen sohbette, toplum liderlerinin yaptığı seçimler, o seçimleri yaparken etkisi altında kaldıkları etmenler ve karardan esas zarar veya fayda görenlerin aslında kararlara çok fazla etki edemeyen halklar olduğu noktasına varıldı. Günümüz kapitalist sisteminde azınlıkta kalan grupların zorlu yaşam koşulları değerlendirilirken, teknolojinin nereye kadar ilerleyebileceğinin sınırları olmadığı ve kullanım kontolünün de ne kadar önemli olduğuna değinildi. Katılımcıların önerdiği filmler arasından seçilen bir sonraki film ise Mucize (Wonder) oldu. Doğuştan gelen bir genetik bozukluk nedeni ile sadece görüntüsü farklı olan bir çocuğun aile, okul ve arkadaşlık maceralarını anlatan bu filmi birlikte izlemek isteyen herkesi 4 Mayıs Cumartesi akşamı 20:00'de Kızılbaş'taki lokalimize bekleriz.  

REMZİ ALTUNPOLAT İLE LGBTİ+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ

By Pınar Piro

lgbti+ ve sınıf mücadelesi söyleşi

lgbti+ ve sınıf mücadelesi söyleşi17 Mayıs Uluslarararsı Homofobi, Transfobi ve Bifobi Haftası Etkinlikleri kapsamında, Baraka Kültür Merkezi düzenlediği etkinlikle sizleri KAOS GL aktivisti ve PRAKSİS Dergisi Yayın Kurulu üyesi REMZİ ALTUNPOLAT ile buluşmaya davet ediyor. remzi altunpolat Yiyecek ekmeğe içecek suya ulaşmanın daha da zorlaştığı, eğitimden sağlığa benzinden elektiriğe herşeye zam gelirken insanların yaşam kavgası verdiği şu günlerde birlik olmanın gerekliliği daha fazla önem arz etmektedir. Birbirimizin farklılıklarını kabul etmek, bu farklılıkların oluşturduğu çeşitliliği bütünde görmek,  herkesin başka bir renk barındırdığını ve tüm renklerin biraarada daha güçlü olduğunu göstermek ancak biraraya gelerek başarabileceğimiz ve sonunda da kazanan olacağımız bir mücadeledir. Kurtuluşun eğer hepimiz için mücadele edersek kazanılacağının bilincindeyiz. LGBTİ+ Mücadelesi de bu ülkede verilen diğer mücadelelerden ayrıştırılamayacak, içiçe ve birlikte verilecek bir mücadeledir. Işte bu farkındalıkla Baraka Kültür Merkezi olarak tüm renk ve sınıfları buluşturmayı amaçlayan bir söyleşi düzenliyor, Remzi Altunpolat’ı da Türkiye’deki LGBTİ+ Mücadelesi deneyimlerini ve LGBTİ+ mücadelesi ile sınıf mücadelesinin ilişkisi hakkındaki değerli görüşlerini paylaşması için sizlerle buluşturuyoruz. Yakın coğrafyamızdaki LGBTİ+ mücadelesi deneyimlerini öğrenmek, kendi deneyimlerimizi paylaşmak, görüşlerimizi iletmek, mücadeleye omuz vermek için 9 Mayıs Perşembe 19:30’da Arabahmet Kültür Evi’nde buluşuyoruz.  Gelin renklerimizi birleştirelim.

REMZİ ALTUNPOLAT İLE LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİ KONUŞULDU

By Pınar Piro

IMG_9416

REMZİ ALTUNPOLAT İLE LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİ KONUŞULDU IMG_049617 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtlığı Haftası etkinlikleri kapsamında Baraka Kültür Merkezi tarafından düzenlenen LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ söyleşisi 9 Mayıs akşamı Arabahmet Kültür Evi’nde gerçekleştirildi. KAOS GL aktivisti ve PRAKSİS Dergisi Yayın Kurulu üyesi REMZİ ALTUNPOLAT’ın konuşmacı olarak katıldığı söyleşide LGBTI+ hareketinin oluşumu, tarihsel süreçte kültürler arası farklılıklarla hangi aşamalardan geçtiği konuşuldu. IMG_0504LGBTI+ ve sınıf mücadelesinin kesiştiği ve ayrıştığı noktalara değinilen konuşmada, farklılıklardan dolayı oluşan mücadele ve hak arayışı yöntemlerinin her zaman birebir örtüşemeyeceği de belirtildi. Ancak kapitalist düzen toplumun her bir bireyini olumsuz etkilerken, her alanda hak aramanın yanı sıra bu mücadelenin ancak hep birlikte örülürse başarıya ulaşabileceği de örneklerle açıklandı. Farklı yollardan yürünerek gerekli kesişimlerde birleşmenin daha güçlü bir mücadele yöntemi olduğu fikri ortaya koyuldu. Konuşmasında, LGBTI+ ve sınıf mücadelesinin birbirine etki alanlarının önemini vurgulayan Remzi Altunpolat, her hangi bir hak kazanımı için çalışma yürütürken kişiler ve belirli grupların görüş ve önceliklerine göre değil, o hareketin geçmişi ve geleceği de düşünülerek gerekli adımların atılmasının çok daha anlamlı ve gerekli  olduğuna değindi. IMG_0485Katılımcıların soru ve katkıları ile çeşitlenen söyleşi, 18 Mayıs Cumartesi 17:00’de Dereboyu’nda gerçekleşecek AÇIK VE ONURLU temalı yürüyüşe çağrı ile son buldu.  IMG_9416

AÇIK VE ONURLU Bir Yürüyüş

By Pınar Piro

IMG_0637

Eşcinselliğin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından akıl hastalığından çıkarıldığı gün olan 17 Mayıs, Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü olarak kutlanmaktadır. Baraka Kültür Merkezi olarak bizler de her yıl biraraya gelip çeşitli etkinlikler düzenleyen 17 Mayıs organizasyon komitesinde yer almakta, hem bir etkinlik düzenlemekte hem de onur yürüyüşüne katılmaktayız. IMG_0631Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlere karşı her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı ses çıkarmak için oluşan komitenin bu yılki sloganı AÇIK VE ONURLU olarak belirlendi ve bu çerçevede 15 güne yayılan çeşitli etinlikler düzenlendi. Bizler de Baraka olarak içinde olmaktan onur duyduğumuz bu etkinlikler haftasında, LGBTI+ VE SINIF MÜCADELESİNİ KONUŞUYORUZ isimli bir söyleşi gerçekleştirip, KASO GL aktivisti ve PRAKSİS dergisi yayın kurulu üyesi sevgili REMZİ ALTUNPOLAT'ı da değerli düşüncelerini ve deneyimlerini aktarması için söyleşide konuşmacı olmak üzere ağırladık. IMG_0637Katılımcı tüm örgütlerin etkinliklerinin tamamlanmasının ardından da 18 Mayıs akşamı AÇIK VE ONURLU temasıyla onur yürüyüşü gerçekleştirildi. Tüm renklerin biraraya geldiği yoğun katılımlı yürüyüş Lefkeliler Hanında düzenlenen parti ile son buldu.

7. Baraka Yaz Kursları Başlıyor

By Kamil İpçiler

62505324_2406890386040960_512635717218729984_n

Baraka Kültür Merkezi, her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz aylarında ilkokul çocuklarına (7-11 yaş) yönelik yaz kursları düzenliyor. Yedincisi gerçekleştirilecek yaz kursları yine ücretsiz olarak, gönüllü bir çabayla ve kolektif bir emekle hazırlıklarına başladı.Kursların bu yılki teması ise: ‘Kağıda Kaleme Sarılın’. Alanında deneyimli öğretmenler eşliğinde çocuklarla buluşulacak kurslarda; eğitsel spor oyunları, seramik, müzik, İngilizce, Yunanca, yoga, görsel sanatlar, halk dansları, modern dans, satranç ve daha birçok farklı etkinlik yer alacak. Bu sene iki farklı etaptan oluşacak olan yaz kursunun ilk etabında çocuklar, 19 Haziran’dan ay sonuna kadar her Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri Kapalı spor salonunda eğitsel spor oyunları aktivitesi yapacak. Ardından 1 Temmuz itibari ile Baraka Kültür Merkezi Lokalinde bilimsel ve sanatsal faaliyetler ile buluşacak. Kurslar, 20 Temmuz Cumartesi günü ise renkli bir şölen ile son bulacak. Ülkede yaşanan muhafazakarlaşmanın ve yoksulluğun artarak devam ettiği bu süreçte en önemli varlığın çocuklarımız olduğunu biliyoruz. Ve herkese de bunların karşısında Kağıda Kaleme Sarılın diyor, ülkemizde çocuklarımızı bilimle, sanatla, sporla buluşturacak aktivitelerin artmasını diliyoruz.

Baraka Yaz Kampı Sizi Çağırıyor

By Mustafa Batak

kamp 2

Baraka Yaz Kampı Sizi Çağırıyor   Tüm yıl boyunca yaşanan yoğunluk ve yorgunlukların ardından birlikte dinlenmek, eğlenmek, üretmek ve tartışmak için, dostluklarımızı pekiştirmek, yeni bir üretim ve mücadele sürecine hazırlanmak için gerçekleştireceğimiz yaz kampımıza sizleri de bekliyoruz. 2-4 Ağustos tarihleri arasında, Akatu (Tatlısu) belediye tesislerinde gerçekleştireceğimiz kampımız çadır kampı şeklinde olacaktır. Kamp programımızda her zaman olduğu gibi tiyatro atölyesi, katılımlı müzik etkinliği, satranç, tavla, andrez turnuvaları, plaj sporları gibi etkinliklerin yanı sıra, “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki”  konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirilecektir. Kişi başı günlük konaklama 100 TL olup, bu fiyata sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahildir. Çadırlar, katılımcılar tarafından temin edilecektir. Baraka Yaz Kampı Görsel ÖNEMLİ NOT: Kampımıza katılım sınırlı sayıda olup, katılımcıların en geç 12 Temmuz 2019 tarihi saat 17:30’a kadar aşağıdaki iletişim numaralarından kayıt yaptırmaları gerekmektedir.    İletişim: 0542 853 79 69 ve 0542 851 48 20

Yaz Kursları Şölenle Sona Eriyor

By Kamil İpçiler

yaz kursları 2016 haber foto.jpg

Baraka Kültür Merkezi’nin bu yıl 7.’sini düzenlediği çocuklar için ücretsiz yaz kursları yarın (Cumartesi) saat 19.00’da, Kızılbaş’taki Baraka lokalinde gerçekleştirilecek şölenle son buluyor. Haziran ayındaki “Eğitsel Spor Aktiviteleri” ile başlayan yaz kurslarında görsel sanatlardan satranca, fen deneylerinden felsefeye, müzikten dansa, yogadan seramike, hayvan sevgisinden insan haklarına kadar bir çok konu bilimsel bir müfredatla çocuklarla buluşturuldu. Çevre bilinci dersinde sebze ekip can suyu vererek toprakla buluşan çocuklar, Girne Kalesi’ne düzenlenen gezi ile tarihe yolculuk yaptı. Şenlikli Final Yaz kurslarının finalinde, çocukların kurslar boyunca yaptıkları üretimleri sergileme ve öğrendiklerini sahneleneme şansı bulacağı bir şenlik düzenleniyor. Bu renkli şenlik, Cumartesi akşamı saat 19.00’da, Baraka Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyor. Baraka’dan yapılan açıklamada şölene başta çocukların aileleri olmak üzere tüm halkımızın davetli olduğu belirtildi.

13. Baraka Yaz Kampı Gerçekleştirildi

By Kamil İpçiler

67840485_2711948248815534_482600632960679936_n

Baraka Kültür Merkezi tarafından bu yıl 13.sü düzenlenen yaz kampı Tatlısu’da (Akatu) gerçekleştirildi. 2-4 Ağustos tarihleri arasında, Tatlısu Belediyesi tarafından işletilen Zambak Tatil Köyü’nde Baraka aktivistlerine ve dostlarına açık olarak düzenlenen çadır kapmında, tüm yıl boyunca yaşanan yoğunluk ve yorgunlukların ardından katılımcılar bir yandan hep birlikte dinlenip eğlenirken diğer yandan da yeni bir üretim ve mücadele sürecine hazırlanmak için enerji depoladılar.
Baraka Tiyatro Ekibi tarafından yapılan tiyatro atölyesinden Sol Anahtarı Müzik grubunun konserine; satranç ve tavla turnuvalarından spor oyunlarına değin bir dizi etkinliğin yeraldığı 2 günlük çadır kampında ayrıca “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki” konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirildi. 67428810_2709048875772138_4744532771391668224_n 67523906_2709048785772147_2251227827120635904_n 67697339_2709048665772159_6512989210536837120_n 67840485_2711948248815534_482600632960679936_n 67931796_2709048605772165_935731987769982976_n

Baraka’dan Devlet Tiyatroları Önünde TEPKİ Oyunu

By Nazen Şansal

görsel

Baraka Kültür Merkezi olarak, Özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş geçmiş hükümetlere, sanata yasak koyan Devlet Tiyatroları müdürüne ve onu atayan baskıcı zihniyete TEPKİmizi gösteriyoruz! Bu amaçla 22 Ağustos Perşembe saat 18.00’de Devlet Tiyatroları önünde (Okullar Yolu) kısa bir oyun ve şiir sokaklayacağız. Tiyatroya gönül veren tüm sanatçılar, sanatın özgürlüğüne inanan tüm halkımız ve duyarlı örgütler davetlidir.

görsel

   

Baraka Kültür Merkezi’nden Özerk Tiyatro Talebi ve Yaşar Ersoy’a Destek

By Nazen Şansal

2

2

Baraka Tiyatro Ekibi, Devlet Tiyatroları önünde sokakladığı bir oyun ile özerk ve özgür tiyatro talebini dile getirdi. Sol Anahtarı elemanlarının da yer aldığı müzikli oyunda, özgürce şarkı söyleyen gençler, siyasi atama olan yasakçı bir müdürün sansürüne ve baskısına maruz kalarak sanatlarını diledikleri gibi yapamaz hale geldiler. Ardından, oyuncular Ataol Behramoğlu’nun “Bu Yangın Yerinde” isimli şiirini okudu. Tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a destek Oyun sonrası, Baraka aktivisti Nazen Şansal tarafından yapılan açıklamada, Devlet Tiyatroları’nın hükümetlerin değil halkın değerli bir kurumu olduğu vurgulanarak, siyasi atama ile yönetilmesine, yasakçı ve baskıcı zihniyetlere,  özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş-geçmiş hükümetlere ve tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a hadsizce dil uzatanlara “TEPKİ” gösterildi.

1

Basın açıklamasının tam metni şöyle: Burada bir yangın yerinin yanı başındayız şimdi… 20 yıl önce kül olan Devlet Tiyatrosu’nun yanındayız! 20 yıldır sahnesizliğe mahkum edilen, siyasi hesaplarla, kişisel çıkarlarla istisnasız her hükümet döneminde müdahale edilen, her şeye rağmen inatla üreten tiyatro sanatçılarının ve emekçilerinin yanındayız. Çünkü Devlet Tiyatrosu, kendi politik görüşüne göre müdür atayıp burayı yönetmeye soyunan, kendini “patron” ilan eden başbakanların, kültür bakanlarının değil, halkın bir kurumudur.  Nereli olduğu veya nereden geldiği fark etmeksizin, halkların kardeşliğine kucak açmalı ve hizmet etmelidir. Biz tiyatro severler olarak tiyatromuzun, küllerinden yeniden doğmasını arzuluyoruz. Ama nasıl? Özerk olarak, özgür olarak… Atanmış siyasilerin değil, sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin kolektif kararlarıyla yönetilmesini istiyoruz. Tüm sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin geleceği garanti altında, güvenceli çalışabilmesini ve böylece kimsenin baskısına maruz kalmadan özgürce üretebilmesini istiyoruz. İşte bu nedenle; Yıllardır Özerk Tiyatro Yasası yapmayan tüm hükümetlere tepkimizi gösteriyoruz! Halkın yanında görünüp, sanatın özgürlüğünden bahsedip Devlet Tiyatrolarını aynı yapısal sorunlarla baş başa bırakan CTP-TDP-HP-DP dörtlüsüne tepkimizi gösteriyoruz! Evrensel olan ve ifade özgürlüğünü de içeren sanatı sadece kendi dar çerçevesinden gören milliyetçi, gerici, baskıcı, yasakçı, sansürcü Ulusal Birlik Partisi’ne ve ırkçı, bölücü Yeniden Doğuş Partisi’ne tepkimizi gösteriyoruz! Sanatın özgürlüğüne, yani özüne, varlık sebebine el uzatanlara; bu halkın yetiştirdiği en değerli sanatçılarımızdan Yaşar Ersoy ustaya hadsizce dil uzatanlara tepkimizi gösteriyoruz! 3 4 5 6  

Devrimciler 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne Sahip Çıkmaya Devam Ediyor

By Kamil İpçiler

img1

Başta sendikalar olmak üzere belirli bir kesimin barış mücadelesini masa başı müzakerelere endekslemesi, müzakere süreçlerinin durduğu dönemlerde verdikleri barış mücadelesinin(!) de durmasıyla sonuçlanıyor. Bazı kesimler ise halkların barış talebini, Ankara'nın o dönemki duruşuna göre geri plana atma eğilimi gösterebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda 1 Eylül Dünya Barış Günü ''bayrama denk geliyor'' gerekçeleriyle geçiştirilmeye çalışılmış, ancak Baraka ve Bağımsızlık Yolu sokağı boş bırakmamıştı. Bu yıl bir kez daha -üstelik oldukça kritik bir dönemde- 1 Eylül Dünya Barış Günü'nün organizasyonuyla ilgili söz konusu çevrelerden ses çıkmazken, Bağımsızlık Yolu ve Baraka Kültür Merkezi 1 Eylül'de yine sokaktaydı.

İki örgüt 1 Eylül Dünya Barış Gününde Dışişleri Bakanlığı önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Örgütler ayrıca; 1 Eylül'e yönelik bu umursuz tavrın sürmesi durumunda, yanlarına kalbi barış için atan başka kesimleri de alarak 1 Eylül'ün bir kez daha şarkılarla türkülerle kutlanmasını organize edeceklerini duyurdu.

Ortak basın açıklamasını okuyan Bağımsızlık Yolu Örgütlenme Sekreteri Mustafa Keleşzade mevcut bölünmüşlüğün sadece egemenlerin çıkarına olduğunu, adada yaşayan halkların ortak çıkarının federal bir çözümde olduğunu belirtti. Barışı Yaratacak Olan, Halkların Sokaktan Yükselen İradesidir Barışı yaratacak olan iradenin yalnızca müzakere masasında olmadığını belirten Keleşzade, "barış her gün eylemde atılacak ortak bir sloganla, adamızın geleceği için ortak kaygıların eyleme dönüşmesi ile, emekten yana, federal bir düzen için örgütlenenlerin sesinin gürleşmesi ile sokakta kurulacaktır" dedi. Basın açıklamasının ardından "Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir" ve "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganlarının atılmasıyla eylem sona erdi.   Açıklamanın tam metni şöyle: "Bugün günlerden Pazar, yani dışişleri bakanlığı bugün kapalı, ama zaten son dönemlerde Kıbrıslı Türkler için açık olduğu anlar da zaten bir anlam ifade etmemektedir. Bugün 1 Eylül, yani Dünya Barış Günü. Bugün Kıbrıs Cumhuriyet liderliği koltuğunda federasyon istemeyen, federal bir çözümden kaçmak için ne yapabiliyorsa yapan bir başkan oturmaktadır. Tıpkı kktc dışişleri bakanlığında da olduğu gibi. Fakat bunların hiçbirisi bu adada yaşayan halkların ortak çıkarının federal bir çözümden yana olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Elenlerin birlikte özneleşebileceği ve eşitler olarak adamızın geleceğini birlikte şekillendirebileceği federal bir çözüm oluşmadığı her durum halkların değil, bölünmüşlük üzerinden ultra zenginler haline gelenlerin ve erk sahibi olanların çıkarınadır. Ada sahillerimizi lağıma çeviren otelli kumarhanelerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. Tahsis arsalar üzerine kurulup eğitimle bağını koparıp ticarethaneye dönüşen, çalışanlarının yatırımlarını yapmayan, hatta maaşlarını dahi ödemeyen üniversitelerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. ‘Şükran sana anavatan’ nidaları atarken göçmen emekçileri inşaatlarda öldüren inşaat patronlarının bölünmüşlükten çıkarı vardır. İnsanların dini inançlarını onları birbirine düşürmek için kullanıp, bu yolla maddi çıkar ve statü için statükonun devamını sağlayan Kıbrıs’ın güneyinde kilisenin, kuzeyinde ise Tarikatlar ve mevcut Evkaf yönetiminin başındakilerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. Bölünmüşlükten çıkarı olan bunca güruhun oluşması, bunların kendilerine sözcüler tutmuş olmaları federasyondan vazgeçmeyi değil, federasyondan yana net bir tavır göstermeyi zaruri kılar. Müzakereler sürdükçe, sokakta halkların barış iradesi oldukça iki toplumda da Kıbrıs Cumhuriyetçilerinin ve iki devletçilerin maskeleri düşmektedir ve düşmeye devam edecektir. Bugün adamızın içinden ve dışından şöven odaklar kendi çıkarları doğrultusunda doğalgaz gibi, Maraş gibi konular üzerinden gerilimler yaratmaya çalışmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde halkın ezici desteği ile seçilmiş müzakereci olan Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ın kuzeyinden, güneyinden ve Ankara’dan çeşitli odalar tarafından bypass edilmeye çalışılmaktadır. Böylesi çabalar halkın iradesine yönelik darbe girişimleridir. Bilinmelidir ki ne müzakere masasının çökertilmesi, ne de şöven unsurların halklar arasında gerilim yaratmak için çabaları başarılı olamayacaktır. Federal bir barışı yaratacak olan halkların sokaktan yükselen iradesidir. Bu irade sadece müzakere masasında değildir, yeni açılan sınır kapıları, telefon şebekelerinin karşılıklı açılması gibi adımlar bu iradenin somutta yansımalarıdır, halkların barışını müzakere masası ile birlikte ortadan kaldırmaya çalışanlar bilmelidir ki barış sadece bir masada oturan iki kişinin atacağı imzalara bağlı değildir. Barış her gün eylemde atılacak ortak bir sloganla, adamızın geleceği için ortak kaygıların eyleme dönüşmesi ile, emekten yana, federal bir düzen için örgütlenenlerin sesinin gürleşmesi ile sokakta kurulacaktır. Sokaklar egemenlerin ve işbirlikçilerin değil, bizlerindir.   Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir" img1 img2

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı

By Nazen Şansal

3

1

  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına "hayır" denmesi gerektiği mesajını verdi. Baraka lokalinde gerçekleşen açıklamada ilk olarak Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu bir konuşma yaparak, "Petrol ve doğalgaz konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye hükümeti üzerinden yükselen bir gerilim gibi görünse de bunun geri planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği hatta İsraille bağlantılı şirketlerin ülkemizin doğal varlıkları üzerinden elde etmeye çalıştıkları kar ve zenginlik gerilmi vardır." dedi. Petrolün, yıllardan beridir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne hizmet edeceği iddia edilse de aslında çözümü daha da zorlaştıracağını vurgulayan Rahvancıoğlu, dünyadaki örneklere ve ülkemizde Lefke CMC örneğine baktığımızda, maden aranmasının halklara sadece zehir yığını bıraktığını, ekosisteme de ciddi zararlar verdiğini vuguladı. Ardından Baraka aktivisti Pınar Piro'nun okuduğu basın açıklamasında ise petrol ve doğalgaza hayır denmesi çağrısının detayları yer aldı. "Yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir." ifadelerinin yer aldığı açıklamada, "insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır." denildi.

2

Kuzey ve güneyde yaşayan ada halklarına birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamanın tam metni şöyle:   Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz! Süregiden yalan ve talan sisteminin devamlılığı için, ülkemizde ve tüm Akdeniz’de yeni bir ekolojik krizin adımları atılıyor. Emperyalistlerin siyasi hesaplarının ve dev enerji şirketlerinin ticari rantlarının en önemli konusu olan petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları, zaman zaman barışı da tehlikeye atacak şekilde sürüyor. Dört bir yanımız, çıkar çatışmalarıyla petrol karasına bulanmak istenirken kimse ada halklarının gerçek menfaatini, Akdeniz’in ve gezegenimizin geleceğini düşünmüyor. Sağcı-solcu, çevreci-kalkınmacı, ekolojist-kapitalist fark etmeksizin herkes petrol ve doğalgazın “zenginlik” ve “ihtiyaç” olduğuna ikna görünüyor. Enerji şirketlerinin, yatırım yapacakları coğrafyada gergin bir atmosferi tercih etmemesi ve devletlerin de sermayenin dümen suyuna gitmesi, petrolle birlikte “barış”ın da su yüzüne çıkacağı inancını pompalıyor. Hatta halkımızın büyük çoğunluğunun özlemle beklediği çözümün bilhassa mülkiyet ile ilgili maliyetinin bu “zenginlik”le karşılanması planları yapılıyor. Bizler; doğa severler, halkları kardeş bir adada barış ve huzur içinde yaşamak isteyenler, meydanı boş bıraktıkça, bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti bir yandan Türkiye hükümeti, karşılıklı meydan okumalarla sondajlarını sürdürüyor. Oysa yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir. Meksika Körfezi’ni yıllarca ölü bir denize çeviren, binlerce insanın yaşamını etkileyen türde "kaza"ların olma riski bir yana, derin deniz sondajları hassas Akdeniz ekosistemine önemli zararlar vermektedir. Yakın zamanda ABD’de dünya devi bir petrol şirketine ait sondaj alanında 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan felaket, sadece insanların yaşamına etki etmemiş, 3 ay boyunca denize sızan petrol, Meksika Körfezi'nin ekosistemini ve bu ekosistemde yaşayan balinalar, deniz kaplumbağaları ve göçmen kuşlar gibi hayvanların yaşamını olumsuz etkilemiştir. Buna benzer bir felaketin Akdeniz’de yaşanmayacağının, ada halklarının hayatının ve ekosistemimizin olumsuz etkilenmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır. 1912-1974 yılları arasında Lefke bölgesinde maden çıkaran ve sömüreceği maden bitince de çekip giden Amerikan şirketi CMC’nin bıraktığı pislik, 45 yıldır ada çapında çevre sorunlarına, deniz ve yer altı sularının kirlenmesine, kanser ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Petrol bulunup işletildiğinde varılacak sonuç, ne yazık ki benzer olacaktır. Hepsinden önemlisi, insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu bilimsel gerçeği, kapitalist devletlerin de neredeyse tümü kabul etmek zorunda kalmış ve Paris Anlaşmasıyla bu konuda uluslararası hukuk yaratılmıştır. Ancak kendi koydukları kurallara dahi uymayan devletlerin tek yaptığı, şirketlerin karını maksimize etmektir. Çünkü mevcut sömürü sisteminin, ne pahasına olursa olsun büyümekten başka çaresi yoktur. Adamızda petrol çıkarılmasına -hangi şirket veya devlet olursa olsun- net bir hayır demek, bu anlamda antikapitalist bir tavır da içerir ve bizlere yeni bir yaşam biçiminin kapılarını aralar. Enerjinin kaçınılmaz bir "ihtiyaç" olduğu savunusu da "neyin ve kimin ihtiyacı?" sorusuyla karşılaşır. Neyin, ne kadar ve ne için üretileceğinin kararını halklar/üretenler vermediği sürece, gerçek ihtiyaçlardan değil reklam piyasasının şişirdiği bir tüketim çılgınlığından bahsediyoruz demektir. Kültürel yozlaşma ve yabancılaşmanın doruklarda yaşandığı, metalara tapılan bir dönemde, piyasanın aç gözünü doyurmak için her şey fazlasıyla üretilmekte ve arsızlık bir yaşam biçimi olarak dayatılmaktadır. Daha birkaç yıl önce adamızın kıyılarında petrol dolum tesisi istemediğini haykıran, en doğudan en batıya eylemler düzenleyen, AKSA'nın yarattığı kirliliğin hesabını soran, ağaç dikmeye ve çöp toplamaya anlamlı katkılar koyan çevreye duyarlı halkımızı, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına da "dur" demeye çağırıyoruz. Başta Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve Çevre Bakanları olmak üzere tüm yetkilileri, ekonomi değil ekoloji öncelikli, kar değil insan odaklı düşünmeye ve her kim olursa olsun denizlerimizde petrol ve doğal gaz aranmasına izin vermemeye davet ediyoruz. Adamızın güneyinde yaşayan çevre dostlarını, doğa severleri de kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltmeye, petrol ve doğalgaz aranmasına son vermek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu 28 Eylül 2019

 3

İzle-Tartış’ta Hayat Treni İzlendi

By Pınar Piro

ht1

ht1Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği kapsamında, 2019 bahçede sinema gecelerinin sonuncusu Hayat Treni filmi ile gerçekleştirildi. Ekim ayının ilk cumartesi akşam seyrettiğimiz Hayat Treni filmi bizlere, ikinci paylaşım savası sırasında yerlerinden edilen insanları, onların hayatta kalmak için vermiş oldukları haklı ve trajik/komik hikayesini anlattı. Film sonrası gerçekleştirdiğimiz sohbette savaşın görünen yüzüyle yaşattıklarının yanında görünmeyen yüzünün de olduğu buna ilaveten aslında var olan ancak “görünmeyen” insanlara yani; azınlıklara yaşattıkları da ele alındı. ht2Yapılan keyifli sohbetin ardından Kasım ayı filmi için öneriler bölümüne geçilerek öneriler arasından Der Verdingbub filmine karar verildi.   Bu filmde, Max bir çiftçi ailesinin çiftlik işlerinde çalıştırmak üzere evlatlık aldığı bir yetimdir. Üvey ailesi Max'a adeta bir köle gibi davranırken, evin öz oğlu ise onu aşağılamak ve yetim olduğunu başına kakmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Akordeon çalmak Max'ın kendine has bir özelliğidir. Kasabanın yeni öğretmeninin Max ile ilgilenmeye başlaması zaten kötü olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Max'ın çiftlikte çalışan Berteli ile kurduğu dostluk, tüm bu sıkıntılara dayanabilmesini sağlayan tek şeydir. Max onunla, çiftlik aletlerinin bile saf gümüşten olduğu bir dünya hayal etmektedir...   Bu hayal ile birlikte, Max’ın hikayesini konu alan bu filmi gelin birlikte izleyelim. 2 Kasım Cumartesi akşamı 19.00’da başlayacağımız etkinliğimize herkesi bekliyoruz…    

Baraka’dan “Zamazingo” Sokak Gösterisi

By Mustafa Batak

Zam zamazingo

Yeni yılın ilk günleriyle birlikte açıklanan zamlar, günden güne yoksullaşan halkın sırtına bir yük daha yükledi! Halkın refahı adına orada bulunan ancak sermaye kesimlerini teşviklerle “doyurmanın” peşinde koşan gelmiş geçmiş tüm hükümetler gibi UBP-HP hükümeti de bu zamlarla halkın belini büktü.   Ne iyi ki halkımız “Yol yoksa seyrüsefer da yok” inisiyatifinin öncülüğünde, yol ve trafik sorunlarına ve seyrüsefer zammına güçlü bir tepki göstermeye hazırlanıyor. Bu eylemliliği destekliyor ve biz de sokak sanatıyla sesimizi yükseltiyoruz.   Zamların geri alınması için sözümüz, müziğimiz ve dansımızla zamları protesto ediyoruz. Baraka Tiyatro Ekibi ve Sol Anahtarı'nın “Zamazingo Kantosu” eşliğinde, müzikli, danslı, sokak gösterisi gerçekleştireceği bu protesto, 11 Ocak Cumartesi günü saat 13.30’da Büyük Han’da gerçekleşecektir.   Tüm halkımız davetlidir.   Zamlar geri alınsın!

“Gancelli Davası” ile İlgili Mahkeme Önünde Basın Açıklaması Yapılacak

By Nazen Şansal

51593

51593

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması yapacak. Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. 2018 yılında dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Bu amaçla, davaların görüşüleceği 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde yapılacak basın açıklamasına, duyarlı halkımızın ve basın emekçilerinin ilgisini rica ederiz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu    

“Gancelli Davası” Protesto Edildi

By Nazen Şansal

foto1

“Gancelli Davası” Protesto Edildi

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Bağımsızlık Yolu Basın Yayın Propaganda Sekreteri Mustafa Keleşzade, Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen kitlesel eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açıldığını hatırlatarak, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle davanın sürekli ertelendiğini ve bunun da eylemcilere fiili bir cezaya dönüştüğünü söyledi. Açıklamada, aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyelerinin, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendilerinin gidip aldığı ve en kısa sürede yargılanmayı talep ettiği ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamadığı belirtildi. Savcılığın bu ihmalinin, insan haklarından olan makul sürede adil yargılanma hakkını ve hatta halkın eylem yapma özgürlüğünü de ihlal ettiği vurgulandı.

foto1

“Savcılık Yargısız İnfaz Yapıyor, Adil Yargılanma ve Eylem Yapma Hakkı İhlal Ediliyor” Baraka aktivisti Mustafa Batak ise iki örgüt adına okuduğu ortak açıklamada, “Gancellinin kırılmasıyla hiçbir ilgisi olmayan eylemcilere gözdağı vermek amaçlı açıldığına inandığımız bu dava ile halkın eylem yapma hakkı baskı altına alınarak ihlal edilmekte, bu da demokrasi kültürüne zarar vermektedir. Kısacası savcılığın kamu malına zarar bahanesiyle açtığı bu dava, aslında kamu vicdanına hasar vermekte ve hem adaleti hem de eylemcileri oyalamakta, kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Gencecik canlarımızın kaybıyla sonuçlanan trafik “kazası”nın esas sorumluları; yolları doğru düzgün yapmayan gelmiş geçmiş hükümetler ile Türkiye’ye yaranmak için saatleri geri almayarak öğrencileri karanlıkta okula gitmeye mahkum bırakanlar, adalet karşısına çıkmamış fakat eylemciler aylardır yargısız infaz edilerek cezalandırılmıştır.” sözlerine yer verdi. Dava Duruşma Amaçlı Ertelendi Bu sabah görüşülen ve sanıkların avukatları ile birlikte duruşmaya hazır bulunduğu dava, Savcılığın isteğiyle yine ertelendi.  Aylardan sonra duruşmayı yürütecek savcının belirlendiği bugünkü oturumda, savcılık kendi açtığı ve davalıları her seferinde Mahkemeye getirttiği davada yine duruşmaya başlayamadı. “Gancelli davası”, savcılığın hazırlanması ve görüntüleri incelemesi amacıyla 27 Şubat Perşembe gününe, duruşma için ertelendi. Polisin halen daha tebligat yapamadığı kişiler varken, bugün bir eylemci daha kendi tebligatını kendisi alarak yargılanmayı talep etti. Bugün Mahkeme önünde okunan basın açıklamasını tam metni ise şöyle: Değerli basın emekçileri, değerli halkımız; Bildiğiniz gibi Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. Eylemciler aleyhine, Başbakanlık kapısının yanı sıra kapının yanındaki duvarı ve projektörü kırarak devleti 15,010TL’lik hasara uğratmaktan dava getirilmişti. 16 Ekim 2018 tarihinde dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri gidip almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan aylar hatta yıl geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Bu durum bir yandan savcılığın kendi açtığı davaya olan ilgisizliğini ve ciddiyetsizliğini gösterirken diğer yandan her ay işini gücünü bırakıp, öğrencilerini, mesai arkadaşlarını, hizmet almaya gelen vatandaşı zor duruma sokmak pahasına mahkemeye gelen öğretmenleri, kamu emekçilerini, özel sektör çalışanlarını mağdur etmektedir. Hızlı ve makul bir sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının bir parçası olup önemli bir insan hakkıdır. Savcılık bir yıldan uzun bir süredir gereken tebligatları yapmayıp davasını ilerletmeyerek, eyleme katılan kişilerin insan haklarını ihlal etmektedir; daha dava başlayamadan, tıpkı bir mahkeme gibi fiilen ceza uygulamaktadır. Keza gancellinin kırılmasıyla hiçbir ilgisi olmayan eylemcilere gözdağı vermek amaçlı açıldığına inandığımız bu dava ile halkın eylem yapma hakkı da baskı altına alınarak ihlal edilmekte, bu da demokrasi kültürüne zarar vermektedir. Kısacası savcılığın “kamu malına zarar” bahanesiyle açtığı bu dava, aslında kamu vicdanına hasar vermekte ve hem adaleti hem de eylemcileri oyalamakta, kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Gencecik canlarımızın kaybıyla sonuçlanan trafik “kazası”nın esas sorumluları; yolları doğru düzgün yapmayan gelmiş geçmiş hükümetler ile Türkiye’ye yaranmak için saatleri geri almayarak öğrencileri karanlıkta okula gitmeye mahkum bırakanlar, adalet karşısına çıkmamış fakat eylemciler aylardır yargısız infaz edilerek cezalandırılmıştır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu

 foto2

 

Baraka’da Bu Akşam “Bilişim Suçları Yasası Bilgilendirme Toplantısı” Gerçekleştiriliyor

By Kamil İpçiler

bilişim 2

Baraka Kültür Merkezi, bu akşam saat 20.00’de Bilişim Suçları Yasası'nın hak ve özgürlüklerimiz bağlamında ele alınacağı bilgilendirme toplantısı gerçekleştiriyor.  Hukukçu Nazen Şansal'ın konuşmacı olduğu ve tüm halka açık olan bilgilendirme toplantısı Kızılbaş’taki Baraka lokalinin bahçesinde gerçekleştiriliyor. Baraka’dan yapılan davette etkinliğin tüm halkın katılımına açık olduğu ve yasa hakkında bilgi paylaşımının amaçlandığı belirtilerek “6 Ağustos Perşembe akşamı Kızıbaş'taki Baraka Kültür Merkezi bahçesinde gerçekleştirilecek toplantıya katılıp yasa hakkında bilgi edinebilir, görüşlerinizi paylaşabilirsiniz” ifadelerine yer verildi.

Baraka’da Bilişim Suçları Yasası Bilgilendirme Toplantısı Gerçekleştirildi

By Kamil İpçiler

117083609_974391763010445_3335357103437732139_n

  Baraka Kültür Merkezi, 6 Ağustos Perşembe akşamı Bilişim Suçları Yasası'nın hak ve özgürlükler bağlamında ele alındığı bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi. Baraka Aktivisti ve hukukçu Nazen Şansal'ın görselli bir sunum yaptığı bilgilendirme toplantısı Kızılbaş’taki Baraka lokalinin bahçesinde gerçekleştirildi. Öncelikle neoliberal dönemde yasaların neye yaradığı konusuna değinilen sunumda, çağın bir ihtiyacı olan Bilişim Hukukuna iktidar, sermaye ve halk açısından farklı bakış açıları ele alındı. Halkın, yeni kamusal alan olan internete özgürce ulaşmasının ve bu alanda bilgi ve fikir paylaşımı ile örgütlenme ve protesto özgürlüğünün 3. kuşak insan hakkı olduğuna değinen Şansal, Yasanın bu insan hakkından ziyade, başta bankacılık ve finans sektörü olmak üzere sermayeyi koruduğunu, devletlerin de halkın üzerinde baskı uygulanması noktasında bilişim yasasına ihtiyaç duyduğunu belirtti. Bu nedenle de sokağı mobeseler ile gözetim altına almayı amaçlarken, internette de bilişim suçlarının devreye sokulduğu ifade edildi. Yasayı madde madde irdeleyen Şansal, siyasilerin yolsuzlukları dahil her türlü özel bilgilerinin kamuoyu yararına dahi paylaşılmasını ciddi cezalara bağlayan bu yasanın, halkın özel hayatını hiçe sayarak tüm internet hareketlerinin 2 yıl boyunca tüm ayrıntısına kadar kaydedileceğine dikkat çekti. Sunumda, polisin mahkeme kararı olmadan telefon ve bilgisayar gibi cihazlara el koyabilmesinin sakıncaları ve iade süresinin uzunluğunun yaratacağı hak ihlalleri de ele alındı. Ayrıca alternatif medyaya müdahale riski ve mahkeme kararı olmadan erişim engeli uygulanabilecek konuların da basın ve ifade özürlüğü bağlamında tehlikelerine dikkat çekildi. Bilgilendirme toplantısı katılımcıların soru, görüş ve katkılarının ardından sona ererken, bilişim suçlarının ifade özgürlüğümüze yönelik kısıtlamalarına karşı en iyi savunma mekanizmasının örgütlü olmak olacağı görüşü ön plana çıktı.

Lokmacı Barikatında 1 Eylül Açıklaması: “İnsan Hayatını Dayanışma Kurtarır”

By Kamil İpçiler

1 eylül eylem

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu üyeleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Lokmacı Barikatı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama esnasında “British Bases Out” ve “Sağlık için İşbirliği’’ şeklinde pankartlar açıldı. Bağımsızlık Yolu üyesi Mustafa Keleşzade’nin okuduğu açıklamada bir yandan Pandemi ve yarattığı kriz ile boğuşulduğuna, diğer yanda bölgemizin doğal kaynaklarının paylaşımı için akbabaların sıraya girdiğine dikkat çekerek, bu durumun 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne her zamankinden de öte bir anlam kazandırmakta olduğu ifade edildi. Açıklamada “Covid 19 bulaşırken Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Elen ayrımı yapmamaktadır. Bu nedenle elimizdeki başta ilaç ve sağlık ekipmanları olmak üzere var olan sınırlı kaynakları paylaşırsak ancak bu süreçten en az zararla çıkabiliriz” ifadelerine yer verilirken, seçimde ve her alanda dış müdahalelere karşı barıştan yana tavır koyma ve en önemlisi halkın iradesini daimi kılmak adına örgütlü mücadeleye katılma çağrısında bulunuldu. Açıklamanın tamamı şöyle:   İNSAN HAYATINI SAVAŞ TAMTAMLARI DEĞİL DAYANIŞMA KURTARIR Her sene dünya tarihinin en kanlı savaşı olan 2. Paylaşım Savaşı’nın başladığı gün olan bugün, yaşanan acıları hatırlamak ve bir daha aynılarını yaşamamak adına Dünya Barış Günü olmuş ve barış için mücadeleye adanmıştır. Zorlu bir dönemden geçmekteyiz. Dünyayı saran Pandemi, küresel olarak emekçileri etkilemektedir. Zenginler özel adalarında pandeminin geçmesini beklerken, emekçiler ise her zamankinden zor bir yaşam mücadelesi vermektedirler. İşsizlik Kapitalizm tarihinin en uç noktalarına ulaşmanın eşiğindedir. Dünya genelinde ekonomi 2. Paylaşım Savaşı’nın öncülü 1929 Büyük Buhranı’nı hatırlatan günlerden geçmektedir. Adamızın etrafını saran Doğu Akdeniz’in maviliği savaş gemileri ile kirlenmekte, parçası olduğumuz Ortadoğu’da yaşanan emperyal savaşlardan taşan füzeler ise adamızın topraklarına kadar ulaşmaktadır. Savaş tamtamları çevremizi sararken, Kıbrıs’ın kuzeyinde hükümet edenler çiçekli bahçelerinden savaş kışkırtıcılığı yapmakta, savaş üsleri dağıtmaktadır. Kıbrıs’ın güneyindeki yönetim ise bu sidik yarışında bir adım dahi geri kalmamak adına üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır. Bir kez daha kendilerini sırça köşklerinde güvende sananlar “abilerine güvenip” haklarının canlarını hiçe sayan söz ve pratik üretmektedirler. Bir yandan pandemi ve yarattığı kriz, diğer yanda ise bölgemizin doğal kaynaklarının paylaşımı için sıraya giren akbabalar ile Dünya Barış Günü’nü karşıladık. İşte tam da abluka 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne her zamankinden de öte bir anlam kazandırmaktadır. Pandemi dönemi bize göstermiştir ki bu adada yaşayanan halklar olarak insanca bir yaşamı ancak dayanışarak ve paylaşarak elde edebiliriz. Covid 19 bulaşırken Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Elen ayrımı yapmamaktadır. Bu nedenle elimizdeki başta ilaç ve sağlık ekipmanları olmak üzere var olan sınırlı kaynakları paylaşırsak ancak bu süreçten en az zararla çıkabiliriz. Coğrafyamız doğal kaynakların nasıl halkların lanetine dönüşebildiğinin örnekleri ile doludur. Suriye, Irak, Libya, Filistin ve Lübnan bu lanetin halen kanamaya devam eden örnekleri olarak önümüzde durmaktadırlar. Halkların kendi iradelerini dış müdahalelere karşı, paylaşım ve dayanışma ile egemen kılmadıkları durumlarda refah ve ekonomik kalkınma değil kan ve acı halkların kaderini şekillendirmektedir. Bir halkın kazanımı diğerinin kaybı bakış açısı  egemen olduğu sürece hem sağlığımızı, hem de refahımı kaybetmemiz kaçınılmazdır. Akdeniz’in ortasındaki bu küçük adada, yani evimiz Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elen halkları olarak geleceğimizi kimsenin değil bizlerin şekillendirebileceğini gösterebilir, halkların ortak yönetimi federal bir çözüm ve barışı egemen kılabilir, bölgemizin şeklillenmesinde bir örnek teşkil edebiliriz. Barış için, dış güçlerin ve sermayedarların değil halkların iradesini egemen kılmak için halkımıza sokakta, seçimde ve her alanda dış müdahalelere karşı barıştan yana tavır koyma ve en önemlisi halkın iradesini daimi kılmak adına örgütlü mücadeleye katılma çağrısında bulunuyuruz. Barış Bizlerin Ellerindedir Yaşasın Halkların Kardeşliği Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu
❌