One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Yesterday — January 26th 2020Your RSS feeds

“Gancelli Davası” ile İlgili Mahkeme Önünde Basın Açıklaması Yapılacak

By Nazen Şansal

51593

51593

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması yapacak. Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. 2018 yılında dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Bu amaçla, davaların görüşüleceği 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde yapılacak basın açıklamasına, duyarlı halkımızın ve basın emekçilerinin ilgisini rica ederiz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu    

ΤΙ ΚΟΙΝΟ ΕΧΟΥΝ ΤΟ ΣΕΞ ΤΖΙΑΙ ΤΟ ΜΑΓΕΙΡΕΜΑ: ΜΙΑ ΣΥΝΤΟΜΗ ΕΙΣΑΓΩΓΗ ΣΤΗΝ ΚΟΙΝΩΝΙΚΗ ΑΝΑΠΑΡΑΓΩΓΗ

By antifanicosia
ΤΙ ΚΟΙΝΟ ΕΧΟΥΝ ΤΟ ΣΕΞ ΤΖΙΑΙ ΤΟ ΜΑΓΕΙΡΕΜΑ; ΜΙΑ ΣΥΝΤΟΜΗ ΕΙΣΑΓΩΓΗ ΣΤΗΝ ΚΟΙΝΩΝΙΚΗ ΑΝΑΠΑΡΑΓΩΓΗ   Ο καπιταλισμός χαρακτηρίζεται που θκυο κεντρικές κοινωνικές διαδικασίες: την παραγωγή προϊόντων τζιαι την παραγωγή εργατικού δυναμικού, (το οποίο παράγει τα προϊόντα). Η ανθρώπινη εργασία, οι εργάτες τζιαι οι εργάτριες απαραίτητες για την παραγωγή δηλαδή, εν εμφανίζουνται ξαφνικά μιαν όμορφη μέρα στην πόρτα του εργοστασίου ή
Before yesterdayYour RSS feeds

Ανακοίνωση σχετικά με τους επόμενους δύο αγώνες αυτής της εβδομάδας

By pacomonia

 

Συνεχίζουμε την εβδομάδα μας με ακόμη 2 αγώνες, 1ο ραντεβού ο αγώνας εναντίον του ΕΘΝΙΚΟΥ ΛΑΤΣΙΩΝ για το Κύπελλο Γ’ Κατηγορίας και Επίλεκτης Κατηγορίας Στοκ αυτή την Τετάρτη στις 13:30 στο γήπεδο της ΠΑΕΕΚ.

Για το 2ο μας ραντεβού, ο αγώνας πρωταθλήματος του Σαββάτου με την Α.Ε. ΠΟΛΕΜΙΔΙΩΝ που είχαμε ανακοινώσει την περασμένη εβδομάδα έχει αλλάξει μέρα λόγω του ότι θα πραγματοποιηθεί αγώνας ψηλότερης κατηγορίας.
Ο αγώνας μας λοιπόν μεταφέρετε την Κυριακή 19/01 στις 14:30 και είναι ευκαιρία για ξεκούραση των παικτών μας αλλά και δική σας!

Οι στόχοι μας όπως πάντα παραμένουν οι ίδιοι, ΜΟΝΟ ΝΙΚΕΣ.

Θα σας δούμε στο γήπεδο!

 

The post Ανακοίνωση σχετικά με τους επόμενους δύο αγώνες αυτής της εβδομάδας appeared first on Omonia 1948 Official Website.

ΕΝΑΝΤΙΑ ΣΤΗ ΓΑΛΑΝΟΛΕΥΚΗ ΕΘΝΙΚΙΣΤΙΚΗ ΜΗΧΑΝΗ ΠΟΛΕΜΟΥ

By antifanicosia
ΕΝΑΝΤΙΑ ΣΤΗ ΓΑΛΑΝΟΛΕΥΚΗ ΕΘΝΙΚΙΣΤΙΚΗ ΜΗΧΑΝΗ ΠΟΛΕΜΟΥ   Τον Δεκέμβρη του 2018 στα πλαίσια της εκδήλωσης που οργάνωσε το antifa λευkosa στον κοινωνικό χώρο Kaimakkin «2 μέρες ενάντια στη γαλανόλευκη εθνικιστική μηχανή πολέμου», πραγματοποιήθηκε συζήτηση με τον ολικό αρνητή στράτευσης Μ.Τ. από τα Γιάννινα με θέμα: Η διαχρονικότητα του ελληνικού επεκτατισμού και οι όψεις του μιλιταρισμού της “πρώτη φορά Αριστεράς”. Το

Baraka’dan “Zamazingo” Sokak Gösterisi

By Mustafa Batak

Zam zamazingo

Yeni yılın ilk günleriyle birlikte açıklanan zamlar, günden güne yoksullaşan halkın sırtına bir yük daha yükledi! Halkın refahı adına orada bulunan ancak sermaye kesimlerini teşviklerle “doyurmanın” peşinde koşan gelmiş geçmiş tüm hükümetler gibi UBP-HP hükümeti de bu zamlarla halkın belini büktü.   Ne iyi ki halkımız “Yol yoksa seyrüsefer da yok” inisiyatifinin öncülüğünde, yol ve trafik sorunlarına ve seyrüsefer zammına güçlü bir tepki göstermeye hazırlanıyor. Bu eylemliliği destekliyor ve biz de sokak sanatıyla sesimizi yükseltiyoruz.   Zamların geri alınması için sözümüz, müziğimiz ve dansımızla zamları protesto ediyoruz. Baraka Tiyatro Ekibi ve Sol Anahtarı'nın “Zamazingo Kantosu” eşliğinde, müzikli, danslı, sokak gösterisi gerçekleştireceği bu protesto, 11 Ocak Cumartesi günü saat 13.30’da Büyük Han’da gerçekleşecektir.   Tüm halkımız davetlidir.   Zamlar geri alınsın!

Lefkara İşi – Şifa Alçıcıoğlu

By Nazen Şansal

indir

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

Keten, hurmalı kare, goftili işleme ya da gaco çekme size ne anımsatır? Birçoğumuzun yabancı bulduğu bu sözcükler,Lefkara işini yaparken kullanılan terimlerden başka bir şey değildir aslında. Kültürümüzün en güzel el sanatlarından biri olan Lefkara işi, diğer bir adıyla Lefkaratika Ortaçağ’dan bugüne, bin bir emekle Kıbrıslı kadınların ellerinde şekillenmiş çok zahmetli bir nakıştır. Keten kumaş üzerine iğneyle işlenen motifler yanında, iğne işi olarak tabir edilen bir nakış daha vardır ki bilindiği kadarıyla günümüzde yapan pek kimse kalmamıştır.

Trodos Dağları’nın eteklerinde bulunan Lefkara adındaki köyle başlar, Lefkara işinin hikayesi…Köy, yüksek konumu ve temiz havasıyla hala daha oldukça popüler bir yerdir. Birçok medeniyetle tanışan adamız, 1489 yılından 1571 yılına dek Venedik hükümdarlığının boyunduruğu altında kaldı. İşte o zamanlarda Lefkara, Venedikli soyluların tatil beldesi olarak tercih ettikleri bir köy olmuş. Yaz aylarında buraya gelen kadınlar yanlarında getirdikleri keten ve iplikle nakış işlemekteymiş. Daha fazla haç gibi dini motifleri nakşeden Venedikli kadınlardan etkilenen Kıbrıslı kadınlar da doğayı taklit ederek ve kendi yaratıcılıklarını katarak bugünkü Lefkara işinin gelişmesine vesile olmuşlar. Kıbrıslı Türk’ü, Kıbrıslı Elen’i hep birlikte toplanan kadınlar, bir yandan sohbet ederken, öbür yandan alın teriyle emeği kavuşturur, biten işler ise sergilenir, en güzel parçalar da ödüllendirilirmiş vaktiyle Lefkara’da… Lefkara işi o denli ünlü olmuş ki bazı kaynaklara göre 1481 yılında adaya gelen Leonardo Da Vinci kenarlarında dere motifi bulunan bir masa örtüsü satın alarak, MilanKatedrali’ne sunak örtüsü olarak hediye etmiştir. Leonardo Da Vinci’nin ünlü “Son Akşam Yemeği” tablosunda bulunan masa örtüsünün her iki kenarında dere motifi olanbir Lefkara işi olduğu açıkça görülmektedir. Bu motife “Vinci deseni” adı verilmesi de tabloyla ilişkilendirilir. indir Lefkara işi,  köyde bulunan kadınlarca yıllarca işlenmiş, genç kızlar, kız çocukları okuldan alınıp bu nakışla tanıştırılmış, hatta dışarıya gelin vermeyip köye damat alınmış ki bu değerli iş köyün dışına taşmasın.Lefkara işi, önceleri çeyiz ve süsleme gibi ihtiyaçları karşılamak için yapılırken daha sonraları bu iş bir kazanç kapısı olma ümidi taşımış bölgeli kadınlara. Ancak tıpkı adanın kaderi gibi kadınları da bölerek yöneten aracılar, parça başı ödedikleri ve işin bütününü göstermekten kaçındıkları kadınların emeği üzerinden ciddi kazançlar elde etmiştir. Savaştan sonra kuzeye yerleşen ve Lefkara işi bilen Kıbrıslı Türk kadınların, emeklerini işleten tüccarlar da bu işten epey para kazanmayı başarmış.Gözleri kör edecek kadar zor bu nakış, yurt dışına satılırken alınan birkaç kuruş da görünmeyen emeği daha da görünmez kılmış yıllarca. *** Günümüzde de Lefkara işi hem Lefkara’da hem de o dönem Lefkara’da yaşayan şimdi ise Aytotoro’ya (Çayırova) göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türk Lefkaralı kadınların kurduğu Lefkara Evi’yle, bazı köylerde kadınların emeğiyle, çeşitli derneklerin ve belediyelerin verdiği kurslarla, bu işe gönlünü, yıllarını vermiş esnaf kadınların emeğiyle yaşatılmaya çalışılmaktadır.Peki dünya mirası listesine girmiş ve yaklaşık 500 yaşında olan bu sanat, gelecek nesillere nasıl aktarılmalıdır? Teknolojinin, günden güne ilerlediği çağımızda kültür de bir şekilde bundan etkilenmektedir. Bir zamanlar insanların gündelik yaşamlarına anlam katan eşyalar,bugün ya turist bir metaya dönüştürülmüş ya da sadecenostaljik bir değer olarak görülmektedir. Kadınların yıllarca uğraşıp uğrunda gözlerini bozduğu Lefkara işi de makineleşmeyle tanışmıştır. Bu durum belki de Lefkara işiyle hiç tanışmayacak olan neslin onu tanıması için bir avantaj niteliğindedir. Elbette ki makinelerin yaptığı işle, saatlerce uğraşarak ortaya çıkan üretim yarıştırılamaz. Ancak, kültürel mirasın yaşaması için belki de makineleşmeye karşı çıkmamak gerekir. Bilmeliyiz ki hiç kimse varlığından haberdar olmadığı bir şeyin kaybından dolayı üzülmez. Zaten hayatında hiç nakış işlememiş, onu tanımamış bir çocuk için Lefkara işinin var olup olmadığı bir önem taşımaz. Dolayısıyla eksikliği ona bir şey ifade etmez.Ailelere, öğretmenlere düşen en büyük görev kültürü de çocuklara aşılamak olmalıdır. Eğitim programlarına kültürümüzle ilgili daha fazla ders eklenmeli, çocukların kültürü sahiplenmesi sağlanmalıdır. Hatta bu gibi nakışlar için atölyeler kurulmalı ve yaparak yaşayarak prensibinden faydalanılmalıdır ki bilgi ve kültür akışı bu şekilde devam edebilsin. Aksi takdirde bu tarz şeyleri deneyimlememiş çocukların ve yetişkinlerin yapılan işi takdir etmesini, yaymasını ve korumasını beklemek ve bunun için çaba sarf etmesini istemek hayalden öteye geçmeyecek bir dilek olarak kalacaktır. Şifa Alçıcıoğlu sifalcicioglu@gmail.com Kaynak: Muharrem Faiz, Kültür ve Yabancılaşma-Lefkara işi Üzerine Bir Araştırma, Galeri Kültür Yayınları.  

Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmelerle seçimin birlikte değerlendirilmesi – Alpay Durduran

By YKP
Kıbrıs’ta seçim davulu çaldı. Bir partinin bundan uzak durması olanaksızdır. Onun için öneriler alınıyor. Önce durum değerlendirmesi yapalım. Partimiz ülkemizde barış için bir BM destekli çalışma sürmektedir ve onu desteklemenin tüm dünya barışını ilgilendirdiğini saptanmıştır. Onun için önemle bunu anlatmak ve halkın bunu destekleyenlere oy vermesini istemek gerekir. Öyleyse seçime katılmak gerekir mi diye sormak […]

Νέα μεταγραφή – Σταύρος Παρασκευά

By pacomonia

 

Το Σωματείο μας ανακοινώνει την συμφωνία για απόκτηση του 23 χρόνου αμυντικού Σταύρου Παρασκευά ο οποίος αγωνιζόταν στην Ελπίδα Αστρομερίτη.

Ο Σταύρος προέρχεται από τις ακαδημίες του Άρη Λεμεσού ενώ την περίοδο 2016-17 αγωνίστηκε στο πρωτάθλημα Α’ κατηγορίας με την ομάδα της ΑΕΖ Ζακακίου.

Καλωσορίζουμε τον ποδοσφαιριστή στην μεγάλη πράσινη οικογένεια και του ευχόμαστε πολλές επιτυχίες με το τριφύλλι στο στήθος.

The post Νέα μεταγραφή – Σταύρος Παρασκευά appeared first on Omonia 1948 Official Website.

Φιλανθρωπικό τουρνουά Φούτσαλ

By pacomonia

 

Το Σωματείο μας συμμετείχε το Σάββατο 28/12/19  στο φιλανθρωπικό τουρνουά Φούτσαλ που διοργάνωσε ο Σύνδεσμος για άτομα με Αυτισμό Κύπρου – Κέντρο παρεμβασης Λευκωσίας σε συνεργασία με τον Όμιλο Κοινωνικής Εργασίας του Πανεπιστημίου Λευκωσίας.

Η ομάδα του Σωματείου μας έφτασε στο Τελικό του τουρνουά “Δώσε μπάλα στον Αυτισμό” στον οποίο ηττήθηκε με 2-1 κατακτώντας την 2η θέση.

Συγχαίρουμε την όλη διοργάνωση και ελπίζουμε τέτοιες κινήσεις να οδηγήσουν στην ενημέρωση και την επιμόρφωση του κόσμου για τον Αυτισμό.

The post Φιλανθρωπικό τουρνουά Φούτσαλ appeared first on Omonia 1948 Official Website.

Denizlerde kavga var neden duymayız – Alpay Durduran

By YKP
Uzun zaman oldu diğer sorunların yanında denizlerde de sorunlar yarattık. Aslında basınımız sorunları ele alırdı ama kendinin değil gibi verirdi. Denizlerde doğal gaz arayacak halimiz yok deyip bizim adımıza Türkiye’nin haritalar hazırlamasını umursamadık. Mecliste görüşülüp karara bağlanan deniz harita kodlarını da ilan etti isek de haritayı yayınlayıp halkın anlamasını sağlamadık. Sanırım haritayı eline alıp Anastasiades’in […]

Ανακοίνωση χορηγίας από Fit Club Larnaca

By pacomonia

 

Ανακοινώνουμε σήμερα ακόμη μία χορηγική συνεργασία με το γυμναστήριο Fit Club Larnaca.

Στο Fit Club Larnaca από πέρσι προπονούνται ποδοσφαιριστές της ομάδας μας και φέτος έχουμε προχωρήσει σε συμφωνία για τα τηλεοπτικά της ομάδας και για διαφημιστική ταπέλα στο γήπεδο.

Το γυμναστήριο προσφέρει personal και semi personal training για όλες της ηλικίες.

Ευχαριστούμε το Fit Club για την χορηγία και ευχόμαστε η συνεργασια μας να συνεχιστει για πολλά χρόνια ακόμα.

The post Ανακοίνωση χορηγίας από Fit Club Larnaca appeared first on Omonia 1948 Official Website.

2020 Asgari ücreti ne oldu?

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, döviz krizi ile alım gücünün eridiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı koşullarda 2020 için asgari ücretin hâlâ belirlenmemiş olmasını eleştirdi, YKP’nin taleplerini ortaya koydu. Açıklamanın tamamı şöyle: Bir kez daha hatırlatırız ki 22/1975 sayılı yasaya göre “Asgari Ücret”, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçi ile […]

Savaş hazırlıklarına hayır, barış için mücadele zamanı

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendirdi, “barış için mücadele zamanı” dedi. Açıklama şöyle: Doğu Akdeniz’de bir süredir gerginlik sürekli olarak artmaktadır. Savaş gemileri silahlı şekilde hem seyir halinde, hem de tatbikatlar yapmaktadırlar, bu bizleri derinden kaygılandırmaktadır, çünkü bunların tümü savaş hazırlığıdır. Mavi vatan isim ile birlikte yeni bir propaganda sürecine giren Türkiye, […]

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 6. Kongresi gerçekleşti

By YKP
YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 13-15 Aralık tarihleri arasında Malaga yakınındaki İspanya şehri Benalmádena’da 6. Kongresi yapıldı. YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı YKP adına kongreye katıldı… Avrupa’nın çeşitli yerlerinden 400’ün üzerinde delegenin katıldığı Avrupa Sol Parti 6. Kongresi 13 Aralık Cuma günü akşamüzeri başladı ve 15 Aralık, Pazar günü sona erdi. Ana […]

Tam bir TALAN hükümeti olduklarını bir kez daha kanıtladılar

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı “Mağusa/Yeniboğaziçi/İskele İmar Planı” taslağı ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdi ve TALAN hükümetinin dayatmalarına dikkat çekti. Açıklama şöyle: Haberleri izlerken aklımıza hemen gelen “Tam bir TALAN hükümeti olduklarını bir kez daha kanıtladılar” cümlesi oldu, yalnız ne cümle ne cümle içindeki TALAN kelimesinin büyük harf yazılması bize ait değil. 2016 yılında Kudret […]

Çöken okul bize ders olsun – Alpay Durduran

By YKP
Okul inşaatı çöktü. Tam da ülkemizde inşaat yarışı hızlanmışken okul bize ders veriyor. Bir inşaatın parasını ödemeye halkımıza kimsenin anlatmayı beceremediği güvenli bir inşaatın nasıl yapılmasını tartışıp öğreneceğimizi varsaymış gibi oldu. Ne yazık ki yanıldı çünkü en patırtılı eleştiri “Halkın partisi ve UBP döneminde olan” diye başladı. Bir inşaatta, okul olsun olmasın, nasıl güvenliğin denetlenmesi […]

Yapay Zekadan Ütopyaya – Sezgin Keser

By Nazen Şansal

yapay zeka foto

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

yapay zeka foto

 

Yıl 2154. Güneşin doğuşuyla gökyüzü aydınlanıyor ve sokaklarda hareketlilik başlıyor. Bir yandan parklarda koşan, yürüyen insanlar bir yandan sürücüsüz toplu ulaşım araçları, öte yandan da mesaisine erken başlayan çalışanlar... Günümüz dünyasında bilimin ve teknolojinin geldiği noktanın az çok farkındayız. Cep telefonlarımız ve bilgisayarlarımızdaki akıllı uygulamalar ve oyunlar, fabrikalarda, atölyelerde, ofislerde, kafelerde kullanılan, üretim ve hizmetin bir parçası haline gelen akıllı sistemler , insan zekasıyla kıyaslanmaya başlanan yapay zekanın neler yapabildiğinin günlük hayattaki yansımalarıdır. Bu yansımalara baktığımızda yapay zekanın verilen komutlara bağlı olarak belirlenen görevi çerçevesinde işlediğini anlarız. Buna en iyi örnek 1996 yılında dünya satranç şampiyonu Kasparov’u yenen Deep Blue adlı bilgisayardır. Deep Blue kendisine yüklenen veriler doğrultusunda satrançta yapılacak her bir hamlenin oluşturacağı sonucu önceden bilmekte ve ona göre en rasyonel hamlesini yapmaktaydı. Yani Deep Blue yapılan hamlelere göre tepki veren dar bir yapay zekaydı.Tabi ki 1996 yılından bu yana bilimsel çalışmalar yapay zekayı farklı noktalara taşımaya başladı. Telefonlarımızdaki dijital asistanlar aldıkları yeni verilerle ve görevlerini yerine getirirken elde ettikleri tecrübelerle sadece sınırlı bir görevi yerine getirmiyor, aksine gelişen yeni durumlara göre kararlar verebiliyorlar. Yani dijital asistanımızla yaptığımız sohbetler, ona sorduğumuz sorular daha sonraki sorularımızın ve sohbetimizin yapay zeka açısından altyapısını oluşturmaktadır.Yapay zekanın dış dünyadan öğrendiği her şey kendisi için belirlenen görevini aşmasını ve geliştirmesini sağlamaktadır. Yapay zeka üzerinde yapılan çalışmalar bitmiyor ve sürekli yeni ilerlemeler sağlanıyor. Artık müzik yapan, resim çizen yapay zekalara sahip robotlar var. Nasıl ki biz insanlar yazı yazarken, müzik yaparken, resim çizerken, farklı kültürel ve sanatsal eylemlerde bulunurken insan ve dünya tarihinin teorik ve pratik birikiminden, duygularımızdan faydalanıyorsak yapay zekalar da insanlardan aldıkları ve dışarıdan öğrendikleri datalarla yaratıcı eylemler yapabiliyorlar. Buna örnek olarak, farklı akorların, müzik türlerinin, ritimlerin veri olarak yüklendiği  ve hangi duyguyla ve sözlerle bir şarkı oluşturması komutunun verildiği ve belleğindeki bilgilerle yeni şarkılar yaratan yapay zeka müzik yazılımlarını gösterebiliriz. (1) Bu kadar gelişmekulağımıza hoş gelirken yapay zekanın insanların davranışlarını, tavırlarını anlayabilecek ve tahmin edebilecek bir seviyeye hatta kendi öz varlığına yani tamamıyla kendi bilincine sahip olabileceği bir noktaya geleceği beklentisi insanlarda korku yaratmaya ya da yarattırılmaya başladı. Kendi bilincine sahip olacak yapay zekaların insanların yerine geçebilecekleri, insanların işlerini ellerinden alacakları, hatta dünyayı ele geçireceklerine dair senaryolar özellikle bilim insanları tarafından dillendirilmektedir. Peki bu endişe verici senaryolar olası mı? Büyük kapitalist ülkelerde iş alanında aktif bir şekilde kullanılan yapay zeka sayesinde daha az insana ihtiyaç duyulan, daha çok robotun olduğu, sistem üzerinden üretimin, dağıtımın her anının görülebileceği akıllı fabrikalar oluşturulmaya başlandı.Daha az insana ihtiyaç duyulan otomasyon sistemlere bankaların mobil uygulamalarını örnek gösterebiliriz.Banka işlemlerinin birçoğunu bu mobil uygulamalar sayesinde yaparken, bankanın bu işleri yapacak yeni eleman istihdam etmesine gerek kalmayacaktır.Bu gelişmelere rağmen iş hayatındaki bu değişim, ne düşünüldüğü gibi hızlı bir şekilde gerçekleşecek ne de dünyanın her ülkesinde aynı değişim yaşanacaktır.Çünkü teknoloji, her ülkede ve toplumda aynı gelişmişlik düzeyinde değildir.Şunu da belirtmek gerekir ki “kapitalizmin eğilimi sadece en ileri teknolojiyi üretim alanında uygulamak değil, en ucuz iş gücünü kullanmak ve en yoğun sömürüyü gerçekleştirmektir. Dolayısıyla robotların tüm üretim alanlarına hızla girmesi ve işçilerin yerini robotların alması söz konusu olmayacaktır.” (2) Rekabetin, bencilliğin dayatıldığı bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin kapitalist güçler tarafından başka ülkeleri işgal etmek, doğal kaynaklarını sömürmek için savaş sanayisinde kullanıldığı bir düzende, kendi bilincine sahip olacak yapay zekaların bu düzenin oyununu kendi kurallarına göre oynayacağı yani ezen tarafında olacağı bir apokaliptik gelecek korkusunun oluşması normaldir. Bu korkuya inat teknolojik ilerlemelerin egemenlerin çıkarları doğrultusunda kullanılması yerine bu gelişmelerin halkların çıkarları doğrultusunda kullanaılacağı başka bir dünyanın olabileceği gerçeğini kabul etmeliyiz.Yapay zekanın insanların işlerini ellerinden alması gibi bir durum yerine ihtiyaç temelinde bir üretimin olduğu, yapay zekalar sayesinde iş yükümüzün ve saatlerimizin azaldığı dolayısıyla kültürel, sosyal, sanatsal yaşamımıza daha fazla vakit ayırabileceğimiz sömürüsüz bir gelecek kurulabilir.Nasıl ki bir insanı şekillendiren, içinde yaşadığı düzen ve çevresi ise kendi bilincine sahip olacak yapay zekalı insanımsı robotları da aynı düzen ve çevre şekillendirecektir. Yıl 2154. Güneşin doğuşuyla gökyüzü aydınlanıyor ve sokaklarda hareketlilik başlıyor. Bir yandan parklarda koşan, yürüyen insanlar bir yandan sürücüsüz toplu ulaşım araçları, öte yandan da mesaisine erken başlayan çalışanlar ve mesai arkadaşları yapay zekalı insanımsı robotlar. Şehrin sokakları ağaçlarla, renkli teknolojik evlerle, tiyatro salonlarıyla, kafelerle, spor salonlarıyla dolu. İnsanların emeğinin sömürülmediği aksine geliştirdikleri bilim ve teknoloji sayesinde sosyal yaşamlarına daha fazla zaman ayırdıkları bir dönem…   Sezgin Keser sezginkeser92@gmail.com   (1)  https://musiconline.com.tr/muzik-ve-yapay-zeka/ (2)  https://journo.com.tr/arif-kosar-robotlarin-isleri-devralmasi-mumkun-degil

Kapitalizm ve Sosyalizmde Teknoloji – Tahsin Oygar

By Nazen Şansal

teknoloji

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

teknoloji

Teknolojiye bakışın, anlayışın nasıl olması gerektiği ile ilgili çok fazla tartışma yapıl(a)mıyor günümüzde. En fazla sonuçları üzerinden hayıflanmak, modern zamanları lanetleyip, “kaçınılmaz!” son ile ilgili yapacak hiçbir şeyin olmadığı konusunda hemfikir olmak, o kadar! Karl Marx ne demişti? “Bana teknolojini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” şaka, şaka! Yani tam olarak böyle dememişti ama buraya varıyor söyledikleri… Esas olarak söylediği şuydu: “Teknoloji; insanın doğayı ele alış biçimini, yaşamını sürdürmek için başvurduğu üretim sürecini açıklayarak, toplumsal ilişkilerinin oluşum biçimini ve bu ilişkilerden doğan kavramları ve düşünce biçimlerini ortaya koyar.”  Yani bir toplumu, içinde yaşadığı doğa ile olan ilişkilerini, hatta bireylerin ilişkilerini bile belirleyen, anlaşılmasını sağlayandır teknoloji. En son çıkan cep telefonunun özelliklerini bilmemiz isteniyor yalnızca. Üretim ve ihtiyaçların belirlenmesine ne kadar dahilsiniz? Kapitalist sistem teknolojiyi mistik, zaten olması beklenen, kendiliğinden bir şekilde gelişen bir şeymiş gibi sunuyor. Hâlbuki egemenler kendi iktidar ve kar amaçları doğrultusunda bilinçli olarak teknolojik gelişimi planlıyorlar. Hatta o kadar planlılar ki kendi aralarındaki çıkar çatışmaları uğruna, sabotaj, itibarsızlaştırma ve türlü entrikalarla bu işi savaşa dönüştürmüş durumdalar. “Yüksek” teknoloji dedikleri aslında yüksek değil de saklanan, gizlenen, nasıl yapıldığı insanlıkla paylaşılmayan anlamına geliyor. “Know how” veya patent diye uydurulup, paketlenip tekrar tekrar kendi aralarında alınıp satılan bir metaya dönüşmüş durumda bilgi. Ateş yakmayı bulan ilk insan: “Bu ateşi yakmayı ben buldum bundan sonra her yakan bana patent parası verecek” deseydi ne olurdu acaba? İşte bu kadar saçma kapitalizmin yaptıkları… Bilim, kolektif bir insan etkinliğidir. Bugüne kadar yüz yıllardır on binlerce buluş gerçekleştirmiştir insanlık, tüm bu mirastan yararlanmadan bugünün teknoloji devleri kibrit dahi üretemezdi. Teknoloji en basit tanımı ile bir ihtiyacın karşılanabilme koşullarının kolaylaştırılmasıdır. Peki, eğer bunda hemfikir isek, kimin ihtiyacı? Bu ihtiyaç, kimin tarafından neye göre belirleniyor? Ve neye rağmen kolaylaştırılıyor? Bugünün kapitalist dünyasında, teknolojiyi üreten araçlar genelde kapitalistlerin elinde, kar ve iktidar ihtiyaçları için doğanın ve insanlığın talanına rağmen bir şeyleri kolaylaştırıyorlar! Teknolojinin gelişim bilgisini de tekellerine alan egemenlerin bu bilginin paylaşılmasına da tahammülleri yok. Kısacası, kapitalizmin toplumsal ihtiyaçlara göre bir teknoloji planlaması beklenemez. Reel sosyalizimdeki (SSCB) teknoloji anlayışı Bu konu bir makalede tüm yönleriyle değerlendirilemeyecek kadar geniştir fakat elimizden geldiğince değinmek gerek. 1917 devriminden sonra ülkede ciddi bir açlık söz konusu idi. Sosyalist bir devlet inşa etmek hedefi ile bilim ve teknoloji alanının Çarlık döneminden kalan çarpık ve dağınık durumu hemen merkezileştirildi. Gençlerin bilim ve teknoloji alanına ilgilerinin artırılması için üniversitelerin kapıları tümüyle halka açıldı. Laboratuvar ve enstitüler geliştirilip halkın hizmetine verildi. Toplamda yaklaşık 800 bilim kurumu kuruldu, kısa bir süre içinde 40 yeni üniversite açıldı. İlk işlerden biri SSCB Bilimler Akademisi’nin(SBA) kurulması ve Ulusal Ekonomi Komisyonu ile birlikte çalışmasının sağlanması oldu. Ülkede elektrik sıkıntısı ve açlık en önemli sorunlar olarak tespit edildi. Tüm ülkeye beş yıl içinde elektrik götürebilmek için Goelro Planı geliştirildi. Bu plan çerçevesinde tüm akademi ve enstitüler birlikte çalışmaya başladı. Tarımda verimliliği artırmak için Tarım Bilimleri Akademisi kuruldu. Kapitalizmin aksine küçük bir azınlığın kar amacı için değil, sosyalist bir ülkenin toplumsal ihtiyaçları için planlı hareket eden bir mekanizma kurulmaya çalışıldığı çok net bir şekilde anlaşılıyor. Teknoloji ve bilime bu şekilde yaklaşım, sonuçlarını çok kısa bir sürede verdi. Örneğin fizikte, kristal deformasyonunun mekaniğindeki buluşları ile bugün “elastik”, “plastik”, “anelastik”ten bahsedebiliyoruz. Kömürün yeraltında gaza dönüştürülmesini sağlayarak, maden işçilerinin tehlikeli ve zor koşullardaki çalışmalarını ortadan büyük ölçüde kaldırdılar. Tüm bunların yanı sıra dönemin iki kutuplu gerilimli dünyasında, kapitalizm karşısında sosyalizmin “gücünü” kanıtlamak amacıyla silah, nükleer ve roket teknolojilerine de büyük önem gösterildi. 1930’larda uzay programı devreye alınarak geriye kalan kapitalist dünya ile bu alanlarda rekabete girildi. İlk kez uzaya insan gönderme, aya insansız ilk iniş gibi “başarılar” elde edildi. Gizli nükleer silah araştırmaları, gizli uzay programlarına gereğinden fazla önem verildi. Her dönem kendi koşulları ile değerlendirilmeli fakat bugünden bakıldığında ABD ile girilen bu rekabet büyük ölçüde sosyalist teknoloji ve bilim anlayışı ile çelişmektedir. Sosyalist bir toplum dayanışmacıdır, sosyalizmde teknoloji ise rekabet uğruna değil insanlığın yararına geliştirilmelidir. Kapitalizm ile rekabet edemez, doğasına terstir. Bir yandan sistemin demokratik bir sosyalizmden uzaklaşıp otoriter bir rejime yaklaşması, diğer yandan o dönem dünyadaki ekolojik talanın, bugünkü kadar kötü durumda olmadığı için teknolojik gelişim planlamasının ekolojik sonuçlarının hesaplanamaması, reel sosyalizmin teknoloji anlayışını tersine çevirdi. Bu yaşananlardan ders çıkarmalıyız. Başka bir bilim ve teknoloji anlayışı mümkündür. İnsanın doğanın bir parçası ve de toplumsal bir varlık olduğunu bilerek, planlı, dayanışarak, bilgiyi paylaşarak ve doğa dostu olarak geliştirilecek teknoloji, sadece mevcut toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve üretici güçlerin gelişmesini sağlamayacak, birey olarak insanın niteliğini ve mutluluğunu da artıracaktır.   Tahsin Oygar tahsinoygar@yahoo.com   Kaynaklar: https://en.wikipedia.org/wiki/GOELRO_plan https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/337-sayi-095/1248-sovyetler-birliginde-gunumuz-bilim-ve-teknolojisi https://sarkac.org/2019/05/sovyetler-birliginde-teknoloji/ http://bilimveaydinlanma.org/sovyet-sosyalist-cumhuriyetler-birliginde-bilim-kulturu/ https://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet_uzay_program%C4%B1

İsyanımız işgale, susmayacağız!

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, son dönemdeki ‘işgal’ kelimesi ile ilgili başlatılan tartışmaları değerlendirdi, KTÖS’e destek belirtti, açıklama şöyle: Gündemi de değiştirmek için bazı çevreler işgal kelimesi üzerinden bir tartışma başlatmışlardır. Bu tartışma yeni değildir ve anlamlı bir de zemini de mevcut değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı hem anayasada hem de usulünde onaylanarak iç […]

Akıncı başarılı oldu sıra bizde

By YKP
YKP Sekretarya üyesi Alpay Durduran Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle: Akıncı’nın başarılı olduğunu ve BM Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreteri’nin desteğini çözüm için aldığını görüyoruz. İşin ilginç yanı ortaya çıkan çözüm yolu ve modelinin eski kararlarda aynen olduğu, yani gelip giden cumhurbaşkanlarının imzasını taşıyan kararlarda yer aldığıdır. Ne yazık ki eskiler ve partileri […]

Sorumluluk yükleme oyunu devam ediyor

By YKP
YKP Sekretarya üyesi Alpay Durduran Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle: Suçlama oyunu veya sorumluluk yükleme oyunu adı verilen Kıbrıs’ta sorunu çözme çalışmaları büyük iddialarla ve suçlamalarla sürüyor. Hâlbuki bu tutum sürdükçe çözüm çabası demeye bile layık değiller. Ancak BM’nin kararı yani Kıbrıs’la ilgili devletlerin tümünün onayıyla alınan kararlara dayanan görüşme ve çözüm çerçeveleri […]

Baraka’dan Sokak Tiyatrosu: Mobese’ye NObese!

By Nazen Şansal

77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o

Baraka Tiyatro Ekibi, şehrimize yerleştirilmeye başlanan Mobese kameralarına NObese demek, gözetim toplumunun yaratacağı baskı ve sakıncalara dikkat çekmek ve gözetleme kameralarını toplumda tartıştırmak amacıyla 16 Kasım Cumartesi günü saat 14:14'te Sarayönü'ndeki Mobese direği altında sokak tiyatrosu oynayacak. "Gözeklen da gözetlenin" adlı oyun Sarayönü'nden sonra 15.00'te Lokmacı'da ve Selimiye Meydanı'nda da sokaklanacak. Özgürlükten yana olan tüm tiyatro severler davetlidir... 77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o Başlıyooor! Başlıyooor! Baraka Tiyatro Ekibi’nin “Gözeklen da gözetlenin” oyunu başlıyooor! Gözlerinizin önünde, Göz göre göre dikilen Mobese direklerine Demek için NObese, Elemtere fiiiş, kem gözlere şiiiş niyetine Başlıyooor! Emir geldi büyük yerden Kameralarsa askerden Protokoller imzalandı Bütün meclis onayladı Güya sağlamak için güvenliği Sağcısı solcusu kaldırdılar ellerini: “Kabul!” Büyük hırsızlar otururken rahat koltuklarında Küçük hırsızlar kaçarken memleketten ellerini kollarını sallaya sallaya Kol gezinirken sokaklarda taciz, şiddet, istismar Suçları önliyecekMİŞ  bu kameralar! Diktiler bu direkleri Gözetlemek için hepinizi Şşşşş! İzleniyorsunuz Çıkarmayın sesinizi  

Heyecanımı Besle – Halide Erkıvanç

By Nazen Şansal

foto (1)

Argasdi derginizin 56. sayısından bir tiyatro yazısı...

foto (1)

Asırlardır toplumların hayatına dokunan, yaşamlarından izler taşıyan ve insanların ruhuna hitap eden bir sanat faaliyeti, tiyatro... Gelişmişliğin sembolleri arasında yer alan, ortak bir emeğin insanda toplanıp vücut bulduğu sanatsal bir üretim... İnsanların sanata olan açlığı, her çağda kendisini göstermekle kalmayıp sanatsal üretime de yol açıyor. Yine de ilerlemenin ve üretimin önündeki o her dönem kendisini gösteren karşıt güçler, otoriteler veya insanlar hâlâ var. Ortaçağ’da tiyatro gösterileri yasaklanmış olduğundan, tiyatro ile ilgili düşünce de üretilememiştir. Yalnızca okullarda Latince öğrenimine bağlı olarak okutulan Latin ozanlarının oyunları bilinmekte, yazınla ilgili incelemelerde bu oyunların özelliklerinden söz edilmektedir. Öte yandan din adamları, halkın tiyatro sevgisinin içten içe yaşadığını gözlemledikleri için, her fırsatta bu sanatı suçlamış, tiyatronun zararlı etkilerine karşı uyarılarda bulunmuşlardır. Ortaçağ’da tiyatro düşüncesi, tiyatroyu suçlama biçiminde gelişir. Bunlar insanı hayrete düşürse ve sadece geçmişte kalmış yasakçı zihniyetler olarak görülse de, aslında öyle değil. Tamam bugün belki tiyatro yasak değil ama ne kadar özgür? Sözümüz, sahnemiz ne kadar bizim? Saint Augustine, trajik sahne oyunlarının ayartıcı olduğunu, ruhu tuzağa düşürüp yozlaştırdığını söylemiş, bazı heyecanları kurutacak yerde beslediğini söyleyerek tiyatronun sakıncalarını belirtmiştir. Ve ben söylediği bu sözle tiyatroyu neden bu kadar çok sevdiğimi ve herkesin neden özgür tiyatroyu savunması gerektiğini keşfettim. Heyecanımı beslemesi; bu bitmek bilmeyen coşkumu, heyecanımı, bir şeyler anlatmak, öğrenmek arzumu tiyatroya borçluyum. Sonra düşündüm benim bu kadar heyecan duyduğum, beni bu kadar mutlu eden bir şey nasıl olur da geçmişten günümüze kadar bütün otoriteleri rahatsız eder? Bence sebeplerimiz aynı; tiyatro, dayanışmayı öğretir, düşünceyi eyleme sokma yeteneğini geliştirir, düşünerek, yorumlayarak okumayı öğretir, toplumun kişiliği ezmesini önler. Özetle otoriteler, özgür tiyatroları ve izlediğini anlayabilen tiyatro severleri istemezler. Peki biz ne istiyoruz? Seyirci içinde yaşadığı sorunların sahneden doğru bir biçimde aktarıldığını gördüğü anda, ayakta duracak direnci de elde eder. Tiyatronun seyircisine karşı sorumluluğu vardır. Bundan on yıl kadar önce ölen, tanınmış Alman tiyatro yönetmeni Hans Schweikart, çağımızda her yönden tehlike içinde ve tehdit altında bulunan insanlar için tiyatronun sorumluluğunu şöyle açıklamıştır: "Tiyatro, seyircisine, kendi yaşantısında bilmediği şeyleri, yani daha çok bilmekten kaçındığı gerçekleri göstermekle yükümlüdür. İş adamlarının yarattığı harikalar ile dünyanın bir anda yok olması korkusu arasında sersemlemiş olan insanlar yaşamın verdiği güvensizlik karşısında, tiyatrodan ayaklarını sağlamca basabilecekleri bir zemin dilemektedirler."  Shakespeare'in Hamlet'te dediği gibi, sahne "çağının aynası ve kısaltılmış tarihi"dir. Bunun için de sahne, çağını doğru olarak, açık ve seçik, bozmadan yorumlayıp yansıtabildiği anda önemli bir araçtır. Öyle ki, tiyatro, güzeli abartmadan, kötüyü örtbas etmeden, çirkini saklamadan ve doğruyu yadsımadan görevini yapmalıdır. Bırakın tiyatro görevini yapsın, özgürce sözünü söylesin, bizi uyandırsın, ayağa kaldırsın, önce sesimiz olsun sonra hep beraber ses olalım. Bir de şu gerçeği hiç unutmayalım: Devlet ödenekli tiyatrolar, hükümetlerin değil, devletin tiyatrosudur. Devlet ise halkındır, hükümetlerin değil.   Halide Erkıvanç halideerkivanc0@gmail.com   Kaynaklar: Ülkenin Kalkınmasında Tiyatronun Rolü - Özdemir Nutku Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi- Sevda Şener Uygulamalı Tiyatro Eğitimi- Yılmaz Arıkan  

Dijital Dünyada Cinsiyet Eşitsizliği – Pınar Piro

By Nazen Şansal

dijital cinsiyet eşitsizliği

Argasdi dergimizin 56. saısından FeministİZ  makalemiz... dijital cinsiyet eşitsizliği Teknolojinin bu kadar geliştiği çağımızda, merak ettiğimiz her şeye ulaşmak artık saniyelik bir kolaylıkta. Elimizin altındaki küçük dikdörtgen kutular, ilgi duyduğumuz/duymadığımız herşeyi bize sunacak şekilde tasarlanmış. Öyle ki, çocuklarımızın çoğu kitapların da değerli olduğunu idrak edebilmiş değil. Ailemizde pişen yemekleri artık büyüklerimizden aldığımız tariflerle değil, internetten araştırdığımız şekliyle hazırlıyoruz. Yol tarifi aldığımız haritaların ömrü neredeyse bitmek üzere. Günümüzde isteyip de ulaşamayacağımız bir bilgi kalmadı. Yaşadığımız yüzyılın bizlere artıları olan bu gelişmeler, gelecekte çok yetersiz kalacak, bunun da farkındayız ve belki de bundan ürküyoruz hatta. Çünkü bu hızlı gelişim, teknolojiyle bu kadar haşır neşir olan büyük bir kesimin sadece uzaktan izlediği bir süreç. Dijital dünyanın insanlığa sunduğu imkanları tamamen olumsuzlayamayacağımız gibi top yekün doğru kabul etmek de doğru değildir. Örneğin insanlığın yerine makinelerin geçtiğini düşünebilir miyiz? Dijital öğretmenler, mahkemede dert anlatmaya çalıştığımız dijital hakimler, iş başvurumuzu değerlendiren dijital sistemler nasıl olurdu mesela? Birçok sebep olsa da en etkili sebeplerden biri, teknolojik nimetlerden tüm dünya halklarının aynı şekilde faydalanamaması gerçeğidir. Tüm ülkelerin aynı teknolojik altyapıya sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da aynı ülkede yaşasalar da tüm çocukların teknolojiden eşit bir şekilde faydalanabildiğini? Dijital hayatta kadınlar Yapılan araştırmalar, ataerkil düzenin kız çocukların dijital becerilerini de engellediğini gösteriyor. Çünkü teknolojik konular erkek ilgi alanı olarak algılanıyor ve bu da kızların ilgi duyma eğilimini düşürüyor. 1990’larda yapılan araştırmalar, odasına bilgisayar konulan erkek çocuk sayısının kız çocuklarının iki katı olduğunu gösteriyor. Bu durum da, gelecekte teknolojiyle ilgilenme anlamında, daha en baştan bir avantaj/dezavantaj konumuna dönüşüyor. Yine bazı araştırmalar gösteriyor ki, eğitimin ilk yıllarında kızlar bilgisayar derslerinde erkeklerden daha başarılı, ancak üniversiteye gelindiğinde bilişim teknolojileri ile ilgili bölümlerde okuyan kızların sayısı erkeklere oranla çok azalıyor. Dijital yazılımların yaratıldığı ortamlarda da kadınların varlığı hiç de tatmin edici sayıda değil. Teknolojide de daha çok kadın Evet, gerçekten de teknolojide daha fazla kadın istiyoruz, ama uzaktan kumandalı bir kutuya hapsedilmemiş halde. Bizim olması gerektiğini düşündüğümüz kadınların adı Siri, Alexa veya Cortana değil. Kadınların sesini telefona verdiğimiz komutları yapan ya da sorularımızı cevaplayan, bize gideceğimiz yolu tarif eden sesler değil, teknik ve bilimsel araştırmalarda açıklamalar yapan, yazılımların geliştirilmesinde politika yürüten sesler olmasını istiyoruz. Ses asistanlarının kadın sesi ile konuşuyor olması da tesadüf değildir. Şirketler bunu yaratmadan önce testler yaptıklarını ve müşterilerin etkili bir kısmının kadın sesi duymayı tercih ettiklerini açıklıyorlar. Ancak bir çok araştırma da insanların yetkili açıklama dinlerken erkek sesi, yardım alırken kadın sesi duymak istediklerini açıkça gösteriyor. Ve tabii ki de amacı kar elde etmek olan şirketler, tercihini karşı cinsten yana yapan kesimi ciddiye alma yönünde kullanıyor. Ses asistanlarındaki sesin kadın sesi olarak tercih edilmesinin sebebi kimi zaman kadının “çocuk yetiştiren” sevgi dolu bir ses olmasına atıfta bulunurken, kimi zaman da kadınların “yardımcı kişiler” olmasına atıfta bulunuyor. Hatta bazı erkekler, bir kadından yol tarifi almak istemedikleri için, navigasyon cihazında seçim şansı varsa eğer, erkek sesini tercih ediyorlar. 1990’lı yıllarda kadın sesinden talimat almak istemeyen sürücülerin şikayetleri nedeniyle BMW 5’ler Amanya’da geri çağrılmış. Japonya’daki borsa sistemlerinde hisse fiyatları kadın sesiyle bildirilirken, işlem onayını veren ses erkek. Sesin cinsiyeti olur mu? Kadına, erkeğe ya da farklı cinsel eğilimlere sahip insanlara atfedilen kimlikler, cinsiyet ayrımcılığının ya da eşitsizliğinin en büyük nedenleri arasında. Kültürden kültüre değişse de kadınların ya da erkeklerin toplum ve aile içerisindeki görevleri daha doğmadan veriliyor. Yeryüzünde cinsiyete dayalı ayrımcılığın yaşanmadığı bir kültür neredeyse yok. Tüm bu söylediklerimize, günümüzün en gelişmiş yapay zekâ yazılımlarına sahip olan sesli asistanlar da dahil. Asistanların hepsi kadın sesinde duyuluyor. Bir grup dilbilimci, mühendis ve ses uzmanı tarafından geliştirilen Q, cinsiyete dayalı ayrımcılığın sonunu getirme, hatta bunun teknolojik olarak önüne geçme amacı taşıyor. Q’nun yapımcıları, eşit oranda kadın, erkek ve eşcinsel 4600 insanın sesini kaydederek Q’nun sesini oluşturdular. Yapay zekânın ilk sürümü test için bir grup katılımcıya dinletildi. Katılımcıların %80’i asistanın bir kadın sesine sahip olduğunu söylediler. Her ne kadar her cinsiyetten eşit oranda ses bulunsa da Q’nun %80 oranında kadın sesi olarak karşılanmasının bir nedeni vardı. Sesli asistanlar, insanların aklında kadın sesine sahip olan yapay zekâlar olarak kodlanmışlardı. Peki neden? Cevap basit; ses asistanı yaratan şirketlerin bilişim teknolojileri birimlerindeki ekip elemanları neredeyse hep erkek. Erkek ağırlıklı ekipler tarafından geliştirilen ses asistanlarının sesinin hatta espiri anlayışının dahi itaatkar kadın hizmetkarlar olması gayet doğal. Ancak bu değişmeli. Neden mi? En basitinden, erkeklerin eğer kadınlara sözlü tacizde bulunurlarsa kibar bir şekilde alttan alınmayacakları gerçeğini yeniden hayata geçirebilmek için. Kadınların yardımcı kişiliklerinden sıyrılabilmeleri için. Kadınların da yönetebileceği, hayata yön verebileceğinin tam kabulü için. Peki bunu kim yapacak?...   Pınar Piro pınarpiro@gmail.com *Bu yazıda Bilim ve Gelecek dergisi Temmuz 2019 sayısında yer alan, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Ses Asistanları makalesinden faydalanılmıştır.  

YKP, Brüksel Avrupalılar Forumu’na katılacak

By YKP
Yeni Kıbrıs Partisi’nin de gözlemci üye olduğu Avrupa Sol Partisi’nin (EL) öncülüğünde 3. Avrupalılar Forumu 8-10 Kasım tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilecek. YKP’yi temsilen Genel Sekreter Murat Kanatlı toplantılara katılacak… Yüzlerce siyasi parti, sendika, emek örgütünün katılacağı toplantılarda emek mücadelesinden, ekolojiye, göçmen haklarından toplumsal cinsiyet eşitliğine dair mücadelelere çeşitli başlıklar tartışılacak… 8 Kasım’da Forum “Dünya yanıyor, demokrasi […]

“12 Yıllık Esaret” ve Devam Eden Kölelik – Serap Kızıl

By Nazen Şansal

IMG_2918

Argasdi dergimizin 56. sayısından bir film değerlendirmesi...

IMG_2918 “12 Yıllık Esaret”, 1800’lerin sonunda, New York’ta yaşayan Solomon Northup’ın kaçırılıp, köle olarak satılması ve 12 yıl süren kölelik yaşamı üzerine çekilmiş biyografik bir film. Hayatını müzisyen olarak, iki çocuğu ve eşiyle özgür bir şekilde sürdüren Solomon Northup, iki kişi tarafından kandırılmış ve bir günde hayatı alt üst olmuştur. Başından sonuna kadar kendinizi başrolün yerine koyacağınız bu filmde, ırkçılık, şiddet, işkence, çaresizlik, kabullenme ve hayata tutunmak için gösterilen tüm mücadeleyi derinden hissediyorsunuz. Ayrıca gerçekçi ve sert yaklaşımıyla, seyri zor ve duygusal açıdan yıpratıcı bir film... Yalnızca “özgürlükler ülkesi” Amerika’nın değil, dünya tarihinin kara lekesi ve utanç kaynağı olan köleliği anlatan bu filmde; köle sahibi beyazların sapkın zihinlerine odaklandığınızda, bir insanın mal gibi görülüp ona sahip olma düşüncesinin akli dengeleri nasıl bozduğunu görüyorsunuz. Kölelerine iyi davranmakla övünenler veya vicdan azabı duyduğunu itiraf edenler dahi, var olan sisteme uyum sağlayarak bu sapkınlığın bir parçası olduklarının farkında değiller ne yazık ki. Köle olarak doğup büyüyenler özgürlüğün ne demek olduğunu bilmedikleri için büyüdükleri çember içerisinde öğrenilmiş çaresizlik örneği göstermektedirler. Solomon Northup’ı diğer kölelerden ayıran en büyük özelliği ise yaşamının ilk yıllarında köleliği bilmemesi... Özgür yaşantısında sadece müziği ve ailesiyle ilgilenen Solomon’un, halkının köle olarak yaşam sürmesi her ne kadar onu rahatsız etmese de, ardından köle olması ironik ve hikayeye mücadele anlamında katkısını gösteriyor. Beyaz perdede gördüklerimizi ve hissettiklerimizi birebir yaşarken; aynı anda bizden çok uzakmış gibi gelse de, aslında hepimiz kapitalist sistemin modern köleleriyiz. Filmde, sahibinden korktuğu için ağzını açamayan, hakkını arayamayan, her söylenileni yapmak zorunda olan kişiler, şiddetle ve belki de ölümle yüz yüze gelmemek için sahiplerinin istediği şekilde, karın tokluğuna, insani olmayan şartlarda kölelik yaşamını sürdürüyorlar. Film bittiğinde; “Tüm bunlara ne gerek vardı!” “İnsanlar birbirlerine nasıl bu kadar acımasız olabildiler?” diye sorduruyor insana. Özellikle Northup’ın şu sözü her şeyi özetleyecek bir biçimde: “Ben hayatta kalmak değil, yaşamak istiyorum.” Solomon Northup’ın 1853 yılında yazdığı ve kendi hikayesini anlattığı romanından uyarlanan film, 2014 Oscar ödüllerinde En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanmıştır. Senaryosu sağlam, müziklerin, yönetmenliğin ve oyunculukların tek tek iyi olduğu bu film, aldığı ödülleri sonuna kadar hak etse de bu ödüllerin verilme nedenlerinden birinin de “günah çıkarma” olduğu düşünülebilir.

Serap Kızıl srpkzl90@gmail.com

Baraka Tiyatro Kampı Gerçekleştirildi

By Nazen Şansal

3

 

 2

Baraka Kültü Merkezi, Lapta Gençlik Kampı tesislerinde, 2 gün süren bir tiyatro kampı gerçekleştirdi. Derneğin bünyesinde faaliyet yürüten hem yetişkin hem de liseli gençlik ekiplerinin katıldığı kampta eğitici ve eğlenceli bir program yer aldı. 25 tiyatroseverin bir araya geldiği kamp, oyunculuk atölyeleri, drama ve doğaçlama çalışmaları, dans, tirat ve oyun okuma, film izleme ve tartışma gibi etkinliklerle dolu dolu geçti. Sol Anahtarı müzik grubu elemanları da kampa katılarak ses, kulak eğitimi ve şarkı söyleme konusunda bir atölye gerçekleştirdiler. Baraka Tiyatro Ekibi, toplumsal meselelerle ilgili sokak tiyatroları ve sahne oyunları ile seyircisiyle buluşmak üzere çalışmalarına devam ediyor. 5 4 9 19 17 14 11 20 6    

YKP, 30. kuruluş yıldönümünde kokteyl düzenledi

By YKP
YKP’nin 30. kuruluş yılın dönümünde, 30 Ekim, Çarşamba akşamı Bedesten’te bir kokteyl düzenlendi. Kokteyl sırasında bir konuşma yapan YKP Sekretarya üyesi Alapy Durduran, İngilizce olarak konuklara 30 yılın kendileri için önemli olduğunu, ilk yola çıkarken ortaya koydukları ilkelerden sapmaksızın ileriye doğru geliştirerek mücadelelerini sürdüreceklerinin altını çizdi. Durduran, katılan herkese teşekkür ettikten sonra dayanışma gösterip katılan […]

CYPRUS STATE IS STEALING THE SOCIAL SECURITY STAMPS OF IMMIGRANTS

By Bandieracy

Immigrant workers are the least valued part of the working class, as they work at the worst paid jobs, in miserable conditions, with their labor rights usually not being recognized. These miserable conditions are deliberately passed over in silence by the state, which is concealing the exploitation of immigrants, making it easy for employers to intensify the devaluation of the immigrants’ lives and for entrepreneurs to increase their profits.

The state of Cyprus favors employers by regulating the labor rights of immigrants, with special contracts that often forbid immigrants from changing jobs, deprive them of their right to unionize and – in the case of asylum seekers- even restrict them into working only in specific professions.

Furthermore, under this employment regime, the state of Cyprus is even stealing the immigrants’ social security stamps! Immigrants who have been living and working in Cyprus for years have their salary subjected to deductions, yet they cannot receive any legal benefits from the deductions or a recognition of their years of service, when they return to their home countries. Despite the reports and organized demands of immigrant organizations in Cyprus for bilateral agreements between Cyprus and immigrants’ home countries, (in this case, demands of the Filipino immigrant community in cooperation with ethnic groups from Sri Lanka, Vietnam, India and Nepal) the state’s policy remains unchanged.

We know that immigrant workers are forced to come to Cyprus for a variety of unfortunate reasons, looking for a better life. The miserable working conditions that they are experiencing are due to state and institutional isolation and social racism that divides workers into “locals” and “foreigners”.

We support the mass protests of immigrants and their demand for recognition of their Social Security stamps in our country, and we are in solidarity with their organized groups fighting for their labor rights. Against the devaluation and exploitation of local and foreign workers, beyond any national or religious divisions and with solidarity as our weapon, we organize and fight united, confronting the common enemy. The working class can win only if it unites against its oppressors.

NO TO THE ROBBING OF WORKERS’ SOCIAL SECURITY STAMPS BY THE STATE OF CYPRUS

IMMEDIATE RECOGNITION OF SOCIAL SECURITY STAMPS FOR ALL IMMIGRANT WORKERS IN CYPRUS

LEGALIZATION OF ALL CURRENT IMMIGRANTS, WITH A CLEAR PATH TO CITIZENSHIP AND FULL WORKING RIGHTS

UNITY AND SOLIDARITY OF IMMIGRANT AND NATIVE WORKERS

 

💾

30 yıldır YKP’nin barış ve sosyalizm yolculuğu sürüyor

By YKP
30 Ekim 1989 yılında kurulan Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), 30 yaşında… Yeni Kıbrıs Partisi, taviz vermeksizin, fetihçi anlayış ve uygulamaları ile adanın üçte birini işgal altında tutan TC’nin sivil asker bürokrasisinin denetimindeki hem siyasi parti, tarikat ve hemşeri derneklerince, hem de yeraltı ve yerüstü paramiliter teşkilatlarıyla desteklenen ve yerli işbirlikçileriyle korunan Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejime karşı, […]

İzle-Tartış’ta Hayat Treni İzlendi

By Pınar Piro

ht1

ht1Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği kapsamında, 2019 bahçede sinema gecelerinin sonuncusu Hayat Treni filmi ile gerçekleştirildi. Ekim ayının ilk cumartesi akşam seyrettiğimiz Hayat Treni filmi bizlere, ikinci paylaşım savası sırasında yerlerinden edilen insanları, onların hayatta kalmak için vermiş oldukları haklı ve trajik/komik hikayesini anlattı. Film sonrası gerçekleştirdiğimiz sohbette savaşın görünen yüzüyle yaşattıklarının yanında görünmeyen yüzünün de olduğu buna ilaveten aslında var olan ancak “görünmeyen” insanlara yani; azınlıklara yaşattıkları da ele alındı. ht2Yapılan keyifli sohbetin ardından Kasım ayı filmi için öneriler bölümüne geçilerek öneriler arasından Der Verdingbub filmine karar verildi.   Bu filmde, Max bir çiftçi ailesinin çiftlik işlerinde çalıştırmak üzere evlatlık aldığı bir yetimdir. Üvey ailesi Max'a adeta bir köle gibi davranırken, evin öz oğlu ise onu aşağılamak ve yetim olduğunu başına kakmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Akordeon çalmak Max'ın kendine has bir özelliğidir. Kasabanın yeni öğretmeninin Max ile ilgilenmeye başlaması zaten kötü olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Max'ın çiftlikte çalışan Berteli ile kurduğu dostluk, tüm bu sıkıntılara dayanabilmesini sağlayan tek şeydir. Max onunla, çiftlik aletlerinin bile saf gümüşten olduğu bir dünya hayal etmektedir...   Bu hayal ile birlikte, Max’ın hikayesini konu alan bu filmi gelin birlikte izleyelim. 2 Kasım Cumartesi akşamı 19.00’da başlayacağımız etkinliğimize herkesi bekliyoruz…    

Asılan Bedenler Yaşayan Fikirler – Aziz Güven

By Nazen Şansal

70678399_2246523222304871_6526809977208700928_n

Argasdi dergimizin "Bellek" sayfasında, 48 yıl önce bugünü; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararının verildiği gün olan 9 Ekim 1971'i ele aldık...

70678399_2246523222304871_6526809977208700928_n

9 Ekim 1971... Üç fidanı darağacına gönderen idam kararının verildiği gün... Son dönemlerde idam cezası tekrardan tartışılır olmaya başlandı. En temel insan haklarından biri olan “yaşama hakkı”na aykırı olması nedeni ile Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkenin ceza yasalarından çıkarılmış olan idam cezası; taciz, tecavüz gibi suçları işleyen kişilere karşı duyulan ve büyüyen haklı öfkenin adı olarak sıkça dillendirilir oldu. Yaşama hakkına aykırılığı ve çağ dışılığı bir yana dursun, böylesi bir cezanın hukuk sistemlerinde yer alması halinde kimlere uygulanacağı da göz ardı edilemeyecek kadar önem arz etmektedir. Demokrasinin ve özgürlüklerin her geçen gün gerilediği günümüz Türkiye’sinde, idam cezalarının olsa olsa devrimcilere uygulanacağından endişe duymak hiç de yersiz olmayacaktır. İdam cezası ile taciz ve tecavüz suçlularına duyulan öfkenin dineceği, yüreklerde hissedilen acılara bir nebze de olsa su serpileceği zannedilse de, aslında böylesi suçların yaşanmayacağı daha güzel bir dünya için mücadele edenlerin aleyhine rahatlıkla uygulanabilecek bir yaptırıma da dönüşebilecektir.

*** Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)’nun kurucu üyelerinden olan Deniz Gezmiş, yaşasaydı bugün 70 yaşındaydı. 27 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde, öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Deniz, henüz daha lise yıllarındayken tanışmıştı sol fikirlerle. Gencecik yaşında kendisini eylemlerin içerisinde buluveren Deniz Gezmiş’in ilk tutuklanması 31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin, Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında, Türk-İş yöneticilerini protesto eden bir grupla beraber yaptığı eylem sonucunda olacaktı. 1966 Kasımında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde dahil olduğu çok sayıda eylemliliklerle geçen üniversite yıllarında birçok kez gözaltına alınan ve tutuklanan Gezmiş’in 1967 senesinde öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağının yakılması nedeniyle yaşadığı bir gözaltı da mevcuttur. Anti emperyalist tam bağımsız bir Türkiye uğruna yoldaşları ile birlikte cesurca verdiği mücadeleye sığdırdıkları sayısız protestonun içinde kuşkusuz ki en önemlilerinden biri de 6. Filo eylemleriydi. Üniversite yıllarında Devrimci Hukukçular Örgütü’nün de kurucularından olan Gezmiş’in beraatla sonuçlanan yargılanmaları da oldu. 68 Kuşağı’nın ideolojik atmosferinde “Sosyalist Devrim”, “Milli Demokratik Devrim” gibi politik tezlerden Milli Demokratik Devrim görüşünün öğrenciler arasında yayılmasına çok büyük bir etkisi olan Deniz, 1968 yılında yapılan öğrenci eylemlerinde Cihan Alptekin, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Mustafa İlker Gürkan, Cevat Ercişli, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Erim Süerkan ile birlikte Devrimci Öğrenci Birliği’ni kurar. Yürüttükleri Milli Demokratik Devrim mücadelesi içerisinde silahlı eylemlerde de bulunan Deniz Gezmiş ve arkadaşları başta Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Alparslan Özdoğan, Cihan Alptekin olmak üzere diğer genç sosyalistlerle birlikte 4 Mart 1971 tarihinde yayımladıkları bir bildiri ile THKO’yu kurduklarını kamuoyuna açıklarlar. İlk silahlı eylemini 29 Ocak 1970 tarihinde gerçekleştirecek olan THKO; içinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in de bulunduğu idam kararının iptali için çalışmalar yürütecektir. Silahlı faaliyetlerine bu dönemde de devam edecek olan örgüt, Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki Sıkıyönetim Mahkemesi’nin, 9 Ekim 1971 tarihinde verdiği idam kararı ve ardından 1972 yılının 6 Mayıs’ında üç fidanın idam edilmeleri neticesinde dağılacaktır. Bugün, üç fidanın haklarında verilen idam kararının 48. yılında Türkiye’deki genel siyasal tablonun hemen hemen hiç değişmediğini söyleyebiliriz. Türkiye’de idam cezası kaldırılmış olsa da, Denizlerin idamına ortak olan zihniyetlerin mirasçıları hala daha iktidardadır; ve yargısız infazlarla idam müessesesini farklı biçimlerde sürdürmeye, her geçen gün idam cezasına geri dönüşün yollarını açmak adına ajitasyon yapmaya devam etmektedir. Kurulu düzenin hukuken, siyaseten ve ahlaken daha da geriye gittiği Türkiye’de, tüm bu olumsuzluklara karşı ilerici, aydın ve devrimci halk kitleleri tarafından sahiplenilen simgenin adıdır Denizler; ve mücadeleleri bugünün devrimcilerine hala ışık tutmaya devam etmektedir. Aziz Güven Kaynak: Vikipedi.com

Baraka ve Bağımsızlık Yolu’ndan “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Çağrısı Yapldı

By Nazen Şansal

3

1

  Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, bugün bir basın açıklaması yaparak ülkemiz çevresinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına "hayır" denmesi gerektiği mesajını verdi. Baraka lokalinde gerçekleşen açıklamada ilk olarak Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu bir konuşma yaparak, "Petrol ve doğalgaz konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye hükümeti üzerinden yükselen bir gerilim gibi görünse de bunun geri planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği hatta İsraille bağlantılı şirketlerin ülkemizin doğal varlıkları üzerinden elde etmeye çalıştıkları kar ve zenginlik gerilmi vardır." dedi. Petrolün, yıllardan beridir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne hizmet edeceği iddia edilse de aslında çözümü daha da zorlaştıracağını vurgulayan Rahvancıoğlu, dünyadaki örneklere ve ülkemizde Lefke CMC örneğine baktığımızda, maden aranmasının halklara sadece zehir yığını bıraktığını, ekosisteme de ciddi zararlar verdiğini vuguladı. Ardından Baraka aktivisti Pınar Piro'nun okuduğu basın açıklamasında ise petrol ve doğalgaza hayır denmesi çağrısının detayları yer aldı. "Yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir." ifadelerinin yer aldığı açıklamada, "insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır." denildi.

2

Kuzey ve güneyde yaşayan ada halklarına birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamanın tam metni şöyle:   Doğaya ve ada halklarına hiçbir hayrı dokunmayacak petrol ve doğalgazın çıkarılmasına net bir HAYIR demeliyiz! Süregiden yalan ve talan sisteminin devamlılığı için, ülkemizde ve tüm Akdeniz’de yeni bir ekolojik krizin adımları atılıyor. Emperyalistlerin siyasi hesaplarının ve dev enerji şirketlerinin ticari rantlarının en önemli konusu olan petrol ve doğalgaz çıkarma çalışmaları, zaman zaman barışı da tehlikeye atacak şekilde sürüyor. Dört bir yanımız, çıkar çatışmalarıyla petrol karasına bulanmak istenirken kimse ada halklarının gerçek menfaatini, Akdeniz’in ve gezegenimizin geleceğini düşünmüyor. Sağcı-solcu, çevreci-kalkınmacı, ekolojist-kapitalist fark etmeksizin herkes petrol ve doğalgazın “zenginlik” ve “ihtiyaç” olduğuna ikna görünüyor. Enerji şirketlerinin, yatırım yapacakları coğrafyada gergin bir atmosferi tercih etmemesi ve devletlerin de sermayenin dümen suyuna gitmesi, petrolle birlikte “barış”ın da su yüzüne çıkacağı inancını pompalıyor. Hatta halkımızın büyük çoğunluğunun özlemle beklediği çözümün bilhassa mülkiyet ile ilgili maliyetinin bu “zenginlik”le karşılanması planları yapılıyor. Bizler; doğa severler, halkları kardeş bir adada barış ve huzur içinde yaşamak isteyenler, meydanı boş bıraktıkça, bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti bir yandan Türkiye hükümeti, karşılıklı meydan okumalarla sondajlarını sürdürüyor. Oysa yanı başımızdaki Ortadoğu'dan gayet iyi biliyoruz ki petrolün olduğu hiçbir yerde insani bir refah ve halkların barışı yaşanmamış, bilakis savaşlar ve etnik/dini çatışmalar tırmandırılmış, terör ve silahlanma artmıştır. Büyük sermayenin elindeki doğal kaynaklar, yalnızca çok küçük bir sınıfa zenginlik sağlarken halklara zulüm getirmiştir. Kıbrıs'ta barış ve halkların kardeşliği petrolle değil, tam tersine doğayla uyumlu ve ekoloji odaklı bir düzen ile birlikte inşa edilebilir. Meksika Körfezi’ni yıllarca ölü bir denize çeviren, binlerce insanın yaşamını etkileyen türde "kaza"ların olma riski bir yana, derin deniz sondajları hassas Akdeniz ekosistemine önemli zararlar vermektedir. Yakın zamanda ABD’de dünya devi bir petrol şirketine ait sondaj alanında 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan felaket, sadece insanların yaşamına etki etmemiş, 3 ay boyunca denize sızan petrol, Meksika Körfezi'nin ekosistemini ve bu ekosistemde yaşayan balinalar, deniz kaplumbağaları ve göçmen kuşlar gibi hayvanların yaşamını olumsuz etkilemiştir. Buna benzer bir felaketin Akdeniz’de yaşanmayacağının, ada halklarının hayatının ve ekosistemimizin olumsuz etkilenmeyeceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır. 1912-1974 yılları arasında Lefke bölgesinde maden çıkaran ve sömüreceği maden bitince de çekip giden Amerikan şirketi CMC’nin bıraktığı pislik, 45 yıldır ada çapında çevre sorunlarına, deniz ve yer altı sularının kirlenmesine, kanser ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır. Petrol bulunup işletildiğinde varılacak sonuç, ne yazık ki benzer olacaktır. Hepsinden önemlisi, insanlık bu gezegende var olmayı istiyor ve gelecek kuşakları düşünüyorsa, iklim değişiminin, hava ve su kirliliğinin ve ekolojik tahribatın en önemli sebebi olan fosil yakıtların artık tümüyle terk edilmesi, yeni kuyu ve kaynakların hiç açılmaması, alternatif olarak değil sürekli bir tercih olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu bilimsel gerçeği, kapitalist devletlerin de neredeyse tümü kabul etmek zorunda kalmış ve Paris Anlaşmasıyla bu konuda uluslararası hukuk yaratılmıştır. Ancak kendi koydukları kurallara dahi uymayan devletlerin tek yaptığı, şirketlerin karını maksimize etmektir. Çünkü mevcut sömürü sisteminin, ne pahasına olursa olsun büyümekten başka çaresi yoktur. Adamızda petrol çıkarılmasına -hangi şirket veya devlet olursa olsun- net bir hayır demek, bu anlamda antikapitalist bir tavır da içerir ve bizlere yeni bir yaşam biçiminin kapılarını aralar. Enerjinin kaçınılmaz bir "ihtiyaç" olduğu savunusu da "neyin ve kimin ihtiyacı?" sorusuyla karşılaşır. Neyin, ne kadar ve ne için üretileceğinin kararını halklar/üretenler vermediği sürece, gerçek ihtiyaçlardan değil reklam piyasasının şişirdiği bir tüketim çılgınlığından bahsediyoruz demektir. Kültürel yozlaşma ve yabancılaşmanın doruklarda yaşandığı, metalara tapılan bir dönemde, piyasanın aç gözünü doyurmak için her şey fazlasıyla üretilmekte ve arsızlık bir yaşam biçimi olarak dayatılmaktadır. Daha birkaç yıl önce adamızın kıyılarında petrol dolum tesisi istemediğini haykıran, en doğudan en batıya eylemler düzenleyen, AKSA'nın yarattığı kirliliğin hesabını soran, ağaç dikmeye ve çöp toplamaya anlamlı katkılar koyan çevreye duyarlı halkımızı, petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına da "dur" demeye çağırıyoruz. Başta Cumhurbaşkanı, Dışişleri ve Çevre Bakanları olmak üzere tüm yetkilileri, ekonomi değil ekoloji öncelikli, kar değil insan odaklı düşünmeye ve her kim olursa olsun denizlerimizde petrol ve doğal gaz aranmasına izin vermemeye davet ediyoruz. Adamızın güneyinde yaşayan çevre dostlarını, doğa severleri de kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltmeye, petrol ve doğalgaz aranmasına son vermek için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu 28 Eylül 2019

 3

Baraka Tiyatro Ekibi Liseli Gençlere Kapılarını Açıyor

By Nazen Şansal

DSC_3750

DSC_3750

Baraka Kültür Merkezi çatısı altında faaliyet gösteren ve pek çok sahne ve sokak oyununa imza atan Baraka Tiyatro Ekibi, yeni katılmak isteyenler için kapılarını açıyor. 18 yaş üzeri yetişkin ekibinin çalışmaları 24 Eylül Salı günü başlarken, 15-18 yaş arası liseli gençlik ekibine katılmak içinse 28 Eylül Cumartesi 16.30’da başvuru ve kayıt yapılabileceği belirtildi. Ücretsiz olarak yapılacak eğitimlere Lefkoşa Belediye Tiyatrosu oyuncularından Döndü Özata ve Özgür Oktay Refikoğlu ile Devlet Tiyatrosu oyuncusu Özlem Özkaram da çeşitli atölyelerle katkı koyacak. Bir ay sürecek eğitimlerde, nefes, ses ve konuşma egzersizleri, beden ve mimik kullanımı, yaratıcı doğaçlama, müzik ve ritim atölyeleri yer alacak. Ayrıca Ekim ayı sonunda da 2 günlük tiyatro kampı gerçekleştirilecek. Eğitim sürecinin ardından çeşitli protest sokak tiyatroları hazırlanması ve mart ayında da sezon oyununun sahnelenmesi planlanıyor. Başvurular ve çalışmalar Baraka lokalinde yapılacak. Adres: Ayvalı Sokak No:3, Kızılbaş, Lefkoşa. (Kermeoğlu karşısı, Ay Mobilya yanı)    

Kıbrıs için New York yolu göründü ama önce Ankara çünkü ucunda koltuk var – Alpay Durduran

By YKP
  Bakan Taçoy derdini anlattı. Güya davul onun boynunda ama tokmağa vuran vurana… Başbakan ise Ankara yolunu tuttu ve Akıncı’nın marjinal bazılarının peşine düştüğünü ve Kıbrıs’ı mahvolmaya sürüklediğini iddia etti. Bir yazar da onu eleştirdi ve moralimizi bozmayın, bir bakan cumhurbaşkanını başka bir ülkede bu şekilde müzevirlemez dedi. Bu hallere düştüler. Tüm esaslı devlet görevlerini […]

Devrimciler 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne Sahip Çıkmaya Devam Ediyor

By Kamil İpçiler

img1

Başta sendikalar olmak üzere belirli bir kesimin barış mücadelesini masa başı müzakerelere endekslemesi, müzakere süreçlerinin durduğu dönemlerde verdikleri barış mücadelesinin(!) de durmasıyla sonuçlanıyor. Bazı kesimler ise halkların barış talebini, Ankara'nın o dönemki duruşuna göre geri plana atma eğilimi gösterebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda 1 Eylül Dünya Barış Günü ''bayrama denk geliyor'' gerekçeleriyle geçiştirilmeye çalışılmış, ancak Baraka ve Bağımsızlık Yolu sokağı boş bırakmamıştı. Bu yıl bir kez daha -üstelik oldukça kritik bir dönemde- 1 Eylül Dünya Barış Günü'nün organizasyonuyla ilgili söz konusu çevrelerden ses çıkmazken, Bağımsızlık Yolu ve Baraka Kültür Merkezi 1 Eylül'de yine sokaktaydı.

İki örgüt 1 Eylül Dünya Barış Gününde Dışişleri Bakanlığı önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Örgütler ayrıca; 1 Eylül'e yönelik bu umursuz tavrın sürmesi durumunda, yanlarına kalbi barış için atan başka kesimleri de alarak 1 Eylül'ün bir kez daha şarkılarla türkülerle kutlanmasını organize edeceklerini duyurdu.

Ortak basın açıklamasını okuyan Bağımsızlık Yolu Örgütlenme Sekreteri Mustafa Keleşzade mevcut bölünmüşlüğün sadece egemenlerin çıkarına olduğunu, adada yaşayan halkların ortak çıkarının federal bir çözümde olduğunu belirtti. Barışı Yaratacak Olan, Halkların Sokaktan Yükselen İradesidir Barışı yaratacak olan iradenin yalnızca müzakere masasında olmadığını belirten Keleşzade, "barış her gün eylemde atılacak ortak bir sloganla, adamızın geleceği için ortak kaygıların eyleme dönüşmesi ile, emekten yana, federal bir düzen için örgütlenenlerin sesinin gürleşmesi ile sokakta kurulacaktır" dedi. Basın açıklamasının ardından "Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir" ve "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganlarının atılmasıyla eylem sona erdi.   Açıklamanın tam metni şöyle: "Bugün günlerden Pazar, yani dışişleri bakanlığı bugün kapalı, ama zaten son dönemlerde Kıbrıslı Türkler için açık olduğu anlar da zaten bir anlam ifade etmemektedir. Bugün 1 Eylül, yani Dünya Barış Günü. Bugün Kıbrıs Cumhuriyet liderliği koltuğunda federasyon istemeyen, federal bir çözümden kaçmak için ne yapabiliyorsa yapan bir başkan oturmaktadır. Tıpkı kktc dışişleri bakanlığında da olduğu gibi. Fakat bunların hiçbirisi bu adada yaşayan halkların ortak çıkarının federal bir çözümden yana olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Elenlerin birlikte özneleşebileceği ve eşitler olarak adamızın geleceğini birlikte şekillendirebileceği federal bir çözüm oluşmadığı her durum halkların değil, bölünmüşlük üzerinden ultra zenginler haline gelenlerin ve erk sahibi olanların çıkarınadır. Ada sahillerimizi lağıma çeviren otelli kumarhanelerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. Tahsis arsalar üzerine kurulup eğitimle bağını koparıp ticarethaneye dönüşen, çalışanlarının yatırımlarını yapmayan, hatta maaşlarını dahi ödemeyen üniversitelerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. ‘Şükran sana anavatan’ nidaları atarken göçmen emekçileri inşaatlarda öldüren inşaat patronlarının bölünmüşlükten çıkarı vardır. İnsanların dini inançlarını onları birbirine düşürmek için kullanıp, bu yolla maddi çıkar ve statü için statükonun devamını sağlayan Kıbrıs’ın güneyinde kilisenin, kuzeyinde ise Tarikatlar ve mevcut Evkaf yönetiminin başındakilerin bölünmüşlükten çıkarı vardır. Bölünmüşlükten çıkarı olan bunca güruhun oluşması, bunların kendilerine sözcüler tutmuş olmaları federasyondan vazgeçmeyi değil, federasyondan yana net bir tavır göstermeyi zaruri kılar. Müzakereler sürdükçe, sokakta halkların barış iradesi oldukça iki toplumda da Kıbrıs Cumhuriyetçilerinin ve iki devletçilerin maskeleri düşmektedir ve düşmeye devam edecektir. Bugün adamızın içinden ve dışından şöven odaklar kendi çıkarları doğrultusunda doğalgaz gibi, Maraş gibi konular üzerinden gerilimler yaratmaya çalışmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde halkın ezici desteği ile seçilmiş müzakereci olan Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ın kuzeyinden, güneyinden ve Ankara’dan çeşitli odalar tarafından bypass edilmeye çalışılmaktadır. Böylesi çabalar halkın iradesine yönelik darbe girişimleridir. Bilinmelidir ki ne müzakere masasının çökertilmesi, ne de şöven unsurların halklar arasında gerilim yaratmak için çabaları başarılı olamayacaktır. Federal bir barışı yaratacak olan halkların sokaktan yükselen iradesidir. Bu irade sadece müzakere masasında değildir, yeni açılan sınır kapıları, telefon şebekelerinin karşılıklı açılması gibi adımlar bu iradenin somutta yansımalarıdır, halkların barışını müzakere masası ile birlikte ortadan kaldırmaya çalışanlar bilmelidir ki barış sadece bir masada oturan iki kişinin atacağı imzalara bağlı değildir. Barış her gün eylemde atılacak ortak bir sloganla, adamızın geleceği için ortak kaygıların eyleme dönüşmesi ile, emekten yana, federal bir düzen için örgütlenenlerin sesinin gürleşmesi ile sokakta kurulacaktır. Sokaklar egemenlerin ve işbirlikçilerin değil, bizlerindir.   Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir" img1 img2

İstirdat savaş nedenidir, savaşa hayır, yaşasın barış!

By YKP
Bugün bölgemiz savaş, silahlı çatışma ve yeni askeri müdahalelerin ve işgallerin sürekli yaşandığı coğrafya konumundadır ve Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin kullanımından ve diğer yabancı ülkelerin askeri faaliyetlerinden dolayı bizler de bölgede süren savaşların parçasıyız. Ayrıca Ortadoğu’nun birçok yerinde süren paylaşamama kavgasının silahlı gerginliğe dönmesini de, doğalgaz başlığı ile ada açıklarında gün ve gün yaşamaktayız. Savaşlardan, silahlı […]

Anlaşılan Osmanlı’nın torunları Bizans oyununu Bizans’tan iyi oynamayı öğrenmişler!

By YKP
YKP Sekretarya üyesi Alpay Durduran Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle: Basının Kıbrıs’la ilgisi hiç azalmadı yani uluslararası yanları hakkında hep çelişen ve sert açıklamalar oldu. Şimdi de öyle ama şimdiki kadar görev başındakilerin bir diğerinin tam zıttı görüşler söylemesi görülmedi. Sözde işin başında Cumhurbaşkanı vardır ve dışişleri de onla işbirliği içinde hareket eder. […]

Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi’nden Av Konusunda Basın Bildirisi: Av Tamamen Yasaklanmalıdır

By Nazen Şansal

2 (1)

2 (1)

Geçtiğimiz yıllarda, Hayvan Refahı (Değiliklik) Yasası çalışmaları, hayvan deneylerine karşı girişimler, yangın helikopteri eylemi, sahillerde çöp temizliği, barınaklarla ilgili eylem ve etkinlikler yapan, Baraka olarak da bileşeni olduğumuz Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi, avcıların son eylemi ve siyasilerin tutumu ile ilgili bir açıklama yaptı. “Hükümet, hayvanları yaşatmaya çalışanların taleplerini yıllardır görmezden gelirken, hayvanları öldürenlerin taleplerini kolayca kabul edebilmektedir. Muhalefet ise Hayvan Refahı Yasası’nda olduğu gibi sözde hayvan sever görünmekte ancak avın hiç açılmaması, tamamen yasaklanması için gereken politikaları üretmemektedir.”  Av Tamamen Yasaklanmalıdır Milli parkları talan edilen, ormanları kül olan, dağları oyulan, gölleri kurutulan, denizleri petrolle dolan ülkemizde doğal yaşam zaten büyük bir tehdit altında, pek çok hayvan türü yok olmakta. Avcılık kültürü ise bencilliği, güçlünün zayıf üzerindeki egemenliğini, ataerkil sistemin cinsiyetçi ve türcü kalıplarını beslemekte ve kendi zevki uğruna doğayı feda etmeye yol açmakta. Hal böyleyken her türlü av, doğaya ve ülkemizin geleceğine büyük zararlar verecektir. Ülkesini ve doğayı seven, çocuklarının geleceğini düşünen herkesin ava karşı çıkması ve gerek hükümeti gerekse avcıları ve örgütlerini bu konuda uyarması, duyarlılığa davet etmesi gerekmektedir. Dünya yalnız bizim değil ve doğal ortamında yaşayan hayvanların “spor” veya “hobi” adı altında öldürülmesi katliamdan başka bir şey değildir. Oy hesapları dışında başka bir şey düşünmeyen hükümet ve muhalefet partileri, doğa ve hayvan sevgisinden her fırsatta dem vurmakta ancak şovdan öteye gidemeyerek ortaya ciddi bir icraat veya muhalif bir tavır koyamamaktadır. Hareketimizce hazırlanan ve ülkemizi hayvan haklarında bir nebze olsun ileriye taşıyacak olan Hayvan Refahı Değişiklik Yasası, aradan 2 hükümet geçmesine rağmen halen daha Mecliste bekletilmektedir. Hükümet, hayvanları yaşatmaya çalışanların taleplerini yıllardır görmezden gelirken, hayvanları öldürenlerin taleplerini kolayca kabul edebilmektedir. Muhalefet ise Hayvan Refahı Yasası’nda olduğu gibi sözde hayvan sever görünmekte, avın hiç açılmaması, tamamen yasaklanması için gereken politikaları üretmemektedir. Bizler, tüm hayvan severleri avın yasaklanması konusunda siyasilere baskı yapmaya çağırır, oy değil can düşünen siyasileri ise bu talebimizle yüzleşmeye davet ederiz.  Dünya Yalnız Bizim Değil Hareketi 28/8/2019 2 (2)

Baraka Kültür Merkezi’nden Özerk Tiyatro Talebi ve Yaşar Ersoy’a Destek

By Nazen Şansal

2

2

Baraka Tiyatro Ekibi, Devlet Tiyatroları önünde sokakladığı bir oyun ile özerk ve özgür tiyatro talebini dile getirdi. Sol Anahtarı elemanlarının da yer aldığı müzikli oyunda, özgürce şarkı söyleyen gençler, siyasi atama olan yasakçı bir müdürün sansürüne ve baskısına maruz kalarak sanatlarını diledikleri gibi yapamaz hale geldiler. Ardından, oyuncular Ataol Behramoğlu’nun “Bu Yangın Yerinde” isimli şiirini okudu. Tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a destek Oyun sonrası, Baraka aktivisti Nazen Şansal tarafından yapılan açıklamada, Devlet Tiyatroları’nın hükümetlerin değil halkın değerli bir kurumu olduğu vurgulanarak, siyasi atama ile yönetilmesine, yasakçı ve baskıcı zihniyetlere,  özerk tiyatro yasası yapmayan gelmiş-geçmiş hükümetlere ve tiyatro üstadı Yaşar Ersoy’a hadsizce dil uzatanlara “TEPKİ” gösterildi.

1

Basın açıklamasının tam metni şöyle: Burada bir yangın yerinin yanı başındayız şimdi… 20 yıl önce kül olan Devlet Tiyatrosu’nun yanındayız! 20 yıldır sahnesizliğe mahkum edilen, siyasi hesaplarla, kişisel çıkarlarla istisnasız her hükümet döneminde müdahale edilen, her şeye rağmen inatla üreten tiyatro sanatçılarının ve emekçilerinin yanındayız. Çünkü Devlet Tiyatrosu, kendi politik görüşüne göre müdür atayıp burayı yönetmeye soyunan, kendini “patron” ilan eden başbakanların, kültür bakanlarının değil, halkın bir kurumudur.  Nereli olduğu veya nereden geldiği fark etmeksizin, halkların kardeşliğine kucak açmalı ve hizmet etmelidir. Biz tiyatro severler olarak tiyatromuzun, küllerinden yeniden doğmasını arzuluyoruz. Ama nasıl? Özerk olarak, özgür olarak… Atanmış siyasilerin değil, sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin kolektif kararlarıyla yönetilmesini istiyoruz. Tüm sanatçıların ve tiyatro emekçilerinin geleceği garanti altında, güvenceli çalışabilmesini ve böylece kimsenin baskısına maruz kalmadan özgürce üretebilmesini istiyoruz. İşte bu nedenle; Yıllardır Özerk Tiyatro Yasası yapmayan tüm hükümetlere tepkimizi gösteriyoruz! Halkın yanında görünüp, sanatın özgürlüğünden bahsedip Devlet Tiyatrolarını aynı yapısal sorunlarla baş başa bırakan CTP-TDP-HP-DP dörtlüsüne tepkimizi gösteriyoruz! Evrensel olan ve ifade özgürlüğünü de içeren sanatı sadece kendi dar çerçevesinden gören milliyetçi, gerici, baskıcı, yasakçı, sansürcü Ulusal Birlik Partisi’ne ve ırkçı, bölücü Yeniden Doğuş Partisi’ne tepkimizi gösteriyoruz! Sanatın özgürlüğüne, yani özüne, varlık sebebine el uzatanlara; bu halkın yetiştirdiği en değerli sanatçılarımızdan Yaşar Ersoy ustaya hadsizce dil uzatanlara tepkimizi gösteriyoruz! 3 4 5 6  
❌