One Radical Planet

🔒
❌ About FreshRSS
There are new available articles, click to refresh the page.
Before yesterdayYour RSS feeds

“Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali”nden Korona Günlerinde Evde Sinema

By Nazen Şansal

ss

 

ss

  Ülkemizde 11 yıldır onlarca sendika ve örgütün desteğiyle gerçekleştirilen ve çeşitli ülkelerden farklı temalarda emeğin sinemasını seyircisiyle buluşturan Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali, sosyal medya sayfasından bir duyuruda bulunarak festival filmlerini paylaşıma açıyor. "Bu sene hazırlıklarına başladığımız 12. Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali’ni, ülkemizi ve dünyayı saran korona salgını sebebiyle ertelemek zorunda kaldık. Bu zor günleri hep birlikte dayanışarak atlatıp önümüzdeki aylarda festivalimizde buluşacağız. Bu süreçte de Türkiye İşçi Filmleri Festivali sayfasından seçtiğimiz filmleri siz sinema severlerle paylaşıyoruz." Bu bağlamda bugüne değin paylaşılan ve festivalin Facebook sayfasından izlenebilecek olan bazı filmler ve konuları şöyle:   Yengeç Gemisi 1953 yapımı Yengeç Gemisi filmi, Japonya proletarya edebiyatı akımının önde gelen yazarlarından Kobayaşi Takici’nin (1903-1933) aynı adlı romanından uyarlanmış. Kuzeydoğu Japonya’dan Bering Denizi’ne doğru yengeç avlamak üzere bir gemi yola çıkar. Aynı zamanda bir konserve fabrikası olan gemide işçiler ağır koşullar altında çalışmaktadırlar. Yöneticilerin giderek yoğunlaşan taleplerine ve ağır çalışma koşullarına dayanamayan işçiler greve giderler. Yönetmen: Yamamura So Dil: Japonca-Türkçe altyazılı Yapım Yılı: 1953 Süre: 109′   Amador Marcela, ekonomik ve sosyal açıdan zor zamanlar geçiren göçmen bir kadındır. Yalnız ve yatalak bir hasta olan Amador’a bakıcılık yaparak para kazanmaya çalışmaktadır. Amador ve Marcela arasında sırların paylaşıldığı samimi bir arkadaşlık gelişir. Seyircileri sürpriz ve güzel bir son beklemektedir. Yönetmen: Fernando León de Aranoa Senaryo: Ignacio del Moral/Fernando León de Aranoa Süre: 112′ Dil: İspanyolca/Türkçe altyazlı Oyuncular: Magaly Solier, Celso Bugallo, Pietro Sibille, Sonia Almarcha   Matewan Gerçek bir olaya ve karakterlerin gerçek kişilere dayandığı filmde, yerel, siyah ve İtalyan gruplarından oluşan kömür işçilerinin, sendika örgütleyicisi olan Joe Kenehan’ın önderliğinde şirket yöneticilerine ve işverenin silahlı adamlarına karşı verdikleri sendika kurma mücadelelerini anlatıyor. Yönetmen: John Sayles Dil: İngilizce/Türkçe altyazılı Yapım Yılı: 1987 Süre: 132′   Diğer festival filmlerini, Sendika.Org ve Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali sosyal medya hesabından takip edebilirsiniz.    

Dünya Tiyatro Günü’nde Baraka’dan Videolu Mesaj

By Nazen Şansal
  Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatrolarımız perde açamaz, sokaklar sanatsız ve insansız kalırken Baraka Kültür Merkezi, sanatın her daim, her yerde olduğunu hatırlatan bir mesaj yayımladı. Her yıl 27 Mart’ı sokakta kutlayan Baraka’nın videolu olarak hazırladığı mesajda “Çünkü tiyatro her şeye rağmen insan kalmaktan, umuttan, dayanışmadan, eşitlikten ve adaletten taraftır. Çünkü sanat karanlığı aydınlatır.” sözlerine yer veriliyor […]

Öğrencilere olanların düşündürdükleri – Alpay Durduran

By YKP
Küçük ülkemizde önce denize nazır diploma hazır üniversiteleri kuruldu şikâyetleri duyuldu ama daha öncesinde benim meclisteki konuşmalarda DAÜ’nün kurulması için yüksek teknoloji okulunun adının değiştirilmesiyle işe başlanmasına itirazımı yayınlamıştım. BM yardımı ile yüksek teknik okul olarak kurulması için BM projesi kabul edilmiş ve ilk atılmıştı. Ancak arada üniversiteye talep doğmuş ve kolay mezuniyet göz kamaştırmıştı. […]

Mutlu yalıtımlar seçim var olsun – Alpay Durduran

By YKP
Korona bize iyi işleyen bir kamu yönetimine gereksinmemizi ölçtürmüş ve sağlamamız için her tür fedakârlığı yapmamız gerektiğini göstermiş olmasını dilerim. Ne kadar dünyalık hortumlamış olsak da bir insan olarak faniyiz ve cavlağı çekeceğimiz gibi hortumladıklarımız için de daha uzun süre yaşamaya ne kadar uğraşsak çare olmaz. Sevdiklerimizi düşünsek onların acısını da çekmeğe engel olamayız. Devlette […]

ΡΕ ΑΛΕΞΗΣ, ΡΕ ΛΑΟΣ

By pacomonia

 

Το Αθλητικό Λαϊκό Σωματείο ΟΜΟΝΟΙΑ 1948 και η ΘΥΡΑ 9 διοργανώνουν εκδήλωση για την επανάσταση των Κυπρίων χωρικών υπό την καθοδήγηση του Ρε Αλέξη τον 15ο αιώνα και τη σημασία τoυ ξεσηκωμού τους, την Παρασκευή 28 Φλεβάρη 2020 (19:00) στην Δημοσιογραφική Εστία στην Λευκωσία.

Στόχος της εκδήλωσης της ΟΜΟΝΟΙΑΣ του λαού είναι η προβολή αυτής της σημαντικής στιγμής της κυπριακής ιστορίας που σκόπιμα αποκρύβεται από το λαό μας, αφού η επανάσταση αυτή δίνει το παράδειγμα της αντίστασης, της εξέγερσης και της λαϊκής εξουσίας. Μια επανάσταση από το λαό για το λαό που μοίρασε τη γη των φεουδαρχών στους δουλοπάροικους. Μια επανάσταση που έθεσε σε εφαρμογή την κοινοκτημοσύνη. Μια επανάσταση που σκόρπισε τρόμο στην κυρίαρχη τάξη της εποχής και που ακόμη φοβίζει την κυρίαρχη τάξη του σήμερα για τα μηνύματα που εκπέμπει. Όπως και το 1948, η επανάσταση των Κυπρίων χωρικών του 15ου αιώνα, στέλνει τα «λάθος μηνύματα», τόσο για όσους δεν θέλουν να σταματήσει η εκμετάλλευση ανθρώπου από άνθρωπο, αφού θα χάσουν την εξουσία από την εργατική τάξη, αλλά και από όσους δεν θέλουν να ξεγυμνωθεί για άλλη μια φορά η συμβιβασμένη τους, πλέον, φύση. Στέλνει τα «λάθος μηνύματα» για όσους απεχθάνονται τη λαϊκή πάλη, τους οργανωμένους ταξικούς αγώνες. Όσους απεχθάνονται τις λογικές «από το λαό για το λαό».

Ως σωματείο μαζί με τους οργανωμένους οπαδούς μας, αποφασίσαμε στα πλαίσια της εκδήλωσης να τιμήσουμε τον αείμνηστο ιστορικό και συγγραφέα Κώστα Γραικό για την ανάδειξη της εν λόγω επανάστασης. Θα προβληθούν επίσης αποσπάσματα από το ακυκλοφόρητο ντοκιμαντέρ «Ρε Αλέξης-Ρε Λαός, Κοιτίδα Κοινοκτημοσύνης και τα μετέπειτα ψήγματά της» που αποτελεί δημιουργία του ομιλητή στην εκδήλωση Χαράλαμπου Αριστοτέλους. Αξίζει να σημειωθεί ότι μεγάλο μέρος των αποσπασμάτων του ντοκιμαντέρ θα προβληθεί δημόσια για πρώτη φορά, πέραν των όσων αποσπασμάτων είχαν προβληθεί σε προηγούμενη εκδήλωση του δημιουργού του ντοκιμαντέρ.

Πρόγραμμα

•Εισήγηση από ΑΛΣ ΟΜΟΝΟΙΑ 1948

• Βράβευση του αείμνηστου Κώστα Γραικού στο πρόσωπο της συζύγου του Ελένης Καρατσιόλη Γραικού για την ανάδειξη της επανάστασης των Κυπρίων χωρικών του 15ου αιώνα υπό την καθοδήγηση του Ρε Αλέξη

• Εισήγηση από Χαράλαμπο Αριστοτέλους (Πολιτικός Επιστήμονας)

• Προβολή αποσπασμάτων από το ακυκλοφόρητο ντοκιμαντέρ «Ρε Αλέξης-Ρε Λαός, Κοιτίδα Κοινοκτημοσύνης και τα μετέπειτα ψήγματά της»

• Παρέμβαση από Γιάννο Κατσουρίδη (Δρ Πολιτικής Επιστήμης, Πανεπιστήμιο Λευκωσίας)

• Συζήτηση

Επιτροπή Μορφωτικής Δράσης ΑΛΣ ΟΜΟΝΟΙΑ 1948

The post ΡΕ ΑΛΕΞΗΣ, ΡΕ ΛΑΟΣ appeared first on Omonia 1948 Official Website.

Maraş’ta provokasyona hayır!

By YKP
YKP, BKP, KTÖS, KTOEÖS, Basın-Sen, DEV-İŞ, Mağusa İnisiyatifi, Sol Hareket,  Hayata Dokun Hareketi açıklama yaparak “tüm demokrasi ve barış güçlerini 15 Şubat Cumartesi saat sabah 10:00’da Mağusa Gelir ve Vergi Dairesi karşısında toplanmaya ve Maraş’taki milliyetçi provokasyona karşı sesimizi birlikte yükseltmeye çağırırız” dedi. Açıklamanın tamamı şöyle: Bizler aşağıda imza sahibi olan örgütler olarak Mağusa’nın kapalı […]

YKP, ortak yurdun yeniden birleşmesi için ortak mücadele çağrısı yaptı (videolu)

By YKP
Yeni Kıbrıs Partisi, bugün, 12 Şubat, Çarşamba günü sabah saat 10:00’de YKP Genel Merkezi’nde Kıbrıs’taki ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bağlı TC’nin tavırları, Kırımlaştırılma, Hataylaştırılma, Nisan 2020 seçimleri konularında YKP’nin tavrını açıklamak için basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında okunan Parti Meclisi kararı şöyle: YKP Parti Meclisinin seçimler üzerine kararı Yeni Kıbrıs Partisi Parti Meclisi’nin 10 Şubat […]

Baraka 2019 Yılı Faaliyet Raporunu Açıkladı

By Nazen Şansal

68757163_2739229659420726_6527073572236558336_n

Baraka Kültür Merkezi, 2019 yılı içerisinde yine pek çok kültürel ve sanatsal aktiviteye ve toplumsal sorunlara dikkat çeken eylem ve etkinliğe imza attı. Dernekler Yasası çerçevesinde Kaymakamlığa sunulan 2019 Yılı Faaliyet Raporumuzu, esas değerlendirme yetkisine sahip olan halkımızla paylaşıyoruz: KÜLTÜR-SANAT-POLİTİKA DERGİSİ “ARGASDİ” 2019 yılında “Bertolt Brecht”, “Adalet”, “Çocukluk” ve “Bilim-Teknoloji-Ütopya” dosya konularını okurla buluşturan üç aylık neşriyat Argasdi, Baraka Kültür Merkezi’nin kültür-sanat-politika dergisidir. Dosya konularının çeşitli boyutlarıyla irdelendiği dergide bu yıl yine derginin sürekli sayfaları olan “Memleketin Ahvali”, “Feminist-İZ”, “Kıbrıs Kültürü” gibi bölümler okuyucuyla buluşmaya devam etti. Hem dünyada hem de Kıbrıs tarihinde yaşanan olaylar “Bellek” sayfasından aktarılırken, ülke gündemindeki konuların değerlendirilmesi ile çeşitli mücadele alanlarından yazılar Argasdi sayfalarına taşındı. Bunun yanı sıra şiir, müzik, karikatür, kitap, film ve tiyatro yazılarının yer aldığı kültür-sanat sayfaları da pek çok farklı yazarın kaleminden okurların beğenisine sunuldu. 24 sayfalık renkli dergi, ülkemizin en uzun süre kesintisiz yayınlanan kültür-sanat-politika dergisi olarak 2020 yılında da yayın hayatını devam ettirecek.

 67262636_2682921281718231_6993801711173238784_n

LİSELİ GENÇLER VE YETİŞKİNLER İÇİN TİYATRO EKİPLERİMİZ Baraka Tiyatro Ekibi, yetişkin ve gençlik grupları ile 2019 yılında sahne ve sokak tiyatroları gerçekleştirdi. Baraka Gençlik Tiyatrosu “Neler Oluyor Hayatta?” adlı oyununu şubat ayında Arabahmet Kültür Evi’nde, ardından da mart ayında Lefkoşa Türk Lisesi öğrencilerine özel gösterim olarak AKM’de ve Alayköy Kültür Derneği’nin davetlisi olarak Alayköy’de sahneledi. Hababam sınıfından esintilerle, eğitim sisteminin sıkıntılarını gençlerin gözünden mizahi bir dille anlatan oyun, İslam ülkelerindeki kız çocuklarının eğitim hakkına da vurgu yapmaktaydı.  Yetişkinler tiyatro ekibimiz ise Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası” oyununu Nisan ayında Arabahmet Kültür Evi'nde sahneledi, ardından da mayıs ayında Mağusa ve Omorfo seyircisiyle buluşturdu. Sermaye ile işbirliği yapan yöneticilerin kendi çıkarları için halkı kandırma çabalarını ve halkın aymazlığını anlatan oyun canlı müzik ve danslı sahneleriyle de beğeni topladı. 2019 yılının eylül ve ekim aylarında tiyatro ekiplerimiz yeni döneme, yeni katılanlarla birlikte eğitim çalışmaları yaparak başladı. Belediye ve Devlet Tiyatroları oyuncularının da atölye çalışmaları ile katkı koyduğu eğitim sürecinde Lapta gençlik Kampı tesislerinde Tiyatro Kampı da gerçekleştirildi. Devlet Tiyatrosu önünde, sanatta sansürün olmaması ve özerk tiyatro için;  Lefkoşa çarşısında ise gözetim toplumuna karşı Mobeseye NObese demek için sokaklamalar da yapan tiyatrocularımız, John Steinbeck’in “Ay Batarken” romanından uyarladıkları oyun için provalara devam ediyor.

  51982121_2409958759014486_8918296627169460224_o    56902443_2508174542526240_6247345689437667328_n

MÜZİK GRUBUMUZ: SOL ANAHTARI Baraka Müzik Grubu Sol Anahtarı, 2019 yılı içerisinde her yıl olduğu gibi yine pek çok festivalde, eylemde ve etkinlikte ücretsiz olarak sahne aldı. Grup, “3. Uluslararası Fikret Demirağ Şiir Festivali”, “10. Lefke Hurma Festivali”, “11. Göçmenköy - Taşkınköy Kültür ve Sanat Festivali”, “Turnalar Kırsal Köy Festivali” gibi festivallere katılarak her zaman olduğu gibi ücretsiz konserler verdi. Geçitkale Belediyesi Engelli Meclisi tarafından organize edilen ve engelli bireylerin de rol aldığı tiyatro oyunu için “Engelsiziz” adlı parçayı besteleyen grup, oyun öncesi Geçitkale’de mini bir konser verdi. Çernobil faciasının yıldönümü nedeniyle Lefkoşa’da ara bölgede düzenlenen iki toplumlu nükleer karşıtı eyleme destek veren Sol Anahtarı, eylemde şarkılarını seslendirdi. Grup, katıldığı festivallerde verdiği konserlerin yanı sıra eylül ayında Baraka Kültür Merkezi lokali bahçesinde halka açık ücretsiz konser düzenledi. Sol Anahtarı ayrıca aralık ayında Bağımsızlık Yolu’nun dayanışma yemeğinde de sahne aldı. Arif Hasan Tahsin’in ölüm yıldönümünde sebebiyle düzenlenen anma etkinliğinde sahne alan Sol Anahtarı, Taşkent’te düzenlenen “Yaban Hayat Destek Konseri”nde de konser verdi. Sol Anahtarı 2018 yazında çıkardığı “Yolda” albümünde yer alan “Gurtulaman Elimden” şarkısına Kültür Dairesinden aldığı maddi destekle klip çekti. Grup, yine aynı albümde yer alan “Varacağız” isimli şarkısı için de klip çekimi çalışmalarına halen devam etmektedir.

 71220850_2806703762673315_9179581357758611456_n

ÇOCUKLARA YÖNELİK ÜCRETSİZ YAZ KURSLARI Baraka aktivistleri, geçmiş yıllarda olduğu gibi 2019 yaz tatilinde de 5 hafta boyunca, ilkokul çocuklarına yönelik kurslar düzenledi. “Kalem Kağıda Sarılın” temasıyla haftanın altı günü gerçekleştirilen kurslar, “Okuyan İnsan Halkının Yanındadır” çağrısıyla katkı koymak isteyen, alanında uzman ve deneyimli gönüllü eğitmenlerle birlikte gerçekleştirildi. İki etaptan oluşan yaz kurslarında çocuklar ilk 2 hafta boyunca eğitsel spor oyunları ile hem bedenlerini daha iyi tanıma fırsatı yakaladı hem de fiziksel becerilerini geliştirme imkanı buldu. Kursların ikinci etabında da görsel sanatlar, müzik, seramik, satranç, İngilizce, evrim, fen deneyleri, halk dansları, modern dans gibi konuların yanında, engelliler adına empati, çocuk hakları, hayvan sevgisi, çevre bilinci, felsefe treni ve yaratıcı drama gibi çeşitli temalarda bilgilendirici ve farkındalık yaratıcı seminerler de verildi. Aynı zaman da kültür gezisi çerçevesinde Girne Limanı ve Girne Kalesi’ne gezi düzenlendi. Çocuklar gezi boyunca hem eğlenceli vakit geçirdi hem de Girne Limanı ve Girne Kalesi hakkında bilgiler edindi. Kurs sonunda yapılan şenlikte koro, halk dansları ve modern dans gösterileri sunuldu. Aynı zamanda çocukların görsel sanatlar ve seramik dersindeki üretimleri sergilendi ve okuma alışkanlığını geliştirmek için onlara kitaplar hediye edildi.  Çocukların spor, bilim, sanat ve kültürel değerlerle büyümesinin önemine inanan ve tüm çocuklara ücretsiz olarak kapılarını açmanın en büyük sorumluluklardan biri olduğunu düşünen Baraka aktivistleri, yedi yıldır devam eden etkinliği ücretsiz olarak her yıl tekrarlamayı planlıyorlar. 66390582_2661150343895325_7160280699470086144_o 66397540_2664655156878177_8305591363114631168_o 66639431_2668595976484095_3507230363602649088_o 65241028_2627325140611179_472591297576697856_o SUN-İZLE-TARTIŞ (ÜCRETSİZ SİNEMA ETKİNLİĞİ) Baraka Kültür Merkezinin on altı yıldan fazla süredir kesintisiz olarak devam ettirdiği ücretsiz sinema etkinliği Sun-İzle-Tartış, 2019 yılında da katılımcıların yoğun ilgisi ile devam etti. İzleyicilerin önerileriyle belirlenen filmler, birçok farklı konu ve görüşü barındırarak; verdiği mesaj ve tartıştığı konular ile ufuk açıp başka bir sinema kültürünün de mümkün olduğunu bir kez daha gösterdi. Her ay Baraka’nın Kızılbaş’taki lokalinde gerçekleşen, halka açık ve ücretsiz etkinliklerde, özel günlerde özel gösterimlere de yer verildi. Yılın ilk filmi olarak ocak ayında “Ben Malala” izlendi. Şubat ayında okulların da tatile girmesiyle çocuklara da hitap edebilecek bir film tercih edilerek “Yerdeki Yıldızlar – Her Çocuk Özeldir” filmi izlenip toplumun özel çocuklara karşı tutumu tartışıldı. mart ayında ise “İtirazım Var” filmi izlendi. Ücretsiz gerçekleştirilen bu etkinlik çerçevesinde nisan ayında “Black Panter” filmi izlenirken bir sonraki ayda da “Wonder” sinema severlerle buluştu. Havaların ısınmasıyla bahçeye taşınan İzle-Tartış’ta yaz filmleri olarak “Hanna”, “Bulut Atlası”, “Hayat Treni”  izlenerek farklı temalarda söyleşiler gerçekleştirildi. Sonrasında serinleyen hava ile tekrar salona taşınan etkinlik, “Der Verdingbub” ve “Yeşil Rehber” filmlerinin izlenmesi ile bir yılı daha tamamladı. İzlenen filmler vasıtasıyla; muhafazakarlaşma, kız çocuklarının eğitim hakkı, toplumun özel veya farklı gördüğü kişilere karşı takındığı tutum, liderlerin sözde halk adına aldığı kararların sorgulanması, ırkçılık, birlik olmanın gücü artırdığı ve hakların ancak uğruna mücadele dilerek kazanılabileceği gibi konular hakkında derin sohbetlere yer verildi. Katılanların önerileri ile seçilen filmler, önerenlerin dilediği gibi gerçekleştirdiği sunumlar ve gösterim sonrası gerçekleşen serbest sohbet ortamı ile Sun-İzle-Tartış etkinliğimiz, birlikte film izlemenin yanı sıra farklı bakış açılarını yakalamak, sinema izlemenin sadece pasif izleme alanları olan kocaman salonlardan ibaret olmadığını göstermek amacını taşımaktadır. OKUMA-TARTIŞMA GRUBU Baraka’nın en uzun soluklu etkinlik gruplarından bir tanesi olan “Okuma-Tartışma” grubu 2019 yılında da birlikte okuyup birlikte tartışmaya devam etti. Haftada bir periyoduyla devam eden bu faaliyetimiz, karşılıklı öğrenme üzerine kurulu bir yapıya sahiptir. Etkinliğe katılan üyelerin birlikte belirledikleri kitap, yazı veya makaleler birlikte okunup tartışılmaktadır. Geçtiğimiz yıl da birçok farklı kitap seçilerek okunmaya devam etti. 2019 yılına Andrew Boyd ve Dave Oswald Mitchell’ın derlediği “Bela İyidir” isimli kitabın ardından Stefan Zweig’in kaleme aldığı “Satranç” kitabı seçildi. Keyifli geçen bu okumaların devamında Eduardo Galeano’nun “Aynalar” kitabı tamamlandı ve hemen ardından “En Uuzun Koşuda Adalılar” isimli kitaba başlandı. Söyleşileri Ali Şahin tarafından yapılan bu kitap şu sıralar devam etmektedir. Okuma-tartışma grubu, kitapları seven ve birlikte okuma keyfi ile birlikte disiplinine sahip olan herkese açık bir etkinliktir. VİDEO ATÖLYESİ 2019 yılında oluşturulan Baraka Video Atölyesi, video çekim ve montaj tekniklerinin hep birlikte öğrenilmesini, video üretiminin kolektif hale getirilmesini ve görsel alandaki üretimlerin çoğaltılabilmesi hedefiyle yola çıktı. Eğlenerek ve keyif alarak, videonun etkin kullanımı, montaj, videoda ses/ışık, senaryo/kurgu çalışması, temel kamera açıları/açıların kullanımı gibi alanlarda dersler düzenlendi. Bildiklerini birbirleriyle paylaşan ve birlikte öğrenen katılımcılar, Baraka Video Atölyesi imzasıyla 2019 yılı içerisinde kısa video denemeleri hazırlarken, Baraka gençlik ve yetişkin tiyatro ekiplerinin fragman ve oyun çekimlerini gerçekleştirdi, müzik grubu Sol Anahtarı’nın performans kayıt ve montajlarını yaptı. Atölye ayrıca yıl içerisinde düzenlenen 1 Mayıs gibi kitlesel mitingler için Baraka Kültür Merkezi adına çağrı videoları hazırlarken, bazı eylemleri de kayıt altına alarak teorinin yanına pratiği de eklediği ilk dönemini geride bırakmış oldu.

 68757163_2739229659420726_6527073572236558336_n

YAZ KAMPI Baraka Kültür Merkezi bu yıl 13’üncüsünü gerçekleştirdiği yaz kampında tüm yılın yorgunluğunu atmayı ve yeni etkinliklere hazırlanmayı amaçladı. Kamp, Akatu’da 2 - 4 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirildi. Baraka aktivistleri ve dostlarına açık bir şekilde çadır kampı olarak düzenlenen kampta yeni bir üretim ve mücadele dönemi için enerji toplandı. Baraka Tiyatro Ekibi’nin ve Sol Anahtarı müzik grubunun etkinlikleriyle katılımcılar keyifli vakit geçirdi. Satranç ve tavla turnuvası yanında sportif aktiviteler de düzenlendi. Ayrıca “Kültürel alan araçlarının politik mücadeleye katkısı ve aralarındaki diyalektik ilişki” konulu bir de forum (söyleşi) gerçekleştirildi. KADIN EĞİTİMİ KOLEKTİFİ Baraka aktivistlerinin de gönüllü eğitmen olarak görev aldığı Kadın Eğitimi Kolektifi, 2019 yılında eğitimlerine devam ederken, kadın cinayetleri, gece kulüpleri, kadına yönelik şiddet gibi konularda da eylem ve etkinlikler gerçekleştirdi. Ayrıca 17 Mayıs, 8 Mart ve 25 Kasım gibi toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda verilen mücadeleleri simgeleyen günlerde yapılan eylemlerin organizasyonu da bulundu veya katkı koydu. Kolektif, mart ayında 8 Mart etkinlikleri kapsamında TEL-SEN’in düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katıldı. Ayrıca, kadın filmleri ve söyleşilerden oluşan FeMİNİstival adlı film festivali kapsamında, şubat ayında Lefkoşa, Akdoğan, Omorfo ve Mağusa olmak üzere 4 farklı bölgede film gösterimleri düzenlendi. Baraka aktivistlerinin de toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışmalar yürüttüğü Kadın Eğitimi Kolektifi, mayıs ayında Girne Üniversitesi, ocak ayında ise Yakındoğu Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü öğrencilerini, seminer ve drama atölyelerinde buluşturdu. Her seminerin ardından yapılan drama çalışmaları ile eğitimin pekiştirilmesi ve katılımcıların özgürleşmeyi ve değişimi prova etmesi sağlandı. Ücretsiz olan eğitimlerin en az 4’üne katılanlara sertifika da verildi. Ocak ayında ise “Akile için adalet” talebiyle, kocası tarafından öldürülen Akile Nacisoy davasının takipçisi oldu ve mahkemede bulundu. Bunların dışında Kolektif aktivistleri yıl boyunca gündemde olan çeşitli toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın cinayeti, gece kulüpleri, emek sömürüsü gibi konularda gazete/tv/radyo programlarına katılmış ve demeç vermiştir. UMUT BAHÇESİ BAKIM ETKİNLİKLERİ Bağımsızlık Yolu ile birlikte Haydarpaşa Ticaret Lisesi’nin yanında Lefkoşa Türk Belediyesi’ne ait bir yeşil alanın ağaçlandırılmasını üstlenen ve buraya Belediye Meclisi kararıyla “Umut Bahçesi” adını veren Baraka aktivisteri, ağaçlandırmış oldukları bahçenin bakımını yapmaya, sulamaya ve otlardan temizlemeye devam etti. Şehrin içinde nefes alınabilecek bir alan yaratma gayesi ile çıktığımız bu yolda, gelecek yıl da bakım ve yeni ekim çalışmalarımıza devam edeceğiz. 59400268_2538248162852211_6766826119942373376_o 53347528_2452267954783566_8528424333834452992_o 69224006_2746884755321883_4846662107233517568_o 68484449_2731904753486550_2794443531098259456_o ÇEŞİTLİ EYLEM, ETKİNLİK, PANEL VE SEMİNERLER: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü: Emeği ve bedeni sömürülen, eşi, sevgilisi, patronu tarafından tacize ve tecavüze uğrayan, baskı ve şiddet altında ezilen kadınların sesi olmak ve kadınlarla birlikte tüm toplumu özgürleştirmek için bu yıl da çeşitli örgütlerle Lefkoşa sokaklarını doldurduk. 1 Mayıs İşçilerin Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü: Doğamızı ve emeğimizi sömüren; düşük ücretlerle, uzun mesai saatleriyle, güvencesiz çalışma ortamlarıyla daha fazla kar ve kazanç için emekçileri ezenlere karşı mücadelemizi büyütmek için Çağlayan Parkı’nda başlattığımız yürüyüşümüzü ara bölgedeki iki toplumlu etkinlikle sonlandırdık. 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtlığı Günü: Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlere karşı her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı ses çıkarmak için geçmiş yıllarda da dahil olduğumuz 17 Mayıs Komitesi’ne bu yıl da dahil olduk ve düzenlenen etkinliklerde ve yürüyüşte yer aldık. “Lgbti+ ve Sınıf Mücadelesini Konuşuyoruz” Semineri: 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtlığı Haftası etkinlikleri kapsamında, Kaos GL aktivisti ve Praksis dergisi yayın kurulu üyesi Remzi Altunpolat derneğimiz tarafından konuk edildi. Söyleşide lgbti+ ve sınıf mücadelesinin kesiştiği ve ayrıştığı noktalar, kapitalist düzene karşı hep birlikte bir mücadelenin verilmesi gerekliliği gibi konular konuşuldu. “Dünden Bugüne Kıbrıs Sorunu - Beklemekten Öte Bir Barış Mücadelesi İçin Neler Yapılabilir?” Paneli: Bağımsız Kıbrıs etkinlikleri çerçevesinde 10 Ağustos günü lokalimizde Bağımsızlık Yolu’yla birlikte organize ettiğimiz panelde Kıbrıs sorununun devrimciler açısından nasıl okunması gerektiği ve gerçek bir barış için neler yapılabileceği üzerine konuşuldu. Bağımsız Kıbrıs Eylemi: Ülkemizdeki tüm işgallere, faşizme, gericiliğe karşı yürüttüğümüz halkları kardeş bir Kıbrıs yaratma mücadelemizi bu sene de şarkılarla, şiirlerle ve sloganlarla 14 Ağustos günü Bağımsızlık Yolu’yla birlikte sokaklara taşıdık. Sokak Tiyatrosuyla Özerk Tiyatro Talebi: Devlet Tiyatroları’nın yasakçı zihniyetine ve sanatı sansürleyişine karşı bugüne kadar özerk tiyatro yasası geçirmeyen hükümetlere tepkimizi göstermek ve Devlet Tiyatroları’nın sanatçılar ve tiyatro emekçilerinin  kolektif kararlarıyla yönetilmesini talebimizi sokak tiyatromuzla dile getirdik. 1 Eylül Dünya Barış Günü: Halkları kardeş bağımsız bir Kıbrıs için emekten yana federal bir barışın gerekliliğini ve sendikaların, partilerin, demokratik kitle örgütlerinin vazgeçtiği sokaklarda kurulabileceği gerçeğini benimseyerek Bağımsızlık Yolu’yla birlikte Dışişleri Bakanlığı önünde bir eylem gerçekleştirdik. “Petrol Uğruna Ülkene Kıyma” Basın Açıklaması: Gözlerini Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarına diken emperyalist ülkelere ve bu kaynakların halkın değil egemenlerin çıkarları doğrultusunda kullanılacağını, adamızın ekosistemine büyük zararlar vereceğini ve buna karşı kuzey ve güneydeki ada halkları olarak birlikte mücadele etmemizi gerekliliğini basın açıklamamızla bildirdik. Mobeseye NObese Sokak Tiyatrosu: TC ile onaylanan protokol ve meclisteki tüm partilerin onayıyla geçen yasa sonucunda sokaklarımıza dikilmeye başlanan MOBESE direklerinin suçları önlediği iddiasının gerçek olmadığı ve halkı gözetlemek için bu kameraların dikiliyor oluşunu sokak tiyatromuzla anlatarak farkındalık yarattık. Siyanüre Karşı Ortak Eylem: Madencilik endüstrisinde yer alan siyanürün çevreye verdiği zararların belirtildiği ve yasaklanması gerektiği, adanın kuzeyinde ve güneyinde maden atıklarıyla kirlenmiş yerlerin restore edilmesi talebinin dile getirildiği, adanın iki tarafından katılan örgütlerin düzenlediği eyleme dernek olarak biz de destek verdik. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü: Kadına yönelik şiddetin her gün artmasına ve devletin şiddeti uygulayanları korumasına karşı tepkimizi ve şiddete maruz kalan kadınların devlet tarafından karşılanması gereken sığınma evi ihtiyacının hemen karşılanması talebimizi çeşitli örgütler ve kadına yönelik şiddetle mücadele eden kişilerle Dereboyu’ndan Başbakanlığa kadar olan yürüyüşümüzde sokaklara yansıttık. Başbakanlık önünde ülkemizde son 10 yılda erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınların isimleri okundu ve fotoğrafları Başbakanlığın gancellisine yansıtıldı.        

“Gancelli Davası” Protesto Edildi

By Nazen Şansal

foto1

“Gancelli Davası” Protesto Edildi

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Bağımsızlık Yolu Basın Yayın Propaganda Sekreteri Mustafa Keleşzade, Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen kitlesel eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açıldığını hatırlatarak, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle davanın sürekli ertelendiğini ve bunun da eylemcilere fiili bir cezaya dönüştüğünü söyledi. Açıklamada, aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyelerinin, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendilerinin gidip aldığı ve en kısa sürede yargılanmayı talep ettiği ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamadığı belirtildi. Savcılığın bu ihmalinin, insan haklarından olan makul sürede adil yargılanma hakkını ve hatta halkın eylem yapma özgürlüğünü de ihlal ettiği vurgulandı.

foto1

“Savcılık Yargısız İnfaz Yapıyor, Adil Yargılanma ve Eylem Yapma Hakkı İhlal Ediliyor” Baraka aktivisti Mustafa Batak ise iki örgüt adına okuduğu ortak açıklamada, “Gancellinin kırılmasıyla hiçbir ilgisi olmayan eylemcilere gözdağı vermek amaçlı açıldığına inandığımız bu dava ile halkın eylem yapma hakkı baskı altına alınarak ihlal edilmekte, bu da demokrasi kültürüne zarar vermektedir. Kısacası savcılığın kamu malına zarar bahanesiyle açtığı bu dava, aslında kamu vicdanına hasar vermekte ve hem adaleti hem de eylemcileri oyalamakta, kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Gencecik canlarımızın kaybıyla sonuçlanan trafik “kazası”nın esas sorumluları; yolları doğru düzgün yapmayan gelmiş geçmiş hükümetler ile Türkiye’ye yaranmak için saatleri geri almayarak öğrencileri karanlıkta okula gitmeye mahkum bırakanlar, adalet karşısına çıkmamış fakat eylemciler aylardır yargısız infaz edilerek cezalandırılmıştır.” sözlerine yer verdi. Dava Duruşma Amaçlı Ertelendi Bu sabah görüşülen ve sanıkların avukatları ile birlikte duruşmaya hazır bulunduğu dava, Savcılığın isteğiyle yine ertelendi.  Aylardan sonra duruşmayı yürütecek savcının belirlendiği bugünkü oturumda, savcılık kendi açtığı ve davalıları her seferinde Mahkemeye getirttiği davada yine duruşmaya başlayamadı. “Gancelli davası”, savcılığın hazırlanması ve görüntüleri incelemesi amacıyla 27 Şubat Perşembe gününe, duruşma için ertelendi. Polisin halen daha tebligat yapamadığı kişiler varken, bugün bir eylemci daha kendi tebligatını kendisi alarak yargılanmayı talep etti. Bugün Mahkeme önünde okunan basın açıklamasını tam metni ise şöyle: Değerli basın emekçileri, değerli halkımız; Bildiğiniz gibi Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. Eylemciler aleyhine, Başbakanlık kapısının yanı sıra kapının yanındaki duvarı ve projektörü kırarak devleti 15,010TL’lik hasara uğratmaktan dava getirilmişti. 16 Ekim 2018 tarihinde dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri gidip almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan aylar hatta yıl geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Bu durum bir yandan savcılığın kendi açtığı davaya olan ilgisizliğini ve ciddiyetsizliğini gösterirken diğer yandan her ay işini gücünü bırakıp, öğrencilerini, mesai arkadaşlarını, hizmet almaya gelen vatandaşı zor duruma sokmak pahasına mahkemeye gelen öğretmenleri, kamu emekçilerini, özel sektör çalışanlarını mağdur etmektedir. Hızlı ve makul bir sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının bir parçası olup önemli bir insan hakkıdır. Savcılık bir yıldan uzun bir süredir gereken tebligatları yapmayıp davasını ilerletmeyerek, eyleme katılan kişilerin insan haklarını ihlal etmektedir; daha dava başlayamadan, tıpkı bir mahkeme gibi fiilen ceza uygulamaktadır. Keza gancellinin kırılmasıyla hiçbir ilgisi olmayan eylemcilere gözdağı vermek amaçlı açıldığına inandığımız bu dava ile halkın eylem yapma hakkı da baskı altına alınarak ihlal edilmekte, bu da demokrasi kültürüne zarar vermektedir. Kısacası savcılığın “kamu malına zarar” bahanesiyle açtığı bu dava, aslında kamu vicdanına hasar vermekte ve hem adaleti hem de eylemcileri oyalamakta, kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Gencecik canlarımızın kaybıyla sonuçlanan trafik “kazası”nın esas sorumluları; yolları doğru düzgün yapmayan gelmiş geçmiş hükümetler ile Türkiye’ye yaranmak için saatleri geri almayarak öğrencileri karanlıkta okula gitmeye mahkum bırakanlar, adalet karşısına çıkmamış fakat eylemciler aylardır yargısız infaz edilerek cezalandırılmıştır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu

 foto2

 

“Gancelli Davası” ile İlgili Mahkeme Önünde Basın Açıklaması Yapılacak

By Nazen Şansal

51593

51593

Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde “Gancelli Davası” ile ilgili basın açıklaması yapacak. Girne dağ yolunda gerçekleşen “kaza” sonrası 1 Aralık 2016’da düzenlenen eylemler sırasında Başbakanlık gancellisinin kırılması nedeniyle çeşitli örgütlerden toplam 24 kişiye dava açılmıştı. 2018 yılında dosyalanan dava, savcılığın görevini yapmaması sebebiyle bir buçuk senedir ertelenmeye devam ediyor. Aleyhlerine dava getirilen Bağımsızlık Yolu ve Baraka üyeleri, diğer davacıları mağdur etmemek ve adaletin tecellisine yardımcı olmak için, polis tarafından aylarca iletilemeyen tebligatlarını kendileri almış ve en kısa sürede yargılanmayı talep etmişti. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen davaya bir türlü başlanamamakta çünkü savcılık, dava ettiği kişilere bir türlü tebligat yaptıramamaktadır. Mahkemenin duruşma safhasına geçeceği önümüzdeki günlerde, ifade ve eylem özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından ve demokrasiden yana tüm halkımızı bu davayı yakından takip etmeye ve adaletten yana taraf olmaya çağırırız. Bu amaçla, davaların görüşüleceği 27 Ocak Pazartesi günü saat 13.00’te Lefkoşa Mahkemesi önünde yapılacak basın açıklamasına, duyarlı halkımızın ve basın emekçilerinin ilgisini rica ederiz. Baraka Kültür Merkezi, Bağımsızlık Yolu    

ΤΙ ΚΟΙΝΟ ΕΧΟΥΝ ΤΟ ΣΕΞ ΤΖΙΑΙ ΤΟ ΜΑΓΕΙΡΕΜΑ: ΜΙΑ ΣΥΝΤΟΜΗ ΕΙΣΑΓΩΓΗ ΣΤΗΝ ΚΟΙΝΩΝΙΚΗ ΑΝΑΠΑΡΑΓΩΓΗ

By antifanicosia
ΤΙ ΚΟΙΝΟ ΕΧΟΥΝ ΤΟ ΣΕΞ ΤΖΙΑΙ ΤΟ ΜΑΓΕΙΡΕΜΑ; ΜΙΑ ΣΥΝΤΟΜΗ ΕΙΣΑΓΩΓΗ ΣΤΗΝ ΚΟΙΝΩΝΙΚΗ ΑΝΑΠΑΡΑΓΩΓΗ   Ο καπιταλισμός χαρακτηρίζεται που θκυο κεντρικές κοινωνικές διαδικασίες: την παραγωγή προϊόντων τζιαι την παραγωγή εργατικού δυναμικού, (το οποίο παράγει τα προϊόντα). Η ανθρώπινη εργασία, οι εργάτες τζιαι οι εργάτριες απαραίτητες για την παραγωγή δηλαδή, εν εμφανίζουνται ξαφνικά μιαν όμορφη μέρα στην πόρτα του εργοστασίου ή

Ανακοίνωση σχετικά με τους επόμενους δύο αγώνες αυτής της εβδομάδας

By pacomonia

 

Συνεχίζουμε την εβδομάδα μας με ακόμη 2 αγώνες, 1ο ραντεβού ο αγώνας εναντίον του ΕΘΝΙΚΟΥ ΛΑΤΣΙΩΝ για το Κύπελλο Γ’ Κατηγορίας και Επίλεκτης Κατηγορίας Στοκ αυτή την Τετάρτη στις 13:30 στο γήπεδο της ΠΑΕΕΚ.

Για το 2ο μας ραντεβού, ο αγώνας πρωταθλήματος του Σαββάτου με την Α.Ε. ΠΟΛΕΜΙΔΙΩΝ που είχαμε ανακοινώσει την περασμένη εβδομάδα έχει αλλάξει μέρα λόγω του ότι θα πραγματοποιηθεί αγώνας ψηλότερης κατηγορίας.
Ο αγώνας μας λοιπόν μεταφέρετε την Κυριακή 19/01 στις 14:30 και είναι ευκαιρία για ξεκούραση των παικτών μας αλλά και δική σας!

Οι στόχοι μας όπως πάντα παραμένουν οι ίδιοι, ΜΟΝΟ ΝΙΚΕΣ.

Θα σας δούμε στο γήπεδο!

 

The post Ανακοίνωση σχετικά με τους επόμενους δύο αγώνες αυτής της εβδομάδας appeared first on Omonia 1948 Official Website.

ΕΝΑΝΤΙΑ ΣΤΗ ΓΑΛΑΝΟΛΕΥΚΗ ΕΘΝΙΚΙΣΤΙΚΗ ΜΗΧΑΝΗ ΠΟΛΕΜΟΥ

By antifanicosia
ΕΝΑΝΤΙΑ ΣΤΗ ΓΑΛΑΝΟΛΕΥΚΗ ΕΘΝΙΚΙΣΤΙΚΗ ΜΗΧΑΝΗ ΠΟΛΕΜΟΥ   Τον Δεκέμβρη του 2018 στα πλαίσια της εκδήλωσης που οργάνωσε το antifa λευkosa στον κοινωνικό χώρο Kaimakkin «2 μέρες ενάντια στη γαλανόλευκη εθνικιστική μηχανή πολέμου», πραγματοποιήθηκε συζήτηση με τον ολικό αρνητή στράτευσης Μ.Τ. από τα Γιάννινα με θέμα: Η διαχρονικότητα του ελληνικού επεκτατισμού και οι όψεις του μιλιταρισμού της “πρώτη φορά Αριστεράς”. Το

Baraka’dan “Zamazingo” Sokak Gösterisi

By Mustafa Batak

Zam zamazingo

Yeni yılın ilk günleriyle birlikte açıklanan zamlar, günden güne yoksullaşan halkın sırtına bir yük daha yükledi! Halkın refahı adına orada bulunan ancak sermaye kesimlerini teşviklerle “doyurmanın” peşinde koşan gelmiş geçmiş tüm hükümetler gibi UBP-HP hükümeti de bu zamlarla halkın belini büktü.   Ne iyi ki halkımız “Yol yoksa seyrüsefer da yok” inisiyatifinin öncülüğünde, yol ve trafik sorunlarına ve seyrüsefer zammına güçlü bir tepki göstermeye hazırlanıyor. Bu eylemliliği destekliyor ve biz de sokak sanatıyla sesimizi yükseltiyoruz.   Zamların geri alınması için sözümüz, müziğimiz ve dansımızla zamları protesto ediyoruz. Baraka Tiyatro Ekibi ve Sol Anahtarı'nın “Zamazingo Kantosu” eşliğinde, müzikli, danslı, sokak gösterisi gerçekleştireceği bu protesto, 11 Ocak Cumartesi günü saat 13.30’da Büyük Han’da gerçekleşecektir.   Tüm halkımız davetlidir.   Zamlar geri alınsın!

Lefkara İşi – Şifa Alçıcıoğlu

By Nazen Şansal

indir

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

Keten, hurmalı kare, goftili işleme ya da gaco çekme size ne anımsatır? Birçoğumuzun yabancı bulduğu bu sözcükler,Lefkara işini yaparken kullanılan terimlerden başka bir şey değildir aslında. Kültürümüzün en güzel el sanatlarından biri olan Lefkara işi, diğer bir adıyla Lefkaratika Ortaçağ’dan bugüne, bin bir emekle Kıbrıslı kadınların ellerinde şekillenmiş çok zahmetli bir nakıştır. Keten kumaş üzerine iğneyle işlenen motifler yanında, iğne işi olarak tabir edilen bir nakış daha vardır ki bilindiği kadarıyla günümüzde yapan pek kimse kalmamıştır.

Trodos Dağları’nın eteklerinde bulunan Lefkara adındaki köyle başlar, Lefkara işinin hikayesi…Köy, yüksek konumu ve temiz havasıyla hala daha oldukça popüler bir yerdir. Birçok medeniyetle tanışan adamız, 1489 yılından 1571 yılına dek Venedik hükümdarlığının boyunduruğu altında kaldı. İşte o zamanlarda Lefkara, Venedikli soyluların tatil beldesi olarak tercih ettikleri bir köy olmuş. Yaz aylarında buraya gelen kadınlar yanlarında getirdikleri keten ve iplikle nakış işlemekteymiş. Daha fazla haç gibi dini motifleri nakşeden Venedikli kadınlardan etkilenen Kıbrıslı kadınlar da doğayı taklit ederek ve kendi yaratıcılıklarını katarak bugünkü Lefkara işinin gelişmesine vesile olmuşlar. Kıbrıslı Türk’ü, Kıbrıslı Elen’i hep birlikte toplanan kadınlar, bir yandan sohbet ederken, öbür yandan alın teriyle emeği kavuşturur, biten işler ise sergilenir, en güzel parçalar da ödüllendirilirmiş vaktiyle Lefkara’da… Lefkara işi o denli ünlü olmuş ki bazı kaynaklara göre 1481 yılında adaya gelen Leonardo Da Vinci kenarlarında dere motifi bulunan bir masa örtüsü satın alarak, MilanKatedrali’ne sunak örtüsü olarak hediye etmiştir. Leonardo Da Vinci’nin ünlü “Son Akşam Yemeği” tablosunda bulunan masa örtüsünün her iki kenarında dere motifi olanbir Lefkara işi olduğu açıkça görülmektedir. Bu motife “Vinci deseni” adı verilmesi de tabloyla ilişkilendirilir. indir Lefkara işi,  köyde bulunan kadınlarca yıllarca işlenmiş, genç kızlar, kız çocukları okuldan alınıp bu nakışla tanıştırılmış, hatta dışarıya gelin vermeyip köye damat alınmış ki bu değerli iş köyün dışına taşmasın.Lefkara işi, önceleri çeyiz ve süsleme gibi ihtiyaçları karşılamak için yapılırken daha sonraları bu iş bir kazanç kapısı olma ümidi taşımış bölgeli kadınlara. Ancak tıpkı adanın kaderi gibi kadınları da bölerek yöneten aracılar, parça başı ödedikleri ve işin bütününü göstermekten kaçındıkları kadınların emeği üzerinden ciddi kazançlar elde etmiştir. Savaştan sonra kuzeye yerleşen ve Lefkara işi bilen Kıbrıslı Türk kadınların, emeklerini işleten tüccarlar da bu işten epey para kazanmayı başarmış.Gözleri kör edecek kadar zor bu nakış, yurt dışına satılırken alınan birkaç kuruş da görünmeyen emeği daha da görünmez kılmış yıllarca. *** Günümüzde de Lefkara işi hem Lefkara’da hem de o dönem Lefkara’da yaşayan şimdi ise Aytotoro’ya (Çayırova) göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türk Lefkaralı kadınların kurduğu Lefkara Evi’yle, bazı köylerde kadınların emeğiyle, çeşitli derneklerin ve belediyelerin verdiği kurslarla, bu işe gönlünü, yıllarını vermiş esnaf kadınların emeğiyle yaşatılmaya çalışılmaktadır.Peki dünya mirası listesine girmiş ve yaklaşık 500 yaşında olan bu sanat, gelecek nesillere nasıl aktarılmalıdır? Teknolojinin, günden güne ilerlediği çağımızda kültür de bir şekilde bundan etkilenmektedir. Bir zamanlar insanların gündelik yaşamlarına anlam katan eşyalar,bugün ya turist bir metaya dönüştürülmüş ya da sadecenostaljik bir değer olarak görülmektedir. Kadınların yıllarca uğraşıp uğrunda gözlerini bozduğu Lefkara işi de makineleşmeyle tanışmıştır. Bu durum belki de Lefkara işiyle hiç tanışmayacak olan neslin onu tanıması için bir avantaj niteliğindedir. Elbette ki makinelerin yaptığı işle, saatlerce uğraşarak ortaya çıkan üretim yarıştırılamaz. Ancak, kültürel mirasın yaşaması için belki de makineleşmeye karşı çıkmamak gerekir. Bilmeliyiz ki hiç kimse varlığından haberdar olmadığı bir şeyin kaybından dolayı üzülmez. Zaten hayatında hiç nakış işlememiş, onu tanımamış bir çocuk için Lefkara işinin var olup olmadığı bir önem taşımaz. Dolayısıyla eksikliği ona bir şey ifade etmez.Ailelere, öğretmenlere düşen en büyük görev kültürü de çocuklara aşılamak olmalıdır. Eğitim programlarına kültürümüzle ilgili daha fazla ders eklenmeli, çocukların kültürü sahiplenmesi sağlanmalıdır. Hatta bu gibi nakışlar için atölyeler kurulmalı ve yaparak yaşayarak prensibinden faydalanılmalıdır ki bilgi ve kültür akışı bu şekilde devam edebilsin. Aksi takdirde bu tarz şeyleri deneyimlememiş çocukların ve yetişkinlerin yapılan işi takdir etmesini, yaymasını ve korumasını beklemek ve bunun için çaba sarf etmesini istemek hayalden öteye geçmeyecek bir dilek olarak kalacaktır. Şifa Alçıcıoğlu sifalcicioglu@gmail.com Kaynak: Muharrem Faiz, Kültür ve Yabancılaşma-Lefkara işi Üzerine Bir Araştırma, Galeri Kültür Yayınları.  

Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmelerle seçimin birlikte değerlendirilmesi – Alpay Durduran

By YKP
Kıbrıs’ta seçim davulu çaldı. Bir partinin bundan uzak durması olanaksızdır. Onun için öneriler alınıyor. Önce durum değerlendirmesi yapalım. Partimiz ülkemizde barış için bir BM destekli çalışma sürmektedir ve onu desteklemenin tüm dünya barışını ilgilendirdiğini saptanmıştır. Onun için önemle bunu anlatmak ve halkın bunu destekleyenlere oy vermesini istemek gerekir. Öyleyse seçime katılmak gerekir mi diye sormak […]

Νέα μεταγραφή – Σταύρος Παρασκευά

By pacomonia

 

Το Σωματείο μας ανακοινώνει την συμφωνία για απόκτηση του 23 χρόνου αμυντικού Σταύρου Παρασκευά ο οποίος αγωνιζόταν στην Ελπίδα Αστρομερίτη.

Ο Σταύρος προέρχεται από τις ακαδημίες του Άρη Λεμεσού ενώ την περίοδο 2016-17 αγωνίστηκε στο πρωτάθλημα Α’ κατηγορίας με την ομάδα της ΑΕΖ Ζακακίου.

Καλωσορίζουμε τον ποδοσφαιριστή στην μεγάλη πράσινη οικογένεια και του ευχόμαστε πολλές επιτυχίες με το τριφύλλι στο στήθος.

The post Νέα μεταγραφή – Σταύρος Παρασκευά appeared first on Omonia 1948 Official Website.

Φιλανθρωπικό τουρνουά Φούτσαλ

By pacomonia

 

Το Σωματείο μας συμμετείχε το Σάββατο 28/12/19  στο φιλανθρωπικό τουρνουά Φούτσαλ που διοργάνωσε ο Σύνδεσμος για άτομα με Αυτισμό Κύπρου – Κέντρο παρεμβασης Λευκωσίας σε συνεργασία με τον Όμιλο Κοινωνικής Εργασίας του Πανεπιστημίου Λευκωσίας.

Η ομάδα του Σωματείου μας έφτασε στο Τελικό του τουρνουά “Δώσε μπάλα στον Αυτισμό” στον οποίο ηττήθηκε με 2-1 κατακτώντας την 2η θέση.

Συγχαίρουμε την όλη διοργάνωση και ελπίζουμε τέτοιες κινήσεις να οδηγήσουν στην ενημέρωση και την επιμόρφωση του κόσμου για τον Αυτισμό.

The post Φιλανθρωπικό τουρνουά Φούτσαλ appeared first on Omonia 1948 Official Website.

Denizlerde kavga var neden duymayız – Alpay Durduran

By YKP
Uzun zaman oldu diğer sorunların yanında denizlerde de sorunlar yarattık. Aslında basınımız sorunları ele alırdı ama kendinin değil gibi verirdi. Denizlerde doğal gaz arayacak halimiz yok deyip bizim adımıza Türkiye’nin haritalar hazırlamasını umursamadık. Mecliste görüşülüp karara bağlanan deniz harita kodlarını da ilan etti isek de haritayı yayınlayıp halkın anlamasını sağlamadık. Sanırım haritayı eline alıp Anastasiades’in […]

Ανακοίνωση χορηγίας από Fit Club Larnaca

By pacomonia

 

Ανακοινώνουμε σήμερα ακόμη μία χορηγική συνεργασία με το γυμναστήριο Fit Club Larnaca.

Στο Fit Club Larnaca από πέρσι προπονούνται ποδοσφαιριστές της ομάδας μας και φέτος έχουμε προχωρήσει σε συμφωνία για τα τηλεοπτικά της ομάδας και για διαφημιστική ταπέλα στο γήπεδο.

Το γυμναστήριο προσφέρει personal και semi personal training για όλες της ηλικίες.

Ευχαριστούμε το Fit Club για την χορηγία και ευχόμαστε η συνεργασια μας να συνεχιστει για πολλά χρόνια ακόμα.

The post Ανακοίνωση χορηγίας από Fit Club Larnaca appeared first on Omonia 1948 Official Website.

2020 Asgari ücreti ne oldu?

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, döviz krizi ile alım gücünün eridiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı koşullarda 2020 için asgari ücretin hâlâ belirlenmemiş olmasını eleştirdi, YKP’nin taleplerini ortaya koydu. Açıklamanın tamamı şöyle: Bir kez daha hatırlatırız ki 22/1975 sayılı yasaya göre “Asgari Ücret”, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçi ile […]

Savaş hazırlıklarına hayır, barış için mücadele zamanı

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendirdi, “barış için mücadele zamanı” dedi. Açıklama şöyle: Doğu Akdeniz’de bir süredir gerginlik sürekli olarak artmaktadır. Savaş gemileri silahlı şekilde hem seyir halinde, hem de tatbikatlar yapmaktadırlar, bu bizleri derinden kaygılandırmaktadır, çünkü bunların tümü savaş hazırlığıdır. Mavi vatan isim ile birlikte yeni bir propaganda sürecine giren Türkiye, […]

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 6. Kongresi gerçekleşti

By YKP
YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 13-15 Aralık tarihleri arasında Malaga yakınındaki İspanya şehri Benalmádena’da 6. Kongresi yapıldı. YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı YKP adına kongreye katıldı… Avrupa’nın çeşitli yerlerinden 400’ün üzerinde delegenin katıldığı Avrupa Sol Parti 6. Kongresi 13 Aralık Cuma günü akşamüzeri başladı ve 15 Aralık, Pazar günü sona erdi. Ana […]

Tam bir TALAN hükümeti olduklarını bir kez daha kanıtladılar

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı “Mağusa/Yeniboğaziçi/İskele İmar Planı” taslağı ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdi ve TALAN hükümetinin dayatmalarına dikkat çekti. Açıklama şöyle: Haberleri izlerken aklımıza hemen gelen “Tam bir TALAN hükümeti olduklarını bir kez daha kanıtladılar” cümlesi oldu, yalnız ne cümle ne cümle içindeki TALAN kelimesinin büyük harf yazılması bize ait değil. 2016 yılında Kudret […]

Çöken okul bize ders olsun – Alpay Durduran

By YKP
Okul inşaatı çöktü. Tam da ülkemizde inşaat yarışı hızlanmışken okul bize ders veriyor. Bir inşaatın parasını ödemeye halkımıza kimsenin anlatmayı beceremediği güvenli bir inşaatın nasıl yapılmasını tartışıp öğreneceğimizi varsaymış gibi oldu. Ne yazık ki yanıldı çünkü en patırtılı eleştiri “Halkın partisi ve UBP döneminde olan” diye başladı. Bir inşaatta, okul olsun olmasın, nasıl güvenliğin denetlenmesi […]

Yapay Zekadan Ütopyaya – Sezgin Keser

By Nazen Şansal

yapay zeka foto

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

yapay zeka foto

 

Yıl 2154. Güneşin doğuşuyla gökyüzü aydınlanıyor ve sokaklarda hareketlilik başlıyor. Bir yandan parklarda koşan, yürüyen insanlar bir yandan sürücüsüz toplu ulaşım araçları, öte yandan da mesaisine erken başlayan çalışanlar... Günümüz dünyasında bilimin ve teknolojinin geldiği noktanın az çok farkındayız. Cep telefonlarımız ve bilgisayarlarımızdaki akıllı uygulamalar ve oyunlar, fabrikalarda, atölyelerde, ofislerde, kafelerde kullanılan, üretim ve hizmetin bir parçası haline gelen akıllı sistemler , insan zekasıyla kıyaslanmaya başlanan yapay zekanın neler yapabildiğinin günlük hayattaki yansımalarıdır. Bu yansımalara baktığımızda yapay zekanın verilen komutlara bağlı olarak belirlenen görevi çerçevesinde işlediğini anlarız. Buna en iyi örnek 1996 yılında dünya satranç şampiyonu Kasparov’u yenen Deep Blue adlı bilgisayardır. Deep Blue kendisine yüklenen veriler doğrultusunda satrançta yapılacak her bir hamlenin oluşturacağı sonucu önceden bilmekte ve ona göre en rasyonel hamlesini yapmaktaydı. Yani Deep Blue yapılan hamlelere göre tepki veren dar bir yapay zekaydı.Tabi ki 1996 yılından bu yana bilimsel çalışmalar yapay zekayı farklı noktalara taşımaya başladı. Telefonlarımızdaki dijital asistanlar aldıkları yeni verilerle ve görevlerini yerine getirirken elde ettikleri tecrübelerle sadece sınırlı bir görevi yerine getirmiyor, aksine gelişen yeni durumlara göre kararlar verebiliyorlar. Yani dijital asistanımızla yaptığımız sohbetler, ona sorduğumuz sorular daha sonraki sorularımızın ve sohbetimizin yapay zeka açısından altyapısını oluşturmaktadır.Yapay zekanın dış dünyadan öğrendiği her şey kendisi için belirlenen görevini aşmasını ve geliştirmesini sağlamaktadır. Yapay zeka üzerinde yapılan çalışmalar bitmiyor ve sürekli yeni ilerlemeler sağlanıyor. Artık müzik yapan, resim çizen yapay zekalara sahip robotlar var. Nasıl ki biz insanlar yazı yazarken, müzik yaparken, resim çizerken, farklı kültürel ve sanatsal eylemlerde bulunurken insan ve dünya tarihinin teorik ve pratik birikiminden, duygularımızdan faydalanıyorsak yapay zekalar da insanlardan aldıkları ve dışarıdan öğrendikleri datalarla yaratıcı eylemler yapabiliyorlar. Buna örnek olarak, farklı akorların, müzik türlerinin, ritimlerin veri olarak yüklendiği  ve hangi duyguyla ve sözlerle bir şarkı oluşturması komutunun verildiği ve belleğindeki bilgilerle yeni şarkılar yaratan yapay zeka müzik yazılımlarını gösterebiliriz. (1) Bu kadar gelişmekulağımıza hoş gelirken yapay zekanın insanların davranışlarını, tavırlarını anlayabilecek ve tahmin edebilecek bir seviyeye hatta kendi öz varlığına yani tamamıyla kendi bilincine sahip olabileceği bir noktaya geleceği beklentisi insanlarda korku yaratmaya ya da yarattırılmaya başladı. Kendi bilincine sahip olacak yapay zekaların insanların yerine geçebilecekleri, insanların işlerini ellerinden alacakları, hatta dünyayı ele geçireceklerine dair senaryolar özellikle bilim insanları tarafından dillendirilmektedir. Peki bu endişe verici senaryolar olası mı? Büyük kapitalist ülkelerde iş alanında aktif bir şekilde kullanılan yapay zeka sayesinde daha az insana ihtiyaç duyulan, daha çok robotun olduğu, sistem üzerinden üretimin, dağıtımın her anının görülebileceği akıllı fabrikalar oluşturulmaya başlandı.Daha az insana ihtiyaç duyulan otomasyon sistemlere bankaların mobil uygulamalarını örnek gösterebiliriz.Banka işlemlerinin birçoğunu bu mobil uygulamalar sayesinde yaparken, bankanın bu işleri yapacak yeni eleman istihdam etmesine gerek kalmayacaktır.Bu gelişmelere rağmen iş hayatındaki bu değişim, ne düşünüldüğü gibi hızlı bir şekilde gerçekleşecek ne de dünyanın her ülkesinde aynı değişim yaşanacaktır.Çünkü teknoloji, her ülkede ve toplumda aynı gelişmişlik düzeyinde değildir.Şunu da belirtmek gerekir ki “kapitalizmin eğilimi sadece en ileri teknolojiyi üretim alanında uygulamak değil, en ucuz iş gücünü kullanmak ve en yoğun sömürüyü gerçekleştirmektir. Dolayısıyla robotların tüm üretim alanlarına hızla girmesi ve işçilerin yerini robotların alması söz konusu olmayacaktır.” (2) Rekabetin, bencilliğin dayatıldığı bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin kapitalist güçler tarafından başka ülkeleri işgal etmek, doğal kaynaklarını sömürmek için savaş sanayisinde kullanıldığı bir düzende, kendi bilincine sahip olacak yapay zekaların bu düzenin oyununu kendi kurallarına göre oynayacağı yani ezen tarafında olacağı bir apokaliptik gelecek korkusunun oluşması normaldir. Bu korkuya inat teknolojik ilerlemelerin egemenlerin çıkarları doğrultusunda kullanılması yerine bu gelişmelerin halkların çıkarları doğrultusunda kullanaılacağı başka bir dünyanın olabileceği gerçeğini kabul etmeliyiz.Yapay zekanın insanların işlerini ellerinden alması gibi bir durum yerine ihtiyaç temelinde bir üretimin olduğu, yapay zekalar sayesinde iş yükümüzün ve saatlerimizin azaldığı dolayısıyla kültürel, sosyal, sanatsal yaşamımıza daha fazla vakit ayırabileceğimiz sömürüsüz bir gelecek kurulabilir.Nasıl ki bir insanı şekillendiren, içinde yaşadığı düzen ve çevresi ise kendi bilincine sahip olacak yapay zekalı insanımsı robotları da aynı düzen ve çevre şekillendirecektir. Yıl 2154. Güneşin doğuşuyla gökyüzü aydınlanıyor ve sokaklarda hareketlilik başlıyor. Bir yandan parklarda koşan, yürüyen insanlar bir yandan sürücüsüz toplu ulaşım araçları, öte yandan da mesaisine erken başlayan çalışanlar ve mesai arkadaşları yapay zekalı insanımsı robotlar. Şehrin sokakları ağaçlarla, renkli teknolojik evlerle, tiyatro salonlarıyla, kafelerle, spor salonlarıyla dolu. İnsanların emeğinin sömürülmediği aksine geliştirdikleri bilim ve teknoloji sayesinde sosyal yaşamlarına daha fazla zaman ayırdıkları bir dönem…   Sezgin Keser sezginkeser92@gmail.com   (1)  https://musiconline.com.tr/muzik-ve-yapay-zeka/ (2)  https://journo.com.tr/arif-kosar-robotlarin-isleri-devralmasi-mumkun-degil

Kapitalizm ve Sosyalizmde Teknoloji – Tahsin Oygar

By Nazen Şansal

teknoloji

Argasdi 56. sayımızdan bir yazı...

teknoloji

Teknolojiye bakışın, anlayışın nasıl olması gerektiği ile ilgili çok fazla tartışma yapıl(a)mıyor günümüzde. En fazla sonuçları üzerinden hayıflanmak, modern zamanları lanetleyip, “kaçınılmaz!” son ile ilgili yapacak hiçbir şeyin olmadığı konusunda hemfikir olmak, o kadar! Karl Marx ne demişti? “Bana teknolojini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” şaka, şaka! Yani tam olarak böyle dememişti ama buraya varıyor söyledikleri… Esas olarak söylediği şuydu: “Teknoloji; insanın doğayı ele alış biçimini, yaşamını sürdürmek için başvurduğu üretim sürecini açıklayarak, toplumsal ilişkilerinin oluşum biçimini ve bu ilişkilerden doğan kavramları ve düşünce biçimlerini ortaya koyar.”  Yani bir toplumu, içinde yaşadığı doğa ile olan ilişkilerini, hatta bireylerin ilişkilerini bile belirleyen, anlaşılmasını sağlayandır teknoloji. En son çıkan cep telefonunun özelliklerini bilmemiz isteniyor yalnızca. Üretim ve ihtiyaçların belirlenmesine ne kadar dahilsiniz? Kapitalist sistem teknolojiyi mistik, zaten olması beklenen, kendiliğinden bir şekilde gelişen bir şeymiş gibi sunuyor. Hâlbuki egemenler kendi iktidar ve kar amaçları doğrultusunda bilinçli olarak teknolojik gelişimi planlıyorlar. Hatta o kadar planlılar ki kendi aralarındaki çıkar çatışmaları uğruna, sabotaj, itibarsızlaştırma ve türlü entrikalarla bu işi savaşa dönüştürmüş durumdalar. “Yüksek” teknoloji dedikleri aslında yüksek değil de saklanan, gizlenen, nasıl yapıldığı insanlıkla paylaşılmayan anlamına geliyor. “Know how” veya patent diye uydurulup, paketlenip tekrar tekrar kendi aralarında alınıp satılan bir metaya dönüşmüş durumda bilgi. Ateş yakmayı bulan ilk insan: “Bu ateşi yakmayı ben buldum bundan sonra her yakan bana patent parası verecek” deseydi ne olurdu acaba? İşte bu kadar saçma kapitalizmin yaptıkları… Bilim, kolektif bir insan etkinliğidir. Bugüne kadar yüz yıllardır on binlerce buluş gerçekleştirmiştir insanlık, tüm bu mirastan yararlanmadan bugünün teknoloji devleri kibrit dahi üretemezdi. Teknoloji en basit tanımı ile bir ihtiyacın karşılanabilme koşullarının kolaylaştırılmasıdır. Peki, eğer bunda hemfikir isek, kimin ihtiyacı? Bu ihtiyaç, kimin tarafından neye göre belirleniyor? Ve neye rağmen kolaylaştırılıyor? Bugünün kapitalist dünyasında, teknolojiyi üreten araçlar genelde kapitalistlerin elinde, kar ve iktidar ihtiyaçları için doğanın ve insanlığın talanına rağmen bir şeyleri kolaylaştırıyorlar! Teknolojinin gelişim bilgisini de tekellerine alan egemenlerin bu bilginin paylaşılmasına da tahammülleri yok. Kısacası, kapitalizmin toplumsal ihtiyaçlara göre bir teknoloji planlaması beklenemez. Reel sosyalizimdeki (SSCB) teknoloji anlayışı Bu konu bir makalede tüm yönleriyle değerlendirilemeyecek kadar geniştir fakat elimizden geldiğince değinmek gerek. 1917 devriminden sonra ülkede ciddi bir açlık söz konusu idi. Sosyalist bir devlet inşa etmek hedefi ile bilim ve teknoloji alanının Çarlık döneminden kalan çarpık ve dağınık durumu hemen merkezileştirildi. Gençlerin bilim ve teknoloji alanına ilgilerinin artırılması için üniversitelerin kapıları tümüyle halka açıldı. Laboratuvar ve enstitüler geliştirilip halkın hizmetine verildi. Toplamda yaklaşık 800 bilim kurumu kuruldu, kısa bir süre içinde 40 yeni üniversite açıldı. İlk işlerden biri SSCB Bilimler Akademisi’nin(SBA) kurulması ve Ulusal Ekonomi Komisyonu ile birlikte çalışmasının sağlanması oldu. Ülkede elektrik sıkıntısı ve açlık en önemli sorunlar olarak tespit edildi. Tüm ülkeye beş yıl içinde elektrik götürebilmek için Goelro Planı geliştirildi. Bu plan çerçevesinde tüm akademi ve enstitüler birlikte çalışmaya başladı. Tarımda verimliliği artırmak için Tarım Bilimleri Akademisi kuruldu. Kapitalizmin aksine küçük bir azınlığın kar amacı için değil, sosyalist bir ülkenin toplumsal ihtiyaçları için planlı hareket eden bir mekanizma kurulmaya çalışıldığı çok net bir şekilde anlaşılıyor. Teknoloji ve bilime bu şekilde yaklaşım, sonuçlarını çok kısa bir sürede verdi. Örneğin fizikte, kristal deformasyonunun mekaniğindeki buluşları ile bugün “elastik”, “plastik”, “anelastik”ten bahsedebiliyoruz. Kömürün yeraltında gaza dönüştürülmesini sağlayarak, maden işçilerinin tehlikeli ve zor koşullardaki çalışmalarını ortadan büyük ölçüde kaldırdılar. Tüm bunların yanı sıra dönemin iki kutuplu gerilimli dünyasında, kapitalizm karşısında sosyalizmin “gücünü” kanıtlamak amacıyla silah, nükleer ve roket teknolojilerine de büyük önem gösterildi. 1930’larda uzay programı devreye alınarak geriye kalan kapitalist dünya ile bu alanlarda rekabete girildi. İlk kez uzaya insan gönderme, aya insansız ilk iniş gibi “başarılar” elde edildi. Gizli nükleer silah araştırmaları, gizli uzay programlarına gereğinden fazla önem verildi. Her dönem kendi koşulları ile değerlendirilmeli fakat bugünden bakıldığında ABD ile girilen bu rekabet büyük ölçüde sosyalist teknoloji ve bilim anlayışı ile çelişmektedir. Sosyalist bir toplum dayanışmacıdır, sosyalizmde teknoloji ise rekabet uğruna değil insanlığın yararına geliştirilmelidir. Kapitalizm ile rekabet edemez, doğasına terstir. Bir yandan sistemin demokratik bir sosyalizmden uzaklaşıp otoriter bir rejime yaklaşması, diğer yandan o dönem dünyadaki ekolojik talanın, bugünkü kadar kötü durumda olmadığı için teknolojik gelişim planlamasının ekolojik sonuçlarının hesaplanamaması, reel sosyalizmin teknoloji anlayışını tersine çevirdi. Bu yaşananlardan ders çıkarmalıyız. Başka bir bilim ve teknoloji anlayışı mümkündür. İnsanın doğanın bir parçası ve de toplumsal bir varlık olduğunu bilerek, planlı, dayanışarak, bilgiyi paylaşarak ve doğa dostu olarak geliştirilecek teknoloji, sadece mevcut toplumsal ihtiyaçların karşılanması ve üretici güçlerin gelişmesini sağlamayacak, birey olarak insanın niteliğini ve mutluluğunu da artıracaktır.   Tahsin Oygar tahsinoygar@yahoo.com   Kaynaklar: https://en.wikipedia.org/wiki/GOELRO_plan https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/337-sayi-095/1248-sovyetler-birliginde-gunumuz-bilim-ve-teknolojisi https://sarkac.org/2019/05/sovyetler-birliginde-teknoloji/ http://bilimveaydinlanma.org/sovyet-sosyalist-cumhuriyetler-birliginde-bilim-kulturu/ https://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet_uzay_program%C4%B1

İsyanımız işgale, susmayacağız!

By YKP
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, son dönemdeki ‘işgal’ kelimesi ile ilgili başlatılan tartışmaları değerlendirdi, KTÖS’e destek belirtti, açıklama şöyle: Gündemi de değiştirmek için bazı çevreler işgal kelimesi üzerinden bir tartışma başlatmışlardır. Bu tartışma yeni değildir ve anlamlı bir de zemini de mevcut değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı hem anayasada hem de usulünde onaylanarak iç […]

Akıncı başarılı oldu sıra bizde

By YKP
YKP Sekretarya üyesi Alpay Durduran Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle: Akıncı’nın başarılı olduğunu ve BM Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreteri’nin desteğini çözüm için aldığını görüyoruz. İşin ilginç yanı ortaya çıkan çözüm yolu ve modelinin eski kararlarda aynen olduğu, yani gelip giden cumhurbaşkanlarının imzasını taşıyan kararlarda yer aldığıdır. Ne yazık ki eskiler ve partileri […]

Sorumluluk yükleme oyunu devam ediyor

By YKP
YKP Sekretarya üyesi Alpay Durduran Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle: Suçlama oyunu veya sorumluluk yükleme oyunu adı verilen Kıbrıs’ta sorunu çözme çalışmaları büyük iddialarla ve suçlamalarla sürüyor. Hâlbuki bu tutum sürdükçe çözüm çabası demeye bile layık değiller. Ancak BM’nin kararı yani Kıbrıs’la ilgili devletlerin tümünün onayıyla alınan kararlara dayanan görüşme ve çözüm çerçeveleri […]

Baraka’dan Sokak Tiyatrosu: Mobese’ye NObese!

By Nazen Şansal

77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o

Baraka Tiyatro Ekibi, şehrimize yerleştirilmeye başlanan Mobese kameralarına NObese demek, gözetim toplumunun yaratacağı baskı ve sakıncalara dikkat çekmek ve gözetleme kameralarını toplumda tartıştırmak amacıyla 16 Kasım Cumartesi günü saat 14:14'te Sarayönü'ndeki Mobese direği altında sokak tiyatrosu oynayacak. "Gözeklen da gözetlenin" adlı oyun Sarayönü'nden sonra 15.00'te Lokmacı'da ve Selimiye Meydanı'nda da sokaklanacak. Özgürlükten yana olan tüm tiyatro severler davetlidir... 77040120_2921762717834085_6502577071644999680_o Başlıyooor! Başlıyooor! Baraka Tiyatro Ekibi’nin “Gözeklen da gözetlenin” oyunu başlıyooor! Gözlerinizin önünde, Göz göre göre dikilen Mobese direklerine Demek için NObese, Elemtere fiiiş, kem gözlere şiiiş niyetine Başlıyooor! Emir geldi büyük yerden Kameralarsa askerden Protokoller imzalandı Bütün meclis onayladı Güya sağlamak için güvenliği Sağcısı solcusu kaldırdılar ellerini: “Kabul!” Büyük hırsızlar otururken rahat koltuklarında Küçük hırsızlar kaçarken memleketten ellerini kollarını sallaya sallaya Kol gezinirken sokaklarda taciz, şiddet, istismar Suçları önliyecekMİŞ  bu kameralar! Diktiler bu direkleri Gözetlemek için hepinizi Şşşşş! İzleniyorsunuz Çıkarmayın sesinizi  

Heyecanımı Besle – Halide Erkıvanç

By Nazen Şansal

foto (1)

Argasdi derginizin 56. sayısından bir tiyatro yazısı...

foto (1)

Asırlardır toplumların hayatına dokunan, yaşamlarından izler taşıyan ve insanların ruhuna hitap eden bir sanat faaliyeti, tiyatro... Gelişmişliğin sembolleri arasında yer alan, ortak bir emeğin insanda toplanıp vücut bulduğu sanatsal bir üretim... İnsanların sanata olan açlığı, her çağda kendisini göstermekle kalmayıp sanatsal üretime de yol açıyor. Yine de ilerlemenin ve üretimin önündeki o her dönem kendisini gösteren karşıt güçler, otoriteler veya insanlar hâlâ var. Ortaçağ’da tiyatro gösterileri yasaklanmış olduğundan, tiyatro ile ilgili düşünce de üretilememiştir. Yalnızca okullarda Latince öğrenimine bağlı olarak okutulan Latin ozanlarının oyunları bilinmekte, yazınla ilgili incelemelerde bu oyunların özelliklerinden söz edilmektedir. Öte yandan din adamları, halkın tiyatro sevgisinin içten içe yaşadığını gözlemledikleri için, her fırsatta bu sanatı suçlamış, tiyatronun zararlı etkilerine karşı uyarılarda bulunmuşlardır. Ortaçağ’da tiyatro düşüncesi, tiyatroyu suçlama biçiminde gelişir. Bunlar insanı hayrete düşürse ve sadece geçmişte kalmış yasakçı zihniyetler olarak görülse de, aslında öyle değil. Tamam bugün belki tiyatro yasak değil ama ne kadar özgür? Sözümüz, sahnemiz ne kadar bizim? Saint Augustine, trajik sahne oyunlarının ayartıcı olduğunu, ruhu tuzağa düşürüp yozlaştırdığını söylemiş, bazı heyecanları kurutacak yerde beslediğini söyleyerek tiyatronun sakıncalarını belirtmiştir. Ve ben söylediği bu sözle tiyatroyu neden bu kadar çok sevdiğimi ve herkesin neden özgür tiyatroyu savunması gerektiğini keşfettim. Heyecanımı beslemesi; bu bitmek bilmeyen coşkumu, heyecanımı, bir şeyler anlatmak, öğrenmek arzumu tiyatroya borçluyum. Sonra düşündüm benim bu kadar heyecan duyduğum, beni bu kadar mutlu eden bir şey nasıl olur da geçmişten günümüze kadar bütün otoriteleri rahatsız eder? Bence sebeplerimiz aynı; tiyatro, dayanışmayı öğretir, düşünceyi eyleme sokma yeteneğini geliştirir, düşünerek, yorumlayarak okumayı öğretir, toplumun kişiliği ezmesini önler. Özetle otoriteler, özgür tiyatroları ve izlediğini anlayabilen tiyatro severleri istemezler. Peki biz ne istiyoruz? Seyirci içinde yaşadığı sorunların sahneden doğru bir biçimde aktarıldığını gördüğü anda, ayakta duracak direnci de elde eder. Tiyatronun seyircisine karşı sorumluluğu vardır. Bundan on yıl kadar önce ölen, tanınmış Alman tiyatro yönetmeni Hans Schweikart, çağımızda her yönden tehlike içinde ve tehdit altında bulunan insanlar için tiyatronun sorumluluğunu şöyle açıklamıştır: "Tiyatro, seyircisine, kendi yaşantısında bilmediği şeyleri, yani daha çok bilmekten kaçındığı gerçekleri göstermekle yükümlüdür. İş adamlarının yarattığı harikalar ile dünyanın bir anda yok olması korkusu arasında sersemlemiş olan insanlar yaşamın verdiği güvensizlik karşısında, tiyatrodan ayaklarını sağlamca basabilecekleri bir zemin dilemektedirler."  Shakespeare'in Hamlet'te dediği gibi, sahne "çağının aynası ve kısaltılmış tarihi"dir. Bunun için de sahne, çağını doğru olarak, açık ve seçik, bozmadan yorumlayıp yansıtabildiği anda önemli bir araçtır. Öyle ki, tiyatro, güzeli abartmadan, kötüyü örtbas etmeden, çirkini saklamadan ve doğruyu yadsımadan görevini yapmalıdır. Bırakın tiyatro görevini yapsın, özgürce sözünü söylesin, bizi uyandırsın, ayağa kaldırsın, önce sesimiz olsun sonra hep beraber ses olalım. Bir de şu gerçeği hiç unutmayalım: Devlet ödenekli tiyatrolar, hükümetlerin değil, devletin tiyatrosudur. Devlet ise halkındır, hükümetlerin değil.   Halide Erkıvanç halideerkivanc0@gmail.com   Kaynaklar: Ülkenin Kalkınmasında Tiyatronun Rolü - Özdemir Nutku Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi- Sevda Şener Uygulamalı Tiyatro Eğitimi- Yılmaz Arıkan  

Dijital Dünyada Cinsiyet Eşitsizliği – Pınar Piro

By Nazen Şansal

dijital cinsiyet eşitsizliği

Argasdi dergimizin 56. saısından FeministİZ  makalemiz... dijital cinsiyet eşitsizliği Teknolojinin bu kadar geliştiği çağımızda, merak ettiğimiz her şeye ulaşmak artık saniyelik bir kolaylıkta. Elimizin altındaki küçük dikdörtgen kutular, ilgi duyduğumuz/duymadığımız herşeyi bize sunacak şekilde tasarlanmış. Öyle ki, çocuklarımızın çoğu kitapların da değerli olduğunu idrak edebilmiş değil. Ailemizde pişen yemekleri artık büyüklerimizden aldığımız tariflerle değil, internetten araştırdığımız şekliyle hazırlıyoruz. Yol tarifi aldığımız haritaların ömrü neredeyse bitmek üzere. Günümüzde isteyip de ulaşamayacağımız bir bilgi kalmadı. Yaşadığımız yüzyılın bizlere artıları olan bu gelişmeler, gelecekte çok yetersiz kalacak, bunun da farkındayız ve belki de bundan ürküyoruz hatta. Çünkü bu hızlı gelişim, teknolojiyle bu kadar haşır neşir olan büyük bir kesimin sadece uzaktan izlediği bir süreç. Dijital dünyanın insanlığa sunduğu imkanları tamamen olumsuzlayamayacağımız gibi top yekün doğru kabul etmek de doğru değildir. Örneğin insanlığın yerine makinelerin geçtiğini düşünebilir miyiz? Dijital öğretmenler, mahkemede dert anlatmaya çalıştığımız dijital hakimler, iş başvurumuzu değerlendiren dijital sistemler nasıl olurdu mesela? Birçok sebep olsa da en etkili sebeplerden biri, teknolojik nimetlerden tüm dünya halklarının aynı şekilde faydalanamaması gerçeğidir. Tüm ülkelerin aynı teknolojik altyapıya sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da aynı ülkede yaşasalar da tüm çocukların teknolojiden eşit bir şekilde faydalanabildiğini? Dijital hayatta kadınlar Yapılan araştırmalar, ataerkil düzenin kız çocukların dijital becerilerini de engellediğini gösteriyor. Çünkü teknolojik konular erkek ilgi alanı olarak algılanıyor ve bu da kızların ilgi duyma eğilimini düşürüyor. 1990’larda yapılan araştırmalar, odasına bilgisayar konulan erkek çocuk sayısının kız çocuklarının iki katı olduğunu gösteriyor. Bu durum da, gelecekte teknolojiyle ilgilenme anlamında, daha en baştan bir avantaj/dezavantaj konumuna dönüşüyor. Yine bazı araştırmalar gösteriyor ki, eğitimin ilk yıllarında kızlar bilgisayar derslerinde erkeklerden daha başarılı, ancak üniversiteye gelindiğinde bilişim teknolojileri ile ilgili bölümlerde okuyan kızların sayısı erkeklere oranla çok azalıyor. Dijital yazılımların yaratıldığı ortamlarda da kadınların varlığı hiç de tatmin edici sayıda değil. Teknolojide de daha çok kadın Evet, gerçekten de teknolojide daha fazla kadın istiyoruz, ama uzaktan kumandalı bir kutuya hapsedilmemiş halde. Bizim olması gerektiğini düşündüğümüz kadınların adı Siri, Alexa veya Cortana değil. Kadınların sesini telefona verdiğimiz komutları yapan ya da sorularımızı cevaplayan, bize gideceğimiz yolu tarif eden sesler değil, teknik ve bilimsel araştırmalarda açıklamalar yapan, yazılımların geliştirilmesinde politika yürüten sesler olmasını istiyoruz. Ses asistanlarının kadın sesi ile konuşuyor olması da tesadüf değildir. Şirketler bunu yaratmadan önce testler yaptıklarını ve müşterilerin etkili bir kısmının kadın sesi duymayı tercih ettiklerini açıklıyorlar. Ancak bir çok araştırma da insanların yetkili açıklama dinlerken erkek sesi, yardım alırken kadın sesi duymak istediklerini açıkça gösteriyor. Ve tabii ki de amacı kar elde etmek olan şirketler, tercihini karşı cinsten yana yapan kesimi ciddiye alma yönünde kullanıyor. Ses asistanlarındaki sesin kadın sesi olarak tercih edilmesinin sebebi kimi zaman kadının “çocuk yetiştiren” sevgi dolu bir ses olmasına atıfta bulunurken, kimi zaman da kadınların “yardımcı kişiler” olmasına atıfta bulunuyor. Hatta bazı erkekler, bir kadından yol tarifi almak istemedikleri için, navigasyon cihazında seçim şansı varsa eğer, erkek sesini tercih ediyorlar. 1990’lı yıllarda kadın sesinden talimat almak istemeyen sürücülerin şikayetleri nedeniyle BMW 5’ler Amanya’da geri çağrılmış. Japonya’daki borsa sistemlerinde hisse fiyatları kadın sesiyle bildirilirken, işlem onayını veren ses erkek. Sesin cinsiyeti olur mu? Kadına, erkeğe ya da farklı cinsel eğilimlere sahip insanlara atfedilen kimlikler, cinsiyet ayrımcılığının ya da eşitsizliğinin en büyük nedenleri arasında. Kültürden kültüre değişse de kadınların ya da erkeklerin toplum ve aile içerisindeki görevleri daha doğmadan veriliyor. Yeryüzünde cinsiyete dayalı ayrımcılığın yaşanmadığı bir kültür neredeyse yok. Tüm bu söylediklerimize, günümüzün en gelişmiş yapay zekâ yazılımlarına sahip olan sesli asistanlar da dahil. Asistanların hepsi kadın sesinde duyuluyor. Bir grup dilbilimci, mühendis ve ses uzmanı tarafından geliştirilen Q, cinsiyete dayalı ayrımcılığın sonunu getirme, hatta bunun teknolojik olarak önüne geçme amacı taşıyor. Q’nun yapımcıları, eşit oranda kadın, erkek ve eşcinsel 4600 insanın sesini kaydederek Q’nun sesini oluşturdular. Yapay zekânın ilk sürümü test için bir grup katılımcıya dinletildi. Katılımcıların %80’i asistanın bir kadın sesine sahip olduğunu söylediler. Her ne kadar her cinsiyetten eşit oranda ses bulunsa da Q’nun %80 oranında kadın sesi olarak karşılanmasının bir nedeni vardı. Sesli asistanlar, insanların aklında kadın sesine sahip olan yapay zekâlar olarak kodlanmışlardı. Peki neden? Cevap basit; ses asistanı yaratan şirketlerin bilişim teknolojileri birimlerindeki ekip elemanları neredeyse hep erkek. Erkek ağırlıklı ekipler tarafından geliştirilen ses asistanlarının sesinin hatta espiri anlayışının dahi itaatkar kadın hizmetkarlar olması gayet doğal. Ancak bu değişmeli. Neden mi? En basitinden, erkeklerin eğer kadınlara sözlü tacizde bulunurlarsa kibar bir şekilde alttan alınmayacakları gerçeğini yeniden hayata geçirebilmek için. Kadınların yardımcı kişiliklerinden sıyrılabilmeleri için. Kadınların da yönetebileceği, hayata yön verebileceğinin tam kabulü için. Peki bunu kim yapacak?...   Pınar Piro pınarpiro@gmail.com *Bu yazıda Bilim ve Gelecek dergisi Temmuz 2019 sayısında yer alan, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Ses Asistanları makalesinden faydalanılmıştır.  

YKP, Brüksel Avrupalılar Forumu’na katılacak

By YKP
Yeni Kıbrıs Partisi’nin de gözlemci üye olduğu Avrupa Sol Partisi’nin (EL) öncülüğünde 3. Avrupalılar Forumu 8-10 Kasım tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilecek. YKP’yi temsilen Genel Sekreter Murat Kanatlı toplantılara katılacak… Yüzlerce siyasi parti, sendika, emek örgütünün katılacağı toplantılarda emek mücadelesinden, ekolojiye, göçmen haklarından toplumsal cinsiyet eşitliğine dair mücadelelere çeşitli başlıklar tartışılacak… 8 Kasım’da Forum “Dünya yanıyor, demokrasi […]

“12 Yıllık Esaret” ve Devam Eden Kölelik – Serap Kızıl

By Nazen Şansal

IMG_2918

Argasdi dergimizin 56. sayısından bir film değerlendirmesi...

IMG_2918 “12 Yıllık Esaret”, 1800’lerin sonunda, New York’ta yaşayan Solomon Northup’ın kaçırılıp, köle olarak satılması ve 12 yıl süren kölelik yaşamı üzerine çekilmiş biyografik bir film. Hayatını müzisyen olarak, iki çocuğu ve eşiyle özgür bir şekilde sürdüren Solomon Northup, iki kişi tarafından kandırılmış ve bir günde hayatı alt üst olmuştur. Başından sonuna kadar kendinizi başrolün yerine koyacağınız bu filmde, ırkçılık, şiddet, işkence, çaresizlik, kabullenme ve hayata tutunmak için gösterilen tüm mücadeleyi derinden hissediyorsunuz. Ayrıca gerçekçi ve sert yaklaşımıyla, seyri zor ve duygusal açıdan yıpratıcı bir film... Yalnızca “özgürlükler ülkesi” Amerika’nın değil, dünya tarihinin kara lekesi ve utanç kaynağı olan köleliği anlatan bu filmde; köle sahibi beyazların sapkın zihinlerine odaklandığınızda, bir insanın mal gibi görülüp ona sahip olma düşüncesinin akli dengeleri nasıl bozduğunu görüyorsunuz. Kölelerine iyi davranmakla övünenler veya vicdan azabı duyduğunu itiraf edenler dahi, var olan sisteme uyum sağlayarak bu sapkınlığın bir parçası olduklarının farkında değiller ne yazık ki. Köle olarak doğup büyüyenler özgürlüğün ne demek olduğunu bilmedikleri için büyüdükleri çember içerisinde öğrenilmiş çaresizlik örneği göstermektedirler. Solomon Northup’ı diğer kölelerden ayıran en büyük özelliği ise yaşamının ilk yıllarında köleliği bilmemesi... Özgür yaşantısında sadece müziği ve ailesiyle ilgilenen Solomon’un, halkının köle olarak yaşam sürmesi her ne kadar onu rahatsız etmese de, ardından köle olması ironik ve hikayeye mücadele anlamında katkısını gösteriyor. Beyaz perdede gördüklerimizi ve hissettiklerimizi birebir yaşarken; aynı anda bizden çok uzakmış gibi gelse de, aslında hepimiz kapitalist sistemin modern köleleriyiz. Filmde, sahibinden korktuğu için ağzını açamayan, hakkını arayamayan, her söylenileni yapmak zorunda olan kişiler, şiddetle ve belki de ölümle yüz yüze gelmemek için sahiplerinin istediği şekilde, karın tokluğuna, insani olmayan şartlarda kölelik yaşamını sürdürüyorlar. Film bittiğinde; “Tüm bunlara ne gerek vardı!” “İnsanlar birbirlerine nasıl bu kadar acımasız olabildiler?” diye sorduruyor insana. Özellikle Northup’ın şu sözü her şeyi özetleyecek bir biçimde: “Ben hayatta kalmak değil, yaşamak istiyorum.” Solomon Northup’ın 1853 yılında yazdığı ve kendi hikayesini anlattığı romanından uyarlanan film, 2014 Oscar ödüllerinde En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanmıştır. Senaryosu sağlam, müziklerin, yönetmenliğin ve oyunculukların tek tek iyi olduğu bu film, aldığı ödülleri sonuna kadar hak etse de bu ödüllerin verilme nedenlerinden birinin de “günah çıkarma” olduğu düşünülebilir.

Serap Kızıl srpkzl90@gmail.com

Baraka Tiyatro Kampı Gerçekleştirildi

By Nazen Şansal

3

 

 2

Baraka Kültü Merkezi, Lapta Gençlik Kampı tesislerinde, 2 gün süren bir tiyatro kampı gerçekleştirdi. Derneğin bünyesinde faaliyet yürüten hem yetişkin hem de liseli gençlik ekiplerinin katıldığı kampta eğitici ve eğlenceli bir program yer aldı. 25 tiyatroseverin bir araya geldiği kamp, oyunculuk atölyeleri, drama ve doğaçlama çalışmaları, dans, tirat ve oyun okuma, film izleme ve tartışma gibi etkinliklerle dolu dolu geçti. Sol Anahtarı müzik grubu elemanları da kampa katılarak ses, kulak eğitimi ve şarkı söyleme konusunda bir atölye gerçekleştirdiler. Baraka Tiyatro Ekibi, toplumsal meselelerle ilgili sokak tiyatroları ve sahne oyunları ile seyircisiyle buluşmak üzere çalışmalarına devam ediyor. 5 4 9 19 17 14 11 20 6    

YKP, 30. kuruluş yıldönümünde kokteyl düzenledi

By YKP
YKP’nin 30. kuruluş yılın dönümünde, 30 Ekim, Çarşamba akşamı Bedesten’te bir kokteyl düzenlendi. Kokteyl sırasında bir konuşma yapan YKP Sekretarya üyesi Alapy Durduran, İngilizce olarak konuklara 30 yılın kendileri için önemli olduğunu, ilk yola çıkarken ortaya koydukları ilkelerden sapmaksızın ileriye doğru geliştirerek mücadelelerini sürdüreceklerinin altını çizdi. Durduran, katılan herkese teşekkür ettikten sonra dayanışma gösterip katılan […]

CYPRUS STATE IS STEALING THE SOCIAL SECURITY STAMPS OF IMMIGRANTS

By Bandieracy

Immigrant workers are the least valued part of the working class, as they work at the worst paid jobs, in miserable conditions, with their labor rights usually not being recognized. These miserable conditions are deliberately passed over in silence by the state, which is concealing the exploitation of immigrants, making it easy for employers to intensify the devaluation of the immigrants’ lives and for entrepreneurs to increase their profits.

The state of Cyprus favors employers by regulating the labor rights of immigrants, with special contracts that often forbid immigrants from changing jobs, deprive them of their right to unionize and – in the case of asylum seekers- even restrict them into working only in specific professions.

Furthermore, under this employment regime, the state of Cyprus is even stealing the immigrants’ social security stamps! Immigrants who have been living and working in Cyprus for years have their salary subjected to deductions, yet they cannot receive any legal benefits from the deductions or a recognition of their years of service, when they return to their home countries. Despite the reports and organized demands of immigrant organizations in Cyprus for bilateral agreements between Cyprus and immigrants’ home countries, (in this case, demands of the Filipino immigrant community in cooperation with ethnic groups from Sri Lanka, Vietnam, India and Nepal) the state’s policy remains unchanged.

We know that immigrant workers are forced to come to Cyprus for a variety of unfortunate reasons, looking for a better life. The miserable working conditions that they are experiencing are due to state and institutional isolation and social racism that divides workers into “locals” and “foreigners”.

We support the mass protests of immigrants and their demand for recognition of their Social Security stamps in our country, and we are in solidarity with their organized groups fighting for their labor rights. Against the devaluation and exploitation of local and foreign workers, beyond any national or religious divisions and with solidarity as our weapon, we organize and fight united, confronting the common enemy. The working class can win only if it unites against its oppressors.

NO TO THE ROBBING OF WORKERS’ SOCIAL SECURITY STAMPS BY THE STATE OF CYPRUS

IMMEDIATE RECOGNITION OF SOCIAL SECURITY STAMPS FOR ALL IMMIGRANT WORKERS IN CYPRUS

LEGALIZATION OF ALL CURRENT IMMIGRANTS, WITH A CLEAR PATH TO CITIZENSHIP AND FULL WORKING RIGHTS

UNITY AND SOLIDARITY OF IMMIGRANT AND NATIVE WORKERS

 

💾

30 yıldır YKP’nin barış ve sosyalizm yolculuğu sürüyor

By YKP
30 Ekim 1989 yılında kurulan Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), 30 yaşında… Yeni Kıbrıs Partisi, taviz vermeksizin, fetihçi anlayış ve uygulamaları ile adanın üçte birini işgal altında tutan TC’nin sivil asker bürokrasisinin denetimindeki hem siyasi parti, tarikat ve hemşeri derneklerince, hem de yeraltı ve yerüstü paramiliter teşkilatlarıyla desteklenen ve yerli işbirlikçileriyle korunan Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejime karşı, […]

İzle-Tartış’ta Hayat Treni İzlendi

By Pınar Piro

ht1

ht1Baraka’nın kesintisiz devam eden İzle-Tartış etkinliği kapsamında, 2019 bahçede sinema gecelerinin sonuncusu Hayat Treni filmi ile gerçekleştirildi. Ekim ayının ilk cumartesi akşam seyrettiğimiz Hayat Treni filmi bizlere, ikinci paylaşım savası sırasında yerlerinden edilen insanları, onların hayatta kalmak için vermiş oldukları haklı ve trajik/komik hikayesini anlattı. Film sonrası gerçekleştirdiğimiz sohbette savaşın görünen yüzüyle yaşattıklarının yanında görünmeyen yüzünün de olduğu buna ilaveten aslında var olan ancak “görünmeyen” insanlara yani; azınlıklara yaşattıkları da ele alındı. ht2Yapılan keyifli sohbetin ardından Kasım ayı filmi için öneriler bölümüne geçilerek öneriler arasından Der Verdingbub filmine karar verildi.   Bu filmde, Max bir çiftçi ailesinin çiftlik işlerinde çalıştırmak üzere evlatlık aldığı bir yetimdir. Üvey ailesi Max'a adeta bir köle gibi davranırken, evin öz oğlu ise onu aşağılamak ve yetim olduğunu başına kakmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Akordeon çalmak Max'ın kendine has bir özelliğidir. Kasabanın yeni öğretmeninin Max ile ilgilenmeye başlaması zaten kötü olan durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Max'ın çiftlikte çalışan Berteli ile kurduğu dostluk, tüm bu sıkıntılara dayanabilmesini sağlayan tek şeydir. Max onunla, çiftlik aletlerinin bile saf gümüşten olduğu bir dünya hayal etmektedir...   Bu hayal ile birlikte, Max’ın hikayesini konu alan bu filmi gelin birlikte izleyelim. 2 Kasım Cumartesi akşamı 19.00’da başlayacağımız etkinliğimize herkesi bekliyoruz…    

❌